
Piyasada erkek yok” cümlesini bir kenara bırakıyoruz.
Çünkü mesele sayı değil, seçme şeklimiz.
Bu bölümde;
modern flörtün oyunlarını, duygusal olgunluk farkını ve neden hep aynı tip insanlara denk geldiğimizi konuşuyoruz.
Ve belki de en kritik soru:
Gerçekten hazır olanı mı arıyoruz… yoksa sadece heyecan vereni mi?
Transkript
Sevgili dinleyici, az sonra yeni bölüm başlayacaktır.
Dinlemeye başlamadan önce lütfen Kadın Dediğin podcast kanalını takip edip bildirimleri açmayı unutmayın.
Keyifli dinlemeler. Selamlar.
Bugün Kadın Dediğin''de bitmek bilmeyen piyasada erkek kalmamış tartışmasına son noktayı koyacağız.
Geçen gün bir arkadaş grubuyla oturuyoruz.
Konu tabii ki döndü dolaştı gene aynı yere geldi.
Yani şekerin piyasada erkek yok.
Şöyle huzurlu güvenli bir ilişki yaşayabileceğin, sohbet edip eğlenebileceğin erkek yok, yok, yok.
Bu ve buna benzer laflar üzerinden saatlerce konuşuldu kızlar arasında.
Şimdi dürüst olalım. Gerçekten piyasada erkek mi yok?
Yoksa böyle biz mi yanlış pazarda, yanlış tezgahların önünde bekliyoruz, dolaşıyoruz acaba?
Belki de asıl sorun şu.
Biz duygusal olarak henüz...
Çiğ olan erkeklere sanki pişmiş ve hazırmış gibi davranıyoruz belki de.
Olgun ve duygusal yetişkin erkekler sanki görünmezlik pelerini giymiş gibi, biz ise sadece spot ışığı altında böyle akışına bırakalım diyenlerin peşindeyiz.
Şimdi özellikle 30 yaşını geçmiş, kariyerini eline almış, hayatını tırnaklarıyla kazıyarak kurmuş kadın profilini bir düşünün.
Yani kendinizi. Bu kadın duygusal yatırım yapmaya, emek vermeye, sevmeye ve sevilmeye hazır.
Ama karşısına çıkan manzara ne?
Bir gün var üç gün yok olan ghosting şampiyonları.
İşte ilk haftadan evlilik hayalleri kurduran ama sonra birden buharlaşan love bombing ustaları.
Seni tam bırakmayacak kadar lütfedercesine ilgi kırıntısı bırakan breadcrumblingçiler.
Ve o meşhur cümle.
Ya aslında sen çok tatlısın ama benim şu an kafam biraz karışık ve akışına bırakmak istiyorum.
Arkadaşlar dürüst olalım.
Sorun erkeklerin sayıcı az olması değil.
Sorun duygusal olarak yetişkin olan erkek sayısının az olması.
Bugün bu bölümde iyiler kapıldı mı, dating app'lerde neden karakter değildi profil seçiyoruz ve doğru adamı nasıl anlarız sorularını tek tek masaya yatıracağız.
Hazırsanız başlıyoruz.
Şimdi baştan belirteyim bu bölüm bir yatırım tavsiyesi değildir asla.
İlişk uzmanı falan da değilim biliyorsunuz.
Böyle sadece gözlemlerimi ve hislerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tabii biraz da böyle uzman görüşü de karıştırdım bu bölümü hazırlarken.
Ama tekrar altını çizmek istiyorum.
Bu bir yatırım tavsiyesi değildir bu bölüm.
Lütfen ona göre dinleyin.
Peki neden böyle oldu?
Yani eskiden böyle bir ömür denilen şeyler şimdi neden üç buluşma bile sürmüyor?
Yani niye? Yaptığım bazı gözlemler ve okumalar beni aslında şu üç temel noktaya çıkardı.
Birincisi tabii ki dijitalleşme.
Ve dijitalleşmenin getirdiği o meşhur sonsuz seçenek yanılsaması.
Şimdi kabul edelim ki cebimizdeki işte o uygulamalar, date app'ler falan bize devasa bir açık büfe sundu.
Ama bu büfe iştahımızı açmak yerine bizi biraz doyumsuz yaptı sanırım.
Daha iyisi, daha uzunu, daha yakışıklısı sadece böyle bir kaydırma ötede diye düşünüyoruz değil mi?
