
Tarihimizde bilinen ilk kadın isyanı : 8 mart dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun
10 Mart 2023 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhaba herkese, ben Gökçe.
Bu podcastı dinleyen tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.
Sadece kutlamakla etseydi keşke diyorum.
Yani her şey, tüm haklarımız, yaşam koşullarımız, toplumsal algımız böyle fevkaladenin fevkinde olsaydı da bir çiçekle hatırlanıp kutlanmak yetseydi.
Ama maalesef öyle değil.
Anlatılması, ele alınması gereken ve sadece kadınları etkileyen çokça konu var.
Hem toplumsal hem de kurumsal.
Bu podcast devam ettiği sürece ben her birini ele almaya, anlatmaya, çözüm aramaya devam edeceğim.
Tabii ki sizlerle beraber.
Neyse ki bunu böyle tırnak içinde söylüyorum.
Kadın sorunlarını daha yüksek sesle dile getirilebildiğimiz bir dönemdeyiz artık.
Yani daha çok ses çıkartabiliyoruz.
Sosyal medyayı daha etkin kullanabiliyoruz.
Sözümüzü dinletmeye, yasaları değiştirmeye, dünyada bir farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.
Yani en azından sessiz kalmıyoruz artık.
Kadın haklarını korumak için sessiz kalmıyoruz.
Ülkemize ses çıkartmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde hem de bunu yapmaya çalışıyoruz.
Evet sessiz kalmıyoruz ama gene de istediğimiz yerde hakkımızı arayan sloganlar atıldığında onlarca kadın gene gözaltına alınıyor.
Gene 8 Mart 2023 tarihinde gözaltıları oldu maalesef.
Sadece haklarımızı arayan ve bunun için slogan atan kadınlar yani terörist değillerdi.
Kimseye zarar vermiyorlardı.
Cinayeti işlememişlerdi.
Sadece haklarını arıyorlardı.
Yani böyle bir gösteri yapılmasına bile artık...
İçinde bulunduğumuz devletin hükümeti maalesef tahammül edemiyor.
Ve bu ülkenin artık kırmızı çizgisi olmuş durumda.
Bir şeyi protesto etmek bu ülkenin kırmızı çizgisi.
Peki geçmişe gidip tarihimize bilinen ilk kadın isyanlarından ve protestolarından birini hatırlamaya orada neler yaşandığını öğrenmek ister misiniz?
Haydi başlayalım. Tarihimizdeki büyük feminist isyanı için 1801 yılına gidiyoruz şimdi.
Tahta 3. Selim var ve 10 Ağustos günü öyle bir ferman imzalıyor ki işte isyanların, protestoların fitilinde ateşlemiş oluyor.
Ferman da yeni bir gümrük vergisi ilan ediliyor.
Hatta yeni bir gümrük vergisi daha ilan ediliyor.
Çünkü bir tüccar dışarıdan Bursa'ya ürünler ya da o zamanki tabiriyle yükler getirdiği zaman bunun karşılığında 110 kuruş vergi verirken yeni fermanla beraber bu 220 kuruşa çıkmış oluyor.
Halk fakir. Yoklukla mücadele ediyor.
Diğer tüm vergilerden omuzlarını kaldırmaya halleri yok.
Savaş ve saray saltanatıyla mücadele etmekten bitkin durumdayken de eklenen bu yeni vergi halkı iyiden iyiye ezip geçiyor.
Üstelik Bursa büyük bir yangın felaketini de atlatmış.
Şehrin 3'te 2'si de yok olduktan sonra yapılıyor bu.
Yani halk artık gerçekten tükenmiş durumda.
Bu sırada şehirde ayrıca müthiş bir çekirge istilası oluyor.
Şehri basan çekirgeler nedeniyle tarım da etkileniyor ve hububat ürünleri alınamıyor o sene.
O hale gelmiş durumda şehir.
Bu durum tabii ki fiyatların artmasına neden olmuş ve tam burada bir es verip tarihin günümüze yansımasının ne kadar garip bir şey olduğunu görüyoruz öyle değil mi?
Sanki bugünümüzü dönem dizisi için değiştiriyormuş gibi anlattığımı fark ettim bir an o yüzden bir es vermek istedim.
İşte ne diyorduk ürünlerini alamıyorlar yani çekirge istilasından da etkilenmişler.
Artık halk aç kalmamak için mücadele vermeye başlıyor.
