
Tek başına tatile çıkmak, bir konsere gitmek ya da bir restoranda tek kişilik masa ayırtmak gerçekten yalnızlık mı, yoksa kendimizle buluşmanın en cesur hali mi? Bu bölümde "tek başına çoğalmayı", mahalle baskısını kırmayı ve kendi varlığımızla tam hissetmenin getirdiği özgürlüğü konuşuyoruz.
Peki sen en son ne zaman sadece kendinle güzel bir randevuya çıktın?
Transkript
Merhabalar, yine harika bir konuyla, tam da kalbimizin ortasına dokunacak ama bir yandan da içimizi ferahlatacak bir bölümle karşınızdayım.
Bugün konumuz tek başına çoğalmak.
Geçenlerde sosyal medyada gezinirken Zeynep Özyılmazel'in bir paylaşımına denk geldim.
Böyle tek başına Kaz Dağları'na gitmiş, harika bir anın, aslında tatilin tadını çıkarıyordu.
O kadar rahat, o kadar kendiyle barışık ve keyifliydi ki bir tatil yapıyordu, tek başınaydı bu tatilde.
Baktım ve dedim ki işte bu dedim ya.
Biz niye güzel bir anı biriktirmek için illa yanımıza bir refakatçi bulmak zorundayız ki?
Tek başına da hayattan keyif alacak ve çoğalacak şeyler yapabiliriz.
Şimdi sizi bu fikre ısındırmaya geldim bu bölümde.
O yüzden hazırsanız hemen başlayalım.
Şimdi kabul edelim
bu fikri ilk düşündüğümüzde yani tek başına çoğalmak, tek başına bir şeyler yapmakla ilgili fikri ilk düşündüğümüzde zihnimiz hemen o meşhur mahalle baskısı butonuna bası verebilir.
Mesela tek başına şık bir restorana gittin diyelim.
İşte masa sorduğunda garson kaç kişi olacaksınız diye mutlaka sorar.
Veya işte oturdunuz misafiriniz gelene kadar içecek bir şeyler alır mısınız diye bu soru da kesin olarak gelir öyle değil mi?
E sen de yok hayır yalnızım dediğinde muhtemelen sana kayıp bir kedi yavrusuna bakar gibi bakma ihtimali çok yüksektir.
Ya da tatile gidiyorum dersen aa kimle gidiyorsun ilk soru olur mutlaka.
Kimseyle tek başıma gidiyorum dediğinde hatta bunu böyle bir iki kez daha duyarlarsa çevren tüh tüh vah vah bu kızda yalnız kaldığı kesin bir sorunları var.
Neler yaşıyor bu kız ne oldu bunun arkadaşlarına eşine sevgilisine ayrılıyorlar mı kocasıyla falan diye düşünmeye başlarlar.
Hatta olayı böyle komik bulup ne o kendi kendine mi takılıyorsun diye aklınca şaka yapmaya çalışanlar da mutlaka karşımıza çıkar.
Şimdi buradan o garsona ve o bakışları atıp şakaları yapacak potansiyellere sesleniyorum.
Hayır yalnızlık değil bu.
Ben şu an kendimle gayet kaliteli bir randevudayım.
Nokta. Gerçekten sırf yanımızda bir sevgili ya da bir dost yok diye kaç tane konseri, kaç tane tatili, kaç tane filmi ya da sırf tek başıma yemek yenir mi çekincisiyle kaç tane
güzel restoranı pas geçtik bir düşünün.
Toplum bize güzel şeyler paylaşıldıkça anlam kazanır fikrini öyle bir kodlamış ki tek başımıza böyle kaldığımızda yapacak...
Bir şey bulamıyoruz, kendimizi eksik, bir parçası böyle evde unutulmuş falan gibi hissedebiliyoruz.
Oysa tek başına deyte çıkmak, tek başına tatile gitmek bir çaresizlik değil, tam tersine müthiş bir lüks.
Düşünsene tatile gidiyorsun, nereye gidelim?
İşte gene mi oraya gideceğiz?
Ben orayı sevmem. İşte çok yürüdük, ben acıktım.
Gene mi müze gezeceğiz? Şimdi falan diyen kimse yok etrafında.
Sabahın köründe uyanıp sahil boyunca yürümek mi istiyorsun?
Yürü. Bütün günü tek bir kafede oturup sadece etrafı izleyerek mi geçirmek istiyorsun?
Geçir. Rota tamamen sensin.
Kontrol tamamen sende.
Müthiş bir lüks değil mi bu ya?
Ama mesele sadece tatil ya da yemek yemeye gitmekten falan ibaret de değil aslında.
Tek başına yapılabilecek o kadar harika şeyler var ki.
İşte mesela tek başına bir sergi ya da müzeyi gezmek.
Şimdi bir sergi ya da müzeyi götürecek birini bulmak çevrende her zaman zor olabilir.
Ama sen belki de...
Yıllardır müze ya da sergi gezen biri değilsindir ama bir fikir sahibi olmak istiyorsundur, görmek istiyorsundur ya da bir yerden başlamak istiyorsundur.
O birini bekleme işte, kalk git o sergiye, müzeye.
Yanındaki kişinin temposunu ayak uydurmak zorunda kalmadan, işte tek bir tablonun ya da heykelin önünde dakikalarca durabil veya kulaklığını takıp şehirde daha önce hiç girmediğin sokaklara girmek,
işte bir sahafın tozlu rafları arasında kaybolmak.
