
Transkript
Herkese merhaba, ben Gökçe.
Her defasında yeni podcast bölümü hazırlarken, kurumsal hayat ve o hayatın içindeki kadınlarla ilgili konuyu belirliyorum.
Ve tam hazırlıklarıma başlarken, ülke yangın yeri, bu konuya daha sonra dönerim, gündemdeki o ülkeyi yangın yerine çeviren konuyla ilgili bir şeyler anlatmalıyım diyorum ve vazgeçiyorum.
Biliyorsunuz önümüzde seçim var.
Siyasi propaganda yapacak değilim tabii ki ama seçime giren kişi ve partilerinin çoğunluğunu oluşturan erkekler her seçimde olduğu gibi bu seçimde de kadınlar üzerinden vaatler vermeye ve
oldukça yüksek sesle kadınlar için şunun yapılacağının, bunun kaldırılacağının sözünü aldık vesaire demeye başladılar.
Yine kadınlar adına erkekler konuşuyor, kadınlar adına erkeklerin karar verici olması için propagandalar yapılıyor.
İttifak metinleri, seçim propagandaları vs.
istemiyoruz artık sanırım biz kadınlar.
Biz vaatle dinlemek istemiyoruz.
Biz eylem görmek istiyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin her kademede sağlandığı, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin olmadığı, olamayacağı, kadın cinsini de birey olarak gören zihniyetlerin hakim olduğu, hakkımızı
herkesten çok aramak zorunda kalmayacağımız ve aslında bu saydığım maddelerin artık mevzu bahis bile olmadığı ya da yok denecek kadar azaldığı günleri yaşayacağımız eylemleri görmek istiyoruz biz.
Söyleyecek çok sözüm var, bence başlayalım.
Şimdi bir nereden nereye diyeceğimiz mevzulardan bahsedeceğim.
Cumhuriyetin ilk yılları ve kadına verilen seçme ve seçilme hakkının kabulü ile Bugün geldiğimiz nokta arasındaki uçurumu hatırlamakta fayda var.
Halkçılık ilkemizin en önemli alt maddelerinden biri.
1934 yılında 258 milletvekilinin tamamının kabul oyu kullanmasıyla hayata geçen, kadına birey olma özelliği katan bu yasa değişikliğiyle Türkiye tüm dünyada manşetlere
taşınmış ve dünya gündemini meşgul etmiştir.
Bu hak Fransız kadınlara 1944, İtalyan kadınlara 1945 yılında verilmiştir.
Öyle ki kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinden sonra iş hayatına atılmalarına da olanak verildi.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada ortaya çıkan bir fotoğrafı hatırlarsınız.
Fotoğraf İngiltere'den.
Kadınlar ellerinde bazı pankartlar tutuyorlar ve Türkiye'yi olumlu anlamda örnek gösterecek bazı söylemlerde bulunuyorlar.
Türkiye'de kadınlara verilen değeri gözler önüne seren fotoğraf yaklaşık 60 yıl önce çekiliyor.
İngiliz kadınlar Türk kadınlarından daha mı değersiz?
Pankartlarda yazan sloganlar bu.
Ya nereden nereye?
Bu haktan sonra kadınlar milletvekili olarak ilk defa 1935 yılında meclise giriyorlar Türkiye'de.
395 milletvekili giriyor meclise o sene ve 18'i kadın.
Ya müthiş bir sonuç bu.
Derken 1946 yılında kadın vekil sayısı 9'a kadar düşüyor.
Derken 61'de 3.
Ve toplam vekil sayısı o sene aynı zamanda 487.
1995'e kadar tekhaneli rakamlar yani kadın mecliste yok.
İlk defa 2018 seçimlerinde 600 vekilden 108'i kadın vekil olarak meclise giriyor.
Aslında bakarsanız sadece %18'i.
Tüm bu yıllar içerisinde her seçim öncesi kadınlar lehinde olabilecek vaatler veriliyor.
Ama seçim sonrası uygulamalar lehte olmadığı gibi alehte oluyor.
Veya kadının adı hiç olmuyor.
Zaten kadını temsil edecek vekil de yok mecliste.
Peki mecliste neden kadın vekil çoğunluğu sağlanamıyor?
Yapılan bir araştırma sonuçlarını gayet detaylı çıkarmış ama özetlersek durum şundan ibaret.
