
Transkript
Herkese merhaba, ben Gökçe.
Kadın Dediğin Podcast'ime hoş geldiniz.
Bu hafta kadınlar ve yerli dizilerde canlandırdıkları karakterleri konuşmak istedim sizinle.
Gerçekten böyle çok düş kırıklığına uğratan değişik verilerle karşınızdayım bu bölümde.
Böyle özellikle son yıllarda ki burada son yıllarda lafımın altını çizmek istiyorum.
Çünkü ben 90'lar çocuğuyum.
Benim dizi izlemeye başladığım yıllarda böyle şimdikilerdeki gibi kadın rolleri yoktu.
Yani normal yurdum insan hayatlar ve o hayatlardaki kadınların canlandırdığı rolleri izlerdik.
Şimdilerde ise kadın çalışmayan, zengin bir koca bulmanın hayalinde, ezik, hep aldatılan, kandırılan, hem fiziksel hem de psikolojik şiddet gören...
ve tüm dizinin ise bu karakteristik özelliklere göre şekillendiği roller olarak yansıyor Beyaz Cama.
Buna artık katlanamaz duruma geldim gerçekten.
Üstelik hem bu kadına biçilen rollere hem de bu sığ, insanı salak yerine koyan senaryolara daha fazla dayanamayıp podcastımda anlatayım dedim.
Hadi o zaman başlayalım.
Murat Soner'i tanıyor musunuz, takip ediyor musunuz bilmiyorum.
Youtube'da bir kanalı var ve böyle yayında olan özellikle çoğunlukla yerli dizileri ve filmleri böyle esprili bir dille eleştiriyor, böyle yayınlar yapıyor.
Şimdi ne kadar izlemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum.
Gerçekten çok keyifli bir kanalı var ve yayınları da böyle insanı yani gerçekten mi yuh falan dedirtirken bir yandan da böyle bir...
Keyifli anlar yaşatıyor gerçekten izleyenlere.
Ben yaklaşık 3 yıldır takip ediyorum.
Ve 3 yıl boyunca da eleştirdiği tüm dizilerde aynı konu üzerinden gerek yapımcıyı, gerek senaristi, gerek oyuncuyu, gerekse de biz izleyicileri ya yeriyor ya da espri
bir dille aklınızı başınıza alın diyor.
Peki neden yapıyor bunu?
Çünkü dizilerdeki bitmek bilmeyen şiddet ve özellikle kadına yönelik şiddetten ötürü yapıyor bunu.
Kadının dizilerde de negatif ayrımcılığı yüzünden yapıyor bunu.
Bu kadar izlediğim bir kanal beni de ister istemez Kadın Dediğin adlı bir podcast yaptığım için bu konuyu daha derin ele almaya ve yayınımda anlatmaya yöneltti tabii ki.
Aslında uzun zamandan beri aklımda vardı ama Murat Soneri her yeni bölümü yüklendikçe şimdi bu konuyu ele alayım, bu konuyu ele alayım dedim ve...
En son artık ki ben bu podcast hazırlığı yaparken bu konu yoktu.
Şu an söyleyeceğim şey yoktu.
En son yayınladığı ve Sakla Beni diye bir diziyi eleştirdiği bir bölüm var ki gerçekten hayretler içerisinde kaldım.
Şimdiye kadar yayınlanan tüm dizilerdeki aynı konu.
Birazdan da bahsedeceğim zaten. Hep kadına yönelik uygulanan şiddetle ilgiliydi ve kadına yönelikti.
Ama bu Sakla Beni dizisinde Çocuğun yaşadığı bir taciz yani çocuğun yaşadığı tacizi bile reyting uğruna kullanan bir dizi sahnesiyle karşı
karşıya kaldık. Ve gerçekten artık bunu da mı yaptılar?
Onun böyle pü diye bir tükürdüğü an vardır.
Yayınlarında çok yapar. Gerçekten dolu dolu insanın böyle o yapımcıya, senariste, o hani çok beğendiğimiz, çok hayran olduğumuz oyuncular da bu.
rolleri, bu sahneleri nasıl kabul ediyorlar bilmiyorum.
Onların da suratına suratına tüküresi geliyor insanın gerçekten.
Özellikle dizide Ceyda Düvenci de oynuyor.
Başrol oyuncusu değil ama oradaki karakterlerden bir tanesi.
Kendisinin çocuklarla ilgili çok hassas olduğuyla ilgili yaptığı paylaşımlar, içerikler, işte çocuk atölyesi var.
Onu hep duyuruyor, anlatıyor.
