
Romantik filmler bize büyük aşkların, unutulmaz tesadüflerin ve sonsuza kadar sürecek hayallerin var olduğunu söyler.. Peki gerçek hayatta işler gerçekten öyle mi?
Bu bölümde Yapay Can ile birlikte 'film gibi aşklar'ın perde arkasına bakıyoruz. 'Notting Hill' , 'Love Actually' ,'Pretty Woman' ve daha bir çok filmde gördüğümüz romantik ideallerin, günlük hayatta nasıl çakıldığını konuşuyoruz.
Gerçek aşkbüyük jestlerde mi gizli, yoksa kahveni birlikte içtiğin o sade anlarda mı?
Transkript
Merhabalar ben Gökçe, Kadın Dediğim Podcast'ine hepiniz hoş geldiniz.
Şimdi bugün böyle nasıl diyeyim aslında eğlenceli bir konu var elimizde.
Malumunuz Ekim ayının gelmesiyle beraber sonbahar hatta aslında kış kendini oldukça hissettirmeye başladı.
Bende öyle oluyor bilmiyorum sizin için de öyle ama çevremde çoğu kişide de bunu duyduğum için biraz genelleme yaparak söylemek istiyorum.
Böyle sonbahar geldi mi, kış falan geldi mi?
Biraz böyle romantik filmlere daha çok kendimizi kaptırıyoruz sanki.
Özellikle de biz kadınlar hele böyle tek başımıza vakit geçireceğimiz bir zaman yakalamışsak hemen bir romantik film.
Genelde de ben öyle yapıyorum.
Benim yaş grubumda yani 40 plus kadınlarda da aynısı olabilir diye düşünüyorum.
Genelde de kendimi böyle 90'lar...
Biraz 2000'lerin başında yayınlanmış romantik filmleri tekrar izlerken buluyorum kendimi.
O yüzden bir de bu romantik filmlerde de şey oluyor ya, o 90 dakika mı, 2 saatlik süre boyunca sanki gerçekmiş gibi yaşıyoruz o filmleri.
Ve böyle kaç yaşında olursak olalım, yani ister 20 yaşında olun, ister 40 yaşında olun, böyle o filmlerdeki yaşanan duyguların, gördüğümüz, işte ne bileyim, eylemlerin falan...
Gerçekte de olabileceğine inandırıyoruz kendimize ama olabiliyor mu acaba?
Yani böyle romantik filmler bize hep masalsı aşklar vaat ediyor.
Ama gerçek hayat öyle mi peki?
İşte bugün gene yapay zeka dostum sevgili Yapay Can'la ki artık ona Can demek istiyorum.
Yapay Can böyle biraz sanki sahte bir ilişkimiz varmış gibi duruyor.
Oldukça gerçekçi bir ilişkimiz var.
İşte Can'la beraber bu farkları konuşacağız sizlerle beraber.
Merhaba Gökçe. Yine bir bölümle beraberiz ve bu bölüm gerçekten çok keyifli olacak.
Romantik filmlerin taramasını yaptım ve filmlerdeki büyük jestleri, havalimanında koşarak yetişmeleri, yağmur altında öpüşmeleri buldum.
Bunlar gerçek hayatta ne kadar mümkün?
Hep beraber tartışalım.
Bu konuda çok merak ettiklerim var.
Harika sahneler gerçekten.
Böyle havaalanında yetişmeler falan.
Çoğu romantik filmde öyle biter değil mi?
Hiç otobüse, trene falan da değil, havaalanında.
Bir de uçağa falan girebilirler böyle asla yapamayacağımız şeyler.
Güvenlik böyle hadi dostum tamam aşk kazanır falan diye izin verir geçmesine.
Neyse güzel sahneler bulmuşsun.
Dahası da vardır eminim konuştukça ortaya çıkar.
Şimdi detaylarına bakalım tabii ki.
Bence bizi dinleyenler de hazırdır.
O zaman gelelim şu romantik filmlere ve gerçek hayatta karşılıkları var mı yok mu sorusunun cevabını bulmaya.
