
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel bu bölümde;
• Kendi hikayemizi yazarken aslında nasıl dev bir örgünün parçası olduğumuzu,
• Kadın dayanışmasının sadece bir slogan değil, hayatta kalma pratiği olduğunu,
• Ve en önemlisi; bir kadının "bitti" dediği yerden, başka bir kadının umudunun nasıl filizlendiğini keşfediyoruz.
Dünyanın neresinde olursak olalım, hangi dili konuşursak konuşalım biliyoruz ki: Kadın kadının hikayesi, şifası ve geleceğidir.
Siz de kendi örgülerinizi, hayatınızdaki o görünmez bağları düşünürken bize eşlik edin.
İyi ki varsın, iyi ki kadınsın! 💜♀️
Transkript
Merhabalar Kadın Dediğin dinleyicileri ben Gökçe.
Bugün biraz kalplere dokunacak, mesafeleri anlamsız kılacak bir hikayeyle Letizia Colombani'nin okuyup çok etkilendiğim saç örgüsü kitabı ile karşınızdayım.
Bugün sadece bir kitaptan değil, dünyanın üç farklı ucunda birbirini hiç tanımadan aynı kader örgüsünde buluşan üç kadından bahsedip aslında tüm kadınların da aynı kader çizgisinde
nasıl buluştuklarını konuşacağız.
Hazırsanız o görünmez bağların izini sürmeye başlıyoruz.
Kitap bizi Hindistan
'ın tozlu yollarından İtalya'nın güneşli atölyelerine, oradan Kanada'nın soğuk ama prestijli hukuk bürolarına götürüyor.
Ve bu yolculuk Simita, Julia ve Sarah adlı üç kadın karakteriyle yapılıyor.
Simita, Hindistan'da dokunulmaz sınıfına hapsedilmiş bir anne.
Hindistan'da binlerce yıldır uygulanan bir kas sistemi var, belki biliyorsunuzdur.
Bu sistem insanları doğuştan gelen tabakalara ayıran sert bir hiyerarşi aslında.
Bu sistemin en altında aslında sistemin bile dışında bırakılan bir grup var.
Dalitler. Yani kitaptaki adıyla dokunulmazlar.
İşte kitaptaki karakter Simita da o sınıfta.
Peki ne demektir dokunulmaz olmak?
Yani bu kast sistemine de aslında çok kısa bir değinmek istiyorum ben.
Dokunulmaz sınıfındaki bu insanlar toplumun Tırnak içinde söylüyorum pis kabul ettiği işleri işte lağım temizliği gibi hayvan leşlerini kaldırma çöpleri toplama gibi işleri yapmaya mecbur bırakılırlar.
Simita'nın kitapta yaptığı gibi elleriyle başkalarının atıklarını işte lağımlarını temizlemek zorundadırlar.
Ayrıca diğer kast üyeleriyle aynı kuyudan su içmeleri aynı masaya oturmaları hatta bazen aynı yoldan geçmeleri bile böyle bir kirlilik sayılır.
Dokunulmaz ismi buradan gelir yani onlara dokunmak.
Hatta gölgelerinin bir başkasının üzerine düşmesi bile bir tabudur, yasaktır.
En korkuncu da bu sistemde bir kastan diğerine geçmek de imkansızdır.
Yani hangi tabakada doğduysanız hayatınız boyunca orada kalıyorsunuz.
Doğduğun yer kaderindir durumu tam olarak bu kast sistemindeki en alt tabakada var diyebiliriz gerçekten.
İşte bu sisteme mahkum bir Simita var, kadın karakter.
Simita'nın tek derdi kızının kendisi gibi başkalarının dışkısını temizlememesi.
Ve okuma yazma öğrenmesidir.
Ve bir yol bulur ve kızının kaderini değiştirecek o şeyi hayata geçirmek ister.
Bir diğer kadın kahraman ise Julia.
Julia ise bir İtalyan.
Böyle geleneklerine, ailesine çok bağlı bir kadındır.
Özellikle de babasına çok düşkündür.
Aile kurallarının dışına çıkmamaya özen gösteren, kendi minik dünyasından başka bir dünya bilmeyen, biraz da korkak bir genç kadındır aslında.
Sicilya'da babasının geleneksel saç işleme atölyesinde çalışıyor.
Aslında bildiğimiz peruk üretiyorlar bu atölyede.
Ve bir dizi olaylar sonucunda atölyeyi devralmaya çalışırken iflasla da burun buruna geliyor.