Ya yapımcıya ne bileyim artık yıllarını da bu sektöre vermiş bir kadın olarak Yapımcı üzerinde de bir etkisi olabileceğini de düşünüyorum yani böyle bir şeyle yapmayalım bunu başka yoldan anlatmanın bir yolu
olabilir diye bir müdahale edemiyor mu?
Zaten bu Gülseren Budayıcıoğlu'nun bu...
Değişik hastalarından çıkan hikayelerden de gına geldi.
Gene kendisinin bir hikayesi miymiş hastasının zaten gerçek bir hayat öyküsü olmazsa olmaz biliyorsunuz.
Artık her dizide o gerçek bir hayattan alınmıştır falan gibi bir cümle mutlaka görürüz.
O da çünkü reytingleri etkileyen bir şey.
Gerçek kurgu bile olsa artık öyle yazıyorlarmış.
Ama bu yani hastaları üzerinden para kazanma konusu artık böyle biraz sinir bozucu hale geldi.
Bir kere olsa hani...
Gerçekten çok öne çıkan farklı bir hikayenin filmleşmesi, kurgulanması olabilir ama artık yani her sezon iki tane üç tane Gülseren Budayıcıoğlu'nun hasta hikayelerinden evrilen diziler
ve çok da garip hastaları varmış gerçekten.
Bundan da fenalık geldi.
Ve bu Sakla Beni dizisi bende gerçekten artık hayal kırıklığının dibi olmaya başladı.
Yani ben şimdi size bu bölümde kadına yönelik olan kısımları anlatacağım.
Yerli diziler diye ve bu dizi sektöründekini ama artık reyting uğruna çocuğun yaşadığı bir tacizden dolayı ileriki yaşlardaki travmatik yaklaşımlarını falan yaptıkları bir dizi olmuş.
Gerçekten çok üzüldüm izleyince.
Yani diziyi izlemedim. Ama Murat Soner'in paylaşımını seyrettim.
Diziyi tabii ki artık hayatta izlemem.
Bu reyting bir parçası olmam.
Ama artık yani rütüye mi sesleniyor?
Aile ve aile bakanına mı sesleniyor?
Kime sesleniyor? Artık birinin gerçekten bunlara çözüm bulması gerekiyor.
Şimdi laf lafı açtı.
Sakla beni'den bahsettim ama yani hangi diziyi, hangi hikayeyi ele alayım bilmiyorum inanın.
Yani reyting rekorları kıran dizide de 5 bölümde yeniden kalkan dizide de aynı.
Kadına biçilen rol ya da kadının temsiliyeti hep aynı.
Şimdi neler olduğunu söyleyeceğim ama ardına bazı bilimsel çalışmalar, veriler de koymak istediğim için biraz detaylı anlatacağım bu dizilerdeki kadın temsiliyetini.
Şimdi 2018 yılında yapılan bazı araştırmalar var.
Bu araştırmalara göre yerli diziler en çok izlenen yapımlarda ilk sırada yer alıyor.
Yani 2018'den bu yana çok fazla bir şeyin değişmediğini düşünüyorum.
Çünkü ulusal kanallar bu kadar bütçeler ayırmazlardı yoksa bu dizilere.
Ve Radyo Televizyon Üskuru'nun 2018 yılında gerçekleştirdiği televizyon izleme eğilimleri araştırmasının sonuçlarına göre yerli diziler tercih edilen program türü sıralamasında haberlerden
sonra ikinci sırada yer alıyor.
Bu nedenle televizyonda sunulan toplumsal cinsiyet rollerini mercek altına aldığımızda da dizileri toplumsal cinsiyet temsilleri açısından incelemenin ne kadar önemli olduğunu gördüm
ve bu incelemelerin, önemli incelemelerin bazı sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istedim.
Bu bilgi yönden verdim çünkü yani...
Yerli dizilerdeki kadın temsiliyetini ve kadına biçilen rolleri konuşacağız.
Ama yerli diziler ülkemizde ne kadar önemli bir yer tutuyor önce onun bilgisini paylaşmak istedim.
Ondan sonra da şimdi geleceğiz bu dizilerde kadınlara biçilen rollere.
Gene aynı sene TÜSİAD bir araştırma yapmış ve bu araştırmadan yola çıkarak bahsetmek istiyorum ki o yılda değerlendirilen diziler...
2023 yılına bakıldığında çok daha masum yani diye eleştirilebilir dizilermiş.
Şimdi o dizilerin isimlerini vermek istemiyorum ama yani şöyle bir baktım o dizilere işte bazı bölümlerini falan seyrettim.