Hani o app'leri bir kaydırıyoruz, bir sonrakine geçelim, bir sonrakine geçelim diye düşünüyoruz.
Bakın ilişkiler artık birer tüketim nesnesi aslında.
Birini kaybetme korkusu azaldı çünkü herkes artık yerine başkası konulabilir gibi görülmeye başladı.
Emek vermek yerine next please sıradaki gelsin demek daha kolay geliyor.
Dijitalleşmenin dışında bence bir önemli konu da erkeklik rolünün krizi olarak görüyorum ben.
Şimdi bildiğiniz üzere biz kadınlar son böyle 20-30 yılda devasa bir dönüşüm geçirdik.
Ekonomik olarak özgürüz, duygusal farkındalığımız yüksek, ne istediğimizi böyle çatır çatır söylüyoruz falan.
Ama birçok erkek ilk evrimleşmeden sonra sanki evrimleşmesi durdu gibi, bana öyle geliyor siz ne dersiniz?
Yani babasından gördüğü o geleneksel rol ile modern kadının beklediği duygusal derinlik arasında sıkışıp kaldı erkekler maalesef ve ilerleyemiyorlar.
Bazı erkekler o güçlü, bağımsız kadını çok istiyor, ona böyle hayran kalıyor.
Ama o kadının karşısında duracak özgüveni ve duygusal kası henüz geliştirememiş oluyorlar ne yazık ki.
Güçlü kadın istiyorlar ama o gücün getirdiği sorumluluktan da kaçıyorlar.
Şimdi neden üç buluşma bile sürmüyor artık ilişkiler diyorduk, dijitalleşme dedik, erkeklik rolünü krizledik ve bence bir tanesi de duygusal olgunlaşma farkı.
Bu yıllardır böyle gelmiş, böyle gidiyor aslında.
Biz kadınlar ilişkiler üzerine konuşmayı seviyoruz.
İşte kitaplar okuyoruz, gerekirse terapiye gidiyoruz, içgörü geliştiriyoruz.
Ama erkek dünyasında ise duygularla yüzleşmek hala böyle bir zayıflık gibi algılanabiliyor bence.
Sonuç ne mi? Kaçınmacı bağlanma rekorları.
Başka bir bölümde bu ilişki türlerini anlatmıştım.
Şimdi bu kaçınmacı bağlanmayı mesela nasıl örnek vereyim bu kaçınmacılara?
Şimdi şu meşhur cümle vardır ya o çıkıyor ortaya.
Seni kaybetmek istemiyorum ama ne bileyim hazırında değilim bir ilişkiye.
İşte bu kaçınmacı bağlanma tavrı.
Kaçmayı bekleyeyim diyorlar. Ya koca koca adamlarsınız neye hazır değilsiniz bir bilsen gerçekten anlamıyoruz yani.
Yani hazır değilim dedikleri şey ne onu da bilmiyoruz.
Böyle boş beleş klişe sözlerle işte hazır değilim öyleyim böyleyim falan diye konuşup duruyorlar.
Hazır değilim diyen bir erkek görürseniz lütfen hemen oradan kaçın.
Çünkü bilin ki 30-40 yılda hazır olmayan bir erkek 2-3 ayda asla hazır olamaz.
Şimdi. Dürüst olalım.
Yine o arkadaş buluşmalarımızda kızlar toplanmasında şu meşhur cümleler de kurulur.
İşte Gökçe'cim ya iyi erkekler kapılmış bak.
Elindekinin kıymetini bil.
Geriye de bunlar kalmış falan diye bunlar konuşulur değil mi?
Peki gerçekten dünya üzerindeki tüm iyi erkekler bir anda tükendi mi yani?
Ne oldu bunlara? Tabii ki hayır.
Burada bir algı tuzağı var bence.
Gelin bu meseleye biraz daha böyle stratejik bakalım.
Şimdi ilişki kurma kapasitesi yüksek.
Yani nasıl diyeyim mesela duygusal bir bağı sürdürebilen insanlar bir ilişkiye başladıklarında genelde o ilişkide kalıyorlar.
Onlar böyle bu hani piyasa diyorsak bu ortama onlar piyasanın sessiz sakinleri.
Ama diğer yanda bir grup var ki onlar bu piyasanın daimi üyeleri.