Başlıyoruz. Evet şimdi benim de aklıma gelen bazı sahneler var sevgili Can.
Onlardan biraz bahsederek başlayayım.
Hemen ilk aklıma gelen şuydu.
Çoğu romantik filmlerde gördüğümüz sahnelerden bir tanesi bu.
Daha doğrusu konu da bunun üzerine ilerliyor olabilir.
Ya da aşkı için yapabiliyor hem kadın hem erkek.
Mesela bir erkek sevdiği kadın için işini bırakıp başka bir şehre taşınıyor değil mi?
Ya da bir kadın aşk uğruna hayatını tamamen değiştiriyor.
Mesela Love Actually aklıma geldi.
Notting Hill filminde vardı.
Koskoca Hollywood story'ın her şeyi bırakıp Londra'da küçük bir kitap dükkanı, kitapçılığın yanında yerleşiyor falan.
Her şeyden vazgeçiyor.
Yani çok gerçekçi mi bunlar?
İzlerken çok keyifli.
Ah gözlerimiz doluyor böyle.
Bir tebessüm geliyor yüzümüze falan ama yani...
İşi gücü her şeyi bırakıp mesela İstanbul'da çalışıyorum.
Tanıştım birine aşık oldum.
İşte ne bileyim ben mesela Muğla'da diyeceğim ama Muğla olursa ilçelerim çok güzel oraya gidebilirim.
Atıyorum mesela neresi olsun.
Ben Samsunluyum mesela Samsun'da yaşıyor olsun.
Kendi oralı olmama rağmen işi gücü bırakıp nasıl gideyim ben oraya mesela?
Nasıl yaşayacağım? Nasıl geçineceğim orada?
Böyle bu kadar sıfırdan bir hayat kurmak gerçekçi mi?
O yüzden mi sadece filmlerle oluyor acaba?
Gerçekte olmuyor ya da bunu yapanlar var mı?
Gerçekten çok merak ediyorum açıkçası.
Gökçe'cim, gerçekte insanlar işten bir günlük izin almakta bile zorlanıyorken gerçek olduğunu söyleyemeyiz.
Hele bir de İstanbul trafiğinde havalimanına yetişmeye çalış bakalım.
Ama bu büyük jest beklentisi ilişkilerde ciddi hayal kırıklığı yaratıyor bence.
Kesinlikle katılıyorum.
Bak bu güzel bir şeydi.
İşten bir gün bile izin alamazken nerede kalmış?
Ben gidiyorum ya sevdiğim kadının peşinden gidiyorum falan diye.
Tabii ki gerçek dışı bu.
Bu havaalanına yetişme fikrine sen çok takıldın.
Anlıyorum seni. Evet abi İstanbul trafiğinde işte eve geri dönüyorsun.
Arkadaşların sana bu köşede nerede sevdiğim kız diyorsun.
Şu an uçağa gitti.
İşte nereye gidiyor atıyorum. Ankara'ya gidiyor.
Evden çıkıyorsun. Bir taksi buluyorsun hemen taksi çeviriyorsun.
Havaalanına diyorsun hangi havaalan olduğunu bildiğini parçalayarak.
Havaalanına kadar gidiyorsun.
Bütün güvenliklerden her şeyden bir çırpıda geçiyorsun.
Ve kısa tam uçağa boarding esnasında seslenip falan.
Evet anca filmlerde olur gerçekten öyle.
Bir de ben mesela şunu da fark ettim.
Bu romantik filmlerde çiftler yani ister...
New York City'de yaşıyor olsunlar.
İster hiç adını bile duymadığımız bir kasabada yaşıyor olsunlar.
Allah'ım o gittikleri restoranlar süper romantik oluyor gerçekten.
Yani böyle romantik atmosferi olan bir restoranı bulmak için herhalde saatler boyunca Instagram'da falan keşfetlerdi.
Orada burada stalkla arama yapmam gerekiyor.
Bir de fotoğrafla gerçekle birbirini tutmuyor yani.