Daha kadın aday adayı olmadan önce parki teşkilatlarında sorunlar başlıyor.
Örneğin yükselme sorunları.
Yani önlerinin kapanması.
Bu daha önce anlattığım cam tavanlar parki teşkilatlarında da var yani.
projelerinin değerlendirmeye alınmaması, kadınların hemen böyle kadın kollarına yönlendirilmesi ve böyle pasif görevler verilmesi, pasif bırakılmaları, küçümsenmeleri, beceremez mantığının siyasi
toplumda da yaygın olması gibi nedenler var.
Anaylik sürecine geçti diyelim.
Karalama kampanyaları ve dedikodular çıkmaya başlıyor kadın aleyhinde.
Hatta araştırmaya katılan bir kadının cümleleri aynen şöyle.
Siyaset yapıyorsanız kadın ya da erkek fark etmez.
bir şekilde hakkınıza çıkacak olan karalama kampanyalarına ve dedikodularına da hazırlıklı olmalısınız.
Ben de bu fikir yola çıkmış olmama rağmen süreç boyunca ciddi şekilde yaralandığımı, her akşam ağladığımı hatırlıyorum.
Şimdi tabii siyaset ciddi bir psikolojik savaş.
Bu savaşı kazanmak için yapılması gereken en önemli şey her ne olursa olsun ayakta kalabilmek ve yorulmadan mücadele edebilmek.
Başka türlü siyasette ayakta kalmak özellikle de bir kadın için pek mümkün değil.
Bakıldığında her ne kadar erkekler tarafından da benzer deneyimler yaşansa da durumun kadınlar açısından daha kötü sonuçlar doğurabileceği açık.
Öyle görünüyor. Bunun en temel sebebi kadının toplumumuzda namusu temsil etmesi ve hakkında çıkabilecek en küçük dedikodunun bile aile içinde büyük olaylara
yol açabileceği, çocukları üzerinde kapanmayacak yaralar açabileceği görülebilir.
hakkında çıkan dedikodular erkekler hakkında çıkan dedikodularla çok aynı olmuyor.
Kadını daha çok namusu, ailesi, çoluğu, çocuğu üzerinden vuruyorlar.
Gerçi erkeklerin de kasetleri falan çıkıyor, saklanıyor, bir şeyler oluyor ama ne olursa olsun yani bir kadının kaseti var denmesiyle bir erkeğin kaseti var denmesi aynı kapıya çıkmıyor.
Bu da bir gerçek. Gene aynı araştırmadan bir araştırmaya katılan bir kadın şunu söylüyor.
Birçok arkadaşımın bırakın siyaset yapmayı bırakmasını ailesini bile terk etmek zorunda kaldığına şahit oldum.
Yani o kadar fazla bir baskı yaşıyorlar ki sadece kadın olarak bir işte parti teşkilatına girmek, milletvekili aday adayı olmak hadi aday oldu o sürece girdi.
Sadece parti ya da siyaseti değil ailesini bile terk etmek zorunda kalıyorlarmış.
Dedikodularla baş ettiniz diyelim ailevi sorunlar başlıyor.
Eşinizin ya da tüm ailenizin sizi tümden desteklemesi gerekiyor.
Bu destek bazen eksik kalabiliyor.
Yine araştırmaya katılan başka bir kadının söylediği cümlede bu şekilde.
Peki vekil seçildi diyelim.
Gene kadın için sorunlar devam ediyor.
En önemli sorunlardan biri gene araştırmaya katılan bir kişinin kendi cümleleriyle aktarayım size.
Diyor ki En önemli göstergelerden biri seçim bölgemizdeki halkımızın bizim görüşlerimize önem vermemesi olmaktadır.
Örneğin bölgemizin sorunlarına görüşmek için gelen bir sivil toplum kuruluşu temsilcisi benimle görüşmekten ziyade bir erkek milletvekiliyle görüşmenin daha uygun olduğunu
düşünüyor ve bunu doğru buluyor.
Çünkü sorunu onların çözebileceği inancı bulunuyor.
Bu inanç sadece bölge halkında değil, Bölgemizden seçilen erkek milletvekili arkadaşlarımla da bulunuyor.
Bu anlamda şahsıma halkımızdan gelen şikayet ve önerileri erkek vekilleri aktarmam konusunda birçok defa telkinde bulunulmuştur.
