
Göz kreminden tıraş bıçağına, deodoranttan kaleme kadar… Aynı ürünü kullanıyoruz ama kadın olduğumuz için daha fazla ödüyoruz.
Bu bölümde “pembe vergi” yani pink tax konusunu konuşuyoruz:
Kadınlara yönelik ambalaj, pazarlama dili ve ürün etiketlerinin nasıl fark ettirmeden cebimize yansıdığını, bu sistemin nasıl sürdürüldüğünü ve neden artık kimsenin “kadın versiyonu” diye fazladan ödeme yapmaması gerektiğini ele alıyoruz.
Ekonomik eşitsizliklerin görünmeyen yüzüne, günlük alışkanlıklarımızdan bakıyoruz.
💄🎀 Çünkü bazen sadece pembe olduğu için daha pahalı olan şey, aslında hepimizin eşitlik hikâyesini anlatıyor.
🎙️ Dinle, düşün, paylaş — çünkü değişim farkındalıkla başlar.
Transkript
Herkese merhabalar.
Evet, böyle biraz uzun süre program yayını yapamadım.
Ben aynı zamanda kurumsal hayatla da çalışmaya devam ediyorum.
Dolayısıyla bazı öncelikli işlerim ve seyahatlerim vardı.
Ama bu zaman zarfımda da böyle biraz farklı konulara değinmek için de araştırma yaptım.
Karşıma bir konu çıktı internette gezinirken.
Tam da Kasım ayında bu alışveriş çılgınlığı başladı biliyorsunuz.
İşte müthiş Kasım.
Mesela ben bu yayını şu anda 11 Kasım tarihinde hazırlıyorum.
İşte 11 Kasım, 11-11 indirimleri falan diye.
İşte normalde bir tane bir şeye ihtiyacım varken 5 tane al, 3'ünü öde falan gibi kampanyalar var biliyorsunuz.
Bu Kasım ayında bir alışveriş çılgınlığı var.
Benim de seçtiğim konu tam da bu Kasım ayına uygun bir konu oldu.
Çünkü biz kadınlar alışveriş yaparken de erkekleri oranla daha fazla para harcıyoruz.
Şöyle daha fazla para harcıyoruz.
Tabii ki biz kadınlar olarak bizim erkeğe göre ihtiyaçlarımız da daha başka oluyor.
Takılarımız var, saçımızla ilgili aksesuarlarımız var falan farklı ihtiyaçlarımız.
Sadece beğendiğimiz için aldığımız şeyler de oluyor.
Erkeklere nazaran daha fazla da aldığımız şeyler oluyor ama benim bugün dikkatinizi çekmek istediğim konu tam olarak bu değil.
Yani işte kadınlar daha fazla alışveriş yapıyor.
Daha fazla alışverişe para harcamayı seviyor değil.
Başka bir açıdan ele alacağım.
Şimdi mesela hayal edin bir süpermarket reyonundasınız.
Ondan sonra Cuma.
Böyle gözünüz mesela tıraş bıçağı reyonuna takılıyor.
Solda standart maskülen tonlarda belki gri veya mavi ambalajlı ürünler var.
Sağ tarafa geçiyorsunuz daha parlak, daha albenili, pastel pembe veya mor renklerle tasarlanmış benzer ürünler var.
Fark ne? Sadece renk mi?
Peki ya fiyat?
Evet fark sadece renk değil.
Çoğu zaman pembe olan, gri olandan %10.
daha pahalı oluyor. İşte bu bir tesadüf değil aslında.
Bunun bir adı var sevgili dinleyenlerim.
Pembe vergi. Pink tax diye geçiyor.
Şimdi dilerseniz bunun birazcık daha detaylarına inelim.
Bugün hayatımızın her alanına sızmış ancak çoğu zaman farkında bile olmadığımız görünmez bir eşitsizliği konuşacağız.
Pink tax yani pembe vergi.
Kadınların aynı veya neredeyse aynı ürünlere sadece kadınlara özel olduğu için erkeklerden daha fazla para ödemesi durumu bu.
Bu sadece böyle bir renk farkı değil.
Bir fiyat etiketi farkı ve çok daha derin bir anlam taşıyor aslında.
Peki bu fark ne kadar büyük ve ne kadar yaygın?
Şimdi sıkı durun.
Rakamlar oldukça şaşırtıcı.
Çeşitli araştırmalar kadınlara yönelik ürünlerin erkek muadillerine kıyasla ortalama %7 daha pahalı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu sadece genel bir ortalama yalnız.
Bazı spesifik kategorilerde ise durum daha da vahim durumda.
Özellikle kişisel bakım ürünlerinde, işte örneğin açılışta da söyledim ya tıraş bıçakları, şampuanlar, deodorantlar gibi temel ihtiyaçlarda bu fiyat farkı %13'e kadar tırmanabiliyor.
