
Netflix’teki Kıskançlıktan Çatlıyorum dizisi sadece Vicky’nin duygusal iniş çıkışlarını anlatmıyor…
Biraz dikkatli bakınca aslında hepimizin içindeki o küçük, yeşil kıskançlık gölgesini ortaya çıkarıyor.
Bu bölümde, Vicky’nin hayatından yola çıkıp kadınların en sakladığı duyguyu konuşuyoruz:
Kıskançlık. Eski sevgilinin “bir anda” evlenmesi…
Arkadaşların peş peşe mutlu haberi…
Partnerin kadın arkadaşları…
Başkasının kariyer, aşk, hayat “hızına” yetişememe hissi…
Hepsinin içimizde bıraktığı o minik, utangaç ama çok tanıdık kıpırtıyı masaya yatırıyoruz.
Kıskançlık gerçekten kötü bir duygu mu?
Yoksa aslında hayatımızda eksik kalan bir şeyin bize fısıltısı mı?
Bu bölüm; biraz alaycı, biraz iç dökücü, biraz dürtücü bir sohbet.
Eğer bir noktada “Aynı ben!” dersen, hiç şaşırmam.
Merhaba kıskançlık, gel konuşalım. 💚
Transkript
Herkese merhabalar.
Kadın Dediğin Podcast'e hoş geldiniz.
Ben Gökçe. Bugün sizi şöyle bir duygunun içine davet edeceğim.
Nasıl söylesem?
Güya hepimizin aşmış gibi davrandığı ama gecenin bir yarısı Instagram'da stalklarken içimizde aniden kabaran bir duygudan bahsedeceğim.
Bir iki saniye sürebilir miyim?
Tahmin ettiniz mi? Tahmin edenler için evet kıskançlık.
Ama öyle... Böyle ağır kara bulut gibi bir anlatı olmayacak bu bölümde.
Şöyle hafif alaycı, biraz içimizi dürten, biraz güldüren, biraz daha tamam tamam ya ben de yaşıyorum dedirten bir yolculuk olacak bu bölüm.
Hem de Netflix'in Kıskançlıktan Çatlıyorum dizisindeki Viki eşliğinde yapacağız bunu.
Şiddetle tavsiye ediyorum.
Bir Latin Amerika dizisi.
Bana da bir arkadaşım tavsiye etmişti.
Yani ilk iki sezonu böyle hani 4-5...
Günde bile değil. Belki 2-3 günde falan bitirdim.
Zaten 30'ar dakikalık çok keyifli bir dizi.
Oradaki Vicky'den böyle çok fazla spoiler vermeden ama biraz da vererek ona göre dinleyin lütfen bu bölümü.
Vicky eşliğinde kıskançlık üzerinden birazcık konuşacağız.
Üçüncü sezonu yeni geldi.
Ve yani itiraf etmem gerekiyor ki bu kadının duygusal çalkantıları bu arada yani başrol kadın oyuncusu gerçekten müthiş bir oyuncu.
Ben çok bayılarak izliyorum kadını.
Karakteri çok güzel canlandırıyor.
Ya bu kadının Vicky'nin duygusal çalkantıları hepimize yok artık ya aynısını ben de yaşıyorum ya da yaşamıştım dedirten türden yani.
Çok doğal akışında oynuyor.
Abartılı hiçbir durum yok.
Ve kendimize bile itiraf edemediğimiz ama içten içe bildiğimiz kendi kıskançlık duygumuzla da yüzleştiğimiz için gerçekten çok keyif alarak izliyorum ben.
O zaman şimdi hazırsanız kıskançlıktan çatlamamak için bölüme başlayalım isterseniz.
Bir defa...
Diziyi kesinlikle izlemeye başlayın.
Yani çok renkli ve eğlenceli.
Bu arada kıyafetler de çok güzel.
Ve şuna çok dikkat ettim ben.
Mesela ben kendim için şöyle bir şey derim.
Bu giyim kuşamla ilgili konuşuyorum şu anda.
