
Pişmanlığını Seç: Kaçırdığın Hayatların Büyüsünden Kurtulmak
27 Temmuz 2026 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Mükemmel seçim diye bir şey yok. Hangi yolu seçersen seç, yaşayamadığın ihtimallerin gölgesi peşinden gelecek. Öyle de pişman olacaksın, böyle de...
Peki bu gerçek seni korkutuyor mu, yoksa üzerindeki o kusursuzluk baskısını hafifletip seni özgürleştiriyor mu?
Hangi pişmanlığın sorumluluğunu gururla taşıyacağına karar verdiysen, gel o büyüyü beraber bozalım.
Transkript
Her kadının hayatında en az bir kez veya belki de her sabah aynaya bakarken yaşadığı bir durumu masaya yatırmak istiyorum.
Pişman olmak veya mükemmel seçim yapma çılgınlığı ve meşhur iç veya dış sesimiz hatta doğrudan devreye girer.
Doğru karar vermeliyim, sonradan pişman olacağım bir şey yapmak istemiyorum der.
Biz kadınlar büyütülürken hep bir dengeyi bulmak zorunda olduğumuza inandırıldık.
Doğru kariyeri seç, doğru zamanda doğru insanla evlen.
Mükemmel bir anne ol. Aynı zamanda kendi ayaklarının üzerinde dur.
Yaşın geçmeden şunu yap, bunu erteleme liste uzayıp gidiyor.
Ve ne zaman bir yol ayrımına gelsek, içimizde o kemirgen ses fısıldamaya başlıyor.
Acaba diğerini seçseydim her şey daha mı farklı ya da güzel olurdu?
Diyelim ki önünde iki yol var.
Sıkı dur, sana spoiler veriyorum.
Öyle de pişman olacaksın, böyle de.
Kariyerine odaklanıp o terfi için geceni gündüzüne katarsın.
Bir gün yalnız kredisini ödediğin evde otururken keşke bir aile kursaydım diye pişman olursun.
Evlenip çocuklarına evine adarsın kendini, bu sefer de mutfak tezgahının başında ben potansiyelimi harcadım, o projelerin, o büyük işlerin başında ben olmalıydım diye pişman olursun.
Kurallara uyar, uysal kadın olursun, gençliğini yaşayamadığına yanarsın.
Başına buyruk sınırları çizen o zor kadın olursun, bu kez de çok mu abarttım falan diye sorgularsın.
Mesele ne biliyor musun?
Mesele seçmediğin o hayatlar mükemmel olduğu için değil, sen onları yaşayıp eskitmediğin, içindeki pürüzleri, kavgaları ya da bedelleri görmediğin için sana uzaktan böyle
büyülü geliyor. Oysa hayat pişmansız bir patika bulma arayışı değil.
Hayat hangi pişmanlığın bedelini gururla başın dik bir şekilde ödeyeceğine karar verme yolculuğudur.
Yani bugün diyorum ki pişmanlığını akıllıca seç.
Onun farkında ol ve o yaşamadığın olasılıkların sahte büyüsüne kapılıp bugünkü kendinin ya da kadının hakkını yeme.
Ben hazırım, sen de hazırsan gel o seçmediğimiz hayatların büyüsünü beraber bir bozalım.
Şimdi harika bir giriş yaptık.
Şu mükemmel seçim ilüzyonunun biraz daha böyle derine inelim istiyorum.
Toplumun biz kadınlardan beklentisi o kadar doğuştan ve otomatik ki farkında olmadan hepimiz içeride bir yerde hatta yapma lüksüne sahip olmadığımızı düşünerek büyüyoruz.
Bu yaşadığımız toplumun da, yaşadığımız coğrafyanın da bizi mecbur tuttuğu bir durumda diyebiliriz aslında.
Ertelediğimiz her şey, seçmediğimiz her yol içimizde böyle koca bir hayal kırıklığına dönüşebiliyor.
Çünkü bize hep şu öğretildi.
