
Sayısal verilerle kadınlar “değişmesi gereken çok şey var”
5 Ocak 2023 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar, bu bölümde kadınları rakamlarla ele alacağız.
Genel nüfustaki yerimiz, eğitimde ne durumdayız, iş gücüne katılımda beklentileri karşılıyor muyuz?
Peki ya güven duyma konusu, oralarda nerelerdeyiz?
Hepsini anlatacağım. Tüm veriler 2021 yılına ait olacak.
2022 yılı verileri ise ancak bu yılın Mart ayında güncellenecek.
Aslında bir kıyaslama yapmak açısından da iyi olacak diyebiliriz.
Böylelikle ne kadar yol kat ettiğimize ya da edemediğimize de bakabileceğiz.
Çünkü veriler o kadar da iç açıcı değil.
Haydi başlayalım. Öncelikle genel nüfustaki yerimize bakalım isterseniz.
Türkiye nüfusu 2022 yılı itibariyle 85 milyona yaklaşmış durumda.
Toplam nüfusun %49.9'unu kadınlar, %50.1'ini ise erkekler oluşturuyor.
Eşit olduğumuz tek veri hatta konu neredeyse sadece bu.
Kadınlarla erkekler arasındaki bu oransal denge kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle 60 yaştan itibaren lehimize değişiyor.
Eğer bir eski sevgili ya da eş tarafından veya sadece canı istediği bir cani tarafından öldürülmezsek.
Ve tüm anlatacaklarım arasında aslında lehimize olan elle tutulur tek veri ise maalesef bu.
Evet şimdi gelelim eğitim düzeylerine.
Konu eğitime gelince durum maalesef daha da vahim.
Eğitimli kadın oranının az olması hayatın geri kalanındaki tüm etkenlerden kadınların geri kalmasına sebep oluyor.
En az bir eğitim düzeyini tamamlayan kadınların oranı %88.
Dikkat ettiyseniz en az bir eğitim düzeyi oranını verdim sizlere.
Gönül isterdi ki bu veri yüksek öğrenim alan kadınların oranı olsundu ancak ne yazık ki değil.
Türkiye'de hala okuryazar olmayan kadınların oranı %6.
Üniversiteden mezun kadın oranı ise %17.
Bu oran erkeklerde ise %21.
Aslında cinsiyet farklılığına bakmaksızın söyleyebiliriz ki üniversite mezuniyet oranı her iki grupta da oldukça düşük.
2003 yılında Türkiye'de 70 üniversite varken bugün her şehire bir üniversite yaklaşımı ile üniversite sayısı 129 oldu.
Bina sayısının artması maalesef mezun oranlarına aynı ölçüde yansımamış durumda.
Ve yine buna paralel olarak üniversitelerin niteliği ve mezuniyet sonrası iş bulma olasılığının düşük olması da hala çözüm bekleyen konular arasında.
Hazır böyle mezuniyet sonrası iş bulmak falan demişken istihdam oranlarına bakalım isterseniz.
Kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından daha az.
Türkiye'de istihdam edilenlerin toplam oranı %43.
Bu oran kadınlarda %26, erkeklerde ise %60'tır.
Neredeyse iki katı bir fark var.
Peki kadınlar neden erkekler kadar iş gücüne katılamıyor?
Buna bir bakalım isterseniz.
Öncelikle kadınların eğitimde geri kalması en önemli etken.
Kız çocukları hala eğitime erkek çocukları kadar ulaşamıyor.
Ulaşsalar bile eğitimde kalma süreleri çok çok kısa.
Hemen peşinden geleneksel önyargılar geliyor.
İşte ne bileyim kadının işte ne işi var, kadın çocuk yapmalı, çocuğuna bakmalı gibi önyargılardan bahsediyorum.
Başka bir sebep olarak kadının hem ev sorumluluklarını hem de iş yaşantısını aynı anda idare edemeyeceği görüşü.
Bu başı çeken nedenleri göç etkisi, ücret düşüklüğü, iş yerinde yaşanan kadına yönelik şiddet ve cam tavan sendromu takip ediyor.
Şimdi verilere devam etmeden önce şu cam tavan sendromuna kısa bir giriş yapıp başka bir bölümde detaylarına girmek istiyorum.
Çoğunuz çoktan duymuş olabilirsiniz, bazılarınız için ise yeni bir jargon olabilir bu cam tavan sendromu.
Farklı isimlerden, farklı kelimelerle ancak aynı anlama varan tanımlamalar çıkıyor karşımıza.
Kısaca diyebiliriz ki cam tavan teriminde geçen cam kelimesi gerçekte var olan ama görünmeyen engel olarak Tavan kelimesi ise yükselmede yani terfi basamaklarının
başında olan kişinin engellenmesini temsilen kullanılmaktadır.
Bu bazen kişinin kendi kendine geliştirdiği bir yaklaşım da olabilir.