Yani 2023 yılında ya da geçen sene falan yapılan dizilerdeki içerikler ve kadına yakıştırılan rollerden çok çok daha masummuş gerçekten.
İnanın şu an durum çok çok daha vahim.
Popüler dizilerdeki kadın erkek dağılımına, dizilerdeki karakterlerin mekanlarla ilişkisine, bunun ne demek olduğunu biraz sonra daha detaylı söyleyeceğim.
Karakterlerin yani kadın ve erkek karakterlerin diyalog ve görüntüler üzerinden incelenmesine ve toplumsal cinsiyet temsilinin kadınlar ve erkekler için nasıl ele alındığına yönelik bazı incelemeler var.
Sonuçlar maalesef tam da tahmin ettiğimiz gibi ne yazık ki.
Mesela... Kadın ve erkek karakterlerin dağılımına ve ekrandaki görünürlüklerine bakıldığında %58'e %42 gibi bir erkek üstünlük kesinlikle var.
Yani daha dizi yayınlanmaya başlamadan önce rol dağılım yaparken erkek karakterler ve erkek roller kadınlardan bir tık daha fazla oluyor.
Karakter özelliklerine bakalımca kadınların %60 ile %75 aralığı oranlarında uysal, çekingen, duygusal ya da böyle hayalperest olarak gösterildiği
dizilerde erkekler rakamsal bir üstünlükle böyle daha agresif, dışa dönük, rekabetçi, zeki ve benzeri gibi gösteriliyor.
Bunun yanı sıra kadınlar sadece %27 oranında iş yerinde gösterilirken erkeklerde bu oran %70 küsürlerde.
Kadınların iş yerinde neden olmadığını da ayrıca konuşacağız ama erkeklerde de o iş yeri, ortamı yani ne iş yaptıklarını asla anlamadığımız sığ bir şey.
Yani erkeğimiz işte genç, yakışıklı, veliaht ve holding sahibi.
Ay oğlum bir şey sinirlendi herhalde arkadan sesini duymuşsunuzdur.
Birazdan kaldığım yerden devam edeceğim.
Özellikle kesmek istemedim.
Tam havladığı sırada tabii ki hiç beklemediğim bir anda havladığı için de böyle bir yüreğim ağzıma geldi.
Yaşadığım... bölgede evimizin olduğu bölgede böyle bir şey doğal bir hayat var ve benim oğlum adı Mars inekleri pek sevmiyor ve inekler geçmiş evimizin önünden o
yüzden bir havlama krizi yaşadı kendisi şimdi kaldığım yerden devam edeceğim işte o Kadınlar genelde çalışmıyor gözüküyor biliyorsunuz.
Erkeklerde işte klasik yani her dizide hemen hemen aynı.
Yani o tarafı hiç kafa yorulmuyor.
İşte genç yakışıklı veliaht holding sahibi işte holding veliahtı falan falan.
Ama yani iş adamı kimliğiyle öne çıkan bir karakter de o iş yerinde ne yaptığını asla anlamıyoruz.
Yani sanki böyle yerin belli olsun diye o koca koca holdinglere gidip oturuyorlar.
Yani böyle bir toplantı yok, işle ilgili bir diyalog yok.
Genelde ofiste entrika planları yapılıyor ya da böyle kız tavlanıyor.
Asistan kız, işte ajanstan gelen kız falan gibi.
Genelde böyle bir tavlama planları yapılıyor.
Kadına dönüp baktığımızda da genelde iş yerinde kadın rolü yok.
Çok az gerçekten.
Kadın hep evde. Ondan sonra jima.
Ya da işte böyle zengin zaten kocasının parasını yo.
Gezmede, alışverişte. Ya da böyle hizmetçi, temizlikçi.
Yani benim bildiğim şu son zamanlarda bir yargı diye bir dizi var.
Avukat kızımız var.
Şimdi bir de bir savcılı bir, şimdi adliye dizileri tutunca o furyada devam ediyor.
Savcılı bir kızımız var falan ama onun dışında kızlar hep işte bir ailenin yanında yetişmiş, hizmetçi olmuş, çocuğuna bakan, çalışmayan falan.
Genelde de fakir, yoksul, böyle daha varoş mahallelerde yaşayan, yetişen kadınlar olarak karşımıza çıkıyor.
Araştırmaya devam ediyorum gene.
Çekilen sahneler içindeki söz ve eylemlere baktığımızda da kadına biçilen karakterlerle oldukça uyumlu.