Eğer yeterince akıllı, yeterince çalışkan ve yeterince organize olursan hayatı hiç pişman olmadan tamamlayabilirsin.
Ne kadar büyük bir yalan öyle değil mi?
Hatta psikolojide buna yeşil çim sendromu deniyormuş.
Evet yeşil çim sendromu.
Nedir bu yeşil çim sendromu?
Şöyle ki kişinin mevcut hayatını, ilişkisini veya işini yetersiz bulup böyle dışarıdaki seçeneklerin veya başkalarının hayatlarının her zaman daha iyi olduğuna inanması
durumuymuş. Sürekli bir tatminsizlik, mükemmelliyetçilik hatta bağlanma korkusu yaratırmış üstelik.
Ve bu kadınlarda bir tık daha fazlaymış erkeklere göre.
O yüzden biz kadınlar bu tuzağa çok düşebiliyormuşuz.
Kahretsin ki her datayı düşünme ve her olasılığın hayalini kurma gibi eğilimlerimiz maalesef erkeklere göre çok.
Bu bazen işe yarasa da bazen de işte pişmanlık olarak içimizi kemirmeye başlayabiliyor.
Mesela iş hayatında haftada 60 saat çalışıp toplantıdan toplantıya koşarken Sosyal medyada böyle çocuğuyla organik kurabiye yapan o kadının profiline böyle takılıp kalabiliyoruz.
İşte o an o hayatın huzuru, kokusu bize büyülü gelebiliyor.
İşte acaba yanlış bir şeyi, yanlış bir yol mu seçtim pişmanlığı yaşayabiliyoruz.
Veya diğer tarafta evde çocuğunun peşinde koşmaktan saçını taramaya vakit bulamayan o anne ise böyle elinde bilgisayarıyla bir kafede oturmuş çalışan, kendi parasını kazanan bekar bir kadının storiesine
bakıp iç geçiriyor. Ben kendi hayatımı askıya aldım diyorum.
İşin sırı nerede biliyor musun?
İşin sırı o seçmediğin hayat, içinde yaşamadığın için sana kusursuz görünüyor.
Sen o kafede oturan kadının geceleri yalnızlıktan tavana bakıp ağladığını, o şirket toplantılarındaki işte mobbingini, o plazalardaki ego savaşlarını falan görmüyorsun.
Evdeki anneye imrenen kadında o çocuğun böyle ilk anne dediği andaki o saf mutluluğu ya da evdeki o sıcak aidiyet hissini tam olarak tadamıyor.
Yani aslında büyülü olan seçeneklerin kendisi değil, büyülü olan senin o yolu hiç yaşamamış olman.
Yaşamadığın her şey zihninde kusursuz bir nasıl diyeyim Hollywood filmine dönüşüyor.
Oysa o filmin arkasında da set kazaları var.
O filmin arkasında da bitmek bilmeyen yükler var tabii ki.
Peki bu mükemmel hayat ilüzyonunun içinden nasıl çıkacağız?
Kendimizi bu kıyaslama bataklığından nasıl kurtaracağız?
Şimdi isterseniz bir sonraki adıma geçelim ve madem pişmanlık kaçınılmaz o zaman hangi pişmanlığı seçeceğimizi nasıl belirleyeceğimizi şöyle bir konuşalım.
Şimdi madem öyle de pişman olacağız böyle de o zaman oyunun kurallarını değiştirelim derim ben.
Şimdi yetişkin bir kadın olmanın en devrimsel açıdan özgürleştirici adımı şudur.
Hangi pişmanlığın sorumluluğunu taşıyabileceğini seçmek.
Biz kadınlar genelde pişmanlıktan kaçmak için karar veririz.
Nedir işte annem üzülmesin, el alem ne der, ileride keşke demeyeyim diye hep bir savunma mekanizmasıyla hareket ederiz biz.
Ama artık defansı bırakıp böyle hücuma geçme zamanı.
Soru şu, sen hangi bedeli ödemeye hazırsın?