Yani kişi zaman içinde işinde belli bir kademeye geldikten sonra daha fazla yükselemeyeceğini düşünür ve buna kendini inandırır.
Ama çoğunlukla kadınların kariyerlerinde yükselmesine bir engel olarak erkeklerin maruz kaldığı bir sendromdur.
Camtavan sendromu kadınların terfilerinde bir engel olmakla beraber kadınların iş yerinde motivasyonlarının ve performanslarının düşmesine de sebep olan bir stres kaynağıdır.
İşe alımlarda erkeğin kadına göre daha çok tercih edilmesine de camtavan sendromu sebep olabilir diyebiliriz.
Aynı pozisyona başvuran her iki cinsten erkeğin daha çok tercih edilmesi, kadının ilgili işe uygun olmadığının Kimi cam tavan sendromuna sahip kişilerin kendi önyargılarından başka bir şey
olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Nedir bu önyargılar?
İşte çok mobil bir iş, işte bu işin çok seyahati olacak, ağır bir iş, kadın altından kalkamaz gibi gibi bir sürü bahaneyle kadınlar bazı işler için altı boş sebeplerle tercih edilmemektedir.
Evet dönelim rakamlarımıza.
Biliyorum çok iç açıcı değil ama bunları konuşarak daha çok dile getirerek rakamları değiştirmemiz, ön yargıları kırmamız bir nebze de olsa mümkün olacak.
Ben açıkçası buna inanıyorum.
İstihdam oranlarıyla devam edelim isterseniz.
Yüksek öğretim mezunu olan kadınların iş gücüne katılım oranı %66.
Kendi tercihiyle bir işe başvurmayan veya çalışmak istemeyen kadınları ayrı tutarsak oranların hala düşük olduğu da bir gerçek.
Çocuğu olan kadınların istihdam oranı ise %25.
Çocuk sahibi olmanın işe alımlarda reddedilme sebebi olmasının nedenlerini ikinci bölümde konuşmuştuk.
İşte işe vakit ayıramaz, konsantre çalışamaz, seyahat edemez gibi nedenleri sıralamıştık.
Pandeminin de etkisiyle küçülmeye giden şirketlerde en çok kadınların eve döndüğünü görebiliriz.
2020 yılında sadece 4 kadından biri işini koruyabildi.
Yani sayıyla söylersek 1 milyon 75 bin kadın işsiz kaldı.
Peki kadınlar iş bulmada ne kadar ümitliler?
Yeniden istediği gibi bir işte çalışmayı bırakın, herhangi bir işte çalışma konusunda da ümitlerini kaybetmiş durumdalar.
2019 yılında iş bulma ümidi olmayan kadınların sayısı 297.000 iken şu anda 550.000'lerde.
Yani ümidimiz de yok.
Yorucu ve yıpratıcı bir süreç ne yazık ki.
Yönetici pozisyonuna gelen kadınların oranı ise %19'larda.
Kurumsallaşmayı yıllar öncesinden başarma şirketlere bile bakarsanız CEO'ların, CMO'ların sayıları hala erkeklerin lehine.
Aksi olsaydı zaten her fırsatta kadın istihdamını artırıyoruz, üst düzey atamalarda kadın personelimize öncelik tanıyoruz gibi açıklamalar yapılmazdı.
Tüm bunların dışında ülkemizdeki kadın istihdamını artırmaya yönelik politika yapıcılar, Ve özel sektörde kurumsallaşan şirketler beraber projeler de yapıyorlar biliyorsunuz.
Aklıma gelen en çok bildiğim örnek OPET'in kadın gücü projesi.
Bu proje kapsamında istasyonlarda çalışan kadın sayısını benim en son bildiğim 3000'ün üzerine taşımışlardı.
Belki daha fazla taşıdılar.
Bence oldukça başarılı bir proje.
Ben en azından öyle görüyorum.
Bu tarz projelerin hayata geçmesini görmek sevindirici olmakla birlikte genellikle hizmet sektörü ile sınırlandırıldığını görüyoruz.
Yani belki de projeler genellikle hizmet sektöründe uzmanlaşmış şirketler tarafından yapıldığındandır bilmiyorum ya da varsa sizlerin bildiği lütfen bana yazın söyleyin.
Ancak üretim, bilgi iletişim, inşaat, idari görevler, eğitim gibi daha pek çok farklı alanda projeler hayata geçirilerek Farkındalık arttırılabilir ve kadın
iş gücüne destek sağlanabilir diye düşünüyorum.
Tamam ülkemizdeki çalışan kadın oranları bu şekilde.
Peki bir de ülkemizi farklı başka ülkelerle kıyaslayalım da istiyorum.
Yani dışarıda durum nedir bir de ona bakalım.
Örneğin OECD ülkeleriyle kıyaslayabiliriz.
Çünkü kurucu üyelerinden bir tanesi de Türkiye.
Türkiye dışında Amerika, Fransa, Kanada, Avusturya, İsveç, İsviçre, İzlanda.