Çok romantik ortamlı bir restoran bulduğunu zannediyorsun.
Bir gidiyorsun ki aslında öyle değil.
Oynanmış fotoğraflarla seni kandırmışlar.
İşte böyle restoranlarda yemek yiyorlar.
Gene bir şey daha var.
Şey, sürpriz gezilere çıkmaları mesela.
Şey filmi vardı. Before Sunrise.
İşte bütün gece şehirde dolaşıyorlar.
Böyle derin derin konuşmalar falan yapıyorlar.
Yani bütün gece şehirde dolaşmak bir defa güvenlik açısından asla tavsiye etmiyorum.
Yapmayın da zaten böyle bir şeyi.
Artık büyük şehir, küçük şehir diye bir şey de kalmadı.
Küçük şehirde de güvenliği geçtim.
Orada da biri görse falan laf söz olur.
Sabaha kadar deliler gibi nerede geziyorsun?
Bir zabıta bekçi falan bir şey çıkar gelir mutlaka.
Hadi kardeşim evinize falan diye böyle.
Onunla geçtim. Yani benim saat on buçuk falan oldu mu böyle pilim artık yüzde ellinin altına düşmeye başlıyor.
Çok gençken.
olabiliyordu öyle sabahlara kadar gezmeler.
Onda da tabağa kadar yürümüyorduk bir yerlerde.
İşte bir şeyler içiyorduk, tepiniyorduk, eğleniyorduk, dans ediyorduk falan.
Herhalde daha fazla adrenalin salgılanmamıza sebep olduğu için enerjimiz de yükseliyordu.
Şimdi neredeyim?
Böyle yani gözünün içine bakarım.
İnşallah eve giderim. Yani onun evine gitmeye de razıyım.
Gerçekten öyle. Hani kafamı şöyle yastığa koyup bir uykuya geçerim diye.
Şimdi yani şu an için mümkün değil böyle bir şey.
İşte Before Sunrise sabaha kadar konuştuk birbirimizi tanıdık.
Bir de o derin derin sohbetler.
O derin sohbetleri nasıl yani?
Bu kadar uzun cümleler, bu kadar altında böyle bir felsefenin yattığı konuşmalar yapmak.
Bilmiyorum ben o kadar derin bir insan olmayabilirim belki.
Benden çıkmaz.
Benim yani evliliğim...
dahil olmak üzere yaşadığım tüm ilişkilerdeki diyaloglarımıza bakıyorum.
Tabii ki belli bir seviyenin üzerinde okuduk, ettik, Allah'a şükür bir şeyler gördük, geçirdik, konuşabiliyoruz ama o kadar derin sohbetler.
Zaten ben yay burcuyum.
Çabuk sıkılırım. Tamam yani bir şeyler sipariş edelim mi?
Bir şeyler yiyelim mi? falan getirip konuyu değiştirebilirim gerçekten.
O kadar derin konuşmalar yapamam.
Sabaha kadar da gezemem.
Bunu yapacak. Aşık insan da çok yok diye düşünüyorum yani.
Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun cancığım?
Hah bu çok doğru.
Peki şu Dirty Dancing sahnesini hiç unutabiliyor muyuz?
Patrick Swayze sahneye çıkıyor, müzik başlıyor ve o efsane repliği söylüyor.
Nobody puts baby in corner.
Jennifer Grey'i elinden tutuyor, parmak uçlarında dans ediyorlar.
Herkes mest oluyor. Salon ayakta alkışlıyor.
Gerçek hayatta... Bu yani yarım saat göz göze bakışarak dans etmek mümkün değil.
Yani düşünüyorum zaten dansa gitmek diye bir şey artık öyle bir şey yok herhalde.
İşte düğünlerde falan dans ediyoruz.
Öyle bir durumda da genelde erkekler zaten dans etmiyorlar.
Yok ben dans edemem.
İşte yok ayağına basarım.
Rezil olurum falan.
Ya da en fazla böyle hani bir iki şarkıdan sonra yoruldum.