Detaya birazdan gireceğim konunun detayına.
İşte herkes vücuduna göre giyinmeli.
Mesela benim biraz kalın bacaklarım vardır.
Yani mini etek falan ben giymemeliyim yani.
Benim bacaklarım kalın iyi durmaz diye düşünüyorum.
Mesela o karakter de aslında.
Böyle çok uzun boylu değil hatta böyle şu balık etli de hoş da bir kadın.
Ve o kadar güzel kıyafetler giyiyor ki ve mutlaka mini etek ve stiletto'larını falan giyiyor.
Rengarenk giyiniyor. Yani bu kadar mı yakışır gerçekten?
O yüzden dizideki kıyafetler işte çekim yapıldığı yerler ev falan bunlar da gerçekten çok güzel.
O gözle de izleyebilirsiniz diziyi.
O yüzden çok dizi renkli ve eğlenceli.
Ama tabii ki yani bir noktadan sonra da...
Kafada şöyle bir cümle beliriyor yani.
Bu kadın aslında ben miyim?
Ya da ben olabilirdim?
Ya da biraz benim falan gibi bir şey beliriyor gerçekten.
Çünkü yani Vicky çok tanıdık bir kadın tipi.
Şimdi kırklarına yaklaşmış bir kadın Vicky'ciğimiz.
Böyle hayatının taşlarını da yerine oturtmaya çalışıyor.
Çok uzun yıldır beraber olduğu bir sevgilisi var.
Onun da bir takım hayalleri var.
İşte kariyerle ilgili hayalleri var falan.
İşte etrafındaki insanlar bir takım şeyleri aşmışlar falan.
İşte onlara da özeniyor.
Tırnak içinde söylüyorum özentiyi.
Ama yani bu hayat sürekli Viki'ye hani Tetris böyle sürekli beklediğim parça gelmez.
Ay Tetris örneğini verdim ya.
Gerçekten 40 yaşında.
İnşallah böyle çok küçük dinleyici falan yoktur.
Beni zaten öyle biri dinlemiyordur da mutlaka.
Yani bu kadın neden bahsediyor demiyordur dinleyenler ama.
Tetris'i de çok iyi anlayacaksınız.
O böyle durmadan yanlış şey gönderir ya.
Şekil, parça gönderir.
O Tetris bir türlü bitmez.
Hayatta Vicky'e böyle Tetris gibi yanlış parçayı gönderip duruyor.
Şimdi bu Vicky'mizin bir ilişkisi bitmiş durumda ama işte uzun yıldır beraber olduğu.
Ay ben bayağı spoiler veriyorum bir şey söyleyeceğim.
Ona göre de ilişkisi bitmiş durumda.
Hem de böyle işte ben hazır değilim ya falan filan evlilik.
ilgili özellikle hazır değilim ben falan deyip gidiyor ama sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Bir mesajla aa ben evleniyorum diye adamdan mesaj geliyor.
Nişanlanıyor daha doğrusu.
İşte Vicky'nin halini siz düşünün.
Size gelse ne olursa Vicky'e de aynısı oluyor.
Böyle bir nasıl diyeyim size bir titreme geliyor ama şey titremesi.
Ağlama krizi titremesi değil de demek ki sorun bendeymiş.
Titremesi geliyor gerçekten.
Bunu aslında siz de biliyorsunuz, ben de çok iyi biliyorum.
Kadınların en evrensel acısı, benimle olmayan şey neden başkasıyla oluyor?
Yani bu sorunun içinde aslında kıskançlık da var, kırılganlık da var, hafif bir öfke, hafif ama çok hafif bir öfke var.
Biraz da Allah belanı versin hissi var gerçekten ama en çok da şu var aslında, eksik hissetmek var.
Böyle bölüm bölüm gideceğim.
Çok fazla spoiler vermemeye de çalışacağım ama dizinin ilk sezonundan, bölümlerden itibaren başlayıp aklımda kalanlardan kıskançlıkla ilgili bu bölümü hazırlamaya çalıştım.
