
Sadakat… Gerçekten bizim seçtiğimiz bir şey mi, yoksa alışkanlıklarımızın güvenli kucağı mı?
Bu bölümde “seçilmiş sadakat” kavramını masaya yatırıyoruz.
Bağlanma stillerinden öz-belirleme teorisine, kadın–erkek ilişkilerinde sadakatin nasıl şekillendiğine, kırmızı ve yeşil bayraklara kadar…
Kendi ilişkinizde sadakatin gönüllü mü yoksa zorunlu mu olduğunu anlamak için 7 pratik adımı, hayatın içinden örneklerle konuşuyoruz.
🎧 “Kadın Dediğin”in bu bölümünde, kalmanın değerini ve bedelini yeniden düşünmeye hazır olun.
Transkript
Bazen ilişkilerde kaldığımız yer bir adres değil, bir kararlar zinciridir.
Her sabah yeniden verilen minik kararlar.
Gidip gitmemek, konuşup konuşmamak, görmezden gelmek ya da üstüne gitmek.
Ve işin en kritik kısmı şu.
Biz kalmayı gerçekten seçiyor muyuz?
Yoksa alışkanlığın güvenlik koynuna mı sığınıyoruz?
Bugün seçilmiş sadakatten konuşacağız.
Yani zorunluluktan deyip, isteyerek.
ve bilinçli bir şekilde kalmayı seçmekten.
Önce ne olduğunu netleştireceğiz.
Sonra psikolojideki köklerine ineceğiz.
Sonra da işin kadın erkek ilişkilerinde nasıl vücut bulduğunu hayattan hikayelerle birlikte konuşacağız.
Ben Gökçe, Kadın Dediğim Podcast'e hoş geldiniz.
Şimdi önce sadakatin kelime, sözlük anlamına bir bakalım.
Sonra da seçilmiş olan ne demek?
Onu bir tariflendirelim istiyorum.
Sadakat genelde gitmemek olarak tarif edilir.
Ama asıl mesele neden gitmediğimizdir.
Mecburiyetten mi gitmiyoruz, korkudan mı gitmiyoruz yoksa gerçekten kalmak istediğimizden mi gitmiyoruz?
Seçilmiş sadakat, gidebilirim ama kalmayı seçiyorum diyebildiğimiz bağdır.
Burada kalmak, kendinle çelişmediğin süreci anlamlı.
Yani körü körüne bir bağlılık değil, içinde özgürlük olan.
Değere dayalı bir sadakattan bahsediyoruz.
Ve bu sadakatin nasıl oluştuğunu anlamak için önce bir bağlanma stillerine bakmamız gerekiyor.
Evet bir takım bağlanma stilleri var.
Bağlanma teorisine göre üç ana stil var.
Güvenli, kaygılı ve kaçıngan bağlanma.
Bunlar ilişkilerde sadakati nasıl yaşadığımızı ciddi şekilde etkileyen bağlanma stilleri.
Şimdi sırayla bir bakalım isterseniz.
Güvenli bağlanma.
Hem yakınlıktan keyif alır hem de bireyselliğini korur güvenli bağlanma stiline sahip kişiler.
Örneğin partneri iş seyahatine çıktığında acaba beni unutur mu işte ne bileyim beni aldatır mı falan diye panik yapmaz.
Tartışmalarda bunu çözeriz ya diyerek masadan kalkar gider.
Hem kendi hobilerine zaman ayırır hem de partnerine alan tanır.
Aslında bu hepimizin...
Hepimizin kendini tarif ederken işte ben böyle yapıyorum partnerimle böyle bir ilişkimiz var dediği ama çoğumuzun gerçekte yapmadığı bağlanma stili.
Bunu başarabiliyorsanız gerçekten güzel bir bağlanma stili.
Ben kendimi biraz güvenli bağlanmaya yakın görüyorum.
Şimdi gelelim kaygılı bağlanmaya.
Burada kişinin yakınlık ihtiyacı yüksektir.
Terk edilme korkusu yoğundur.
Mesela partneri geç cevap verince ya beni sevmiyor şimdi biriyle mi konuşuyor başka biri mi var diye senaryolar kurar.
Sosyal medyada böyle işte sevgilisinin eşinin beğenilerini işte neye bakmış kimi takip ediyormuş falan onları inceler stalklar.
Tartışmalarda da sen de gezeceksin değil mi diye sürekli onay ister.
İşte bu gerçekten...
Zor biri. Böyle biriyle bir birliktelik yaşamak gerçekten zor.
Kesinlikle kaygılı bağlanmaya girmiyorum ben.
Yani böyle kafamda senaryolar falan kuramam.
Hiç onları ayıracak öyle vaktim yoktur.
O yüzden bu kaygılı bağlanmaya çok yakın görmedim kendimi.
Ben güvenli bağlanmadayım diye düşünüyorum hala kendim için.
Siz de lütfen kendi öz eleştirinizi dile getirmeden bunu dinlerken böyle podcast'i dinlerken kendi kendinizi içinizden yapın.
Öz değerlendirmenizi pardon.
Şimdi yanalım kaçıngan bağlanmaya.
Onda da böyle fazla yakınlık özgürlüğe tehdit gibi gelir.
Partneri duygusal bir konu açtığında konuyu değiştirir.
Geleceği dahi ciddi planlardan kaçar.
Tartışma sonrası günlerce sessiz kalarak mesafe koyar.
Ah işte bu gerçekten.