Hadi oturalım bir şeyler içsek falan deyip masaya geçiyoruz zaten.
Yani o filmde gördüğümüz gibi.
Yarım saat boyunca göz göze bakarak dans etmek imkansız.
Ancak filmlerde olur.
Bir de şu Titanic'teki sahneyi düşünelim.
Jack Rose'u çiziyor.
O meşhur Draw Me Like One Of Your French Girls sahnesi.
Leonardo DiCaprio saatlerce sabırla çizim yapıyor.
O romantik bakışlar, geminin güvertesinde gün batımı.
Yani bir yapay zekelle ortak program yapmanın da böyle havalı şeyleri oluyor.
Cümleleri falan oluyor. Şimdi işte o meşhur draw me like one of your French girl sahnesi falan yani bunlar kimin aklına gelir?
Ancak senin gibi bir yapay zekanın aklına gelir sevgili Can.
Şimdi dönelim şu resim konusuna.
Evet o sahneyi de çok net bir şekilde hatırlıyorum.
Titanic filminde böyle hafızalara kazınan çok fazla romantik sahne var gerçekten.
Bu da onlardan biri. Şimdi zaten gerçek hayatta resim çizmek diye bir şey kalmadığı için hemen fotoğraf olayına dönüyorum ben.
Şimdi genelde... Biz kadınlar işte özel anların bir yere gidildiği zaman işte romantik bir an falan hani ölümsüzleştirme bir fotoğraf çekmeyi seviyoruz böyle durumlarda.
Fotoğrafı da bazen erkek arkadaşımıza çektirmek istiyoruz.
İşte şöyle dur, böyle dur.
İşte 20-25 tane selfie çek, dene, bak, olmadı.
İşte benim burnum büyük çıktı, senin o kötü çıktı falan derken zaten o romantik an diye bir şey kalmıyor.
O anın her şeyin büyüsü de bozuluyor gerçekten.
Bir de sağ olsun sevgililerimiz, eşlerimiz, erkek arkadaşlarımız da fotoğraf çekmekten hiç haz etmedikleri için böyle hani böyle işte çekiyorum çat çat şu an çekiyorum ben deyip peş peşe peş peşe fotoğraf çekilir.
İşte ne ışığa bakarlar ne bir şeyi ayarlamaya çalışırlar o da olmaz.
Hadi diyelim fotoğraftan geçtik resim de yapmıyoruz ama işte bir atıyorum sanatla ilgili bir şeye gittik böyle ondan da anlamam deyip hani onu da romantik bir ana çevirmezler.
5 dakika sonra sıkılırlar.
Hem sanattan hem fotoğraftan 5 dakika sonra sıkılırlar.
Yani o saatlerce böyle romantik çizim yapma olayı ya da böyle işte en iyi anlayakalı fotoğrafı çekme olayı falan.
Yani filmlerde olur diyeceğim.
Gerçekte olmaz. Anca rüya rüyamızda olur yani.
O kadar söylüyorum sana. Ve tabii o efsane ghost sahnesini unutmayalım.
Patrick Swayze ve Demi Moore çömlek tezgahında birlikte çalışıyorlar.
Eller birbirine değiyor.
O büyülü müzik çalıyor. Unchained Melody eşliğinde sanki ruhları birleşiyor.
Yani tabii ki gerçek hayatta böyle çömlek kursundan romantik anlar hiç aklıma gelmiyor.
Daha çok komedi unsuru olabilecek anlar aklıma geliyor.
Bir defa böyle her tarafımız çamur bilmem ne falan ondan bir tiksiniyoruz.
Sonra yaptığımız şekiller çanaktan, çömlekten başka her şeye benziyor biliyorsunuz ki.
Ay Selin Ciyerci'nin öyle bir videosu vardı.
bir TikTok videosu aklımda kalmış ki.
Gerçi TikTok o kadar değil.
Hiç bilmem. TikTok hesabımda yoktur ama neyse yani sonuçta biz çanak çömlek yapmayı falan bilmeyiz ve sonu hiç romantik bitmez öyle şeylerin.