Yani düşünsenize aynı bölgeden iki milletvekili çıkıyor biri kadın biri erkek.
Kadın vekil bölgeye gittiği zaman halk diyor ki ya işte bizim diyor diğer vekilimiz var bizim böyle böyle sorunlarımız var ona iletirseniz seviniriz o bir gelsin falan diyorlar yani.
Yani hala ülkenin büyük bir bölümündeki bölgede yaşayan toplumda kadın vekilin bir sorunu çözeceğine inanç yok.
Dolayısıyla herhalde vekil, kadın vekil sayısını bu yüzden az.
Yani partiler kadın vekil çok fazla çıkartmak istemiyorlar.
Belki büyük şehirler hariç.
Bu tarz sorunların ortadan kalkması için mecliste daha çok kadın olmalı.
Ve kadın adına karar vericilerin salt erkek çoğunlukların olmaması gerekiyor.
Ama tabii bir şey daha var eklemem gereken.
Hatta bunu söylememde de fayda var.
Hani kadın sayısı artmalı diyoruz ya mecliste, vekil olarak, bakan olarak falan.
Ama şu da var. Çocuğu, kadını koruyamayan, vekilliği sadece konfor alanı olarak gören ve bir kereden bir şey olmaz diyen kadın temsilciyi ne mecliste ne de başka bir yerde görmek bile istemiyoruz.
O da ayrı bir konu. Peki gelelim şu seçim öncesi kadınlara verilen vaatlere.
Yıllar içinde çok da değişiklik göstermeyen yuvarlak vaatler.
Genellikle şöyle cümleler oluyor.
Nasıl diyeyim? Kadınlarımız için yaptıklarımız ortada.
Daha fazlasını ve iyisini gene biz yaparız gibi somut verilerin ortaya konmadığı bir takım yuvarlak söylemler dile getiriliyor.
Genellikle kadına şiddet ve kadın istihdamı üzerine vaatlerde bulunuluyor.
Ancak kadının istihdamdaki yerini 4.
bölümde detaylı bir şekilde anlatmıştım.
Her seçim kadına daha çok iş vaadi veriliyor ama erkeklerin istihdamdaki oranı %60'lardayken kadınlar da bu oran %26'larda.
Mesela bir vaat daha.
Genel olarak şiddete, özel olarak da kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete karşı her türlü yasal korunma sağlanması ve yasaların etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayacağız.
Ayrıca... kadın ve çocukların şiddete uğradıklarında başvurabilecekleri, bilgi ve destek alabilecekleri merkezleri daha işlevsel ve erişilebilir hale getireceğiz.
Bugünlerde, bırakın bu vaadin dile gelmesini, kadını ve çocuğu korumak için tutunacak tek dalımız olan 62-84 sayılı kanun bile elimizden kıyıp gidebilir durumda.
Kanun maddesini hatırlamak gerekirse, kanunun genel mekanizması, şiddetin failini önleyen, şiddete maruz kalan kadın ve çocukları koruyup destekleyen, faili cezalandıran
ve şiddeti izleyen, takip eden bir teorik altyapıya dayanıyordu.
Bunun zayıflatılmasıyla ilgili biliyorsunuz ittifaklar içerisinde bir takım görüşmeler yapılıyor.
Peki bu kanun neden tartışılır durumda şu anda?
Yani seçim vaatlerinde yer alıyor bu kanunun zayıflatılması.
İşte ittifaklar içerisindeki anlaşma maddelerinden biri oluyor.
Hatta ilk maddelerden biri oluyor.
Bence tek mantıklı açıklaması şu, kadınlarla erkeklerin eşitliği fikrine rahatsızlık vermesi.
Bu iki iki daha dört yıllardır bu böyle devam ediyor.
Medeni yasanın ortadan kaldırılması, aile reisliğinin geri getirilmesi, erkeğin kadınlar ve çocuklar üzerinde tek hakim olması ve sınırsız bir şiddet uygulama özgürlüğünün olmasını talep
ediyorlar sanırım. Bu yasaya bu kadar takıldıklarına göre başka bir açıklaması olamaz gibi geliyor bana.
Peki şimdi bir başka bir vaat daha bir seçim vaadi daha söyleyeceğim size.
Bu arada bu vaatleri internette araştırabilirsiniz.