Günümüzdeki erkeklerin.
Şimdi 40 plus gruba sesleniyorum ben.
Hala işte bekar olan kadın arkadaşlarım da.
Genelde böyle bir ilişkiye başladığında birisiyle bir ilişkiye başladığında en fazla yaşadığı şeyler bunlar oluyor.
Böyle birazcık yakınlık kurdun mu hemen böyle özgürlüğe tehdit işte sanki yarın evleneceğiz beklentisine giriyor.
Böyle bir tribe giriyorlar.
Biraz böyle hani işte bir kadeh şarap içiyorsun bir şey bir duygusal bir konu açtığında böyle konuyu değiştirmeler falan.
Ya ne yapalım ya bir yürüyüşe mi çıkalım falan gibi böyle absürt şeyler.
Sonra geleceğe dair ciddi planlar yani ciddi plan derken de burada hemen işte beni istemeye ne zaman geliyorsunuz gibi bir şey değil.
Veya ne bileyim mesela işte yazın beraber bir tatile mi çıksak işte yazın bir ev mi kiralasak bir yerlere mi kaçsak falan gibi bunlardan bile kaçarlar.
Ve ufacık bir tartışma yani gerçekten hani şey ne derler ceviz kabuğunu doldurmayan mı ne kabuğunu doldurmayan mı sebepten dolayı bir tartışma çıksa bile.
Ardından günlerce sessizlik.
Nerede adam? Yok.
Bu kaçıngan bağlanma bence kadınlarda değil erkeklerde olan bir bağlanma stili.
Zaten kaçınganla bağlanmada nasıl oluyormuş onu da gerçekten anlayamadım yani.
Yok biz kadınlar genelde bence benim etrafımdaki kadınlara da bakıyorum.
Ya güvenli bağlanmadayız gerçekten o da bana karışmasın ben de ona karışayım güven temelinde.
Yani eğer hayatında bir değişiklik istiyorsa ve benden vazgeçmişse önce benden vazgeçsin.
Ondan sonra ne yaparsa yapsın.
Ama onun dışında böyle bir güven zeminde ilerleyen ilişkileri tercih ediyoruz.
Ve ben de böyle bağlanmayı seviyorum.
Kaygılı bağlanma bana biraz uzak yani beni yoran da bir şey olur herhalde.
Sürekli terk edilme korkusu işte beni sevmiyor mu falan böyle hani biraz özgüveni de geriye çeken bir şey olur diye düşünüyorum.
Ama kaçıngan bağlanma üzgünüm.
Eğer beni dinleyen bir erkek dinleyici varsa bu sizsiniz arkadaşlar.
Çok üzgünüm yani gerçekten.
Şimdi bu stiller sadakat anlayışımızın zeminini oluşturuyor.
Ama sadece geçmişten getirdiğimiz bağlanma tarzı değil, bugün ilişkide hangi ihtiyaçlarımızın karşılandığı da kalma kararımızı etkiliyor açıkçası.
Tam da bu noktada...
Öz belirleme teorisi devreye giriyor.
Aha şimdi bir teoriden bahsedeceğim size ciddi konulara giriyoruz.
İnsanların motivasyonu üç temel ihtiyaca dayanıyormuş.
Otonomi yani kendi kararlarını verebilmek, ilişkilenme, anlamlı bağlar kurmak, yeterlik, kendini değerli hissetmek.
Mesela bir ilişkide kendi alanımız varsa bu otonomi, partnerimize sıcak bir bağ kurabiliyorsak bu ilişkilenme katkımız olduğunu hissediyorsak
bu da yeterlik oluyor ve dolayısıyla o ilişkide kalmak da kolaylaşıyor.
Ömer yoksa sadakat özgürce seçilmiş bir bağlılıktan çıkıp kontrol ya da korkuya dönüşmeye başlıyor.
Peki tüm bu teorik bilgilerden sonra kadın erkek ilişkilerinde nasıl ete kemiğe bürünüyor?
Şimdi biraz da işin günlük hayattaki tarafına bakalım istiyorum.
İlişkilerde aslında çoğu zaman duygusal emeğin yükünü kadınlar taşıyor.
İşte bir takım ritüelleri kurmak, krizlerde, tartışmalarda falan bir onarım başlatmak, ne bileyim bir geri adım atmak, biraz alttan almak, özel günleri
hatırlamak, unutmamak gibi bu tip şeyleri genelde kadınlar yapıyorlar.
Ve bu tabii ki bu ilişkideki emeğin yükü de kadınların omzuna binmiş oluyor.
Bu bazen sadakati tek tarafın sürdürdüğü bir şeyi dönüştürebilir.
Ama oysa seçilmiş sadakat emek simetrisi ister.
Yani yüzde yüz bir eşitlik olmaz belki ama adil bir denge olması gerekiyor.
Yani kadının emek verdiği kadar erkeğin de emek vermesi gerekiyor.
Çünkü tek eşli ilişkilerde sadakat sadece aldatmamak değil, ilişkiyi önceliklendirmek demektir.
Dolayısıyla demin de söylediğim gibi bir emek simetrisi olması gerekiyor kadınla erkekte ilişki içerisinde.
İlişkiyi önceliklendirmek demiştim.
Ekonomik özgürlüğü olan kadın için bu.
Gidebilirim yani bu ilişkiden gidebilirim ama kalmayı seçiyorum anlamına geliyor.