Yani bunu iyi anlamda söylemiyorum tabii ki ama ağlama, hüzün kadında çok.
Aşağılama, alay, şiddet erkekte çok.
Yani erkeğin kadına yaptığı aşağılama, alay ve şiddetten bahsediyorum.
Böyle dedikodu, entrika, planlar, programlar kadında çok.
Böyle iş içerikleri ise işte işe giriyor çıkıyor işte oturuyor işte bununla ilgili bir toplantı yapalım falan diyor.
Bu içerikler ise erkekte çok olarak karşımıza çıkıyor.
İş içerikli sahneler erkeklerde tabii ki fazla.
Çünkü zaten kadınları varlıklı ve çalışmayan demin de dediğim gibi ya da işsiz ya da tek görevi ebeveyn olmak gibi rollerde görüyoruz.
Ama oysa ki patronluk %90 gibi bir oranla erkeklere...
Ebeveynlik de %20'lik bir oranla yine erkeklere yazılıyor.
Yani ebeveyn rol varsa o hep kadına işte anne kadın falan öyle diziler vardı hatırlayın.
Ondan sonra analar ve anneler falan diye bir dizi vardı.
Ama böyle hani babaya yönelik falan baba olmakla ilgili.
Bir süper baba vardı mesela yani %90 ebeveynlik erkeğe yazılmış bir diziydi o ve gerçekten reyting rekorları kırıyordu ve işte cuma günleriydi hatırlamıyorum o akşam da
herkes evinde oturup süper babayı seyrediyordu.
Şimdiki baba rollerinde de tahmin edersiniz ki tabii kızını zengin kocaya satan yani bu satma diyaloğunu sahnesini açık açık gözümüze soka soka.
gösteren roller biçiliyor erkeklere ya da kızını döven, okutmayan veya böyle ilgisi zengin baba rolleri olarak görüyoruz erkekleri.
Bu çalışmaya baktığımız zaman toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dizilerdeki kadın ve erkek rollerine göre incelenmesiyle hangi kategorilerde daha belirgin olduğunu net
bir şekilde görüyoruz. Yani aslında kadına...
Kadının dizide yer alması yani kadın sayısı erkek sayısına göre çok daha düşük dizilerde.
Kadına biçilen işte rol, kadının canlandırdığı karakter, kullandığı dil falan hepsini aslında bu çalışmanın detaylarını da görebiliyoruz.
Ben kaynak olarak da...
Açıklama kısmına yazacağım oradan da kaynaklara ulaşıp daha detaylı inceleyebilirsiniz.
Ve bu sonuçlar toplumda kalıplaşmış kadın ve erkek algılarının açıkça enkrana yansıdığını da gösteriyor diyebilirim.
Bu bahsettiğim tarza dizileri işte kadına biçilen rollerin olduğu bu tuhaf dizileri biz izlemiyoruz Gökçe'de
diyebilirsiniz tabii ki. Birincisi izliyoruz.
İkincisi ise eleştirdiğimiz ve düzelmesini beklediğimiz toplumun büyük bir çoğunluğu ulusal kanallardaki dizileri saatlerce izliyor.
Yani ben yapmıyorum nasılsa denilince düzelmiş olmuyor ya, ele alınması ve düzeltilmesi gereken çok ciddi bir sorun bu TV dizileri ve dizilerdeki kadınlara atfedilen kimlikler ve roller.
Çünkü televizyon Türkiye'de bir kitle iletişim aracı olarak gerçek değerinden çok daha öte bir öneme sahip.
Bu durumun önemli sebeplerinden biri Türkiye'de geniş bir kesimin kitle iletişim araçlarına erişim olana ya ekonomik ya da kültürel sermayelerinin yetersiz olması nedeniyle
kısıtlı. Bundan dolayı da Türkiye'de televizyon adeta yaşamın kendisi haline gelmiş durumda.
Günümüzde neredeyse her evde en az bir televizyon olması ve insanların gündelik sıkıntılarından bir kaçış olarak görmesi, işte bir eğlence veya boş zamanlı geçirme
aracı olarak televizyonu görmeleri televizyonun günlük yaşantılardaki yerinin önemini anlamak için çok önemli kriterler diye düşünüyorum.
Ya biliyorsunuz kitap okumak...
İşte bir etkinliğe gitmek, kültürel bir etkinliğe vakit ayırmak falan bu.
Hani daha çok kentli insanın ve kentte yaşayan insanların da yüzdesel olarak çok küçük bir kısmını yaptığı şeyler, eylemler.