Düşünün ki her gün kullandığınız ürünlerde bu kadar belirgin bir fiyat farkıyla karşılaşıyorsunuz.
Şimdi ABD'de yapılan kapsamlı bir analiz var.
Kadınların bu pembe vergi yüzünden ortalama yılda 2381 dolar fazladan ödediğini göstermiş bu analiz.
Bu yıllık miktar...
Bir ömür boyunca biletinde ise yani hayat koyup ödenen ekstra miktar yaklaşık 188 bin dolara ulaşıyormuş.
Evet yanlış duymadınız.
Yani neredeyse 200 bin dolar.
Bu rakamlar basit bir tırnak içinde söylüyorum.
Kadın ürünü etiketinin ne kadar büyük bir finansal ülke dönüştüğünü gözler önüne söylüyor.
Yani inanılmaz inanılmaz gerçekten.
Ve bu hikaye bu söylediğim hikaye sadece.
Mağaza raflarına da bitmiyormuş sevgili dinleyenlerim.
Bu eşitsizlik bazen böyle daha derine, uluslararası ticareti kalbine yani gümrük kapılarına kadar sızabiliyormuş.
Evet bunu da yanlış duymadınız.
Gümrük kapıları. Yani aynı ürün kadın etiketiyle veya işte kadın kullanımına yönelik olarak lanse edildiğinde gümrüklerde daha yüksek vergilendirilebiliyor.
Hatta bu duruma özel bir isim bile verilmiş pembe tarif.
Yani zaten pembe verdiğiniz pembe tarifi olur böyle değil mi?
Düşünün yani ürün daha size ulaşmadan sadece kadına yönelik olduğu için ekstra bir maliyetle karşılaşıyor.
Bu gerçekten de sistemli bir ayrıcalığın göstergesi bana göre.
Şimdi burada kısa bir iç sesimize dönelim şöyle.
Yani pembe olan neden daha pahalı?
Neden kadın ürünü dendiğinde o fiyat etiketi birdenbire değişiyor?
Sanki pembe bir rengin kadınlara özel olmanın ekstra bir bedeli varmış gibi bir durum var.
Ve bu bedel demin de söylediğim gibi aslında hiç de küçük değil gerçekten.
Peki bu durum bizim hayatlarımızda nasıl bir yankı buluyor?
Bir de ona bakalım. Hatta biraz daha kişisel düşünelim.
Bir kadın olarak günlük hayatımızda farkında bile olmadan zaten bu bedeli ödüyoruz.
Yani sabah uyandığımızda kullandığımız duş jelinden, saçımıza sürdüğümüz şampuana, tıraş bıçağı alırken yaptığımız tercihten, gün
içinde kullandığımız deodoranttan, hatta özel bir akşam için seçtiğimiz parfüme ya da Yani yeni bir ayakkabıya kadar aslında bu bedeli
ödüyoruz. Her an aslında sadece kadın olduğumuz için bir ekstra bedel ödüyoruz.
Ve bu sadece bir ürünün fiyatı değil, aynı zamanda cinsiyetimiz üzerinden yüklenen görünmez bir maniyet.
Bu durumun ne kadar köklü olduğunu anlamak için, tabii bizim ülkemizde böyle araştırmalar çok yok, belki de vardır ben bulamadım.
New York City Tüketici İşleri Departmanı'nın yaptığı kapsamlı bir araştırmaya da göz atmak yeterli.
Buna da detaylı bakabilirsiniz internette var.
Bu araştırma kadın ürünlerinin erkek muadillerinden ortalama %7 daha pahalı olduğunu bilimsel olarak da kanıtlıyor.
Yani literatüre girmiş bir veri bu.
Özellikle demin de saydığım gibi kişisel bakım ürünleri, giyim sektörü ve sıkı durum hatta çocuklar için tasarlanan oyuncak kategorilerinde bu farkın çok daha belirgin olduğu saptanmış.
Yani örneğin kız çocuk oyuncakları erkek çocuk oyuncaklarına kıyasla daha pahalı olabiliyor.
Bu aslında yani çok küçük yaşlardan itibaren bu ayrımcalığın başladığında gösterilesi.
Doldurumu zaten başlıyor.
Şimdi gelin bu kişisel bakım ürünlerine biraz daha yakından bakalım.
Buna taktım çünkü. Erkek kadın ihtiyacımız aynı.
Yani markete gittiğinizde nemlendiricide yanından iki farklı ürün gözünüze çarpabilir.
Biri erkeklere özel ibaresiyle.
İşte belki daha sade bir ambalajda.
Diğeri ise kadınlara özel.