Eğer bir emek simetrisi de varsa ve seçilmiş sadakatte kadın için gidebilirim ama kalmayı seçiyorum anlamına geliyor.
Erkek içinse konfor alanı değil.
Bu ilişkiye gerçekten emek vermeyi istiyorum.
Sadece bir konfor alanım olduğu için değil.
Eve geliyorum, yemek hazırlanmış, çamaşırlarım yıkanıyor.
Ondan sonra cuma.
Her gün ne yapacağım belli.
Bir sürpriz yok, bir şey yok falan.
Konfor alanından çıkmak istemezler ya erkekler de bazen böyle.
Konfor alanım olduğu için yapmıyorum.
Gerçekten bu ilişkiyi önceliklendirdiğim için ve bu ilişkiyi devam ettirmek istediğim için yapıyorum anlamına geliyor seçilmiş sadakat.
Şimdi bu biraz soyut bir anlatım oldu.
Şöyle gerçek hayattan böyle bir üç tane küçük hikaye ile bu anlatımları biraz pekiştirmek istiyorum.
Şimdi isimler tabii ki anonim ama gerçekten şahit olduğum ve etrafımdan dinlediğim hikayelerle size bu seçilmiş sadakat örneklerini kadın erkek ilişkisindeki durumunu
birazcık anlatacağım. İsimler gerçek değil.
İlk örneğimiz Ece ile Mert.
Böyle bir çiftimizin örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Seçilmiş sadakati nasıl yaşıyorlar ilişkilerinde.
Şimdi Ece kızımız bir hafta boyunca çok yoğun çalışmış ve yorgun.
Sevgilisi Mert ona hafta sonu bir plan yapalım mı diye mesaj atıyor.
Ve Ece de bu mesaja çok da yorgun olduğu için ve gerçekten o hafta sonunu böyle hiç sevgili falan hiçbir şeyle geçirmeden böyle evden çıkmadan sessizlik içinde geçirmek istediği için bu hafta
sonu. Evden çıkmayacağım, sessizlik istiyorum, kafa dinlemek istiyorum diye cevap veriyor.
Şimdi Mert'in bu mesaja vereceği cevap çok önemli.
Burada çünkü kırılıp işte bir hafta sonumuz var, onda da görüşemeyecek miyiz?
Ondan sonra işte ondan sonra bana plan yapmıyoruz deme falan gibi çıkışabilir.
Ama burada Mert bunları yapmak yerine o zaman sadece bir pazar kahvaltısı yapalım sonra seni...
Yalnız bırakacağım.
Cumartesi de aramayacağım. Bir pazar kahvaltısına kaçıracağım seni sadece diye cevap veriyor.
Buradaki seçilmiş sadakat şöyle.
İlişkiyi önceliklendirmek burada ön plana çıkıyor.
Yani ihtiyacını alan açmakla da çelişmeyen bir durum var.
İlişkiyi önceliklendirmek dediğimiz şey de aslında demin kastettiğim şey de buydu.
Bravo Mert. Seni tebrik ediyoruz gerçekten.
Güzel bir yaklaşım saygılıyorsun.
Şimdi bir diğer çiftimiz de Deniz ile Baran.
Deniz kızımız yeni işinde çok böyle etkileyici biriyle çalışıyor.
Hafif böyle flörtöz durumlar var.
Biraz böyle hani nasıl diyeyim çapkın bakışlar falan öyle şeyler var.
Ama partneri Baran'la da çok uzun yıllara dayanan da bir ilişkisi var.
Şimdi Baran'dan ayrılıp yeni bir ilişkiye yelken de açabilir.
Ama sevgilisi Baran'la olan ilişkisine şöyle bir bakıyor.
Ve düşünüyor ben onu alışkanlıktan mı seviyorum sorusunun cevabı ise Deniz için şu oluyor.
Hayır değerlerimiz daha derin uyuyor.
Buradaki seçilmiş sadakat ise kısa vadeli heyecana karşı uzun vadeli uyumu seçmek.
Tabii bundan Baran'ın haberi olsa acaba bu uzun vadeli uyumu seçtiği için Deniz'le ilişkisine devam etmeyi seçer mi bilmiyoruz ama.
Sonuçta böyle yani ufak tefek flörtler işte herkes beğenilmeyi işte birinin onunla ilgilenmesini falan sever ama hani bu ufak tefek flörtöz durumlar aslında o kadar yıl emek verdiğiniz ve bir
uyum yakaladığınız partilerinizle yollarınızı ayırmanıza gerek midir sorusunun cevabı işte gerçekten bu doğru bir soru.
Yani onu alışkanlıktan dolayı mı seviyorum?
Yoksa gerçekten onu mu seviyorum?
Onunla beraber olmak, vakit geçirmek, onunla paylaşım içinde bulunmak falan mı?
Eğer bu sorunun cevabı hayır sadece alışkanlıklarsa evet o ilişkiyi zaten bitirmek gerekiyor.
Ama ben işte iş yerimde biri var.
Böyle çok da etkileyici biri.
İşte bazı sinyaller alıyorum ondan.
Ama bu ilişkimi de bırakmak istemiyorum.
Yani gidebilirdim ama gitmemeyi seçiyorum, kalmayı seçiyorum.
Çünkü... Değerlerimiz çok uzun yıllardır birbiriyle çok uyum gösteriyor ve bu etkileyici çocuk için bu ilişkiyi bitirmeye değmez.
Tabii bunu Baran bilmiyor.
Bilse ne olurdu onu bilemiyoruz.