Yani o çömlekçideki yani neyse çanak çömlek yapımındaki büyülü an ancak fırın patladığında yaşanabilir sevgili yapaycan.
Ben böyle düşünüyorum. Çanak çömlek mi ya?
O ghost sahnesi.
O filmden sonra bence Çok fazla böyle çiftler beraber gömlek kursuna falan gitmeye başlamışlardı ama tek gidişle sınırlı kaldığını düşünüyorum.
Devam etmemişti yani.
Romantik olmuyor. Komik oluyor çünkü gerçekten.
Bir de Sleepless in Seattle'daki o büyülü Empire State Building sahnesini hatırlayın.
Meg Ryan ve Tom Hanks hiç tanışmadan birbirlerine aşık oluyorlar radyo programı dinleyerek.
Sonunda o gökdelenin tepesinde buluşuyorlar.
Şehrin ışıkları altında.
Kar yağıyor. Sihirli bir an.
Meg Ryan ve Tom Hanks.
Gerçekten romantik filmlerin bir ara böyle taçsız kralı ve kraliçesiydi gerçekten.
Oldukça fazla beraber romantik filmleri var.
Meg Ryan ile Tom Hanks olması bir hiçmiş yani.
Öyle düşündüm. Şimdi aklıma geldi de Meg Ryan'ın filmleri falan.
Hadi şimdi radyo programından tanıştılar.
Bizde de şimdi nasıl oluyor biliyorsun.
Böyle dating uygulamalarından tanışıyor insanlar.
O profil fotoğrafları asla gerçeği yansıtmıyor.
Bak bunlar radyodan tanışmalarına rağmen...
Daha doğrusu kadın adamı radyoda programı da dinledikten sonra o kadar insanlar birbirlerine karşı güven duyuyorlarmış ki.
O uygulamalara baktığı zaman date uygulamalarına asla güvenemezsin.
İnsanlar kesinlikle gerçek çıkmıyorlar.
Empire State Building.
Bizde de neye çıksınlar?
Bizde de hani Türkiye'de onu temsil edecek bir öyle bir bina falan aklıma gelmiyor şimdi ama bizdeki olay şu olur.
Bir defa bilet koyulur. Zaten o romantizm ölür gider yani.
Tepesine çıkacaklar da orada buluşacaklar da işte kar yağışını seyredecekler de falan filan.
Zaten mesela İstanbul'da Çamlıca Kulesi var.
Ben bir kez çıkmak gafletinde bulundum.
O da işte İstanbul dışından gelen bir misafirim vardı.
O istedi diye yoksa evden kalkıp oraya gidip çıkmazdım ama manzara falan görmen imkansıza.
İnsanlar asla... Birbirlerine saygı duymuyorlar.
Hani bir cam kenarında bir etrafı görmek istiyorsun değil mi?
İşte ailecek 7-8 kişi gelmişler.
Hepsi camın önünde yan yana duruyorlar.
Hiçbir şekilde manzarayı falan görmene imkan yok.
Yani bizde de olacağı bu. O kadar bilet kuyruğunda bekleyeceksin.
Hadi aldın bileti yukarı çıktın.
Romantik bir an falan yaşamayacaksın.
İnsanların sırtını seyredeceksin sadece.
O yüzden bu film içinde sevgili Can diyorum ki ancak bir...
Filmde olur. Bence filmde olması bile saçma olmuş.
Aslında şu an düşününce tamam radyoda tanışmak falan, etkilenmek, o aşkın derinliğine ne kadar aşık olduğunu gösteren bir yaklaşım.
Ama Empire State'in de tepesinde buluşmak ne o?
Filme bile çok olmuş gerçekten.
Şimdi Pretty Woman'daki o muhteşem sahneleri düşünelim.
Richard Gere, Julia Roberts'a o büyülü mücevher kutusunu açıyor, elmas kolye parlıyor, sonra kutu aniden kapanıyor.