Geri kalan toplumun büyük bir çoğunluğun tek eğlencesi televizyon ve televizyonun karşısına oturup izlemek ve onu artık hayatının bir parçası haline
getirmek. Ya o kadar etkileniyoruz ki aslında televizyondan ve içeriklerinden.
Ya hatırlayın dizilerle falan konuşuyoruz yani.
İşte bak işte o şimdi kaynanasına öyle deyince bak bak ne olacak bu kıza müstahak böyle oldu böyle.
Yani gerçek gibi görmese konuşur muyuz dizilerle, dizilerdeki karakterlerle?
Dolayısıyla televizyon böyle bahsettiğim toplumdaki önemli bir kesim için çok önemli bir kitle iletişim aracı.
Bir de şu da var yani zaten okuma diye bir şey çok düşük.
Bilgiyi okuyarak araştırarak değil de.
televizyondan izleyerek öğrenen bir toplumdan da bahsediyoruz.
Beyaz camdan öyle söyleyeyim öğrendiğini sanıp bilgi gibi satan anlatan bir toplumdan bahsediyoruz.
Ne bileyim işte tarihi dizilerden öğrenmeye başladık.
Hatırlayın yani işte bu muhteşem Süleyman'dan başlayan daha sonra da ardı arkası gelmeyen Malazgirt'e kadar geri gitmişti.
Sonra sona da gitti galiba falan böyle Osmanlı tarihinin sonuna doğru falan da gitti.
Yani tarihi okumak araştırmak değil dizide olandan öğrenmek işte ya da bir dizide geçen bir laf bir şey işte o öyleymiş bak o çok meşhur dizide de zaten öyle söylemişlerdi falan diye bu
oradan aldığımız bilgi sanıp bir de bunu başka ortamlarda satan bir toplumuz biz o yüzden bir de şu var oyuncuların oynadığı karakterleri gerçek sanan
onlara benzemek isteyen de bir toplumdan bahsediyoruz hatırlayın Karakter dizide ölünce cenaze namazı kılan insanlar vardı.
Yani Bihtir'i izleyen, Aşkı Memnu'yu izleyen hedef kitle belki daha geniş A, A, B grubu da olabilir ama her sene bir anma töreni falan yapılıyor.
Uzunca süre Aşiyan mezarlığında duaya falan gidildi.
Allah'ım o Kurtlar Vadisi'ndeki bir karakter ölünce yürüyüşler falan yapılmıştı yani.
O yüzden bu diziler ve dizilerdeki karakterler topluma verdiği mesaj çok çok ciddi bir öneme sahip.
Bu içeriklere gerçekten o yüzden çok dikkat etmek gerekiyor.
Yani ez cümle sihirli kutu olarak tanımlanan bu televizyon halen toplumun büyük bir kesimi tarafından büyük oranda izlenilirini sürdürmekte.
Bu nedenle televizyon programlarında verilen mesajlar toplumda yapılmak istenilen her türlü değişimin benimsetilmesinde oldukça etkili.
Bu iyi yönde de olabilir, kötü yönde de olabilir.
Televizyon dizilerinde yansıtılan erkeğin egemen olma çabası, onun dışında böyle şiddet içerikli ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi olay örgüleri...
topluma aksettirilen toplumsal cinsiyet rollerini de pekiştirmektedir.
Yani burada ne demek istiyorum? Toplumda da zaten şu bekleniyor.
Erkek evindir iyidir, eve ekmeği erkek getirir, erkeğin sözü geçer.
Yine toplumda kadından beklentine anne olsun, çocuğunu büyütsün, fazla sesini çıkartmasın.
İşte böyle erkek ne derse onu yapsın.
Zaten toplumdan da kadın için bu bekleniyor.
Dolayısıyla dizilerde de toplumda...
Ne bekleniyorsa aynısı yansıtılıyor.
Yani bunu değiştirebiliriz mesajı dizilerde artık hiç verilmiyor.
Özellikle küçük yaşta olan çocukların kadına yönelik şiddet içeren ve toplumsal cinsiyet rollerini katı biçimde işleyen dizileri izlemesi gelişim çağlarını oldukça fazla olumsuz
yönde etkiliyor. Bununla ilgili çalışmalar ve yayınlar var.
Kadınlar... Kadına yönelik şiddet içerikli dizileri evet böyle bir acıma, üzülme ve kınama duygusu içerisinde izleseler de zamanla bu duruma alışıyorlar, alışırlar ve tepki vermeden izlemeye
ve diziyi takip etmeye devam ederler.