İşte üzerine çiçeksi kokular vaat eden şık bir tasarımla sunulmuş mesela.
İçerikleri temelde aynı olsada kadınlara yönelik olanın fiyatı genellikle erkeklere göre olandan daha yüksek.
Ya da işte deodorantlar.
Erkek deodorantları genelde böyle fresh ya da sport gibi basit tanımlarla sunulurken kadın deodorantları işte bahar esintisi, ipeksi dokunuş gibi daha
süslü isimlerle ve elbette biraz daha...
Cascaflı bir etiketle karşımıza çıkıyor.
Sanki daha kadınsı bir kokuya sahip olmanın ekstra bir bedeli varmış gibi.
Halbuki temiz kokmak istiyoruz sadece.
Bu durum günlük rutinimizde dahi cebimizden fazladan para çıkmasına neden oluyor işte.
Her sabah aynanın karşısında farkında olmadan bu görünmez vergileri biz paşa paşa ödüyoruz sevgili kadınlar.
Giyim dünyasına da bir bakalım isterseniz.
Giyim dünyasına geçtiğimizde de durum pek farklı değil.
Özellikle çocuk giyiminde bu ayrımcılık daha küçük yaşlarda başlıyor.
Kız çocuklarına yönelik tişörtler, elbiseler veya aksesuarlar erkek çocuklarına kıyasla daha süslü, daha detaylı tasarımlarla gelse de
bu detaylar genellikle bir fiyat artışıyla birlikte geliyor.
Benzer kalitedeki bir tişört bile üzerinde bir unicorn veya bir prenses figürü olduğunda bir araba veya bir dinozor figürü olandan daha
pahalıya satılabiliyor.
Yetişkin giyiminde ise birebir aynı kesim ve kalitede bir tişörtün sadece kadın reyonunda slim fit veya V-yaka gibi tanımlarla sunulduğunda erkek
reyonundaki standart kesim işte regular kesim muadilinden daha pahalı olduğunu görürüz.
Bazen bu böyle tırnak içinde söylüyorum moda adı altında gizlenen ancak özünde yine aynı eşitsizliğe dayanan bir fiyatlandırma politikası oluyor.
Şimdi bu durum gardırobumuzu yenilerken bile karşımıza çıkan sinsi bir malumiyet sevgili kadınlar.
Şimdi mesela okul alışverişlerinde.
Kız çocuklarına yönelik işte üzerinde parıltılar, çiçekler veya işte popüler çizgi film karakterleri olan kalem kutuları, defterler veya böyle sırt çantaları erkek
muadillerine kıyasla daha yüksek fiyata satılıyor.
Yani temel fonksiyonları aynı olsa da kızlara özel pazarlama stratejisi fiyat etiketini yukarı çıkıyor ne hikmetse.
Hatta bazen.
Temel bir saç fırçası bile eğer böyle pastel renklerde ve kız çocukları için diye ambalajlanmışsa standart bir saç fırçasından daha pahalı olabiliyor.
Bu durum çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılarken bile cinsiyete dayalı bir ek maliyetle karşılaşmamıza neden oluyor.
Yani küçücük bir çocuğun bile sadece kız olduğu için bu görünmez vergiyi ödemesi gerektiği fikri ne kadar acımasız.
Yani başka bir kelime bulamıyorum.
Ne kadar acımasız öyle değil mi?
Bu fiyat farkları sadece cebimizi değil aynı zamanda bilinçaltımızı da etkiliyor.
Şöyle yani toplum olarak kadınlara yönelik ürünlerin doğal olarak daha pahalı olması gerektiği gibi bir...
Bu kadınların bakımlı olmak için daha çok harcaması gerekir veya kadınlar modaya daha düşkündür.
O yüzden öylesinler bu maliyetleri, vergileri gibi düşünceleri de pekiştirebiliyor.
Oysa bu tamamen markaların kar marjlarını arttırmak için kullandığı bir pazarlama stratejisi.
Pembe vergi Ekonomik bir eşitsizlik olmanın ötesinde toplumsal cilsiyet rollerini ve beklentilerini de pekiştiren bir mekanizma aslında.
Kadınların belirli standartlara uymak adına fazladan ödeme yapmaya zorlandığı bir düzenin parçası bu.
Bu durum uzun vadede kadınların ekonomik bağımsızlığını da zayıflatabiliyor, zayıflatıyor da.
temel ihtiyaçlar için bile sürekli daha fazla marjama yapmak zorunda kalıyoruz.
Yani en basit temel ihtiyaçlarımız için bile bu maliyetleri önlemek durumunda kalıyoruz.
Peki bu görünmez maliyetleri konuştuk.