Bir diğer karakter ise Sarah.
Kanada'da yaşıyor. Üç çocuklu, hırslı ve başarılı bir avukat.
Böyle cam tavanları aşmış, işte ömrünü eğitimine işine adamış.
Bulunduğu mevkiye gelmek için çocukları da dahil çok fazla fedakarlık yapmış bir kadın.
Ama amansız bir hastalık kapısını çalıyor ne yazık ki ve özellikle iş hayatındaki insanlar onu güçsüz görmesin, vazgeçilmez olsun diye de ayrı bir mücadele içine giriyor.
Bu üç kadının ortak noktası ne biliyor musunuz?
Hiçbiri kurban rolünü kabul etmiyor.
Simita sistemin ona biçtiği o korkunç kaderi reddetip kaçma cesaretini gösteriyor.
Julia iflasın eşindeki aile yadigarını kurtarmak için ezberleri bozuyor.
Sarah ise kariyerinin ve bedeninin sarsıldığı o en zayıf anında aslında ne kadar güçlü olduğunu yeniden keşfediyor.
İşte hikayenin o sarsıcı noktası da burada başlıyor.
Şimdi çok detayına girmeyeceğim spoiler olmasın diye ama Simita'nın tanrılarına adak olarak sunduğu kendi saçları Julia'nın atölyesinde kendi elleriyle işleniyor ve amansız hastalığı yüzünden saçlarını kaybeden
Sarah'ın başını süslüyor. Yani birinin son dediği yer diğerinin umudu oluyor.
Bu üç kadının, Simita'nın, Julia'nın ve Sara'nın hikayesi aslında bize direnmek kelimesinin sözlük anlamından çok daha fazlasını anlatıyor.
Bizler genelde direnmeyi bir şeye karşı koymak, bir kalkan oluşturmak sanırız.
Ama bu üç kadın bize gösteriyor ki kadın için direnmek aslında hayatını ilmek ilmek yeniden örmektir.
Bu kadınlar sadece hayatta kalmaya çalışmıyorlar.
Onlar sistemin ya da hayatın ellerinden aldığı ipleri geri alıyorlar.
Direnmek o ipi elinde tutmaktır, örmek ise o iple kendine sığınacak bir yuva, bir kimlik ve bir gelecek yaratmaktır belki de.
Peki bu üç kadının hikayesini neden bugün, 2026'nın bu karmaşasında ve bu dünyasında konuşuyoruz?
Çünkü hikayede okuduklarım bugünün dünyasında farklı yollardan ama aynı ortak zeminde buluşuyor da ondan.
Simitanın kaçtığı o kas sistemi mesela bugün bizim için sosyal medyanın mükemmellik duvarları haline geldi.
Ya da Sarah'ın saklamaya çalıştığı hastalığı bugün bizim üzerimize çöken duygusal yük oldu.
Şimdi gelin isterseniz günümüz kadının direnişini bu üç kahraman üzerinden de şöyle bir okuyalım sizinle beraber.
Şimdi modern zamanın simitalarına bakalım isterseniz.
Yani hayır demeyi bilmeye odaklanalım aslında.
Simitanın direnci imkansız bir sisteme hayır demekti.
Bugün aramızdaki simitalar toplumun, ailenin ya da eşinin ona biçtiği o daracık elbiseyi reddeden kadınlardır.
Örneğin her türlü baskıya karşı risk alırlar.
Hele bu kadın bir anne ise sırf işte kızım benim çektiğim bu ekonomik bağımlılığı çekmesin, o kendi parasını kazanan hür bir kadın olsun diye ter döken annelerdir mesela günümüzün simitaları.
Bu kadınların direnci kalıpları yıkmak, biçilen kaderi bozmak için elinden geleni yapmak olur.
Günümüzün cülyası ise Yapamazsın diyenlere yapabildiğini gösteren kadınlardır.
Julia babasının iflas eden atölyesini alıp geleneği de bozmadan yeniliklerle kurtarıyor kitapta.
Bugünün Julia'ları ise aile yadigarlarını bir zanaati ya da unutulmaya yüz tutmuş bir değeri alıp dijital çağın içine taşıyan kadınlar olabilir mesela.
İşte ne bileyim babadan kalma iş şimdiye kadar gelmiş gitmiş bir düzen var işte kadın başına sen ne anlarsın diyenlere inat.
Belki bir marangoz atölyesinde, belki bir fırında ya da bir yazılım ofisinde kendi varlığını kanıtlayan kadınlardır.