Erkekler ise televizyon dizilerinde yayınlanan kadına şiddeti izlerken bazı durumlarda kadının suçlu olduğunu, hak ettiğini, kadının toplumu stereotiplerine uymadığı için yargılamayı
sürdürür. Ve erkeğin kadına uyguladığı şiddeti haklı bulurlar.
Bakın bu 2014 yılında, taa 2014 yılında yapılmış bir çalışmadan çıkan bir veri.
Ve gerçekten çok çok önemli bir veri.
Bu anlamda bu dediklerimden sonra gazetelerde görülen kadın cihentlerini örnek gösteren, öldürülen kadın gibi kendisini de öldüreceğini söyleyen erkekler de bulunmaktadır.
Yani bak var diyor ya var.
Her yerde var gazeteleri, gazeteleri, dergileri görmüyor musun?
Dizileri, mizileri görmüyor musun?
Kimse hiçbir şey olmuyor. O kadın o dizide yaptığını benim hanım yapsa ben de aynısını yaparım.
Ben de onu çeker vururum diyen erkekler var.
Biz bu toplumun içinde yaşıyoruz.
Bizim evimizin içindeki erkek ailemiz, babamız, büyüklerimiz bunu yapmamış olabilir ama...
Biz bu insanlarla belki aynı mahallede yaşıyoruz.
Biz bu insanlarla belki aynı iş yerine gidiyoruz.
Aynı yolu kullanıyoruz. Yani bir de insan yaşadığı toplumun daha medeni, daha uygar, daha eğitimli, daha aklıselim olmasını istemez mi?
Böyle bir toplumla mı yaşamak istiyoruz gerçekten?
O yüzden bu yaklaşımı değiştirmek, değiştirmenin yöntemlerinden bir tanesi de bu beyaz camın içinde yayınlanan içerikleri de değiştirmekten geçiyor.
Şimdi sizi böyle televizyon yayıncılığının başladığı ilk yıllara götürmek istiyorum.
Yerli diziler o zaman da gene böyle yayınlanan program türleri arasında önemli bir yere sahipmiş.
Zaten televizyon tek kanal, evlere yeni girmeye başlamış.
İçerisi dizi program dolu ve diziler de tabii keyifle takip ediliyor.
Zaten bir radyo tiyatrosundan bir dizi takip etme alışkanlığı var.
Bir de onu izlemeye başlayınca da çok etkili bir şekilde takip ediyor insanlar.
İlk yıllarda öne çıkan türler daha çok komedi ve melodram dizileri.
Şimdi biliyorum benim dinleyici kitlemin yaşı bunu tutmayacak ama bazı örnekler vereyim.
İşte Uzay Yolu, Pembe Pantar, Tatlı Cadı bu dizilerden bazıları.
Yani benim küçüklüğüm bile yetişmedi bu dizileri yayınlandığı dönemde izlemeye.
Belki daha sonra tekrarlarını falan izlemiş olabiliriz ama bu diziler vardı.
Komedi türündeki ilk dizilerden bazıları ise İnsan Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Kaynanalar ki bu çok uzun sürmüştü.
Hepimiz biliyoruz yani.
Perihan abla ve bizimkiler gibi dizilerde komedi türünde uzun yıllar, kaç sezonlarca oynadılar.
Ve gerçekten yine reyting rekoru, o zaman reyting diye bir şey söylenmiyordu belki ama reyting rekorları kılan hepimizi ekrana kilitleyen dizilerdi.
1970'li yıllarda Sınırlı Tür'deki ilk örneklerin ardından komedi dizilerinin yanı sıra böyle edebiyat uyarlaması dizilerle yayınlanmaya başladı.
İşte neydi bunlar? Küçük Ağa, Çalı Kuşu, Hanımın Çiftliği, Yaprak Dökümü gibi.
Ya o Yaprak Dökümü falan gerçi ilk yayınlanan Yaprak Dökümü ile bizim sonradan izlediğimiz Yaprak Dökümü arasında gerçekten bir uçurum fark var ama Yaprak Dökümü bile o kadar değilmiş yani şu
anki dizileri gördüğümüz zaman.
Böyle yerli dizilerde egemen olan ailenin ve mahallenin kutsallığı temasını içeren dizilerde de 80'li yıllardan itibaren yer verilmeye başlandı.
Bu temanın yer aldığı 51 dizi varmış.
Datalar bunu söylüyor.
Benim hatırladıklarımdan bazıları Perihan abla, bizimkiler, mahallenin muhtarları ve tabii ki Süper Baba.
Bu dizilerde baya baya reyting rekorları kuruyordu.
