
Bu bölümde adını koyamadığımız ama içten içe hissettiğimiz o “fazla mesaiyi” konuşuyoruz. Erkek dadılığı, yani mankeeping kavramıyla tanışın: Sürekli ruhsal rehber, planlayıcı, destekleyici ve toparlayıcı olan kadınların üstüne binen görünmez yükleri.
Birlikte güleceğiz, birlikte düşüneceğiz. Belki de “Ben de bir dadıyım!” diyen sadece sen değilsin.😄
Transkript
Merhabalar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz.
Ben Gökçe. İlişkilerde bazen hissettiğimiz ama böyle adını koyamadığımız bir yorgunluk, bir fazladan mesai olur bazen.
İşte bu bölümde tam da bu bize yorgunluk veren, bize fazla mesai yapıyormuş gibi hissettiren duruma ışık tutacağız.
Böyle bazen partnerinizin sanki annesi, asistanı, kişisel gelişim uzmanı hatta belki de ruhsal refah için tek sorumlu kişi gibi hissettiğiniz oluyor mu?
İşte tam da bu erkek dadılığı yani mankeeping sendromundan bahsedeceğim bugün.
Aslında ele almak istediğim başka bir konu başlığı vardı ama sosyal medyada o kadar fazla karşıma çıktı ki dedim ki yani neymiş bu erkek dadalığı, mankeeping?
Yani biraz araştırınca kendimle de oldukça fazla yüzleştiğim bir konu olduğu karşıma çıktı.
Yani tabii ki hepimiz ilişkilerimizde sevgi, destek ve anlayış bekleriz ama bazen bu beklentiler tek taraflı bir yük haline gelebiliyormuş.
Araştırırken bunu da gördüm.
Ben de bu görünmez yükün ne olduğunu, bize yani biz kadınlara neler hissettirdiğini ve en önemlisi de neden hissettirdiğini biraz da böyle yaptığım araştırmalarla, bilimsel verilerle
destekleyerek sizlere anlatmaya çalışacağım.
Hazırsanız mankeeping, erkek dadılığı bölümüne başlıyoruz.
Peki nedir bu mankeeping ya da bizim kendi aramızda konuşacağımız adıyla erkek dadılığı dediğimiz şey?
Aslında tanımı oldukça basit.
Erkeklerin, eşlerinden, sevgililerinden, kısacası hayatlarındaki kadınlardan psikolog, yaşam koçu, stil danışmanı, hatırlatıcı, temizlikçi, sağlıklı
yaşam rehberi gibi her şey olmalarını beklemesi durumu.
Düşününce bile yani ben böyle peş peşe sayarken bile bana yorucu geldi.
Size de öyle gelmiştir eminim.
Yani bir nevi erkek partnerlerimizin kişisel gelişim uzmanı hatta...
Bazen özel asistanı gibi bir roller üstlenebiliyoruz.
Randevuları hatırlayan, dolaptaki eksik çorabı tamamlayan, iş stresini dinleyip çözüm üreten, bugün ne giysem sorusuna anında stil tavsiyesi veren kişiler olabiliyoruz.
Belki de haftalık market alışverişi listelerini hazırlayan, hatta sağlıklı beslenmesi için tariflerde araştıran hep bizleriz.
Bu durum erkeğin hayatındaki eksik alanları doldurma görevinin kadına yüklemesi, Kendi gelişim ve sorumluluklarını partnerinin üzerine yıkması anlamına geliyor.
Bu apaçık ve net.
Yani sen o kişinin hem en iyi arkadaşı, hem annesi, hem terapisti, hem organize edicisi oluyorsun.
Yani kulağa nasıl geliyor sizce?
Sanırım içten içe bir yeter nidaları yükselmiş olabilir.
İşte bu noktada durup bu benim görevim mi ya diye sormanın zamanı geliyor.
Şimdi gelelim bu erkek dadılığı sendromunun biz kadınların üzerindeki etkilerine.
Dedim ya böyle saydım demin peş peşe kulağa bile yorucu geliyor diye.
İşte o yorgunluk hissi aslında buzdağının sadece görünen kısmı.
Bu durum bu erkek dadılığı durumu üzerimizde öyle görünmez bir yük yaratıyor ki farkında bile olmadan ruhsal ve duygusal olarak çökebiliyoruz.
Öyle bir düşünün.
Sürekli birilerinin kişisel asistanlığını yapmak, problemlerini çözmek, onun hafızası, motivasyon kaynağı olmak.