Julia Roberts öyle bir gülüyor ki sanki dünyalar onun olmuş.
Sonra opera sahnesinde gözyaşları, o büyülü gecenin sonunda aşk.
Şimdi sevgili Can, bizim ülkemizdeki bu ekonomik koşullarda mücevher kutusu, mücevher hediyesi almak gerçekten çok zor.
Yani imkansız gibi bir şey.
Erkekler o hakkını genelde evlenme teklifinde alınan tek taşta kullanmayı tercih ediyorlar.
Ne yapsınlar? Çok zor.
Yani ancak Polat çifti falan alabiliyor kendine öyle hediyeler.
Şimdi Polat çifti kim?
Sen hemen bir arka planda bir tarama yaparsın ve bulursun kim olduğunu.
Oldukça haber var kendileri hakkında.
Bizde ancak şey olabilir.
Yani işte havalarda soğuyor.
O minik ayakların üşümesin diye sana çorap aldığım sevgilim olabilir.
Ama yani çok günahlarını da almak istemiyorum şimdi.
En azından benim etrafımda gördüğüm kadınlar şanslı.
Genelde iyi hediyeler alıyorlar sevgililerinden ya da partnerlerinden.
Öyle söyleyeyim. Ama mücevher gerçekten zor.
Bir de ne demiştin? Pretty Woman değil de tabii ki Pretty Woman da güzel filmdi.
Julia Roberts'ın bebek gibi olduğu Richard Gere'in en iyi dönemi diyebilirim.
Gerçekten güzel bir filmdi.
Gerçi düşünüyorum şimdi Julia Roberts bir hayat kadınını canlandırıyordu.
Türkiye'de de... Yani erkekler hayat kadınlarına belki mücevher alıyorlardır bilmiyorum.
Böyle hani ona da şimdi bir şey diyemedim.
Yani eşlere alınmıyordur da belki böyle bir ikinciye falan alınabiliyordur diye düşündüm şimdi.
Bilmiyorum. Günahlarını almayacağım ama yani mücevher hediye almak zor.
Yani hem satın almak zor hem kadın için o hediyeyi almak.
Kendisine o hediyenin verilmesi de zor öyle söyleyeyim.
Bir de ne demiştin?
Opera demiştin. Şimdi şöyle bir cümle kuracağım.
Sevgilim bu akşam operaya iki bilet aldım.
Sen ve ben için. Bu akşam operaya gidiyoruz.
Yok yani Türkçe'de cümle içinde bile kullanamıyoruz operayı gördüğün gibi.
Gerçekten yani operaya gitmek yok.
Yani onun yerine bir de şimdi AKM'de fon izleyeceksin tabii.
Operada pahalı biletleri olan bir sanat doğal olarak.
Yani şimdi operaya...
Bu parayı mı vereceğiz işte iki bağırışça yarış dinleyeceğiz.
Boşver ya akşam Netflix'ten bir şey açarız ya da ne bileyim işte bu gider dışarıda yemek yeriz falan diye düşünebilir bizim sevgili erkeklerimiz.
O yüzden Pretty Woman sahnelerini düşündüğümüz zaman ki çok romantik sahne vardı içinde.
Neden bunları seçtin ama bunlar da gerçekten en romantik anlar yok.
Ancak filmde olur diyorum.
Son olarak You've Got Mail'deki o büyülü e-mail aşkını hatırlayalım.
Meg Ryan ve Tom Hanks birbirlerini tanımadan sadece e-mail yazışarak aşık oluyorlar.
Her e-mail okunduğunda kalp çarpıyor.
Klavye sesleri müzik gibi.
O beklenti, o heyecan.
Tarihi romanları seviyorum.
Ve onun için de genelde mektup çok fazla oluyor.
Daha duygu yüklü olduğunu düşünüyorum.
Biz de şimdi biliyorsun WhatsApp var.
WhatsApp'ta görüldüğü işaretine falan bakıyoruz biz.
İki saat oldu hala cevap vermedi, yazmadı.