Denizciğim seni çok alkışlayamıyoruz ama yani doğru bir karar verdin en azından onu söyleyebiliriz.
Şimdi Ayşe ile Okan var elimizde bir diğer çiftimizde.
Bu çifte gerçekten şu çok hoşuma gidiyor.
Her tartışmadan sonra böyle tartışma alevlendikten sonra bir 5 dakika mola kuralları var ve bunu çok iyi uyguluyorlar gerçekten.
Ve bu 5 dakika mola...
Kuralını da tartışırken de hatırlıyorlar.
Yani birbirlerini tamam 5 dakika mola tamam 5 dakika mola falan diye birbirlerini de hemen ikna ediyorlar.
Hayır yani mola vermeyeceğim devam edeceğim işte bıktım molandan da dinle beni falan gibi durumda olmuyor.
Biri hemen 5 dakika mola diye sorduğunda diğeri de tamam 5 dakika mola diyorlar birbirlerine.
Ve şu çok güzel bir şey.
Özellikle bu moladan döndükten sonra mesela diyor ki Okan işte şunu söyledin ya tartışırken.
Şu cümlem bende şu etkiyi yarattı.
Dediği zaman Ayşe'nin peki bunu nasıl telafi edebilirim bunu düşünelim diye sorması işte seçilmiş sadakat burada onarım girişimine birlikte sahiplenmek demek oluyor gerçekten.
Yani bu da çok güzel bir şey.
Ben eşimle evliliğimizin herhalde 4.
5. yılında falan böyle bir şey söylemiştim.
Belki o kadar bile değil daha erken de olabilir.
Böyle bir tartışmadan sonra bir sessizlik olur ya böyle artık bazen yorgunluğa düşersin.
Bağır çağır falan filan böyle tartışmadan sonra.
Mesela o bir şey dediğinde tamam beş dakika beni rahat bırak.
Yani beni rahat bırak derdim.
Gerçi böyle karşılıklı beş dakika mola verelim ve sonra konuşalım değil ama.
Böyle gerçekten o molayı hatırlamak.
Çünkü tartışmayı uzatmak istemiyorum.
O gerginlikle beraber konuşmaya devam etmek istemiyorum.
Çünkü nasıl telafi edebilirim diye sorabileceğim bir durumda değilim.
O süreyi bana ver.
Aslında ilişkide ben bir onarım girişiminde bulunuyorum.
Bana 5 dakika zaman ver sadece.
Bu gerçekten çok güzel.
Şimdi bu örneklerde gördüğümüz gibi sadakat böyle büyük jestlerde değil küçük ama tutarlı seçimlerde kendini gösterebiliyor.
Peki bu seçilmiş sadakati sürdürmek için ne yapabiliriz?
Şimdi bu seçilmiş sadakatin 7 tane pratiği varmış.
Sırayla hepsini sizinle paylaşacağım.
Bu pratikleri yaparsanız eğer seçilmiş sadakatinizi sürdürebilirsiniz.
Birincisi her zaman ilişki içerisinde varsayımı değil, mütabakatları konuşmak.
Yani bu varsayım hayatımızın her noktasına gerçekten çok olumsuz etki eden bir durum.
Varsaymak, kendi düşüncelerimize, kendimize göre.
Halbuki karşı tarafın öyle bir niyeti bile yok, alakası yok belki de ama.
İlişkilerdeki en tehlikeli şey tartışmalar değil aslında konuşulmayan şeylerdir.
Zaten biliyoruz diye düşündüğümüz şeyler ilişkilerin sessiz katilidir.
Peki neden önemli? Çünkü senin kafandaki ilişki çerçevesiyle partnerinin, sevgilinin, eşinin neyse kafasındaki aynı olmayabilir.
Sen sadece varsayıyorsun aslında o durumda.
Zor durumlar yaşatabilir.
Mesela işte biz şu an beraberiz ve birbirimize aitiz.
Biz tek eşliyiz.
Başka hiçbir şey düşünmüyoruz birbirimizden başka diye düşünüyorsundur.
Ama karşındaki sevgilin, partnerin birlikte değilken biriyle mesajlaşmak sorun olmaz diye düşünebilir.
Sen özel günleri kutlamak deyince doğum günü, yıl dönümü, sevgililer günü, işte tanışmamızın altıncı ayı, bana çiçek getirdiğinin birinci yılı falan gibi şeyleri kastediyorsundur.
Ama onun için sadece yani doğum günü işte öyle falan ya da yıl dönümü en fazla diye düşünüyor olabilir.
Peki bu mütabakatlar nasıl yapılacak?
Açıkça konuşarak yapılacak.
Yani oturacağız, karşılıklı konuşacağız.
Bu tip şeyler ilişkinin başında da konuşulsa çok daha iyi olur.
Çok daha derin ve önemli mevzuları da konuşmak çok önemlidir ilişkilerin başında.
Yani bizim için, ey sevgilim, partnerim, bizim için sadakat ne demek?
Sosyal medyadaki sınırlarımız ne olacak?
Özel günler bizim için önemli mi?
Gün içinde iletişim sıklığımız nasıl ve ne kadar olmalı?
Bunları baştan konuşmak yani bunlar basit örnekler gibi geliyor olabilir ama tartışmalarınızı ve ilişki içerisindeki hararetlendiren konuları düşündüğünüz zaman bu tip şeyler de karşımıza çıkıyordur mutlaka.
O yüzden mütabakat ilişkide netlik sağlar.