Bir noktadan sonra da kendi ihtiyaçlarımız ne oluyor diye düşündürtüyor bize.
Yani bizim kendi hayallerimiz, kendi dinlenme alanlarımız, kendi tırnak içinde me time, ben zamanımız.
Bunlar ne oluyor peki?
Genellikle işte bu saydığım listenin en altına itiliyor bunlar.
Hatta bazen tamamen de yok sayılabiliyor.
Şimdi burada durup biraz kendi ilişkimi şöyle hızlı aklımdan geçiriyorum.
Hazırlık yaparken de bol bol geçirdim.
Ve aklıma ilk gelen ne biliyor musunuz?
Bazen bana da şöyle şeyler diyebiliyor eşim.
Ben unutursam diye sen aklında tutar mısın?
Eve gidince şirketten işte nokta nokta kişisine bir mail atacağım.
Ne alaka ya?
Bunu ben neden aklımda tutayım ki?
Ortak bir işimiz değil.
Beni zerre kadar ilgilendiren bir şey değil.
Ama eşim rahatça bana bunu söyleyebiliyor.
Ve işin en acı tarafı ben de uzun süre bu tip taleplerini aklımda tutma ya da yerine getirme eylemi içindeydim.
Şimdi ufak ufak ben ne yapacakmışım canım sen yap diyebilmeyi başarsam da yaptıklarım yanında yani daha önce yaptıklarım yanında bu başarı oldukça hafif kalıyor tabii
ki. Üstelik bu devamlı onların işini yapma durumu.
Biz kadınları flörtleşme arzusundan, romantik yakınlaşmalardan hatta kendi çekiciliğimizi keşfetmekten bile uzaklaştırabiliyormuş biliyor musunuz?
Çünkü kimse bir bakıcısıyla romantik bir ilişki yaşamak istemez yani.
Sizce de öyle değil mi?
Tükenmişlik hissi oluyor sanki.
Ne dersiniz? Yani o ne büyük bir yorgunluktur tükenmişlik hissi.
Hayatımıza da Süleyman'la beraber girdi biliyorsunuz bu.
Tükenmişlik sendromu.
Şimdi Allah'ımıza şükür dilimizde, ruhumuzda, her yerde, her şeyde tükenmişlik sendromumuz var.
Şimdi bunu mankeepingle şöyle bir bağlayacak olursak.
Mesela sabah uyanıyorsunuz.
Ah bugün kimin derdine derman olacağım diye düşünerek uyanıyorsunuz.
Öyle gibi düşünün. Kendi hayatımızda bir sürü sorumluluğumuz varken.
Bir de partnerimizin sorumluluklarını omuzlamak, onun her açığını kapatmak, onun isteklerini yerine getirmek, işte onun kişisel gelişim yolculuğunda özel koçu olmak falan bizi tabii ki oldukça fazla tüketiyor.
Ve bizi ruhsal olarak da inatıyor.
Bazen kendimde de oluyor.
Mesela sabahtan o gün yapılacakları şöyle aklımdan geçiriyorum.
Eşimden şöyle bir şey gelebiliyor.
Ya hayatım sen bugün benden erken çıkacaksın.
İşte kuru temizlemede takım elbiselerim var.
Onları alabilirsin. Bir de eczaneye şeyi sipariş etmiştim.
Şeker ölçüm sisiklerim.
Onlar gelmiştir. Onu da alabilirsin.
Bir de kargoda köpeğin maması gelecekti.
Onu bir takip etsene. Eğer gelmişse kapının önünde kalmasın.
Onu hemen eve al falan gibi.
Böyle hepsini aklımda tutmak zorunda kalıyorum.
Ve tabii ki kötü bir insan olmadığım için de.
Hepsini yerine getirmeye çalışıyorum.
Ama yardımcı olmak başka bir şey.
Bu devamlılık haline geliyorsa da o da başka bir şey.
Yani beyinde sürekli bu yüklerle yaşanmak durumunda kalıyorum ki bu gerçekten bazen çok yorucu olabiliyor.
Kendimize ait enerjiyi partilerimize akıtmaktan geriye bize pek bir şey kalmaması da çok olası oluyor bu durumda.
Uzun vadede ise bunun ciddi sonuçları olabiliyor.
Kendi kimliğimiz erozyona uğruyor.
Benliğimiz partnerimizin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.
Kendi iç sesimizi duyamaz hale geliyoruz.