Gelin şimdi bunu böyle iki tipik kadın hikayesiyle biraz somutlaştıralım.
Önünde iki seçenek var.
Böyle konfor alanında kalmak, bildiğin o güvenli ama seni hiç tatmin etmeyen şirkette devam etmek ya da o tükenmiş ilişkiyi sırf düzeni bozmamak için sürdürmek.
Buradaki pişmanlığın adı şu olacak.
Ben neden kendime inanmadım?
Neden potansiyelimi o korkaklık yüzünden çöpe attım?
Bu çok ağır. İnsanı böyle içten içe kemiren bir pişmanlıktır.
İkinci seçenek.
Böyle o masaları devirmek ki bunu başka bir bölümde anlatmıştım yani masayı devirmek derken yani cesur olmak ve diğer yolu seçmek.
Yani işte istifa etmek, o toksik ilişkiyi bitirmek, sıfırdan bir hayata başlamak, risk almak ya.
Peki burada pişmanlık yok mu?
Ya da olmayacak mı?
Tabii ki var ya da olacak. İşte paran bitebilir, yalnız kalabilirsin, başarısız olabilirsin.
O zaman da şu pişmanlık gelecek.
Keşke rahatımı bozmasaydım.
Ne gerek vardı bu kadar maceraya?
İşte aslında böyle stratejik düşünmek tam olarak burada başlıyor.
İki pişmanlığı karşına alıp soracaksın kendine.
Ben hangisinin yüküyle yaşayabilirim?
Açıkçası ben bu iki tipik kadına baktığımda kendi adıma başarısız olma pişmanlığını, hiç denememiş olma pişmanlığını her zaman tercih ederim.
Çünkü başarısız olduğunda en azından denedim, cesaret ettim, savaştım ama olmadı dersin.
O pişmanlığın içinde bir gurur vardır, bir omurga vardır.
Ama hiç denemediğin bir hayatın pişmanlığı seni yaşlandığında sallanan bir sandalyede geceleri uyutmamaya başlar.
Psikoloji araştırmaları da tam olarak bunu söylüyor aslında.
İnsanlar kısa vadede yaptıkları hatalara üzülürler ama uzun vadede, yıllar geçtiğinde sadece ve sadece yapmadıkları, cesaret edemedikleri şeyler yüzünden derin bir yas
tutarlar. Yani demem o ki...
Bugün önünde duran o zor kararda mükemmel olanı lütfen arama.
İşte pişman olmayacağım şeyi seçeyim diye kendini böyle parçalama.
Ben bu seçimin getireceği her türlü zorluğa ve pişmanlığa gözümü karartıp eyvallah diyebiliyor muyum diye sor.
Çünkü kendi seçtiğin cehennem başkasının sana vaat ettiği sahte cennetten çok daha gerçektir.
Şimdi bu bilinçle...
O seçmediğimiz yollara nasıl veda edeceğimizi, o diğer hayatları kafamıza nasıl öldüreceğimizi konuşma zamanı o zaman.
Şimdi zurnanın zırt dediği o olgunluk sınavını vereceğimiz yere geldik.
Hani başta da dedim ya mesele yaptığın seçimin farkında olup diğer seçeneklerin büyüsüne kapılmamak diye.
Peki işte bunu pratikte nasıl yapacağız?
Bunun yolu çok acayip bir psikolojik gerçekten geçiyor.
Yaz tutmak. Evet doğru duydunuz.
Yaz tutmak. Şimdi durun böyle bir depresyon gibi anlamayı sakın.
İyi bir yerden söylüyorum bunu.
Yani bir kadın olarak hayatında her büyük karar aldığında aslında potansiyel diğer versiyonlarına tek tek toprağa gömüyorsun öyle değil mi?
Yani bir karar verdiysen diğer versiyonların olmuyor.
Kariyer yolunu seçtiğinde belki de dünyayı gezecek o gezgin kadını öldürüyorsun.