Çekirge felaketi, işsizlik ve yangın üst üste geliyor ve halkın tek umudu eskiden olduğu gibi dokuma yapmaya devam edecek para kazanmak.
Bunun için de tabii ki yurt dışından gelecek işte o ürünlere ihtiyacı var dokumaya devam etmek için.
Ve hayatta kalma mücadelesine devam etmek istiyor tabii ki.
yangından kurtarabildikleri tezgahlarında ipekli ve pamuklu dokumalar yapıp tüccarlara satış yapmak istiyorlar.
Bunun için yurt dışından ürün getirmeleri gerekiyor ve getirdikleri ürün başına da eskiden 110 kuruş verirken şimdi artık 220 kuruş verilmesine emreden bir fermanla karşı karşıya kalıyor.
Bu ürünleri Bursa'ya getirecek tüccarların da işi zordur.
Çünkü iki misli vergi ödememek için mallarını gümrük yolundan değil de Kaçak yoldan Bursa'ya getirmek isterler tabii ki.
Ve padişah bu kaçak olayının da önüne geçmek için bir dizi önlem almaya başlar.
İşte Bursa şehri etrafında gezecek ve vergi ödemeden şehre giriş yapan tüccarları belirleyecek bir gümrük kolcuları atar.
Bir çeşit zabıta gibi düşünebilirsiniz.
Gezerek tespit yapmaya başlarlar.
Hatta bu kolcular için ayrıca bir gümrük binası yapılmasına karar verilir.
Yani bu bina yapma işi gerçekten geçmişten günümüze gelmiş bir gelenek yani.
Bir görev atanıyor onun hemen bir inşaatlı binası yapılıyor falan.
Çok gerçekten komik ve ilginç.
Ve bu kararda tabii ki kim veriyor?
Sultan Selim Vakfı veriyor.
Hemen de bir vakıf.
Yani vakıf üzerinden para aktararak işte iş yaptırmak falan gerçekten geleneksel olmuş bu Osmanlı'dan günümüze kadar gelmiş.
Hatta ve hatta yeni yapılacak binanın yıllık kirası olan 25 kese altının da hazineden vakfe ödenmesi isteniyor.
Yani sarayın hazinesindeki para halka harcanacağına vakfe aktarılıyor falan çok tanıdık şeyler.
Hem hazineden hem de Bursa gümrüğünden alınacak kese kese altınlar vergiler vakfe aktarılmaya başlanıyor.
Tüm bu gelişmelerden sonra halk artık isyan ediyor ve ilk protesto gösterileri de başlamış oluyor.
Bu protesto gelişmelerinden haberdar olan 3.
Selim sadrazamına bir haber yolluyor ve aynen şöyle diyor.
Sizin düzenlediğiniz şekilde vakfı kurdum.
Lakin bu vesileyle fukaraya zulmedilmesine, mağduriyetlerine rızam yoktur.
Kişi vakfını hayır için kurar.
Vakıf ve gümrük olayı araştırılsın, zulüm varsa istemem.
Ancak gelen cevap da Bursa'da gümrüğün yeni kurulmadığı...
Ancak bazı kötü niyetli kişilerin burayı avanta kapısı bellediğine ve kendilerine haksız kazanç sağlamak için bazı Bursalı kadınları tahrik ettiklerini ve aslında çoğunluğu memnun olduğunu
belirtir. Ve 3.
Selim'in yaklaşımı veto edilir.
Bakın burada tarih şimdiden farklılaşıyor.
1802 yılı Nisan ayı gibi isyanlar şiddetleniyor.
O tarihlerde fermanlar halka şöyle duyurulmuş yani padişah bir ferman yayınladığında halka şöyle aktarılırmış.
İşte merkezden saraydan gönderilen ferman kadılar tarafından halkın yüzüne karşı okunarak ilan edilirmiş.
Ve halkta işittik ve itaat ettik dedikten sonra ferman yürürlüğe girermiş.
Ve tekrar merkeze ve padişaha bu durum bildirilirmiş.
Yani halk bunu duydu, işitti, kabul etti dendiğinde ferman artık uygulanmaya başlarmış.
Devlet, ferman yürürlüğe girdikten sonra o fermanda ne yazıyorsa da aynen uyguluyor.
Çünkü işte dediğim gibi halk kabul etmiştir artık.
Eğer uygulanmasına engel olunursa o yer, o şehir, o belde, o bölge cezalandırılmış.