Şimdi dating app'lerde her sosyal ortamda her etkinlikte hep aynı yüzleri aynı tarz akışına bırakalım cümlelerini duymamızın sebebi iyilerin bitmesi değil.
Bağlanma problemi olanların piyasada kalma süresinin çok uzun olması.
Yani bunlar bir ilişkiye bağlanamıyorlar.
Dolayısıyla işte bunlar hep bir date'lerde, ortamlarda falan hep bunlarla ve bu tip erkeklerle karşılaşıyoruz.
Şimdi dating app'lerde bence sistem şöyle işliyor.
Bu arada dating app'lerden çıkmıyormuş gibi bir imaj çiziyor olabilirim ama öyle değilim gerçekten.
Çok samimi söylüyorum ama sistem bence şöyle.
Şimdi bir ilişkiye bağlanabilen bir adam, bir erkek giriyor işte uygulamaya.
Biriyle tanışıyor.
Onunla bir ilişkiye başlıyor ve uygulamadan çıkıyor.
Onu bir daha görmüyoruz piyasada.
Ama bir ilişkiye bağlanamayan erkek ise uygulamaya giriyor, biriyle tanışıyor, hop bir ghosting yapıyor, hop bir love bombing yapıyor, sonra sıkılıyor ve o uygulamaya geri dönüyor.
Yani biz aslında piyasada çok erkek görmüyoruz.
Biz piyasada sürekli dönen aynı sirkülasyonu görüyoruz.
Aynı sirkülü erkekleri görüyoruz.
Dolayısıyla karşınıza sürekli böyle tırnak içinde aynı tip erkeklerin çıkması, Dünyanın sonunun geldiği veya iyilerin tükendiği anlamına gelmiyor.
Sadece bağlanamayanların vitrin süresi diyorum ben bu piyasada takılmaya.
Vitrin süresi çok daha uzun olduğu için gözümüzü onlar yoruyor.
Buradaki anahtar bence şu.
İyiler kapılmadı.
Sadece onlar piyasada değil ilişkide vakit geçiriyorlar.
Bizim yapmamız gereken o vitrin süresi uzun olan, dedim ya daimi üyeleri var piyasanın diye, o daimi üyelerin arasından sessizce piyasaya yeni girmiş ve gerçekten hazır
olanı seçebilme filtresini geliştirmek.
Yani gene bize iş düştü kızlar maalesef.
Buradan da bunu söylemek istiyorum.
Şimdi gelelim şu meşhur o dating app'lerdeki kaydır, eşleş, hayal kırıklığına uğra ve bu bitmek bilmeyen döngüsüne.
İşte uygulamalar, Instagram DM'leri yani gerçekten buralardan ekmek çıkar mı diye bir sorduğum zaman Samanlıkta iğne mi arıyoruz yoksa diye de düşünmüyor değilim.
Bakın şimdi dürüst olalım.
Bu uygulamaların harika bir tarafı var.
Havuz çok geniş. Normal şartlarda sosyal çevrenizde asla tanışmayacağınız insanlarla eşleşebiliyorsunuz.
Ama bir de madalyonun öbür yüzü var.
O da ne? Bu uygulamalarda niyet filtresi yok.
Her şeyin filtresi var ama niyetlerin ne olduğunu filtresi yok.
Şimdi insanlar o uygulamalarda aslında kendini tırnak içinde söylüyorum pazarlıyor.
İşte profil fotoğrafları en iyi ışıkta çekilmiş oluyor.
En cool hobilerin sergilendiği birer katalog gibi uygulamalardaki profiller.
Ama unutmayın profil eşittir karakter değildir.
Yani birinin biyografisinde dürüstlük arıyorum yazması onun dürüst olduğu anlamına gelmiyor.
Sadece dürüstlüğü bir satış argümanı olarak kullandığı anlamına geliyor.
Peki bu dijital ormanda kendimizi nasıl koruyacağız?
Benim önerim şu. Nerede tanıştın değil.
Aslında nasıl ilerlediğin önemli.
Ve burada devreye o meşhur 3 buluşma kuralı giriyor.
Ama aman ha bu kural böyle 3.
buluşmada karar ver demek değil.
3 buluşma boyunca sadece gözlem yap demek.
Yani şunlara bir bakmamız gerekiyor aslında.
Şimdi ilk buluşmada adrenalin yüksektir değil mi?