O yüzden gerçekten sanki bölüm bölüm gidiyormuşum gibi duruyor şu anda.
Bu kıskançlığın şöyle evreleri var.
Hatta dizide de bunu birazcık görüyoruz.
Kıskanıyorum ama ayıp olmasın diye gülüyorum.
Kıskanırız ama belli etmemek için.
Sahte bir kahkaha gülme.
Yok canım şaka yaptım falan.
Ya da şey öyle dermişim diye kurtarmaya çalışıyoruz ya mesela.
Öyle evreleri var. Şimdi dizide de Vicky böyle bir arkadaş grubuyla falan buluşuyor.
Çok tatlı da bir kız arkadaş grubu var.
Böyle birbirlerine gerçekten destek olan.
Doğrucu Davut falan.
Öyle bir arkadaş grubu.
Baktığınız zaman arkadaş grubunda herkes bir şey başarıyor ya da başarmış.
İşte biri ilişkiye başlıyor, biri çocuk yapmaya karar veriyor, biri kariyer atlıyor, işte ne bileyim biri tatil planı, dünya gezeceğim falan filan gibi şeyler yapıyor ve bu tip sahnelerde Vicky
'nin sürekli o sahnede güldüğünü görüyoruz yani ama işte o gülüş.
Gülüyorum ama içim yanıyor ve acayip derecede kıskanıyorum gülüşü.
Ne kıskanması ya? İstesem ben de kariyer yapardım.
Ben çocuk istesem yapardım.
Ben istemediğim için yapmadım falan.
İşte ilişki, uzun süreli evlilik falan bana göre değil.
Daha çok gencim, 40 yaşındayım.
Daha yapacak çok işim var falan gibi.
Böyle üstünü kapatmaya çalıştığı kıskançlık duygusunu gülüşüyle de kapatmaya çalışıyor.
Öyle bir hali var bikinin.
Yani canım. Çok sevindim diye cevaplar veriyor çünkü arkadaşlar.
İşte tam olarak buna kültürel nezaket diyorum.
Ay canım çok sevindim ya, evet falan böyle sarılıyor Vicky onlara.
Gerçekten çok iyi yapıyorsun ya, harika.
Zaten kariyer senin işin falan gibi cevaplar veriyor.
Ah sen anne olmak için doğmuşsun diyor mesela bir arkadaşına falan.
Ama kafasına sürekli baloncuk olduğunu düşünebiliriz yani.
Dizide var diye söylemiyorum. Öyle bir baloncukla geziyor bence bir iki.
Hatta çevremizdeki bu kıskanç kadınların tepkileri ya da kendimizin yaptığı, verdiği bu tepkileri düşündüğümüz zaman dilimiz evet bunları söylüyor.
Kültürel nezaket. Canım senin adına çok sevindim.
Harika bir haber. Sen zaten en iyisini yapardın gerçekten falan diye cevaplar veririz ama kafamızdaki baloncukta sürekli olarak benim neden olmuyor?
Ben nerede yanlış yapıyorum?
Bende ne eksik? Ya bu kızda olup bende olmayan ne?
Falan gibi sorular.
Kafamızdan geçer. Zaten kıskançlığın bence en utandıran tarafı da bu.
Yani başkasının mutluluğunu kıskanmıyorsun aslında ama özellikle de böyle yakın arkadaşların varsa tabii ki onları kıskanmıyorsun ama kendinde sürekli şu var.
Kendi mutsuzluğunun sesini duyuyorsun aslında.
İşte böyle kıskanıyorum ama ayıp olmasın evresini bil ki üzerinden de anlatabileceğim örneği bu.
Evet böyle insanların iyi haberlerini, sende olmayan ama onların yaşamaya başladığı güzel durumları falan.
Hele ki yakın arkadaşlarınıza kıskanmıyorsun.
Evet yani insan çok sevdiği yakın arkadaşını gerçekten kıskanmaz.
Hatta onun gerçekten mutlu olmasını ister.