Evlenip yuva kurduğunda tek başına özgürce yaşayacak o bekar kadının üzerine çiziyorsun.
İşte ülke değiştirdiğinde arkanda bıraktığın o eski düzenin içindeki seni yok ediyorsun gibi gibi.
Seçim yapmak diğer ihtimallerin ölümü demektir.
Yani birini seçtin, diğeri gerçekleşmeyecek çünkü bir seçim yaptın.
Ve biz o seçmediğimiz diğer kadınların arkasından sağlıklı bir şekilde yaz tutmayı bilmediğimiz için sürekli o seçeneklerin sahte bir üstüne kapılıveriyoruz.
Ne zaman kendi seçimimiz biraz zorlasa...
İşte şirkette bir kriz çıksa ya da evde eşimizle böyle tartışsak hemen o kafamızda yaşattığımız diğer kadın mezardan çıkıyor ve bize el sallıyor.
Bak beni seçseydin şimdi çok mutluyduk.
Hayır değildiniz.
O sadece zihninin sana oynadığı bir oyun.
Diğer seçeneğin büyüsüne kapılmamanın tek bir sırrı var.
Kendi seçtiğin yolun tozunu, toprağını, çamurunu sevebilmek.
O yoldaki zorlukların arkasında durabilmek.
Evet bu yolda şu an canım acıyor, çok yanıyor, canım sıkılıyor ama bu benim kararıma ait bir acı.
Bu benim seçtiğim yol diyebilmek.
Bunu dediğin an o diğer yolların sahte ışıkları sönmeye başlar.
Çünkü bilirsin ki o yolların da kendine has çamurları, kendine has karanlıkları olacaktı.
Yani güzel arkadaşım bugün elinde tuttuğun hayata öyle bir sarıl ki yaşamadığın o hayalet hayatlar sana gelip hesap soramasın.
Sen bugünkü kadının hakkını ve savaşını gururla ver.
Ve geldik bu derin, biraz içimizi acıtan ama bir o kadar da bizi böyle özgürleştiren sohbetin sonuna.
Bugün bu bölümü kapatırken senden tek bir şey istiyorum.
Şu an, tam şu saniyede yaşadığın hayatın yukarıdan şöyle dışarıdan bir gözle bir bak.
Bugüne kadar aldığın kararlara, feda ettiğin o diğer kadınlara, arkanda bıraktığın yollara bak.
Pişmanlıkların var mı? Elbette var.
Daha da olacak belki de. Ama unutma, hayat hiç keşke demeden bitirilecek bir yarış değil.
Hayat hangi keşkenin arkasında dimdik durabileceğini öğrenme süreci aslında.
Bir kadın olarak kendi seçtiğin hayatın sorumluluğunu almak bu dünyadaki en büyük güç gösterisidir.
Sana dayatılan o tırnak içinde mükemmel kadın senaryolarını, başkalarının yazdığı o hatasız hayat planlarını bir kenara fırlat.
Sen öyle de pişman olacaksın, böyle de pişman olacaksın.
O yüzden bir dahaki sefere bir yol ayrımına geldiğinde korkma.
Sadece derin bir nefes al ve kendine şu soruyu sor.
Evet, bu bölümü beğendiysen şu an kafasındaki o diğer ihtimallerin sahte büyüsüne kapılmış, seçimlerinin arkasına sıkışıp
kalmış o güzel arkadaşına da yollamayı unutma.
Eğer bu kişi sensen...
Kaydet ve zaman zaman tekrar dinleyin bu bölümü.
Unutma yalnız değiliz hepimiz aynı yollardan geçiyoruz.
Sosyal medyada yorumlarınızı bekliyorum.
Sen şu an hayatında hangi seçimin yaşamamış büyüsüne kapılıp bugünün tadını kaçırıyorsun?
Gelin o sahte büyüleri yorumlarda beraber bozalım.
Kadın dediğim podcast instagram hesabıma bekliyorum sizleri.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde yine kendimizi keşfettiğimiz başka bir hikayede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