Netlikte güveni besler.
Güven olduğu zaman da seçilmiş sadakat devam eder.
Şimdi bir diğer pratik ise şu.
Günlük check-in yapmak.
Ne demek istiyorum check-in yapmakla?
Bazen sadakat...
Böyle dev cümlelerde değil, iki dakikalık böyle nasılsınlarda saklıdır.
Böyle check-in derken aslında seninle ilgileniyorumun pratik halini kastediyorum burada.
Neden? Önemli olabilir. Çünkü gün içinde yaşanan ufak gerilimler, küçük yanlış anlaşılmalar birikebiliyor.
Günlük check-in bunları taze taze temizler.
Yani halının altına süpürmemiş oluruz.
Örneğin partnerin toplantıdan çıkıp eve geldiğinde böyle suratı...
asık bir şekilde eve geldi.
Sen bana mı trip atıyor acaba diye düşünüyorsun.
Oysa ofiste yoğun bir gün geçirmiş.
İşte belki yöneticisiyle bir problem yaşamış falan filan.
Bir böyle nasılsın?
Benden istediğin bir şey var mı?
Senin için yapabileceğin bir şey var mı sorusu yanlış senaryoyu başlamadan bitirir.
Bunu nasıl sorduğumuz çok önemli.
Neyin var senin? Bir şey olmuş sana.
Ne oldu? Söyle. Bir şey mi oldu?
Bana mı kızgınsın sen? Falan gibi peş peşe sorular sormak işte o tartışmaların başladığı nokta oluyor.
Ama nasıl geçti günün?
Benden istediğin bir şey var mı?
Bir şeye ihtiyacın var mı diye sor ve kenara çekil.
Bu çekimleri nasıl yapacağız?
Günde bir kez 5 dakikalık bir sohbet.
Gün nasıl geçti ya da benden istediğin bir şey var mı gibi net sorular.
Senin için yapabileceğin bir şey var mı gibi net sorular sormak gerekiyor.
Bu konuşma telefonla yüz yüze veya mesajla olabilir ama samimi olmalı mutlaka.
Yani sorgular gibi yapmamak gerekiyor bunu.
O yüzden böyle bu çekimleri yaparak sorunların tartışılacak, ileride tartışılacak konuların bugünden birikmemesini sağlamış oluyorsunuz.
Böyle günde bir kez beş dakikalık eğer daha evde buluşmayacaksanız belki öncesinde falan bir mesajla olabilir.
Ya da eve geldiğinizde böyle bir soru sorup.
Belki bir mutfağa gidip bir sessizlik yaratılabilir.
İşte odaya gidip üst baş değiştirilebilir falan.
Bu tip bir kez böyle bir soru sorarak günlük check-in'lerinizi yaparak seçilmiş sadakatinizi devam ettirebilirsiniz.
Üçüncü öneri ise şu.
Takvimleri şeffaf tutmak.
Şimdi mesela hafta sonu boşum demek başka.
Cumartesi akşamı boşum.
Pazara anneme gideceğim demek başka bir şey değil mi?
Şeffaflık çatışmaları...
Neler önemli bu?
Şimdi belirsizlik partnerin kendini böyle ikinci planda gibi hissetmesine yol açabilir.
Bu özellikle ilişkilerin daha başlarında hani uzun yıllardır bir beraberlik yaşamıyorsanız ya da evli değilseniz daha başlarında bunu etkileştirmek çok önemli yani.
Buluşma gününü belirlemek çünkü zordur ya zaten acaba hangi gün buluşacağız?
İkimiz de çalışıyoruz.
İşte bir hafta sonu var falan gibi böyle net bir şey duymak ister insan.
Hem de bu belirsizlik hali insanın kendini gerçekten böyle ikinci planda biraz değersiz hissetmesine de yol açabiliyor.
Oysa ki açık bir takvim plan yapmayı kolaylaştırır.
Yani bunu net bir şekilde konuşmak gerekiyor.
Mesela sen hafta sonu boşum diyorsun.
Sevgilinle cumartesi için bir plan yapmış.
Ama senin aklın da pazar günü.
Eski arkadaşınla buluşmak var.
Yani böyle bu netleşmemiş bir plan olduğu için ya işte cumartesi sen plan etmişsin ama ben pazar günü işte arkadaşla buluşacaktım.
Cumartesi akşamı ben dışarı çıkamam ya falan.
Sen hafta sonu boşum demiştin diyor mesela sevgilin ya da partnerin.
İşte burada partner kendini böyle biraz değersiz ve kenara itilmiş hissedebiliyor.
Planları net tarih ve saatle paylaşmak çok önemli.
Haftasonu buluşalım mı?
Valla pazar günü arkadaşla buluşacağım.
O yüzden cumartesi akşam dışarı çıkamam.
Ama cumartesi sabah sana uygunsa bir kahvaltıda görüşelim falan gibi net bir şey söylemek lazım.
Eğer çok seyahatli falan bir ilişkileriniz varsa ortak bir takvim kullanabilirsiniz.
Herkes takvime hangi gün kimle ne yapacağını, işini, gücünü, ne bileyim ailesiyle görüşecek, işte ailesinin yanına şehir dışına gidecek falan gibi şeyleri takvime girer.
Böylelikle herkes birbirinin nerede ne yaptığını görmüş olur.
Ve değişiklik olduğunda da lütfen Adam yerine koyun sevgilinizi, partnerinizi ve hemen haber verin.