Partilerin işte geçmiş yıllardaki bu önümüzde yapılacak seçim içinde söyledikleriz işte seçim metinlerinde internet sitelerinde yer alıyor.
Yani kafamdan sallamıyorum ama kafamdan da sallasam yani deselerdi ki yani işte bir partinin bir kadın için bir seçim vaadi nedir sence bir tane işte internete bakmadan bir tane söyle gene bunları söylerdim.
Neymiş o vaat? Çalışanların ve işverenlerin kadın erkek fırsat eşitliği bilincini güçlendirme yönelik farkındalık oluşturucu programları arttıracağız.
Varmış arttıracaklarmış.
Bir diğeri ise kadın istihdamının arttırılmasına yönelik kadınların iş gücü piyasasına girişlerini kolaylaştıracak çalışma modelleri oluşturacağız.
Mesela bu söylediğim iki vaatle ilgili uygulaması ne oldu?
Ne değişti?
Yani 2018'den bu yana ne değişti?
Ondan önceki seçimden bu yana ne değişti?
Zaten varmış da arttıracağız diyorlarmış ya hani.
Ne değişti? Bir şey oldu mu?
Uygulandı mı? Onu bilmiyoruz.
Varsa da lütfen bana yazın.
Belki ben kaçırmışımdır ama araştırıp kadın girişimciliği arttırma yönelik bir takım devlet teşvikleri ve krediler dışında ben çok da fazla bir şey bulamadım açıkçası.
Tek bir kadının dahi şiddet mağduru olmadığı güne kavuşana kadar kurumların, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve toplumun tüm kesimlerinin iş birliğiyle bu mücadeleyi sürdüreceğiz.
Bu sözler Cumhurbaşkanı'nın 2020 yılında telaffuz ettiği sözler.
Şimdi bu cümleleri aklınızın bir köşesinde tutun lütfen.
Çünkü birazdan anlatacaklarımı dinledikçe bu sözlerin sadece vaat olarak kaldığını anlamak hiç de zor.
Demiştim ya genelde seçim vaatleri kadınlar üzerinden yapılan seçim vaatleri kadına şiddete son ve kadın istihdamını arttıracağız ile ilgili oluyor.
İstihdamla ilgili konuştuk zaten 4.
bölümde de detaylı bir şekilde rakamlarla anlatmıştım.
Şimdi biraz bu kadına şiddet üzerinden konuşmak istiyorum ben.
Ama hani kadına şiddetin ne aşamada olduğunu zaten biliyoruz da.
Hani işte onu kaldıracağız, bunu azaltacağız gibi vaatleri de duyuyoruz da biz artık vaat dinlemek istemiyoruz dedim ya podcast'ın başında da.
Bir takım eylemler görmek istiyoruz biz.
Ne olduğunu, nelerin yapılması gerektiğini görmek istiyoruz.
Şimdi size birazdan Uluslararası Afförgütü'nün 2021 yılında yayınladığı bir rapordan da faydalanarak bu eylemlerin ne olduğunu anlatacağım.
Ne olması gerektiğini anlatacağım.
Bu raporda özellikle seçimlerden önce kadına şiddet yönelik verilen vaatlerle gerçekte olanlar arasındaki boşluklardan da bahsetmiş olacağım.
Yani vaatler belli aslında kadın hakları belli.
Bu haklar bir vaat olarak sunuluyor genelde seçim öncesi.
Ama eyleme baktığımız zaman eylemler öyle değil.
İşte 2012 yılında İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması ve daha sonra bir sabah uyandığımızda resmi gazetede...
İstanbul Sözleşmesi'nden çıktığımızın yayınlanması gibi bir durum aslında.
Şimdi Uluslararası Af Örgütü raporunun amacı Türkiye'de her seçim vadinde özellikle altı çizilen bu kadına şiddetin ortadan kalkması veya cezaların uygulanmasıyla
ilgili olarak kadınlara yönelik şiddetin mevcut durumunu incelemek ve devletin kadınların şiddete maruz bırakılmaksızın yaşama hakkına saygı gösterme, bu hakkı koruma.
Ve gereğini yerine getirme yükümlülüklerinin bir özeti olarak karşımıza çıkıyor.
Ve demin de dediğim gibi bu rapor içerisinde vaatlerin eyleme nasıl dönüşmesi gerektiğini anlatıyor.