Kendi önceliklerimizi belirleyemiyoruz.
Bir bakmışız ki yıllar geçmiş, biz hala partnerimizin hayat koşulundayız ve kendi hayatımızı yaşamayı unutmuşuz.
İşte bu görünmez yükün bedeni ne yazık ki çok çok ağır olabiliyor.
Peki bu anlattıklarım size tanıdık geliyorsa ve aynı kaynımda da var falan gibi şeyler diyorsanız...
Yalnız değilsiniz. Çünkü bu durum bilimsel araştırmalarla da destekleniyor ve aslında oldukça çarpıcı verilerle karşımıza çıkıyor.
Hani bazen dersiniz ya bunun bir adı olmalıydı diye işte bilim bize o adı veriyor ve altınlık sebepleri de deşifre ediyor.
İnstagram'da da varmıştım ve araştırdım doğruymuş.
Mesela Stanford Üniversitesi bu mankeeping denilen meselenin tam da üzerine gitmiş ve çok da ilginç bulgulara rastlamışlar.
Şimdi söyleyeceğim şey çok ilginç gerçekten.
Her beş erkekten birinin yakın bir arkadaşı yokmuş kızlar.
Evet yanlış duymadınız her beş erkekten biri.
Düşünsenize bir insan hayatındaki dertlerini, sıkıntılarını, sevinçlerini hatta böyle sadece günlük anlarını paylaşacağı bir dost bulamayınca ne yapar?
Genellikle en yakındaki, en güvendiği kişiye döner yani bize.
İşte bu durum kadınların omuzlarına ek bir yük bindiriyor.
Erkek arkadaşlarıyla paylaşamadıkları o duygusal yükü, o psikolojik ihtiyaçları sevgililerinden veya işte eşlerinden beklemeye başlıyorlar.
Bizim de içimizdeki o anaç, o şefkati taraf devreye girip canı kıyamam diyerek bir boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Ama bir yere kadar. Öyle değil mi?
Dahası var. Pew artık nasıl okunuyorsa araştırma merkezinin gene bu da Instagram'da karşıma çıkmıştı.
Verileri var. Menkeeping ile ilgili.
Ve bu durumu çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bekar erkeklerin %68'i aşk arayışındayken.
Bekar erkeklerin %68'i bir sevgili arıyor kendine.
Aşk arıyor. Biz kadınlarda bu oran %38'lerde seyrediyormuş.
Yani aradaki fark inanılmaz öyle değil mi?
Bu da bize aslında şunu gösteriyor.
Kadınlar artık öyle her önüne gelene bedava terapistlik yapmak istemiyor.
Öyle bakıcılık rolüne üstlenmek istemiyor.
İlişkiden bekledikleri şey karşılıklı bir yetişkinlik, eşitlik ve elbette ki romantizm.
Yani sadece partnerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, kendi hayatına da odaklanabileceği, kendi hayallerinin peşinden koşabileceği ve sadece kendi istedikleri şeyi
yapmak istedikleri bir ilişki arayışındalar.
Bu veriler aslında bir isyanın, bir uyanışın da göstergesi gibi aynı zamanda.
Yani artık kadınlar ilişkilerdeki bu tek taraflı yük dağılımına dur diyor.
Erkekler neden mankeeping yapıyorlar?
Yani dadılık bekliyorlar bize.
Yani neden hayat arkadaşlarından, sevgililerinden, canlarından çok sevdiği kadınlarından adeta bir asistan, bir psikolog ya da bir anneden beklediği her şeyi hatta fazlasını bekliyorlar?
İşin bu tarafı da aslında çok katmanlı.
Altında hem psikolojik hem de toplumsal birçok sebep yatıyor.
Birincisi ve belki de en önemlisi erkeklik rolleri.
Biliyorsunuz toplum olarak erkeklere küçüklüklerinden itibaren belirli kalıplarda yatılıyor.
Erkek adam ağlamaz, sen erkek adamsın, erkek adam duygularını belli etmez, güçlüdür, sen erkeksin, güçlü olmak zorundasın gibi cümlelerle büyüdüler.
E haline duygusal olarak kendilerini ifade etmekte de zorlanıyorlar.
Kendi iç dünyalarını keşfetmek, duygularını adlandırmak, onları dışa vurmak onlar için öğretilen bir şey değil.
olmadı. Hatta çoğu zaman böyle zayıflık olarak da kodlandı böyle şeyler.