Canım çok sevindim senin adına falan diye.
Aslında kalpten de bunu söylüyordur ama kafa sürekli şunu söylüyor.
Benim neden olmuyordu. İşte kıskançlığın.
Kıskanıyorum ama gülüyorum evresi tam olarak bu.
Şimdi kıskançlığın bir de gerçek yüzü var.
Yerimden edilme korkusu.
Şöyle ki bir sahnede Vicky'cik, Vicky kardeşimiz yeni ilişkiye başladığı adamın böyle kız arkadaşına ya da kadın arkadaşına bakıyor.
Kadın böyle hafif eğilmiş bir şey anlatıyor adama.
Adam da böyle biraz gülümsüyor.
Şöyle düşünün. Beğendiğiniz, hoşlandığınız adam iş yerinden bir kadın arkadaşıyla konuşuyor ve gülüşüyorlar birbirlerine falan.
Ve adam kadına gülüyor.
İşte tam o gülüş evrende sizce kaç kadını tetiklemiştir size soruyorum.
Sevdiğiniz adam kadın arkadaşıyla konuşurken adam, sevdiğiniz adam o kadına gülüyor.
Ve ilişkinizin daha çok başındasınız.
Tetiklendiğinizi mutlaka...
Mutlaka öyle bir tetiklenme anı olmuştur.
Bende çok olmuştu çünkü.
Ve orada bir kıskançlık başlıyor tabii ki bir iki tarafında.
Ama kıskandığı kişi sevdiği adamın konuştuğu kadının kendisi değil.
Kıskandığı şey benim yerime biri geçebilir mi?
Aslında bunu kıskanıyor.
Bunu düşünerek bir kıskançlık geliştirmeye başlıyor.
Yoksa o kadının... Orada olması, sevgilisinin iş yerinde bir kadın arkadaşının olması, kimseyle görüşmeyeceksin, kadınlarla konuşmayacaksın gibi bir kıskançlık yok.
Bir kendine güvensizlik durumu var aslında.
Bu kadın benim yerime geçebilir mi?
Çok tanıdık bir duygu aslında bu da.
Çünkü kıskançlık bazen o kadın benden daha güzel değildir biliyorsunuz siz de.
Bazen bugün beni seçer ama yarın ne olur korkusudur ya kıskançlık işte.
Vicky de tam olarak bunu yaşıyor.
Aslında bu durum kıskançlığın en kırılgan hali.
Ve biz kadınlar bu hali çok acı tecrübelerle çok iyi biliriz.
Bu yüzden Vicky'i de izlerken insan rahatlıyor gerçekten.
Yani tamam ya bunu sadece biz yaşamıyoruz.
Bak ta elin Latin Amerika'sındaki senarist bile bunu düşünmüş.
Yaşamış ki yazmış. Vicky de bunu oynamış diyorsunuz gerçekten.
Bu hepimizi...
İlişkilerimizin belli dönemlerinde.
Her zaman bu duyguyla yaşanmaz, bu kıskançlığa yaşanmaz tabii ki.
Benim yerime biri mi geçecek, biri mi geçecek.
Ama mutlaka bir ilişkimizde bunu yaşamışızdır.
Şimdi Vicky'nin de yaşadığı ve kıskançlığın yaptırdığı bazı stratejiler var.
Kaçış stratejileri var.
İşte hızlı ilişkiler, hızlı kararlar ve hızlı mutluluklar gibi böyle bir takım stratejiler geliştiriyor.
Şöyle ki, Vicky...
Hemen hemen her bölümde bir kıskançlıkla ilgili bir deneyim yaşıyor zaten.
Ve kıskandıkça ne yapıyor?
Şöyle bir şey yapıyor. Bizim de yıllardır ya da yıllar içinde mükemmelleştirdiğimiz kaçış stratejilerini hayata geçiriyor.
Yani hızlanıyor. İşte bazı ilişkiler yaşıyor.
Bir kapı kapanıyor ve ki hemen başka bir kapıya koşuyor.