Hatta bir çağrı olarak anlatıyor.
Yani böyle olmalı böyle olmalı değil de bunu yapın artık bunu hayata geçirin diye rapor öyle anlatmış kendisini.
Şimdi ben de onun içerisinden bazı maddeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Eğer bir seçim öncesi kadınla şiddet üzerinden bir vaat...
Bulunuyorsanız bunu kaldırıca bu hakkınızı koruyacağız bu hakkınızı da böyle koruyacağız diye anlatılması ve lütfen artık hayata geçmesini biz kadınlar bekliyoruz.
Mesela hayata geçmesi beklenen çağrılardan aslında biri şu.
Kadınların ve kadın hakları gruplarının barışçıl toplanma hakkını güvence altına alın diyor rapor.
Yani kolluk kuvvetlerinin kolluk görevlilerinin.
Barışçıl protesto hakkını kullanan kadınlara ve hatta LGBT pluslara karşı hukuksuz veya aşırı güç kullanmaktan kaçınmasını sağlayın.
Ve barışçıl toplanmalara karşı aşırı güç kullanıldığı tespit edilen kolluk görevlilerini yargılayın.
Ya en doğal hakkımız toplanacağız, bir şey protesto edeceğiz, hakkımızı savunacağız.
Yolu var, yöntemi var, hakkı var.
Nasıl yapılacağı belli.
Bu bile elimizden alınıyor biliyorsunuz.
8 Mart Türkiye'de böyle şey, tüylerin diken diken olduğu bir gün mesela.
İşte kadınlar çıkacak, bir şeyler söyleyecekler, haklarını arayacaklar diye.
Ve cidden aşırı bir güç kullanılıyor.
Bunun engellenmesi, bunu kullanan biri varsa da esas yargılanması gereken kişinin o olduğunu.
Yapın artık, duyuruyor, yapın diyor.
Bir diğeri ise gene bu barışçıl toplanma hakkını güvence altına almakla ilgili yapılması gereken kadınlar ve LGBT pluslar hakkında haklarını talep etmek üzere
barışçıl toplanma haklarını kullandıkları gerekçesiyle açılan ceza soruşturmalarına ve kovuşturmalarına son verin.
Ya nedir bu her şey ceza ya?
Zaten herkes...
İşte terörist ilan ediliyor.
Herkes işte bir şekilde yaptığı en ufak bir şeyden bile yargılanabiliyor.
Yani bu podcast'dan sonra bu benim de başıma gelebilir belki ama aslında bir hakkımız var.
Bunun bir cezası olmamalı.
Yasal olmayan yollardan bir takım eylemler yapılıyorsa evet o değerlendirilebilir.
Ama protesto yapmak zaten varlıklardan alınan izinlerle yapılıyor.
Toplanıyorsunuz bir yerde öyle kafanıza göre toplanıp yürümek.
Tabii ki ondan bahsetmiyorum.
Eğer bu tip cezalar ya da kovuşturmalar varsa bunları lütfen son verin diyor.
Bir diğeri çağrılardan bir diğeri kadınların korunma ve temel hizmetlere erişim hakkını güvence altına alın.
Bu zaten bir hakkımız.
Peki nasıl güvence altına alacaksınız?
Onu da eylem planı şöyle.
Ben tabii içinden seçerek söylüyorum.
Çok uzun bir rapor aslında. Raporu detaylı görmek isteyenler internetten araştırıp bakabilirler.
Diyor ki kadınlara ve kız çocuklarının ihtiyaç duydukları koruma ve destek hizmetlerine hızlı bir şekilde erişebilmelerini sağlayın.
Kafalar çok karışık.
Bazı dernekler başka şey söylüyor.
Bakanlık başka bir şey söylüyor.
İşte şu telefon hattını arayın.
İşte parmağınıza şu hareketi yapın bunu yapın falan gibi ama hızlı erişmek bazen gerçekten kolay olmayabiliyor.
Daha böyle belki mahalle seviyesine indirilecek bir takım...
Çalışmalar yapılması gerekebilir yani sadece bir telefon hattıyla olabilecek bir şey olsaydı zaten her kadın şiddete uğrayan her kadın ulaşabilirdi erişimi kolay olabilirdi ama hala
erişimde zorluk çekiyoruz diyorsa eğer kadınlar demek ki bunun hala çözülmesi gerekiyor.