Peki ne oluyor? O duygular bir yerde birikiyor, bir doluluk yaratıyor ve bu doluluğu boşaltacak, paylaşacak bir kanal bulamıyorlar.
Hani az önce dedim ya her beş erkekten birinin yakın arkadaşı yok diye.
İşte tam da bu noktada devreye bizler giriyoruz.
Onlar için en güvenli liman, en yakın arkadaş, en iyi dert ortağı hatta böyle terapist oluveriyoruz.
Çünkü başka kime güvenip de o duvarları indirecekler?
Başka kim onları yargılamadan, yadırgamadan dinleyecek?
Bir de tabii ki sorumluluktan kaçma eğilimleri de var.
Bazı erkekler için kendi hayatlarının sorumluluğunu almak, problem çözmek, karar vermek çok yorucu ve hatta hiç yapamayabiliyorlar.
Yani hiç büyüyemeyebiliyorlar.
İşte tam da bu noktada bunu da sen halledersin hayatım ya sen zaten benden daha iyi bilirsin kolaycılığına kaçabiliyorlar.
Bu çocukluktan gelen annem her şeyi halleder bilinciyle birleşince ki gerçekten erkek çocukları yani Erkek kardeşi olanlar belki beni daha iyi anlayacaklar.
Yani bir kız bir erkek kardeşi beraber büyüyenler.
Şimdi onu o şey abin yapamaz, kardeşin yapamaz.
Al sen götür şimdi erkek çocuk onunla mı uğraşacak, beceremez o falan.
Hep bunlarla büyüdükleri için ve anne hep erkek çocuğun yerine bir şeyleri hallettiği için ilişkilerinde de kadının üzerine bu geçmişten gelen yapmadıkları işe yük olarak kadınların üzerine binmiş
oluyor. Biz de iyi niyetimizle yapayım da rahatlasın ya da işte aman yapayım da şimdi olay çıkmasın diye diye bu döngünün bir parçası oluyoruz.
Ama unutmayın bu durum onların gelişimini de engelliyor.
Kendi başlarına problem çözme yeteneklerini, kendi iç kaynaklarını keşfetmelerini baltalıyor.
Peki şimdi gelelim işin öbür tarafına.
Yani erkeklerin neden mankeeping yaptığını konuştuk ama şimdi de kendimize soralım.
Biz kadınlar bu rolü neden kabul ediyoruz?
Neden bu tırnak içinde bakıcı koltuğuna hemen oturuveriyoruz?
Sanki böyle bir uzaktan kumanda var da birileri bizi evdeki her şeyi hallet, partnerinin tüm ihtiyaçlarını karşılamadığını alıveriyor.
İşin aslı bu da tıpkı erkeklerinki gibi çok katmanlı, çok içsel ve maalesef çoğunlukla farkında olmadan yaptığımız bir şey.
İlk aklımıza gelen mankeeping...
Ben kim pink'e karşılık verirken ya da erkek dadılı yaparken ilk aklımıza gelen şey ilişkiyi dengede tutma arzusu.
Hani o aman ilişkimiz bozulmasın, huzur kaçmasın.
Hayriye Hanım sendromu var ya işte aman ağzımızın tatlı adı kaçmasın Ali Rıza Bey.
İşte o devreye giriyor.
Bir sorun çıktığında, partnerimiz kendi başını halledemediğinde ya da sorumluluk almadığında biz hemen devreye giriyoruz.
Çünkü kriz çıkmasın, tartışma yaşanmasın, her şey yolunda gitsin istiyoruz.
Kendimizi adeta bir denge cambazı gibi hissediyoruz.
İpin üzerine yürüyor ve düşmemek için her şeyi yapıyoruz.
Bir de bizim o meşhur empatimiz var tabii.
Karşımızdaki erkeğin zorlandığını gördüğümüzde ay canım ne yapsın ya onu da ben halledeyim bari içgüdü süre yaklaşıveriyoruz durumlara.
Duygusal zekamızın yüksek olması onların eksiklerini, ihtiyaçlarını daha net görmemizi ve daha böyle hızlı görmemizi sağlıyor.
Bir de proaktifiz de yani.
O daha böyle yapamadığını daha o fark etmeden biz hemen hallediveriyoruz o işleri.
Bir de öyle bir durumumuz var. Ve o yardımsever şefkatli yanımız hemen harekete geçiyor.
Bir nevi düzeltme içgüdüsü bu.
Sanki biz halledince o da düzelecek, gelişecek, daha iyi olacak gibi de zannediyoruz.