Yayınlandıkları akşam hayat duruyordu.
Keyifle izleniyordu.
Ve böyle kendimizden bir şeyler buluyorduk.
İyiye, olumluya yönlendiren mesajlar içeriyordu.
Örnek almaya çalışılan dizilerdi bunlar.
Ve böyle şey dizilerde değildi.
Heyecanla özellikle ben Süper Baba'yı çok iyi hatırlıyorum.
Bir sonraki bölümde ne olacağını merakla beklediğimiz bir diziydi.
Yani böyle oturup da işte bir babanın üç çocuğuyla hikayesi böyleymiş.
Böyle de değildi gerçekten.
Yani bizi meraklandıran bir sonraki bölümde ne olacak?
Ay Fiko'nun başına ne gelecek?
İşte eski sevgilisine mi gidecek?
Yeni sevgilisiyle mi devam edecek?
Çocuklarının işte başına ne gelecek falan diye merakla beklediğimiz bir diziydi.
Yani merak uyandırması için işte ona tecavüz etti.
Şimdi o aslında abisiyle mi evlenecek, ona tecavüz edenle mi evlenecek falan gibi şeyler izlememize gerçekten gerek yoktu.
İşte bu dediklerimle tam da 2000'li yılların başına geldiğimizde ise dizi içeriklerinde yeni bir eğilim oluşmaya başladı.
Bugün izlediğimiz dizilerden bir önceki jenerasyon dizilerde böyle Anadolu'yu mekan seçen, başta Murat Soner'den bahsettim ya.
Murat Soner'in bir deyimi vardır böyle Anadolu temalı diziler için.
Töre namus intikam diye ki ben asla onun kadar güzel söyleyemiyorum.
Böyle genellikle geleneksel toplumsal ilişkiler etrafında örülü yapımlar ön plana çıkmaya başlamıştı.
İşte ne bileyim Asmalı Konak, Zerda, Kınalı Kar falan gibi diziler geliyor benim aklıma.
Bu trendin ardından da bu lanet olasıca dediğimiz hay çıkmaz olaydı diyeceğimiz yeni bir tür çıktı.
İstanbul'da geçen ve Burjuva kesimini konu edinen diziler.
Oldukça lüks bir yaşantının resmedildiği ve böyle kentin genel tabakasına da hiç benzemeyen bu tür dizilerde klasik edebiyat eserlerin uyarlamaları veya her ne
hikmetse hep gerçek bir olaydan uyarlanan konular seçilmiş.
Ve aşk...
intikam, aile bağları gibi öğelerle dramatik ağlamalık yani gözyaşlarına tutan bizi aşırı dramlı gibi tarafları güçlü tutularak izlenme
oranlarının artması amaçlanmış tabii ki.
İşte bu dizilerle beraber kadının dizilerdeki temsili de gitgide ezik, muhtaç, para avcısı, işsiz güçsüz, tek görevi anne olmak ya da çalışabileceği tek iş aptal sekreter
Veya evleri temizleyerek gitmek olarak gösterilmeye başlanmıştır.
Bu arada sesimin kusuruna bakmayın lütfen.
Yani böyle bir sesle podcast yayınlamak, seslendirmek istemezdim.
Ama geçmesini bekledim ama geçmiyor.
Bu dönemki salgın böyle.
Aslında hasta değilim ama bu burun tıkanıklığı ve sesteki bu değişim hemen düzelmiyor.
Biraz da uzun bir bölüm oldu.
Çok doluyum bu konuda gerçekten.
Araştırmaları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
O yüzden daha uzun dakikalar bu sese katlanmak zorunda kaldığınız için özür diliyorum.
Ve hala dinliyorsanız da bu sese rağmen size teşekkür ediyorum.
Ve şimdi başka bir araştırmaya geçmek istiyorum.
Düzenli olarak dizi izleyen kişilerin televizyon dizilerinde yayınlanan şiddet sahnelerine kadınlar ve sahnelerinin kadınlar ve toplum üzerindeki etkisinin nasıl olduğuna bakılmak
istenmiş. Ve bu kapsamda da görüşmeler yapılmış araştırma yapılırken, araştırma hazırlanırken.
Bazı sorular sorulmuş araştırma yapılırken herhangi insanlara, araştırmaya katılan kişilere.
Ve onların fikirlerini almışlar ve bu araştırma eklemişler.
Mesela 21 yaşındaki genç bir kadın, Bu şiddet sahneleriyle ilgili şöyle bir şey söylemiş.