Onlar sadece bir iş yapmakla kalmıyor, kadın dediğin bunu yapamaz diyen o paslı zinciri her gün ilmek ilmek söküp yerine kendi başarısını örüyor.
Ve aramızdaki seralar, yani mükemmellik zırhını çıkaran kadınlar.
En çok da bence seralar var aramızda.
Plazaların soğuk ışıkları altında, üç çocukla toplantıdan toplantıya koşan, her an bakımlı, her an her şeye yetişen o kadınlar.
Bugünün Sarah'sı aslında ağlamamak için kendini tutan, aslında hiç istemediği halde olduğundan farklı görünmeye çalışan o güçlü kadın maskesini bir kenara bırakan kadınlardır.
Bugün yorgunum, bugün yetişemiyorum ve bu benim en insani hakkım diyebilenlerdir.
Kendi kırılganlığını sahiplenmek, Sarah'nın perunu çıkarıp, kendi dökülmüş saçlarıyla barışması gibi devrimci bir eylemdir aslında bakarsanız.
Kusurlarımızdan kaçmak yerine onları örgümüzün bir parçası yapmak en büyük direnişimiz olabilir.
Sevgili kadınlar, Simita'nın kadere boyun eğmemesi, sizin bugün iş yerinde koyduğunuz bir sınırla, Julia'nın işlediği o saçlar sizin bugün yarattığınız bir projeyle ya da Sarah'ın dürüstlüğü
ise sizin bugün kendinize ayırdığınız o bir saatlik sessizlikle aynı ritimde atıyor aslında.
Belki biz fiziksel bir saç örmüyoruz ama toplumun bize dayattığı o mükemmel kadın veya olması gereken kadın etiketlerine direnirken aslında her gün kendi özgürlük örgümüzü örüyoruz.
Çünkü kadın dediğin sadece hayatta kalan değil o karmaşık modern hayatın iplerinden kendine rengarenk bir gelecek dokuyandır.
Evet kitaptaki kahramanların zorlu yolculuğundan ve bugünün modern kadının kendi sesini bulma mücadelesinden bahsettikten sonra şimdi bu örgüye bilinçli bir şekilde nasıl can verebileceğimizi
konuşalım istiyorum. Yani bilinçli bir şekilde, isteyerek, tasarlayarak birbirimize nasıl destek olacağımızı konuşalım.
Çünkü destek olmak aslında bir kadının diğerinin elinden tutarak o örgüyü sağlamlaştırması halidir bana göre.
İşte Simita'nın saçlarının saraya umut olması gibi mesela.
Peki biz gerçek hayatta, o tırnak içinde söylüyorum, bilinçli dokunuşu nasıl yapıyoruz?
Ya da bir kadın diğerinin ayağına takılan taşı sessizce kenara çekmesi neye benzeyebilir?
Hiç düşündünüz mü? Çok düşünmemiz gerekiyor bence.
Ben size şimdi bir hatırlatayım birkaç gerçek örnekle.
İş hayatında ya da sosyal bir ortamda bir kadının fikri duyulmadığında veya sözü kesildiğinde bir saniye Ayşe burada çok önemli bir şey söylüyordu.
Onun sonuna kadar dinleyelim mi diyerek destek oluyoruz mesela birbirimize.
İşte bu bir kadına bilerek mikrofon uzatmak ona o alanda yer açmaktır.
Ya da ben zorlandım o da zorlansın demek yerine bildiğin bir iş fırsatını, kazandığın bir tecrübeyi ya da seni büyüten bir eğitimi başka bir kadınla paylaşmaktır.
Oraya bir kadın gelmeli vizyonuyla hareket etmek o saç örgüsünün bir ilmeğini daha atmaktır.
Veya çok genç evlenmiş ve ancak şimdi hayallerinin peşinde koşan o simita ruhlu arkadaşına çocuklar bugün bende kalsın istersen sen git ve o sınavına gir ya da o görüşmeye mutlaka git ve başar demektir.
Bu sadece zaman ayırmak ya da zaman vermek değil, ona senin hayalin benim için de değerli mesajı vermektir.
Bir başka kadının başarısı kendi ışığını söndürecek bir rakip gibi değil de hepimizin yolunu aydınlatan bir fener gibi görerek onu ilk tebrik eden olarak başarısını görünür kılarak destek
oluyoruz, olabiliriz. Çünkü biliyoruz ki birimiz kazandığında aslında hepimiz kazanıyoruz.