Yani işte o birini kıskandırmak istiyor ya.
Ya da işte herkesin bir ilişkisi var.
O yalnız kalmayacak ya.
Dolayısıyla çok hızlı...
Bir ilişki bitiyor başka bir ilişki başlıyor falan.
Bazen aşık olmadığı biriyle bir şeylere başlıyor.
Bazen kendini sürekli ispat etmeye çalışıyor.
Bazen de ya bakın ben de çok mutluyum, çok mutlu oldum pozları veriyor falan.
Bazen biz kadınlar da bunu yapıyoruz şimdi itiraf etmek lazım.
Böyle kıskançlığı çözmek yerine işte bize o kıskançlığı hissettiren konuyla ilgili işte sevgilimizle...
Ne bileyim ben iş arkadaşımız ama genelde partnerimizi kıskanıyoruz.
Bunu konuşup çözmek yerine böyle hayatı hızlandırmaya çok mutluyum.
İşte Instagram'dan mutluluk pozları.
Hani şu fotoğrafı atalım ondan sonra şarabın dibine vuralım falan gibi bir durumumuz oluyor ya.
İşte Viki de aynen bunları yapıyor.
Biz de yapıyoruz, hızlandırıyoruz.
Ve hızlandıkça aslında duygularımızı geride bırakmıyoruz.
Duygular da bize çok daha hızlı yetişiyor.
İçimizdeki o duyguyu atmadıkça istediğimiz kadar hayatı hızlandıralım.
İşte o ilişkiden o ilişkiye koşalım.
İşte kafamızı işten kaldırmayalım falan böyle yok sayalım her şeyi.
Ya da devamlı ben çok mutluyum ben de çok mutluyum pozları verelim.
Ama içimizdeki duyguyu değiştirmedikçe ve çözümü ulaştırmadıkça aslında bizim uyguladığımız strateji de aslında bizi avlıyor.
Böyle bir durumla karşılaşıyoruz.
O yüzden boşa bir çaba gösteriyoruz aslında.
Kıskançlık aslında kişiye ne söylüyor?
Bize ne söylüyor? Vicky'e ne söylüyor?
İşte dizide de en sevdiğim yer burası.
Vicky bir noktada şunu fark ediyor.
Kıskançlık bir düşman değil.
Kıskançlık aslında bir mesaj.
Havalı süslü bir mesaj da değil böyle.
Baya baya dürüst bir mesaj.
Senin de bir ihtiyacın var mesajı.
Mesela... Bir arkadaşın ilişkisini kıskanıyorsan içinde ben de birine güvenmek istiyorum diyen bir taraf var aslında.
Ne bileyim birinin iş başarısını kıskanıyorsan ben de görülmek ve değer görmek istiyorum diyen bir taraf olabilir.
Ya da birinin böyle mutluluğunu kıskanıyorsan aslında onun mutlu olmasından mutsuz değilsindir.
Ben ne istiyorum sorusuna henüz yaklaşmadığım için olabilir.
Kıskançlık aslında bizim ihtiyaçlarımızın bir gölgesi gibi geliyor bana.
Dizide de aslında bunu görüyorum.
Ve tabii ki dizide Vicky'nin gittiği bir terapisti de var.
Hayır Gülseren Budayıcıoğlu değil.
Onun terapileri gibi de değil.
Gerçekten o terapistiyle görüşmeleri de çok keyifli geçiyor.
Onunla yaptığı diyaloglardan aslında Vicky'ye her zaman kendi cevabını kendi buldurtuyor.
Ben izlerken de bunu çıkardım aslında.
Evet aslında kıskançlık böyle bir ne bileyim bir nefret, kinci bir şey değil.
Sana bir mesaj veriyor aslında.
İşte ne dedim kendi ihtiyaçlarımızın bir gölgesi kıskançlık.
Ama bir ki o gölgeyi yok etmeye çalıştıkça iş daha çok büyüyor.
Bizim için de aslında öyle.