Aa ben sana söylemeyi unuttum.
Dediğiniz zaman karşınızdaki hem sizinle yaptığı plan uçmuş gitmiş oluyor hem de artık kendine bir plan yapamaz oluyor.
Özellikle büyükşehirde yaşayanlar çok iyi bilir.
Yaptığınız bir plan gümbürtüye giderse yeni bir plan yapmak gerçekten çok zor.
O yüzden değişikliklerinizde haber verin, takvimleri net tutun.
Bir diğer pratik ise...
Onarım kasını çalıştırmak.
Demin bu söylediğim gibi 5 dakika mola vardı ya işte o moladan sonra birbirlerini anlayarak konuşmaya başlıyorlardı çiftimiz.
Onu kastediyorum.
Yani tartışma sonrası tamam sustum demek onarım değildir.
Tamam sustum konuşmuyorum uzatma falan demek.
Bu bir onarım değil. Bu karşı tarafı daha da delirtmek demek gerçekten.
Onarım dediğimiz şey hasarı fark etmek ve tamir etmeye niyet göstermektir.
Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi.
Neden önemli? Çünkü sorun çözülmeden bırakılırsa bu sessizlik sadece buzdağının görünen kısmıdır.
Su üstündeki görünen kısmıdır.
Altta kırgınlık, kızgınlık birikir.
O yüzden böyle tamam sus, kapat konuyu, konuşmayalım.
Bu tartışma bir yere varmayacak zaten.
En iyisi kapatalım konuyu falan demek doğru bir yöntem değil.
Mesela tartışmada sinirlenip sesini yükselttin.
Sonra fark ettin.
Bir dakika burada haksızlık ettim.
Yeniden konuşabilir miyiz demek onarımın kapısını açar.
Bunu yapmak çok zor biliyorum.
Yani kimse özellikle bir tartışma esnasında kimse haksız olduğunu kabullenmek istemez.
Ama bir seçilmiş sadakat yaşamak istiyorsan bunu yapmak gerekiyor gerçekten.
Tamam çok üstüne geldim.
Bu dediğimi hak etmiyordum.
Çok özür dilerim. Baştan alalım.
Yeniden konuşmak istiyorum.
Lütfen tartışmadan. Konuşmayı deneyebilir miyiz gibi bir şey demek gerekiyor orada.
Ya da işte burada savunmaya geçtim çok haklısın geri alıyorum gibi sorumluluk alan cümleler kullanmak gerekiyor.
Ve sorunun üzerinden çok zaman geçmeden konuşun.
Yani gerçekten işte 5 hafta mola vermiyoruz değil mi?
Ya da 5 gün mola falan da vermiyoruz.
Yani 5 dakika sorunun üzerinden fazla geçmemesi gerekiyor.
Çünkü tartışma ile ilgili...
Tartışma soğuduğu zaman, tartışmayla ilgili sinirleriniz yatıştığı zaman tekrar geri dönüp o konuyu konuşmak istemiyorsunuz.
Ama bir şeyler aslında kapanmadı.
Havada kaldı sadece. O yüzden tartışmadan çok fazla zaman geçmeden konuşmak gerekiyor.
Haksız olduğumuzu fark ettiğimizde bunu saklamamız gerekiyor.
Ya bu değerli bir şey. Yani çok haklısın.
Haksızdım. Konuyu çok fazla abarttım ve uzattım.
Özür dilerim. Ama beni gerçekten neyi rahatsız ettiğini sana...
Sakin bir şekilde anlatmak istiyorum deyip tartışmadan konuşmaya devam edebilirsiniz.
Beşinci pratik ise şu.
Ayda bir, belki ayda bir fazla olabilir ama arada sırada en azından.
Biz neye evet diyoruz sohbeti yapmak?
İlişkiler de tıpkı bilgisayar programları gibi böyle ara sıra bir güncellenmeye ihtiyaç duyarlar.
Ya şimdi düşünün ben 28 yaşında evlendiniz.
10 yıl geçti 38 yaşındasınız.
Yani 28 yaşındaki sizle 38 yaşındaki siz bir olabilir misiniz?
Ya ben geçen seneki benle aynı değilim.
Ne bileyim katıldığım bir eğitim, okuduğum bir kitap, işte Mirin'le yaptığım benim bir sohbet.
bende bir etki bırakıyorsa falan.
İster istemez bende bir takım değişiklikler yapabiliyor.
Tabii ki özümden karakterinden çok fazla değişim olmasını beklemek doğru olmaz ama yaşıyoruz.
O yüzden de arada sırada da ilişkiyi de böyle tekrar bir güncellemek gerekiyor.
Yani ben hala aynı noktada mıyım?
Ya ne bileyim işte geçen sene öyle demiştim diye ben de bunu yaptım.
O geçen seneydi demek doğru bir şey değil.
Nasıl yapabiliriz bunu? Mesela işte ayda bir arada sırada nasıl sizin ilişkiniz için ne uygunsa böyle bir kahve eşliğinde ne bileyim bir şarap eşliğinde işte ne bileyim bir viski eşliğinde artık ne eşliğinde ya da bir şey
eşliğinde değil. Biz şu an neye evet diyoruz bir sohbet yapmak?
Yani benim için daha önce böyle evet olmayan şeyler şu anda evet.
Önceden böyle düşünüyordum ama artık böyle düşünmüyorum dediğimiz şeyleri ya da sadece hissettiğimi düşündüğümüz değil.