Kadınların aynı ürünlere yani erkeklerin de kullandığı aynı ihtiyac yönelik kullandığı ya da aynı kaliteye sahip ürünlere daha fazla para ödediğini falan konuştuk.
Şimdi bundan sonra markete falan gittiğinizde Özellikle kişisel bakım ürünlerinde ya da çocuklar için alışveriş yaparken falan bakıp siz de takip edebileceksiniz bu fiyatları.
Peki bu görünmez duvarı yıkmak için ne yapabiliriz?
Şimdi öncelikle ilk adım tabii ki her zaman olduğu gibi farkındalık.
Farkında olmamız da gerekiyor.
Bilinçli bir tüketici olmak.
ürünleri karşılaştırmak sadece renge veya işte ambalaja aldanmadan içeriğe ve fiyata odaklanmamız öncelikle adımız olabilir.
Unisex veya cinsiyetsiz olarak etiketlenen ürünleri tercih etmek bu döngüyü kılmanın güçlü yollarından biri olabilir.
Ayrıca markaları geri bildirimde bulunmaktan da çekinmeyelim ve kaçınmayalım yani.
Bunu işte sosyal medyada Müşteri hizmetleri kanallarında bu eşitsizliğe dikkat çekmek onların politikalarını gözden geçirmeleri için bir
baskı oluşturabilir. Küçük adımlar gibi görünse de milyonlarca bilinçli tüketicinin birleştiğinde yaratacağı etki gerçekten muazzam olacaktır.
Başka konularda da yapıyoruz biliyorsunuz sosyal medyada.
Burada da yapabiliriz. Unutmayın eşitlik sadece büyük politikalarla değil.
günlük hayatımızdaki küçük seçimlerle de inşa edilebilir.
Kendimiz için, kız çocuklarımız için, geleceğimiz için bu görünmez maniyeti sorgulamaya ve değiştirmeye devam etmeliyiz.
Çünkü kadın olmak ekstra bir maniyet gerektirmemelidir.
O zaman ne yapacağız? Markalara ses çıkaracağız.
Sosyal medyada bu konuyu paylaşacağız.
Çevremizdeki insanlarla konuşacağız ve bu konuyu görünür kılacağız.
Çünkü değişim her zaman ilk önce fark etmekle ve farkındalıkla başlıyor.
Gücümüz bir araya geldiğimizde, bilinçli tercihler yaptığımızda ortaya çıkar ve ancak o zaman gerçek bir etki yaratabiliriz.
O yüzden ben derim ki bu görünmez eşitsizliğe karşı hep beraber duranlardan olalım.
Gerçekten bu toplumsal cinsiyet eşitsizliği hani hep böyle şeyi konuşuyoruz.
Kadının toplumdaki yeri, kadına biçilmiş belli roller, iş yerinde yaşanan falan.
Ya baksanıza gümrükten başlayıp marketteki rafa kadar aslında bu eşitsizlik bizi her yerden vuruyor ve durmadan bir bedel ödüyoruz biz kadın olarak.
Ya o kadar üzücü bir durum ki yani tamam sadece kadınlara özel yapılmış bir ürün için bunu anlayabilirim ama yani.
deodorant kardeşim bu şampuan gerçekten içeriklerine baktığımız zaman birbirine çok benzeyen içeriklerdense işte for men, for women neden fiyat değişiyor?
İşte ambarajın üzerine bir çiçek, bir kalp koyduğumuz zaman neden o fiyatlar değişebiliyor?
O yüzden telefonlar elimizde, sosyal medya.
Ben böyle gerçekten Bir markayla ilgili bir sıkıntı yaşadığında şikayet etmek için sosyal medyayı kullanıyorum.
Bunu da kullanabiliriz gerçekten.
Fark ettiğimizde, fiyat farkı bulduğumuzda bunları mutlaka sosyal medyadan paylaşmak, markalara özel mesajlar göndermek bence gerekiyor.
Bir farkındalık yaratırsak bu yaklaşım, bu maliyet eşitsizliğini de ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum.
Evet sevgili Kadın Dediğin dinleyicileri.
Bu bölümde de pembe verdiği ve pembe tarifi konuştuk sizlerle.
Bu konuyla ilgili paylaşmak istedikleriniz varsa Instagram'da Kadın Dediğim Podcast Instagram kanalıma mesaj gönderebilirsiniz.
Yorumlara yazabilirsiniz.
Yine aynı şekilde YouTube'da Kadın Dediğim Podcast kanalımdan yine paylaşıyorum çektiğim bölümleri.
Hem oradan da takip edebilirsiniz hem de yorumlarınızı gönderebilirsiniz.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Lütfen Kasım ayının alışveriş heyecanına kapılmayın.
Fiyat etiketlerini lütfen kontrol edin.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