O gölgeyi, o kıskançlık...
Daha doğrusu ihtiyaçlarımızın gölgesini yok etmeye çalıştıkça aslında o ihtiyaçlar içimizde büyüyor, büyüyor, daha fazla oluyor.
Ama ışığı biraz kendimize çevirsek küçülmeye başlayacak.
O yüzden böyle kıskançlık hissettiğimiz zaman hemen kendimize şu soruyu soralım.
Bu his bana şu anda niye geldi?
Burada bir mesaj var, o ne?
O cevabı bulursak o kıskançlığın yarattığı duygunun verdiği böyle kötü bir duygu ya bu kıskançlık hissi.
nefes alamazsın, yerine sığamazsın falan filan.
Aslında altında yatan mesajı bulursak belki birazcık rahatlayabiliriz diye düşünüyorum.
Ve kıskançlığın getirdiği bir kıyaslama laneti var.
Şimdi bakın kadınlar olarak şöyle bir yeteneğimiz var bizim.
Dünyanın en iyi kıyaslama motoruyuz.
Burada şimdi motor deyince de yani Türkçenin azizliği bazen böyle saçma sapan yorumlar geliyor Instagram hesabına falan da onları siliyorum.
Yani arama motoru Google var ya ondan onu kastediyorum.
Onun gibi bir şeyi yapmak istedim.
Ona bir benzetmek istedim yani.
Çok iyi kıyaslama yapıyoruz.
Wiki de öyle. Arkadaşlarını, eski sevgilisinin yeni partnerini, iş yerindeki kadını, Instagram'daki birini.
Yani kıskançlığın ekonomik modeli şöyle işliyor.
Ne kadar kıyas?
o kadar az özdeğer.
Gerçekten böyle. Viki'de de bunu çok net bir şekilde görüyorsunuz.
Ne kadar çok kıyas yaparsan, kendini biriyle ne kadar çok kıyaslarsan kendine o kadar az değer veriyorsun demek gerçekten.
Yani aslında bizi tüketen şey kıskançlık değil.
Kendimizi başkasının hayatı üzerinden ölçme halimiz.
İşte onun evi var, benim niye yok?
Onun ilişkisi var, ben niye yalnızım?
Onun kariyeri uçmuş, benimki koşmuyor bile diye.
Bu kıyastan vazgeçersek, tamam onun evi var ama benim evim yok ama benim de şöyle bir mutluluk sebebim var.
Ne bileyim işte onun kariyeri uçmuş, belki de yani ansar olmasının sebebi olacak bir işte çalışıyor şu anda ama senden çok daha mutlu olduğun bir iştesin ve belki de bu kadarı yeterli başka şeylerden mutlu olmayı da bulmak
gerekiyor. O yüzden kıyaslamayı bırakmamız gerekiyor.
Bir de biliyorsunuz sosyal medyada herkes hayatının Oscar'lık anını paylaşıyor.
Hepimiz sosyal medyada hele bazılarımız.
Ben o kadar iyi profesyonel değilim gerçekten fotoğraf çekmekte, fotoğraf paylaşmakta ya da böyle bir etkinlik bir şey bir yerdeyken falan o kadar iyi bir an yakalıyor ki bazı insanlar.
Aslında bakmışsın mesela ne bileyim ben dondurmacıda...
Oturuyorlar falan ama öyle bir ambiyans var ki yani İstanbul'da hiçbirimizin keşfetmediği bir yerdeler falan.
Arkadaki şeyler aslında dondurma külahıymış ama asla anlamasın onu falan.
O yüzden herkes gerçekten Instagram'da özellikle kendinin hayatının Oscar'lık anını paylaşıyor.
Herkes müthiş hayatlar yaşıyor yani.
Biz de bunları gördükçe kendi filmimizin silinmiş sahnelerini o Oscar sahneleriyle kıyaslıyoruz.
Ya ne metafor yaptım ya bu kadar zorlama gerçekten yani.
Yani bizim işte filmimiz IMDB'den 3 almış mesela.