Bir diğer eylem.
ise şöyle olmalı diyor. Kadınlara yönelik şiddetle ilgili çağrılara yanıt vermek için kurulmuş özel destek hatlarında çağrıları yanıtlayan kişilerin yeterli eğitim almasını, kadınların bu hatlara
724 ulaşabilmesini güvence altına alın.
Demek ki eğitimsizler ve 724 her an ulaşamıyorsunuz bu hatlara.
Tabii ki hiçbirimiz şiddete uğramayalım ve hani bu tip işte erişim sağlamak zorunda kalacağımız telefon hatlarına ya da
sığınaklara, sığınma evlerine falan ihtiyaç duymayalım.
Biz bilmediğimiz için bilmiyoruz nasıl olduğunu ama buna ihtiyaç duyan kadınların işte ulaşamadım, beni dinlemedi, eğitimsizdi beni dinleyen kişi, bununla ilgili
bilgisi yoktu gibi cevaplar vermiş ki bu tip eylem noktalarının altını çizmiş rapor.
Bir diğeri ise Sığınak kapasitesini arttırın.
Sığınma evi problemi var gerçekten.
Yani o kadar çok şiddete maruz kalan kadın var ki ona yetecek sığınma evi yok.
Türkiye'nin bir gerçeği bu.
Madem henüz şiddet çözülmedi, kadına destek olacak sığınma evlerinin kapasitesinin arttırılması gerekiyor.
Bir diğeri ise kadınların adalete erişim hakkını güvence altına alın.
Bu hakkımız var.
Peki güvence altına nasıl alacaksınız?
Eylem planı da çıkarmış.
Uluslararası Af Örgütü raporunda diyor ki bir tanesi şu olabilir diyor.
Israrlı takip yani dijital biçimleri de dahil olmak üzere psikolojik şiddet ve zorla evlendirme ceza kanununda ayrı suçlar olarak tanımlamayı içerecek
şekilde kadınlara yönelik şiddete ilişkin cezai yaptırımların etkili, orantılı ve ikna edici olmasını sağlayın.
Yani cezasını verin diyor.
Gerçi artık...
Kadını öldürüyor, serbest kalıyor biliyorsunuz.
Yani artık bir cezai yaptırımı olmalı.
Polis, jandarma ya da her kimse o bölgedeki kolluk gücü kadının bu şikayetini takip etmeli, bırakmamalı.
Yani işte ev içinde sizin özel hayatınız hadi gidin bakalım falan gibi olmamalı gerçekten.
Israrla takip edilmeli.
Sadece... işte evin elli metreye yaklaşma cezası gibi değil.
Dijital ortamda da takip etmeli.
Çünkü yani tam evine gitmiyor ama işte telefonundan, internetinden, sosyal medyasından belki çok ciddi bir taciz oluyor.
Devam ediyor. Şiddet devam ediyor.
Psikolojik şiddet devam ediyor.
Ve bunun bir ceza yaptırımı olsun.
Artık bunu hayata geçirin diyor.
İknaricisine olmasını sağlayın.
Bir diğer ise bu adalet erişim hakkını güvence altına almada neler yapılabilirin?
Bir diğer maddesinde de şunu demişler.
Ara bulucuları, avukatları ve hakimleri şiddetten hayatta kalan kişinin uzlaştırma için özgür ve bilgilendirilmiş onay vermesi gerektiği konusunda eğitim.
Yani ara bulucular, avukatlar, hakimler gerekli eğitime sahip değiller demek ki.
Onun dışında hükümet içinde diyor ki, Evli olmayan çiftler veya eşler arasındaki şiddet vakaları dahil olmak üzere ev içi şiddet vakalarında ara buluculuğun yasaklanması
için adımlar atın diyor. Ara buluculuk nedir ya?
Yani işte şekerimi aldı yedi benden habersiz küstüm oynamıyorum hadi siz barışın.
Böyle bir şey değil yani bu ara buluculuk işte karı koca arasında olur böyle şeyler.
Siz zaten evli de değilmişsiniz hele zaten evli değillerse iyice bir...
Tuhaf bakılıyordur tahmin edebiliyorum.
Karı koca arasında olur böyle şeyler.
Hadi işte barışın bakalım falan.
Böyle bir şey olamaz.