Herkes en iyi versiyonunu oynar.
İkincide yavaş yavaş gardılar düşer.
Üçüncüde ise bu akışına bırakmak isteyen mi yoksa gerçekten bir bağ kurmak isteyen bir erkek mi?
Onun kokusu zaten mutlaka çıkar.
Kuralımız net. Erken bağlanma yok, erken gözlem var.
Bu uygulamaları bir amaç değil, sadece bir tanışma aracı olarak görün lütfen.
Unutmayın, o uygulamalardaki yüzlerce eşleşme değil, sizin o filtrelerden kimleri geçirdiğiniz önemli aslında.
Şimdi Zurnan'ın zırt dediği yere geliyorum.
Şimdi hepimiz o filmlerdeki gibi bir ilk görüşte aşk, işte midemizde kelebekler, havai fişekler falan bekliyoruz değil mi?
Ama dürüst olalım o karnımıza kelebekler bazen aşk değil, vücudumuzun gerçekten verdiği bir tehlike sinyali de olabilir.
Şimdi bugün romantik tarifleri bir kenara bırakıyoruz ve cebimize koyacağımız somut kriterleri konuşuyoruz.
Bir erkeğin doğru veya en azından hazır olup olmadığını anlamanın yolu o pırıltılı kelimelerden değil şu dört maddeden geçiyor.
Bakın sürekli size madde madde çözüm sunuyorum.
Yani sadece sizin için yapıyorum bunu.
Bu arada not alıyorsunuz değil mi?
Birkaç dakika sonra bazı maddeler daha sunacağım size, çözüm noktaları falan da sunacağım.
O yüzden şimdi şu dört madde çok önemli.
Neydi bu dört madde?
Bir erkeğin doğru veya en azından hazır olup olmadığını anlamanın yoluna bakıyoruz.
Şimdi birincisi ve en önemlisi netlik.
Karşındaki adam ne istediğini biliyor mu?
İşte bilmiyorum, şu an çok karışığım, biraz akışına bırakalım mı falan diyor.
Yoksa... Seni tanımak istiyorum ve niyetim ciddi bir ilişki mi diyor.
Netlik bir yetişkinin en büyük süper gücüdür.
Sizi belirsizlikte bırakan biri aslında size sıranı bekle tatlım diyordur.
İkincisi tutarlılık.
Yani söylediğiyle yaptığı birbirini tutuyor mu?
Seni çok özledim deyip üç gün aramıyorsa orada bir sorun vardır.
Bu çok nettir. Doğru erkek sözünün arkasında durandır ve haftalık planını yapabilendir.
Ortadan kaybolmaz, seni zaten görmek ister.
O haftada hangi günler görüşebileceğini falan sana söyler.
Bunları konuşabilen erkektir doğru erkek aslında.
Bir diğeri sorumluluk alabilme.
Yani bir sorun çıktığında, bir yanlış anlamı olduğunda kaçıyor mu?
Yoksa ya gel bunu bir konuşalım, ben burada bir hata yaptım diyebiliyor mu?
Sorumluluk almayan adamla bir ömür değil, yani bana göre bir hafta sonu bile geçmez.
Ve dördüncüsü duygusal erişebilirlik.
Ne demek istiyorum burada? Yani zor konularda, duygusal anlarda hala orada mı?
Yoksa konu biraz derinleşince böyle hemen falan deyip şakaya mı vuruyor?
Abuk sabuk konuyu mu dağıtıyor?
İşte bu erişebilirlik, duygusal erişebilirlikte çok çok önemli.
Ve lütfen şu manipülasyon alarmlarına dikkat edin.
Aşırı ilgi gösterip bir anda geri çekilenler, her tartışmada suçu size yıkanlar.
Bunlardan lütfen artık uzak duralım.
Unutmayın arkadaşlar. Doğru erkek...
Heyecan verici olandan önce güven verici olandır.
Çünkü bana göre heyecan sizi bir gece uyanık tutar ama güven sizi bir ömür huzurlu uyutur.
Şimdi buraya kadar erkekleri, piyasadaki sirkülasyonu, işte dating app'leri falan konuştuk.
Şimdi bizler böyle duygusal, olgunluğa çabuk ulaşmış insanlar olduğumuz için, kadınlar yani, biraz da aynayı kendimize çevirip öz eleştiri yapalım istiyorum.