Ne bileyim tek başına bir workshop'a gitmek, seramik ya da resim atölyesine, yemek atölyesine katılmak, sinemada patlamış mısırını kimseyle paylaşmadan en sevdiğim filmi izlemek.
Bunların hepsi kendinle bağ kurmanın en tatlı yolları.
Bir de işin psikolojik boyutu da var.
Bu da çok önemli. Onların ne olduğunu söyleyeyim size.
Psikolojide buna solitude yani sağlıklı yalnızlık deniyor.
Ancak önemli bir çizgi var.
İzolasyonla karıştırmamak lazım.
Çünkü izolasyon böyle bir kaçışken...
Bu yalnızlık bir şifalanma hali.
Sürekli başkalarının beklentilerini, duygu durumlarını yönetmekten yorulan zihnimiz tek kaldığımızda nihayet dinlenmeye geçiyor.
Kendi iç sesimizi duymaya başlıyoruz o anda.
Dışarıdan gelecek onaya olan bağımlılığımız azalıyor ve en önemlisi işte öz şefkat ya da özgüven kaslarımız güçlenmeye başlıyor.
Kendi kendine yetebildiğini gören bir insanın sırtı hayatta kolay kolay yere gelmez.
Şimdi şöyle bir gözlerinizin önüne getirin lütfen.
Tek başına çoğalmayı denemek her şeyden önce kendi iç sesinin ses seviyesini açmanı sağlar.
İşte öz şefkat ve öz güven dediğimiz yer de aslında burada başlıyor.
Yani işin psikolojik tarafı fizyolojik olarak hatta bedenine de bir takım şeyler yansıtmaya başlıyor.
Bir zihinsel dönüşüm de başlıyor aslında.
Yani başkalarının ne istediğini, ne düşündüğünü hesaplamaktan kendi arzularına sıra gelmeyen o zihinsel kalabalığı...
Susturmayı da öğretir tek başına çoğalmak.
Hayatın boyunca sana çaktırmadan yüklenen, işte yanında biri yoksa yalnızsın ya, işte eksiksin, olmaz, ilizyonunu tek bir adımla yıktığında içindeki o gizli cesaretin ortaya çıktığını
görürsün. İşte ne bileyim bir mekana tek başına adım attığın o ilk saniyedeki çekingenliğin yerini birkaç dakika sonra ben buradayım ve kendi varlığımla gayet tamım özgüvenini bırakışına
hissetmeye başlarsın.
Sana kendi sınırlarını yeniden çizebilme gücü katar tek başına çoğalmak.
Bir şeyi sırf ayıp olmasın diye yapmamayı, sadece kendi ritminde var olabilmeyi ve onay arayışından özgürleşmeyi deneyimletir.
Kendi kararlarının arkasında tek başına durabildiğini gördükçe hayatın diğer alanlarında da adımlarını çok daha cesurca atmaya başladığını fark ettirir.
Ve en önemlisi de ne biliyor musunuz?
Yaşamaktan keyif almak.
yeni deneyimlere açılmak ve anı biriktirmek için bir başkasının varlığına ya da eşlik etmesine muhtaç olmadığını, kendi varlığının tek başına da ne kadar güçlü, ne kadar ilham
verici ve tam olduğunu fark ettirir.
Kendi içimizdeki seslerin gürültüden arındığı, başkalarının onayına ihtiyaç duymadığımız o anlarda aslında kalabalıklaşıyoruz.
İşte bu yüzden buna aslında tek başına çoğalmak da deniyor.
Kendi kendimizin en iyi arkadaşı oluyoruz.
Bir yemeğin tadını sırf karşıdakine nasıl beğendin mi diye sormadan sadece kendi damağında hissederek yemek bile müthiş bir özgürlük.
O yüzden acaba arkadaşı yok mu, kocasıyla arası mı bozuldu diyen bakışlara sadece gülümseyip geçelim ya.
Onlar henüz kendileriyle baş başa kalmanın o nasıl diyeyim muazzam tadını keşfedememiş olabilirler.
Şimdi. Bu hafta beni dinleyen kimse karşımdaki şu an senden küçük bir ricam var.
Kendine bir söz ver.
Küçücük de olsa tek kişilik bir mesela randevu ayarla.
En basiti o ya mesela güzel bir kahveciye git, bir kafeye git.
Masada otur ama telefonuna gömülme, etrafını izle, kahveni yudumla, belki kitap oku ve kendi varlığının tadını çıkar.
Tek başına çoğalmaya bu adımla başlayabiliriz bence.
Bilmiyorum siz bu konuda ne düşünüyorsunuz tek başına çoğalanlar?
Zeynep Özcılmazel bunu herhalde bir böyle rutine bindirecek.
Sayfasını takip edersek o nasıl çoğalıyor ondan da ilham alabiliriz.
İnşallah bu bölümü o da dinler ve yorumlarını bize gönderir.
Çok da mutlu olurum ve sevinirim.
Şimdi tek başına çoğalanlar, kendiyle harika anılar biriktirenler, kimler varsa daha önce bunu deneyimlemiş olanlar varsa lütfen Kadın Dediğim Podcast Instagram hesabında da buluşalım.
Kendi deneyimlerinizi, şunları da yapabilirsiniz diye örneklerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
Hatta ilk solo date hikayeleriniz varsa ki en çok da herhalde yemeğe çıkmak vardır çünkü bana yazın üzerinden bol bol konuşalım.
Bir sonraki bölümde yine kendi hikayelerimize çoğalmak üzere kendinize güzel bir randevuya çıkmayı ve beni Spotify'dan takip etmeyi unutmayın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