Bu sebeple Bursalılar öncelikle bu yeni fermanın ilan edilmesini durdurmak isterler ki yürürlüğe girmesin ve durdurmak isteyenlerin tamamı ise kadınlar.
O sırada Bursa'ya İstanbul Gümrüğü'nden ve Sadrazam tarafından görevlendirilmiş teftiş memurları gönderilir ve hiç beklemedikleri bir manzarayla karşılaşırlar.
Osmanlı toplumunda hayatın içinde yer almayan, evine kapanmış, söz hakkı verilmeyen ve şehirli kadın profiline uymayan kadınlar topluluğu isyanın başını çekmektedir.
Defalarca protesto gösterileri yaparlar.
Hatta Bursa'da hükümet kadınların ellerinde diye laflar bile dolanmaya başlar.
Üstelik bu kadınların ilk protestoları da değildir.
Bursa'da yaşanan ilk protestoları değildir.
Daha önce de gelen ek vergilere karşı gelmişler.
Ekmek kavgası uğrada mahkemeleri basmışlardır.
Yani böyle protestolar da yapmışlardır geçmişte.
Son isyan ise 500 kadınla başlar.
Bursa çarşıdan başlayıp İpek Hanı'na kadar yürürler ve gümrük görevlilerini taşlamaya başlarlar.
Hem İstanbul hem de Bursa gümrüğünde görevli olan memurlar hanın arka kapısından kaçmak zorunda kalırlar ve evlerine sığınırlar.
Ve İstanbul'a bir mektup yazarlar.
Kısaca mektupta kadın isyancıların söz birliği içinde olduklarını, devletten kim gelirse ister karadan ister denizden Bursa'ya sokmayacaklarını, aralarından kimseyi devlete
teslim etmeyeceklerini söylediklerini yazarlar.
Ve ayrıca kadınlara karşı bir tepki verilmemesinde aksik takdirde kocalarının da eşlerini korumak için isyana müdahil olup olayların daha da büyüyebileceğini mektuplarına eklerler.
Dayanışmaya bakın ya gerçekten.
Bursa'da neredeyse ihtilal yapılmaktadır.
Yani artık o durumdadır kadınların protestoları.
Tüm kadınlar sokaklardadır.
Mayıs'ın sonuna kadar bu protestolar devam eder.
Yani Nisan'ın başından Mayıs sonuna kadar yani bir aydan neredeyse daha fazla devam eder.
Bir yandan da saray yalakaları 3.
Selim'i halka haksızlık yapılmadığını ikna etmeye çalışırlar.
İkna da olur padişah tabii ki yani şimdiki durum gibi yanındaki sadrazamı görevlisi ne derse ona inanan bir durumda padişah halktan kopuk olduğu için ve o yüzden halka yeni bir ferman gönderilir.
3000'den fazla kadın ellerinde silah olabilecek ne varsa mahkemeye gelir ve ferman okumadan önce okumak isterler ki işte halkın diğer kısmı evet işittik itaat ettik falan
diye söz vermesinler diye.
Yangında evlerini barklarını ailelerini kaybeden.
çekirge istilasından dolayı gıdalarını ve fazla vergilerden ötürü yaşama sevinçleri ellerinden alınan kadınların sayısı mahkeme içerisinde gitgide artmaktadır.
Yeni fermanın okunmasını ancak şu şartla kabul ederler.
Zaten verdiğimiz vergilere eklenen bir misli vergiyi ve vakfa aktarılacak 25 kese altını kabul ederiz.
Ancak Bursa'ya yeni bir gümrük binası yapılmasını Ve Bursa'dan alınacak yeni bir gümrük vergisini kabul etmeyiz derler.
Yani yine padişahın dediği olsun bu vakıf buraya ne yapmak istiyorsa yapsın onu da kirasını ödesin hazineden.
Biz zaten mevcutta verdiğimiz vergimizi vermeye devam edelim ama yeni bir vergi istemiyoruz derler.
Ve Bursalı kadınlar günler süren haklı mücadelelerini kazanırlar.
Bizlerin de verdiği mücadeleleri kazanmak için sosyal medyada repost etmekten fazlasına ihtiyacımız var.
Verdiğimiz her mücadeleyi temeli sarsılan adaletin geri gelmesiyle kazanacağımıza ve mücadele etmemize gerek kalmayacak günlere kavuşacağımıza sonsuz inanıyorum.
Hepinizin tekrar Kadınlar Günü'nü kutluyorum.
Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