Halbuki farkında olmadan onların kendi sorumluluklarını almalarını, kendi sorunlarıyla yüzleşmelerini de engellemiş oluyoruz.
Toplumsal beklentilerde cabası.
Küçüklükten beri bize kadın evinin direğidir.
Yuvayı dişi kuş yapar.
Güçlü bir erkeğin arkasında bir kadın vardır.
Her şeyi kadın idare eder gibi mesajlar verildi ve hepimiz öyle büyüdük.
Yani bilmiyorum 80 ve sonrası doğumlu olanlar genelde biz böyle büyüdük.
Şimdi 2000 doğumlardan sonrası nasıl büyüyor çok fazla emin değilim.
Dolayısıyla böyle hani ilişkimizin ve partnerimizin tüm ihtiyaçlarından biz sorumluymuşuz gibi hissetmeye de şartlandık açıkçası.
İşte bu yüzdendir ki partnerimiz bir konuda aksadığında biz bunu kendi yetersizliğimiz olarak algılayıp daha çok yükleniyoruz.
Ama bu durum zamanla kendi kimliğimize, kendi ihtiyaçlarımıza, yabancılaşmamıza da neden oluyor.
Bir bakmışız biz yokuz.
Sadece onun ihtiyaçlarına odaklanmış bir hizmet makinesine dönüşmüşüz.
Kendi hobilerimiz.
Hayallerimiz, arkadaşlarımız ikinci plana atılmış.
Çünkü enerjimizin büyük bir kısmı partnerimizin dadısı olmaya gidiyor.
Evet sevgili dinleyenlerim şimdi geldik can alıcı kısma.
Peki bu mankeeping denen şeytan icadı durumdan nasıl kurtuluruz?
Eğer dinlerken ya evet şu an tam beni anlatıyor falan diyorsanız ki çoğunuz diyorsunuzdur eminim.
Yani şu mankeeping yapmayan kadın yok gibi bir şey.
Bilin ki yalnız değilsiniz ve bu durumdan çıkış yolları var.
Ama böyle baştan söyleyeyim öyle sihirli bir değnek falan yok elimizde.
Bundan kurtulmak biraz cesaret, biraz sabır ve bolca ben buradayım diyebilme meselesi.
İlk ve en önemli adım net sınırlar koymak.
Evet yani duymuşsunuzdur ama uygulamak tabii ki bambaşka bir şey.
Partnerinizin asistanı, psikoloğu ya da annesi olmadığınızı ona kibarca ama kesin bir delili hatırlatmalısınız.
Örneğin işte sizden bir şey istediğinde hayatım ya bu konuda sana nasıl yardımcı olabileceğimi bilmiyorum ya.
Aslında bu tamamen senin sorumluluğunda olan bir şey.
O yüzden hani ben ne kadar yardımcı olabilirim emin değilim.
Ya da evet o konuyu benden hatırlatmamı istedin ama ben de unutabilirim.
Bence telefonuna falan not alabilirsin gibi cümlelerle başlayabiliriz.
Başta onlara biraz garip gelebilir, tepki de alabilirsiniz ama inanın zamanla alışacaklar.
İkinci olarak. Partnerlerinizi kendi sorumluluklarını almaya teşvik etmek şart.
Bunu yapmamız gerekiyor.
Yani balı tutmayı öğretmek gibi bir şey diye düşünebilirsiniz bunu.
Onun yerine sürekli siz yapıyorsunuz ya.
O da biz yaptıkça ya da işte siz yaptıkça.
Siz biz fark etmez hepimiz yapıyoruz bunu.
Biz yaptıkça o da öğrenmeyecek.
Unuttuğu bir randevu mu var?
Hatırlatmayın. Bitirmesi gereken bir iş mi var?
Kolay gelsin deyin.
Ucundan tutmayın. Tabii bu böyle hani.
Ortak yapılması gereken şeylerden de kendinizi çekin diye söylemiyorum ama siz anladınız demek istediğim şeyleri.
Yani onun da çok rahat bir şekilde yapabileceği bir şeyin hep içinde olmak ya da onun yerine sizin yaptığınız şeylerden bahsediyorum ben.
Bırakın biraz zorlansınlar, sorunlarla yüzleşsinler.
Erkekler de en az bizim kadar zekiler biliyorsunuz ve kendi işlerini halledebilirler.
Yeter ki onlara bu alanı açın.
Ya şu anda bu dediklerimi söylerken aklımdan şu geçti.