Eğer ortada bir şikayet varsa o şikayet takip edilmeli.
Mahkemelerce yargılanmalı ve cezai sonucu da uygulanmalı aslında.
Gerçekten yani başımıza gelmediği için belki de hani böyle...
Anlamakta güçlük çekiyor olabiliriz.
Bu kadar detaylı bir şekilde bilmiyoruz.
İnşallah da hiçbirimizin başına gelmesin ama gerçekten buna ihtiyaç duyan kadınlar ve çocuklar var.
Yani haberde iki dakika izleyip geçtiğimiz, bir tweet okuyup geçtiğimiz olaylar gerçekte yaşanıyor.
Yaşanıyor ki seçim vaatlerinde hala anlatılıyor ama eylem olarak hayata geçmiyor ki her geçen sene ülkemizdeki kadın yönelik şiddet ve kadın istihdamının ilerlememesi gibi problemler devam
ediyor. Bir konu daha var gene rapordan.
Kadınların ve kız çocuklarının zorla evlendirmeye maruz bırakılmadan yaşama hakkını koruyun.
Böyle bir hakkımız var.
Bizi kimse zorla evlendiremez.
Ama oluyor biliyorsunuz.
Peki bunun için neler yapılmalı?
Devlet memurlarına herhangi bir evliliğin kayıt altına alınmasından önce her iki tarafında yasal evlilik yaşından büyük olduğunu Ve evliliğe eksiksiz onay verdiğini kontrol etme
ve aksi halde soruşturma yapmaları ve eksiksiz ve özgür onayı olmadan evlendirilmek üzere olan tüm taraflara koruma sağlamaları için durumu polise
ve sosyal hizmet yetkililerine bildirme zorunluluğu getirin.
Yani işte al bu bizim kız yaşında öyle büyüttük hadi şimdi evlendirin işte nikah memur da.
Kabul ediyor musun? Sizi karı kocayla diyor.
Böyle bir şey olmamalı. O nikah memurunun da bu olayı takip etme.
Kardeşim siz ne yapıyorsunuz?
Bu çocuk daha küçük çocuk bu evlenemez diyebilmeli.
Bunu polise şikayet etmeli.
Bunun takipçisi olmalı.
Böyle bir zorunluluk gelmesi gerekiyor.
İnşallah yasalar olarak bu da değişir ve böyle bir zorunluluk getirilir.
Bir diğer eylem planı için demiş ki rapor.
Kız çocukların yaşının saklanmasını engellemek için doğum kayıtlarının gerektiği gibi yapılmasını sağlayın.
Evet bu doğum kayıtları da maalesef hani biz kurumsal kadınlar olarak yaşadığımız küçük dünyamızda bu öyle şeyler yokmuş gibi geliyor.
İşte bunların dizileri yapılıyor falan biz de ne saçma izlemiyorum bu diziyi falan diyoruz ama neler yaşanıyor ki doğum kayıtlarının gerektiği gibi yapılmasının sağlanması.
İyi bir denetim mekanizması gerekiyor bunun için ve tabii ki namuslu, liyakatli insanların da o görevlerde olması gerekiyor.
Bir diğer eylem planı ise yine rapordan.
Zorla evlendirilmeleri, zorla evlendirmeye maruz bırakılan kişilere gereksiz yürük getirmeksizin geçersiz kılacak yasalar çıkartın ve bu kişileri adalete ve onarıma erişebilmeleri
konusunda destekleyin.
Yani zorla evlendirilen birine de...
Normal eşinden ayrılan biriyle aynı boşanma yasal süreçleri olmaması gerektiğini söylemek istiyor.
Ben onu anlıyorum. Ve eğer böyle hani avukat tutacak, adalete erişecek, işte dava açacak falan bir gücü de yoksa bunların desteklenmesi gerektiğiyle ilgili de
bir takım bir şeyler daha doğrusu bir şeyler yapılmasıyla ilgili de eylem planı olarak not düşmüş uluslararası af örgütü.
Dilerim. Toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili ve kadına yönelik şiddet ve kadın istihdamıyla ilgili vaatleri artık önümüzdeki seçimlerde duymayacağımız.
Çünkü bütün bu problemlerin hallolmuş olduğu bir Türkiye görürüz.
Bu bölümde anlatacaklarım bu kadar.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