Daha önce yapmam demiştim ama artık bunu yapmak istiyorum gibi şeyleri konuşmak birbirimizi bilgilendirmek gerekiyor.
Update etmek gerekiyor birbirimize.
Yani bu işte para, yatırım, gelecek planları, sosyal hayatla ilgili, aile ilişkileriyle ilgili her şeyle ilgili olabilir.
Ama bu konuşma da böyle...
Yargılamak için değil hizalanmak için de yapılmalı.
Yani ay senin de bir dediğin bir dediğin tutmuyor falan gibi bir şeye dönüşecekse zaten hop tartışma konusuna geliyoruz.
Oysa amacımız tartışmak değil birbirimizle ilgili güncel bilgileri almak.
Günlük hayatın koşuşturmasında falan bu tip şeyleri atlıyoruz ama gerçekten ilişkimizin yani işte bir ilişkiyi önceliklendirmek ve eşit emek vermekle demiştik ya zaten seçilmiş sadakatte.
İşte o yüzden de zaten bunları yapmak gerekiyor.
Seçilmiş sadakati sürdürebilmek için de bunu yapmamız lazım gerçekten.
Bir diğer pratik ise yalnız zamana saygı göstermek.
Yani ben de yalnız kalmayı, ben de başıma vakit geçirmeyi...
Kendim için tek başıma bir şey yapmayı seven de biriyim.
Eşim de öyle. Dolayısıyla biz ilişkimizde bunu çok güzel çözdük.
Boğulmadan boğulmadan bağlı kalabilmektir seçilmiş sadakat.
Herkesin yalnız vakti ihtiyacı var.
Bu sevgisizlik değil.
Bu işte artık onu özlemiyorum demek değil.
Bu biraz oksijen almak.
Şundan dolayı da önemli. Sürekli birlikte olmak bir ilişkide tükenmişlik yaratabilir yani.
Ama yalnız zaman yeniden şarj olma fırsatı da verir.
Nasıl yapacağız bunu? Kendi yalnız zamanımızı planlayacağız ve bunu partnerimizle, sevgilimizle, eşimizle konuşacağız, paylaşacağız.
Bak canım sevgilim benim me time.
Yabancılar İngilizce'de böyle söylüyorlar.
Me time. Kendi kendime kalmaya ihtiyacım var.
Senin de mutlaka vardır.
Bu zamanlarda...
Birbirimize saygı duyalım ve birbirimize izin verelim diye konuşmak.
Ve bunu kişisel algılamamak.
Yani işte sevgilim işte bu hafta sonu yaz yalnız kalmaya ihtiyacım var.
İşte birikmiş işlerim vardı onları da orada toparlayacağım falan deyince benden kaçıyor.
İşte geçen hafta şöyle bir şey demiştim ya onun intikamını alıyor benden falan gibi kişisel algılamamak gerekiyor.
Gerçekten yalnız kalmaya ihtiyacı olabilir.
Ya da tek başına yürüyüş yapmak istiyor olabilir.
O yürüyüş yapacaktır. Beraber çıkalım değil, bırak tek başına yürüyüş yapsın.
Bir saat, iki saat gelsin, tozsun, gelsin gibi.
Kişisel algılamayacağız ve bunu bir tartışma konusu haline getirip vermeyeceğiz ortamı.
Birlikte olunan zamanın kalitesine odaklanmak.
Boşu boşuna gereksiz tartışmalar, birbirimizi yoracak sohbetler, sorgular falan bunlarla geçirmeden gerçekten kaliteli bir zaman geçirmek.
gerekiyor ve onun yalnız kalmak istediği zamanı da saygı duymak gerekiyor.
Tabii ki bu kendimiz içinde.
Ve geldik son maddeye.
Kendine sadakati ihmal etme.
Başkasıyla kalmak uğruna kendinle çelişiyorsan bu sadakat değil, kendinden vazgeçiştir.
Çünkü bir insan kendine sadık olmadan başkasına uzun süre sadık kalması mümkün değil.
Böyle bir şey olamaz. Önce kendi değerlerimizle Uyumlu olmamız.
Bunu nasıl yapacağız peki?
Bu ilişkide kalırken kendimle çelişiyor muyum sorusunu kendimize düzenli olarak sormamız gerekiyor.
Eğer cevabınız uzun süredir evet ise ilişkiyi yeniden değerlendirmek, gözden geçirmek gerekiyor.
Kendi değerlerini netleştir ve taviz vermeyeceğin alanları mutlaka belirle.
Seçilmiş sadakati devam ettirmek istiyorsanız eğer.
Tabii ki her ilişki sağlıklı ilerlemiyor.
Bunu anlamanın yollarından biri de bazı işaretlere bakmaktan geçiyor.
Bu işaretleri de kırmızı bayrak, yeşil bayrak diye adlandırmışlar.
Kırmızı bayraklar dikkat alarmı.
Şimdi söyleyeceğim şeyler varsa bunlar kırmızı bayrak demek.
Yani artık dikkat etmemiz gereken bir şeyler var ilişkimize demek.
Sürekli sadakatini kanıtla baskısı varsa artık burada kırmızı bayraklar.
Devreye çıkmış, kendini göstermiş demek.
İşte konumunu niye kapattın sorusu, işte aradım açmadın, mesajıma cevap yazmadın sorusu böyle bir kezden fazla sorulmaya başladıysa bu artık kırmızı bayraktır.