çocuklarla ilgili falan çocuk büyütmek, işte çocuk gelişimiyle ilgili falan okuduğum dinlediğim şeylerde de böyle şeyler söylüyor sanki.
İşte onun yerine siz yapmayın.
Anneleri diyorlar ki çocuk işte hata yapa yapabilsin falan diye.
Erkekler de gerçekten biraz çocuklar galiba.
Onları hala öğretmemiz gerekiyor.
Bir diğer yöntem de belki de en zor olanı hayır demeyi öğrenmek.
Yani bu hayatta yani bunu Yapabilen insanları ben gerçekten çok takdir ediyorum.
40 yaşımdan sonra bende de biraz gelişmeye başladı ama hala istediğim seviyede bende değilim gerçekten.
Böyle hem de hiç suçluluk duymadan hayır diyebilmek.
Hayır yapmayacağım demek.
Partneriniz sizden kendi yapabileceği bir şey mi yapmanızı istiyor.
Nazikçe ama böyle kararlı bir şekilde reddedeceksiniz.
Şu an başka bir şeye odaklanıyorum ya da maalesef şimdi bu konuda sana yardımcı olamayacağım.
Diyebilirsiniz net bir cevap.
Peki ne zaman olabilirsin? Emin değilim tatlım ya yani hiç olamayabilirim sen benimle vakit kaybetme bence hemen hallet gibi cevaplar vermemiz gerekebilir.
İşte biraz başta böyle sarsıcı gelebilir onlara ama unutmayın bu hayırların sizin hayırlar daha doğrusu sizin enerjinizi koruyacak, kendi hayatınıza alan atacak ve daha da önemlisi ilişkinizi daha sağlıklı
bir zemine oturtacak.
Bir başka öneri de benim aklıma gelen son öneri bu.
Sizler de biraz araştırıp bulduklarınız varsa ya da söyleyecekleriniz varsa bana kadın dediğim podcast instagram hesabından da gönderebilirsiniz.
Kendimize odaklanmak.
Bu mankeeping durumunda genellikle böyle kendi hobilerimizden, arkadaşlarımızdan, kendi öncelikle yapacağımız işlerimizden ya da ne bileyim hayallerimizden bile vazgeçtiğimizi görüyoruz.
İşte şimdi tam zamanı.
Kendimize yatırım yapacağız.
Yeni bir kursa yazılabiliriz.
Arkadaşlarımıza daha çok vakit geçirebiliriz.
Uzun zamandır okumak istediğimiz o kitabı okuyabiliriz.
Yani kendi varoluşunuzu güçlendirdiğinizde partnerinizin dalısı rolünden sıyrılmanız çok çok daha kolay olacak.
Çünkü yoğunsunuz, dolusunuz.
Yani şu an ona ayıracak vaktiniz yok.
Bu da onu görmeye başlayacak.
Kendinize değer verdiğinizi ve sınırlarınızı koruduğunuzu hem kendinize hem de eşinize göstermiş olacaksınız.
Ben dört tane İyi öneri buldum diye düşünüyorum.
Kendimle dahil olmak üzere yapmaya başlayacağım.
Sizin de yapmanızı tavsiye ediyorum.
Evet sevgili kadın dediğim dinleyicileri.
Bugünkü bölümümüzde erkek tadılığı ya da nam-ı diğer mankeeping sendromunu masaya yatırdık.
Umarım bu sohbet ilişkilerdeki o görünmez yükün farkına varmanızda ve biraz olsun böyle içgörü kazanmanıza size yardımcı olmuştur.
Unutmayın bu durum...
Ne sizin, ne benim hatamız, ne de çözümsüz.
Şimdi sıra bizde. Kendi ilişkilerimizdeki mankeeping dinamiklerini sorgulayacağız.
Nerede sınır koymanız gerekiyor?
Hangi sorumlulukları partnerinize devretmelisiniz?
Kendi kişisel alanınıza ve gelişiminize ne kadar yer açıyorsunuz?
Bu soruların cevapları daha sağlıklı ve dengeli bir ilişkiye doğru atacağınız ilk adım olabilir.
Unutmayın, en değerli varlığınız sizsiniz ve kendinize iyi bakmak...
En başta gelen sorumluluğunuz.
Bir sonraki bölümde kadınlara dair yepyeni bir konuyla tekrar karşınızda olacağım.
O zamana dek kendinize çok çok iyi bakın.
Sevgiyle kalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