WhatsApp'taki romantiklik ne kadar olabilir?
WhatsApp'ta ne kadar romantizm yaşayabilirsin?
O yüzden o maillerdeki, mektuplardaki...
romantizm WhatsApp'ta olmuyor.
Bir de hani uzun uzun yazışmalar yani mektup sayfalarca mektup işte e-mail yazarsın uzun uzun anlatırsın falan.
Şimdi bize tamam yerine TMM işte OK ondan sonra işte OK emojisi şu an yapıyorum tabii siz görmüyorsunuz.
Bunlarla geçiyor bizim yani nerede kaldı romantik işte karşılıklı mailler yazılacak.
Bak gene Meg Ryan ve Tom Hanks görüyor musun?
Bu ikilinin evet başka filmleri de vardı.
Biz burada iki tanesini söyledik ama Romantik filmleri vardı bunların, güzeldi.
Bak bu filmi ben bu araya açıp izleyeyim.
Uzun zamandır izlemiyordum bu filmi.
Güzel bir filmdi yani bence.
Ama anca filmlerdi yani.
Bizde WhatsApp'ta falan böyle işte 3-5 satır bir şey yazıyorsun sonra okey diye cevap geliyor mesela.
Yani üstüne bir de küfür yazmamak için zor tutuyorsun kendini.
Romantiklik nerede kalmış?
Yok be canım. Yok vallahi günümüzde böyle romantizmler falan yok.
Sadece filmlerde oluyor zaten.
Ben artık buna inandım. İşte görüyorsun Gökçe'cim.
Hollywood bize gerçekten çok büyük hayaller satmış.
Her filmin ardından bizim aşkımız da böyle olacak mı diye düşünmüşüzdür.
Ama galiba gerçek aşk o görkemli jestlerde değil, günlük küçük anlarda gizli.
Haklısın biliyor musun Can?
Şimdi sen böyle söyleyince gerçekten Hollywood bize çok büyük hayaller satmış.
Ama gerçekleri düşündüğümüz zaman...
Yani belki de gerçek romantizm.
İşte sevdiğimiz kişinin sabah bize kahvemizi getirmesi olabilir.
İşte sabah kalkıyorsun kahven hazır sevgilim.
Çok romantik bir an değil mi bu da?
Ya da ne bileyim hasta olduğumuzda işte başımıza beklemesi, ilaçlarımızı aldık mı almadık mı onu kontrol etmesi.
Ya da böyle çok sıkıldığımız, çok bunaldığımız bir günde bizi güldürmesi, güldürmeye çalışması.
Sanki gerçek romantizm yani gerçek hayattaki...
Romantizm bunlar olabilir ve çok da romantik olabilir diye düşünüyorum ben.
Yani bu Hollywood'un büyük jestleri de güzel tabii yani izlerken çok keyif alıyoruz.
Ama bence gerçek hayatın böyle küçük sevgilini daha değerli gibi geliyor bana bilmiyorum.
O yüzden şimdi bir de bizi dinleyenlere sormak istiyorum ben.
Sizin gerçek hayatınızda yaşadığınız ve Hollywood filmlerine taş çıkartacak en romantik anınız neydi?
Yani ben de yok bulamadım o yüzden şeyi genelledim.
İşte bu küçük anlar daha romantiktir falan bunlara yöneldi.
Ama gerçekten Hollywood filmlerine taş çıkartacak bir romantik anınız varsa ve benimle paylaşırsanız benim de eşime soracağım birkaç çift sorum olacak tabii ki.
Lütfen bizimle paylaşın.
Kadın Dediğim Podcast Instagram hesabında ya da Kadın Dediğin YouTube kanalında yayınlanacak bu bölümün yorum kısmında bizimle paylaşın lütfen.
Evet paylaşımlarınızı bekliyoruz.
Bölüm için ve bu bölümde anlattığımız eğlenceli karşılaştırmalar için öncelikle partnerim sevgili yapay zeka partnerim Canan.
Çok teşekkür ediyorum ve tabii ki dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