Çünkü bu olgunlukta. Ama böyle sakın yanlış anlamayın.
Amacım suçlamak değil.
Sadece kendimize karşı dürüst olup neden hep aynı kapıya çıkıyoruz sorusunun cevabını bulabilmek.
Kendimize şu soruyu hiç sorduk mu?
Bir ilişkiye başlamak isterken mesela.
Ben gerçekten hazır mıyım?
Yoksa bilinçaltımda ulaşılamaz olanı, belirsiz olanı seçerek kendimi aslında aşktan koruyor olabilir miyim?
Kabul edelim. O güvenli adam bazen bize sıkıcı geliyor.
Biz o adrenalini acaba yazacak mı?
Acaba ne demek istedi? Bu düğümleri çözmeyi seviyoruz kahretsin ki.
Ama unutmayın o düğümler çözüldüğünde elimizde kalan genelde sadece yorgunluk oluyor.
Eğer heyecanı sadece belirsizlikte buluyorsak bu bizim kendi içsel huzurumuzla olan bir kavgamız da olabilir.
Bir de şeyimiz var. İnşaat mühendisi modumuz var.
Yani ne demek istiyorum? Proje erkekler yaratmak istiyoruz.
Hani potansiyeli olan ama henüz olmamış o adamı alıp onu sevgimizle, ilgimizle, sabrımızla adam etmeye çalışıyoruz.
Onu bir proje gibi görüp tamamlamaya çalışıyoruz.
İstanbul'u Gelin diye bir dizi vardı bilmiyorum izlemiş miydiniz?
Ben tam bir fanıyım bu arada.
Arada sırada açar izlerim.
İzlemiş olanlar bilecekler.
Orada Adem ve Dilara diye bir çift var.
Onların ilişkisini hatırlayacaksınız şimdi.
Orada da aslında kadın bir inşaat mühendisi gibi davranıyordu ilişkisinde.
Yani sürekli olarak erkek için işte ya ilacı bensem ondan sonra ya onu düzeltecek olan kişi bensem diye olmayacak bir ilişki yürütmeye çalışıyor ve ilişkisini aslında da bir proje gibi
görüyor ve tabii ki istediği gibi olmuyor.
Yani aslında gerçek şu proje erkekler yaratmaya çalışırken ilişki yaşamak istediğimiz erkek üzerinden daha doğrusu istediğimiz sonuca da ulaşamayacağız.
Çünkü bir acı gerçek var o da şu kimseyi değiştiremezsiniz.
Ve aynı zamanda siz bir rehabilitasyon merkezi de değilsiniz.
Yani karşınızdaki adamı olduğu gibi değil de olabileceği kişi gibi sevmek hem ona hem kendinize yaptığınız büyük bir haksızlık aslında.
Peki ya bir de bir yalnızlık korkusu.
Bu da olabilir mi acaba? Hani böyle bir an önce bir ilişkiye başlamak ve yanlış erkekleri seçmek konusunda kendimizi ayna tutuyorduk ya.
Acaba yalnızlık korkumuz da mı var?
Bazen o kadar çok yalnız kalmayayım diyoruz ki.
Masadaki o kırmızı bayrakları görüp üzerine pembe boyayla boyuyoruz aslında.
İşte zamanla düzelir.
Aslında özünde iyi biri falan diyoruz.
Kızlar, özünde iyi olup eyleminde kötü olan biriyle hayat geçmez.
Yapmayın lütfen. Bir de şu fedakarlık meselemiz var.
Kadın dediğin fedakar olur derler ya.
Evet, ilişki emek ister.
Evet, ilişki esnemek ister.
Ama şunun altını kalın bir çizgiyle çizelim.
Kendini küçültmek fedakarlık değildir.
Karşındaki adamın sığabileceği kadar küçülüyorsan, hobilerinden, karakterinden, neşenden ödün veriyorsan o bir ilişki değil, bir teslimiyet protokolüdür.
Şimdi sınır koymak bencillik değildir.
Sınır koymak kendinize duyduğunuz saygının dışarıya yansımasıdır.
Eğer siz kendinize değer vermezseniz piyasadaki o hazır olmayan erkekler için sadece bir durak olursunuz.
Oysa siz bir varış noktası olmalısınız.
Şimdi bakın gene böyle uygulamaya alabileceğiniz madde madde bilgilerle geliyorum.