Belçika, İngiltere gibi daha aklıma gelmeyen birçok ülkeden oluşan bir ekonomik kalkınma ve işbirliği örgütü.
Saydığım ülkeler ve Türkiye'de dahil olmak üzere kurucu üyeleri OECD'nin.
Neyi amaçlıyor OECD?
Tabii ki üye ülkelerde finansal bir istikrar sağlanmasını amaçlıyor.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde halkın yaşam standartını iyileştirmek için çalışıyor.
İşsizliğin ortadan kaldırılmasını amaçlıyor.
Demokrasiyi, insan hakları ve özgürlüklerin sağlanmasını ve korumasını da amaçlıyor tabii ki.
Örgüt her sene bazen de her çeyrekte ekonomik kalkınma ve büyüme tahminlerini belirleyen de bir rapor yayınlıyor.
Bazen açıp bakabilirsiniz görebilirsiniz de.
Ülkemiz ne yazık ki ne ekonomik dolayısıyla yaşam refahı konusunda ne de istihdam oranlarında büyüme trendinde değil.
Hak ve özgürlükler konusuna hiç girmiyorum bile.
Ne diyeyim umarım en kısa zamanda düzelir.
Peki kadın istihdam oranlarına bakalım.
Türkiye dışında kalan bu OECD ülkelerinden.
Örgütün en gelişmiş ülkeleri, sıralamaları çok fazla değişmiyor.
İzlanda, İsveç ve İsviçre.
İstihdam oranları da en yüksek olan ülkeler bunlar.
Pandemi dönemiyle pandemi öncesi 1-2 yıla bakarsak kadın istihdamında elle tutulur bir değişiklik de olmamış üstelik.
Kadınların iş hayatının içinde olma oranları ise %80'lerde ve bu stabil olarak devam ediyor.
Türkiye'de bu oran neydi?
%25'lerdeydi hatırlarsanız.
Eğitimle başlayan, ülkenin genel ekonomik koşulları, demokrasi ve özgürlüğe kadar tüm bu konular düzelmedikçe kadınların çalışma oranları...
Eğitim düzeyleri ve yaşam standartları maalesef ülkemizde hep gerilerde kalacak.
Buradan bunu görüyoruz.
Gelelim bu anlattıklarım dışında biraz daha başka veriler ki bu veriler de sizi birazcık üzecek.
Beni de oldukça üzdü ama bunları da paylaşmak istiyorum sizlerle.
Her insan gibi kadınlarda yaşadığı toplumda temel ihtiyaçlarını karşılamak ve hayat standartını yükseltmek istiyor tabii ki.
Bunun için en önemli parametre gelir elde etmek tabii ki.
Oradaki veriler de ortada, onları paylaştım.
Diğer parametre de yaşadığı toplum içerisinde kendini güvende hissetmesi.
Hemen hatırlayalım Mazlov'un piramidini veya teorisini.
Ne vardı? Fizyolojik ihtiyaçlar vardı ve hemen üstünde ise güvenlik ihtiyacı vardı değil mi?
Peki kadınlar kendini ne kadar güvende hissediyor ülkemizde?
Yaşam memnuniyeti diye bir araştırma yapılıyor ve bu araştırmada kişilerin yaşadıkları çevrede kendilerini ne kadar güvende hissettikleri soruluyor.
Genel güvensizlik oranı yani kadın ve erkek toplam oran %25 iken yaşadıkları çevrede özellikle gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hisseden kadınların oranı %36.
Bu oran büyük şehirlerde çok daha yüksek.
Kadınların %10'u evde kendilerini güvende hissetmiyor.
Ve çok ciddi oranlarda kadınlar iş yerlerinde de kendilerini güvende hissetmiyor.
Her 10 kadından 3'ü iş yerinde tacize maruz kalıyor ve bu iş yerleri her zaman öyle küçük veya orta işletmelerde olmuyor.
Kocaman büyük kurumlarda da ne yazık ki kadına tacizin her türlüsünü görmek mümkün olabiliyor.
Tabii ki detaylarını başka bir podcastta çok daha derinden aktaracağım.
Vay halimize dediniz değil mi?
Veriler hiç de iç açıcı değil ama zaten değişmesi, Türkiye'de öncelikle kadınların, çocukların, yaşlıların ve sonrasında herkesin hak ettikleri yüksek standartta, huzur içinde ve güvende
yaşayabilmeleri ve kadınların iş gücünde hak ettikleri rakamlara en kısa zamanda ulaşması için konuşmaya, anlatmaya, sesimizi duyurmaya devam etmemiz gerekiyor.
Kurumsal Kadınlar Podcast serisini beğendiyseniz lütfen takip etmeyi unutmayın.
Yorum, mesaj veya önerilerinizi kurumsal kadınlar instagram hesabımdan da iletebilirsiniz.
Yeni bölümde yani haftaya cuma görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