Herkesin paylaştığı anlar IMDB 9 mesela.
Halbuki öyle bir şey yok.
Ama bunu gördüğümüz zaman ve böyle bir kıyas haline de gittiğimiz zaman haliyle kıskançlık kaçınılmaz bir hal alıyor.
O yüzden şu kıyas yapma...
dardından kendimizi kurtarmamız lazım.
Ama ya işte biz böyle büyüdük.
Hele ki yani böyle 80'den sonra doğmuş kuşaklar için bu daha da böyle.
İşte sınavdan 4 aldın.
İşte en yakın arkadaşı Oya kaç aldı?
5. Sen niye almadın? Her şeyimiz bir kıyas halindeydi.
O yüzden de bu kıyaslama hali bizde işte bu yaşımıza kadar bizle beraber geldi.
Ama şu andan sonra azaltabiliriz en azından.
Dolayısıyla kıyaslanma halinden vazgeçeceğiz.
Bu da bizi kıskançlıktan kurtaracak adımlardan biri olacak.
Peki onu da yapmayacağız bunu da yapmayacağız.
Peki biz ne yapacağız?
Bakın dizi izlerken de fark ettim ki kıskançlıkla savaşılmaz.
Kıskançlık dövüş kazanmaz.
Duyguyu boğarsın o da başka bir yerden çıkar.
Gerçekten kıskançlık böyle bir şey.
Ama Kıskançlık aynı zamanda şöyle bir şey.
Kıskançlıkla konuşabiliriz.
Şöyle bir iç sesle mesela.
Tamam kıskandım.
Ayıp değil, günah değil, suç değil.
Sonra ikinci cümle şöyle olabilir.
Ben aslında ne istiyorum?
Bakın kıskançlıkla ilgili bir bunalımına girdiğimiz zaman kendimiz hep bunu soracağız.
Bir defa o kıskandığımız şeyin altında yatan mesaj neydi ona bakacağız.
Bir de ben aslında ne istiyorum?
Çünkü Viki...
Dizinin bir yerlerinde şunu öğreniyor.
Başkalarının hayatı ne kadar hızlı giderse gitsin sen kendi hızını bulmadıkça hiçbir şey iyi hissettirmiyor.
Yani kıskançlıkla yüzleşmek ben de onun gibi olayım demek değil tam tersi benim rotam ne demek.
Yapacağımız en temel şey bu.
Evet sevgili kadın dediğin dinleyicileri.
Kıskançlık dediğimiz şey kötü bir duygu değil.
Gerçekten değil. Yani ne bileyim ben kincilik gibi değil.
Ondan sonra cıma. Yani kötücül bir şey değil.
Yani arkasından bir cinayet planı falan yapmıyoruz kıskançlıkla.
Tabii ki çok ileri evrede ve psikolojik bir problemi bir hastalığı olan birinde olabilir ama çok kötü bir duygu değil.
Normal bir insan için değil.
Gerçekten de değil. Ama sadece doğru okuması gereken bir duygu.
Başından beri söylediğim şey aslında kıskançlık bir işaret, bir çağrı, bir dürtü.
Bazen küçük bir uyarı, bazen de kocaman bir alarm olabilir kıskançlık.
Ama şunu bilmekte fayda var.
Kıskanma ne seni ne beni kötü bir kadın yapmaz.
Kıskanıp kendini yiyip bitirmek bizi sadece yorar.
Bunu yapmamaya çalışacağız.
Belki bu bölümden sonra...
içindeki o kıpırtıyı, o hafif yanmayı, o neden ben değilim hissini biraz daha anlayarak yaşarsınız.
Kendinize acımasız davranmadan, kendi yolunuzu çizerek ve kendinizinizle ilerleyerek.
Ben Gökçe. Bugün Vicky'yi bahane ettik ama aslında tüm kadınların en saklı duygusuna dokunduk.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Ha bir de...
Bu kıyaslamaları çok kaptırmayın tamam mı?
Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