Biriyle tanıştık diyelim.
Yani sahaya indiğimizde kendimizi bu hazır olmayanlar dünyasından nasıl koruyacağız?
Altın kuralları tek tek sayıyorum bakın.
Birincisi şimdi ilişki başladı diyelim.
İlk bir ay fazla yatırım yapmayın.
Ne duygusal ne de zaman olarak.
Böyle onu hayatınızın merkezine koyup bütün planları ona göre iptal etmeyin.
Bırakın o sizin hayatınızdaki o güzel boşluğa talip olsun.
Siz onun hayatına sığmaya çalışmayın lütfen.
Yani hemen işte bütün arkadaşlarınızı devre dışı bırakıp her gün onunla görüşmeye çalışmak.
İşte önce o bir arasın onunla program yaparsam diğer arkadaşlarımla görüşürüm falan filan bunu yapmamaya özen gösterin.
İkinci kural şu sözleri değil sadece davranışlarını takip edin.
Yani şimdi seni çok seviyorum demesi çok kolay bunu herkes der.
Ama seni merak ettim, bugün sesini duymak istedim deyip araması ise bir davranıştır.
Bakın kelimeler rüzgardır, davranışlar kayadır.
Lütfen kayaya tutunun, rüzgara değil.
Üçüncüsü, belirsizlik aslında bir cevaptır.
Eğer bir ilişkide neyiz biz şimdi diye düşünmekten uykuların kaçıyorsa cevabı zaten almışsındır.
Belirsizsin ve unutma net olmayan her şey aslında hayır demektir.
Yani belirsizlikte beklemek aslında kendi zamanınızdan çalmaktır.
Buna dikkat edin lütfen.
Dördüncüsü de bu demin söylediğim inşaat mühendisliği modu ileride değişir cümlesini lütfen lügatınızdan çıkarın.
Bir adamı olduğu gibi kabul edemiyorsan onun olasılıklarına ya da potansiyeline aşık olmayın.
Çünkü bu adam bu.
O adamın bugün sunduğu neyse gerçek odur.
Üstüne kendi hayallerinizi ekleyip lütfen bir ilüzyon yaratmayın.
Ve sonuncusu...
Lütfen kırmızı bayrakları romantize etmeyin.
Kabalığını dobralık sanmayın.
İlgisizliğini işkoliklik diye meşrulaştırmayın.
İşte kıskançlığını çok sevme kılıfına sokmayın.
Bakın bunların hepsi birer kırmızı bayrak.
Bir şeyler yanlış hissettiriyorsa genelde yanlıştır.
Lütfen iç sesinize güvenin çünkü o sizin en iyi pusulanızdır.
Evet bölümün başında sorduğumuz o soruya geri dönelim şimdi.
Piyasada gerçekten erkek yok mu?
Gördüğünüz gibi mesele sayısal bir eksiklik değil aslında.
Belki de sorun yanlış filtreler kullanmamız, erken bağlanma hızımız veya güvenin o huzurun limanı yerine böyle heyecanın, adrenalinin fırtınalı denizini gerçek aşk sanmamız.
Şu cümleleri lütfen böyle kalbinizin, kulağınızın bir köşesine not edin.
Piyasada erkek yok değil, hazır erkek az.
Ve en önemlisi...
Hazır olmayanı değiştirmek, dönüştürmek veya tırnak içinde adam etmek de senin görevin değil.
Sen bir rehabilitasyon merkezi değilsin demin söylediğim gibi.
Sen bir hayat ortağı arıyorsun.
Kendi ışığını bir başkasının karanlığını aydınlatmak için harcarsan sonunda kendi yolunda göremez hale gelirsin.
Belki de piyasada o adam yok değildir.
Belki de biz henüz kendimizle olan ilişkimizde o doğru yerde değilizdir.
Kendini eksik hissetmeyen, sınırlarını bilen ve ne istediğinden emin olan bir kadın yok denilen o piyasada var olanı eninde sonunda görür.
Ama o gelene kadar en güzel yatırım kendinize yaptığınız yatırımdır.
Bugün Kadın Dediğin'de iğneyi kendimize, çuvaldızı piyasaya batırdık.
Unutmayın siz tam ve güçlüsünüz ve o beklediğiniz netlik önce sizin kendinize olan netliğinize başlar.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize, sınırlarınıza ve en çok da o güzel kalbinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