Yani sadakat gözetim altında yaşanmaz, kontrol aşkın boğazına yapışır diyeyim.
Bu ilişkideki daha doğrusu tartışmalardan sonraki onarım girişimlerini küçümsemek yani 5 dakika mola demiştik ya bunu küçümsüyorsak da yani bu artık kırmızı bayrak demek.
Mesela tartışma sonrası boşver ya falan gibi alaycı cevaplar geliyorsa tamam sen konuş konuş ben dinlemiyorum seni falan gibi şeyler söylüyorsa bu artık onarım kanalının kapandığını
gösterir kırmızı bayrak.
Değer çatışması da bir kırmızı bayraktır.
İlişkide dikkat edilmesi gereken konulardan bir tanesidir.
Hep aynı konularda tartışıyorsanız işte mesela işte sen bunu eşit paylaşmalıyız, eşit bir şekilde yürütmeliyiz, yapmalıyız diyorsun ama işte o bunu erkek yapar kadın yapmaz ya da bu kadın
işi ben ne anlarım o işten falan gibi.
Belki bunlar basit şeyler ama bunlar böyle biriktikçe de çok büyük problemler de olabiliyor.
Ya da aileyle ilgili mesela işte aileye saygı göstermek gibi ama diğer taraf aileyle ilgili çok küçümseyici konuşuyorsa falan gibi şeyler varsa artık yani değerler çalışmaya başladıysa kırmızı
bayrak el sallıyor demektir.
Çünkü bu tip tartışmalar artık bu ya benim tarzım bu ben böyleyim değil de bu bir değer meselesi haline geldiği için evet kırmızı bayrak el sallıyor demektir dedim.
Bir de ilişkide kendin...
Ne saygından taviz vererek kalmakta bir kırmızı bayrak sebebi geldi.
Böyle karşı tarafın aynı davranışı sizi defalarca yaralıyor ve siz sınır koyamıyorsanız orada sadakat değil kendinden vazgeçiş var.
Az önce de söylemiştim.
Dolayısıyla bu da bir kırmızı bayrak.
Peki yeşil bayraklar ne?
Yani sağlıklı bağın işaretleri neler?
Hata artı sorumluluk artı telafi.
Yani sağlıklı ilişkide hata yapmak yasak değil.
Hatayı sahiplenmemek yasak.
Hatta böyle bu ilişkilerde özür laf olsun diye değil bir eylemle gelir genelde.
Söylenenle yapılan arasında bir boşluk yoktur ve bir tutarlılık vardır.
Yani bir hata yapar, yaptığı hatanın sorumluluğunu alır ve bunu telafi etmek için de bir davranışta bulunur.
İşte bu sağlıklı bağın işaretlerinden bir tanesidir.
Söz ve eylem uyumu.
Geleceğim deyip gelmek, yanındayım deyip gerçekten yanında olmak bir güvenin temelidir.
Bu da sağlıklı bağın göstergelerinden bir tanesidir.
Planlarda esneklik.
Çünkü biliyorsunuz hayat biz planlar yaparken onu bozan şeydir hayat.
O yüzden partnerinizle bu anlarda sizinle birlikte çözüm üretebiliyorsa yani yapılan planlar bozulmak ya da değişmek zorunda kalıyorsa ve beraber bir çözüm bulabiliyorsanız bu ortaklık gerçek bir ortaklık.
demektir. Yani planlar değiştiğinde suratlar asılmıyor.
Yeni plan hemen bulunuyorsa yeşil bayrak dalgalanıyor diyebiliriz.
Sağlıklı bir bağın göstergesi.
Bir de şunu söyleyebilirim belki.
Böyle küçük karşılıklı fedakarlıklar.
Çünkü ilişkiler böyle demiştim ya böyle çok büyük jestlerden çok küçük ama sürekli jestlerle beslenen bir şey.
Yani büyük jestler dediğim genelde de maddi şeylerle ölçülen şeyler oluyor bu.
Ama küçük olsun ama devamlı olsun.
Bu Bu ilişkiyi besleyen bir şey.
O yüzden böyle fedakarlıklar tek taraflı değil, doğal bir şekilde karşılıklı akıyorsa, yani ya işte o bana şimdi bunu yaptı, ben de ona ne yapayım, kızlar toplanın, bana bir şey bulalım falan gibi konuşmalar içerisine girmiyorsanız,
gerçekten hissettiğiniz, içinizden geldiği için o fedakarlıkları yapıyorsanız, o bağ seçilmiş sadakatin güçlü bir göstergesidir.
Bol bol yeşil bayraklarınız vardır umarım.
Belki de seçilmiş sadakat büyük yeminlerden değil de her gün yeniden verilen küçük ama tutarlı kararlardan oluşuyordur.
Gidebilecekken kalmak, susmayı tercih ederken onarmayı tercih etmek, görmezden gelebilecekken gerçekten görmek.
O yüzden bugün kendinize şu soruyu sorun.
Partnerimi, sevgilimi, eşimi hangi küçük kararla yeniden seçtim?
Eğer cevabın seni gülümsetiyorsa...
Doğru yoldasın. Ama cevabın koca bir sessizlikse belki de başka bir konuşmanın zamanı gelmiştir.
Kadın Dediğin podcast'in bu bölümünde sadakatin zorunluluktan değil gönülden olanını konuştuk.
Unutmayın özgürlük yoksa sadakat sadece kontrol olur.
Kalıyorsan isteyerek kal.
Yeni bölümde görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