Toplumun mükemmel anne ya da başarılı kadın baskısı altında ezilen birine Seni anlıyorum, her şeye yetişemeyebilirsin ve bu seni daha az değerli yapmaz diyerek destek oluyoruz.
Tıpkı Sarah'ın Peru'nu çıkardığında ona şefkatli bakan o el olmak gibi.
Şunun altını çizmek istiyorum.
Bilinçli dayanışma, böyle büyük fonlar kurmakla değil, bir kadının diğerine yalnız değilsin ben buradayım dediği o küçük anlarda da gizli olabilir.
Biz birbirimizin eksik kalan ilmeklerini bilerek tamamladığımızda O saç örgüsü artık hiçbir fırtınada kopamaz hale gelir bana göre.
Peki bir de bilmeden destek olduklarımız var öyle değil mi?
Kitaptaki Simita Sarıha destek olacağını biliyor muydu saçlarını feda ederken?
Bilmiyordu tabii ki. Yani bilmeden destek olmak aslında bir kelebek etkisi yaratmaktır.
Biz kendi hayatımızı dürüstçe ve cesaretle yaşarken hiç tanımadığımız bir kadının veya bir kız çocuğunun kahramanı olabiliriz.
Bazen sadece kendimiz için attığımız bir adımın...
kilometrelerce ötede bir başkasının hayatına nasıl bir devrim başlattığını ruhumuz bile duymaz.
Mesela sen bugün kendi ayaklarının üzerinde duran bir kadın olarak hiç tanımadığın bir kız çocuğuna burs verdiğinde ya da sadece oku kızım dediğinde Simita'nın kızı için hayal ettiği o geleceği
bilmeden inşa ediyorsun aslında.
O çocuk senin varlığını bir başarı ihtimali olarak görüyor.
Senin açtığın o yoldan o çocuk Simita'nın kızı gibi özgürlüğe doğru yürüyor.
Veya bir toplantıda sesin titrese de fikrini savunduğunda aslında arkada sessizce oturan ve acaba konuşsam mı diye tereddüt eden o stajyer kıza bilmeden konuşabilirsin vizesi
veriyorsun. Senin dik duruşun onun zihnindeki o görünmez zinciri kırıyor.
Sosyal medyada o pürüzsüz hayatlar yerine bazen yorgunluğunu, bazen yapamadım dediğin o anları paylaştığında Ekranın diğer ucunda kendi hayatının karmaşası yüzünden suçluluk duyan bir kadına
derin bir nefes aldırıyorsun.
Ona bilmeden yalnız değilsin, bu hepimizin gerçeği diyorsun.
Bir kafede tek başına oturup keyifle kitabını okurken ya ben tek başıma yapamam diyen bir başka kadına sessizce tek başına da tam ve mutlusun mesajı veriyorsun.
Senin o anki huzurun onun için bir cesaret örneğine dönüşüyor.
İşte hayat böyle bir örgü aslında.
Biz Simita gibi sadece kendi yolumuzda yürüdüğümüzü sanıyoruz ama attığımız her adım bir başka kadının ayağındaki taşı kenara itiyor.
Bizler birbirimizin kahramanı olduğumuzu çoğu zaman fark etmiyoruz bile.
Bugün bu podcast'in sonuna gelirken şunu bilmenizi istiyorum.
Eğer şu an bir çıkmazlaysam, elindeki ipler birbirine dolandıysa ve çözemiyorsan unutma ki belki de dünyanın bir yerinde senin için dua eden, seninle aynı acıyı çeken ya da senin zaferini bekleyen bir kadın
olabilir. Senin direncin sadece senin hayatını değil, hiç tanımadığın bir genç kızın cesaretini de besliyor.
Kendi hikayeni örmekten lütfen vazgeçme.
O örgü bazen gevşer, bazen düğüm olur ama asla bitmez.
Bir günde okunup bitebilecek bir kitap, böyle akıp giden bir kitap saç örgüsü ve çok tavsiye ediyorum okumanızı.
Ve bu kitabı okuduğumdan beri zihnimde tek bir soru var.
Dünyanın öbür ucundaki bir kadının acısı ya da zaferi benim bugünkü gülümsememi nasıl etkilerdi acaba?
Haftaya Kadın Dediğin'de yine kalbimizin aynı ritimle attığı bir başka hikayede buluşmak üzere.
Kendinize, emeğinize ama en çok da o güzel ruhunuza iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