Kadına şiddet sahnelerinin bulunduğu bir diziyi izleyen insanlar bir bölüm izlediği zaman acaba diğer bölüm ne olacak diye merak içerisinde kalıyor.
Sürükleyici ve bağlayıcı oluşu, reytinglerin yüksek oluşu oldukça çok etkiliyor.
Ve tabii ki de bu tür diziler toplumumuzda kadının güçsüz, korunmaya muhtaç bireyler olarak gösteriyor demiş.
Yani kadının şiddet görmesi bir sonraki bölümde...
Daha da fazlasını mı görecek diye bir merak uyandırıyor herhalde.
Öyle düşünüyorum ben. Çünkü işte bu yine psikolojik temalı diziler de vardı.
Geçen sene miydi? Pandemi senesinde miydi?
İşte o camdaki kızlar falan.
Yani anneden de şiddet görüyor falan.
Kadının kadına yaptığı şiddette.
Bir sonraki bölüm acaba daha da mı fazlasını yapacak diye insanlar merak ederek izlediler.
Ve bu dizileri de izleyen sadece işte sosyo-kültürel seviyesi...
dezavantajlı ya da olan kişiler değil bayağı okumuş etmiş çalışan işte masterlı falan insanlar da seyrettiler yani bu dizileri şimdi insan ayrımı yapmak istemiyorum ama böyle bir ayrım yani bu şekilde söyleyerek
belirtmek istiyorum yani diziyi herkes izledi dizileri gene 25 yaşında bir kadın şöyle söylemiş bu sahnelerin ilgi çekici olduğunu düşünüyorum reytingleri
yüksek olan dizilerde genelde şiddeti uğrayan kadınlar mücadele ederek bu şiddetin üstesinden Bence kadınların verdiği bu mücadeleyi ve güçlü bir kadını izlemek de toplumun hoşuna
gidiyor olabilir. İnanın şöyle de bir şey var.
Genelde dizinin teması bu.
Yani kadının gördüğü şiddet üzerine işte şiddet, taciz, tecavüz, psikolojik şiddet adına ne derseniz deyin.
Dizinin teması genelde bu oluyor ve karakterler de bu tema üzerinden.
oluşturuluyor ve dizi böyle başlıyor genelde dizinin böyle ilk anlaşmalar işte bir 13 bölüm yapılıyor 26 bölüm 36 bölümüne öyle anlaşmalar yapıyor yapımcılar dizinin en çok reyting aldığı
dönemlerde bu tema üzerinden yayınlanmaya devam ediyor yani şiddet içeriği çok fazla yayınlanıyor Kadın kendini bu şiddetten kurtaracak gücü elde edeceği zaman ise dizinin ikinci ya da üçüncü sezonu gelmiş oluyor.
O dizinin ilk yayınlandığı zamanki reytinglerini de hiçbir zaman görmüyoruz bu dizilerde.
Ya bir de kadının kendini güçlü göstermesi için illa şiddet mi görmesi gerekiyor bir dizide?
Yani işte ne bileyim bir kariyer mücadelesi de veriyor olabilir.
Onun dışında yani işte...
Mevcutta alıştığı bir kurumsal hayatını bırakıp başka bir hayata geçmiştir.
Orada öğrendikleri yeni bir şey öğrenmek, nasıl öğrendiğiyle ilgili bir yolculuk da olabilir.
Yes I Have Dua Et diye bir film vardı Julia Roberts'ın mesela.
Bu da yine aynı şekilde işte aldatılan, işinden kovulan bir kadın.
Üstelik şiddet yani birinde aldatılmış, birinde de işte mobbingle işinden atılmış bir kadının yeni hayatını nasıl kurduğuyla ilgili bir filmdi.
İlla bu kadının Julia Roberts'ın o filmde tecavüze uğrayıp dayak yemesi falan mı gerekiyordu yani?
Bunu da anlamak mümkün değil gerçekten.
45 yaşında bir kadın da şöyle söylemiş.
Kendimi onun yerine koyuyorum, kötü oluyorum.
Yani dizide şiddet gören kadın yerine koyuyor kendini.
Kadının erkeğe gücü yetmez.
Erkeğe şiddet uygulayamaz.
Önceden gizliydi.
Şu anda evde dışarıda hiç fark etmiyor.
Her yerde var. Şimdi kadınlar da susmuyor da ses çıkartıyor da bir sonuç alamıyorlar.
Yine her gün bir ölüm haberi geliyor.
Yani aslında burada da bu kişi işte eskiden hani biz böyle şiddet haberleri falan çok fazla görmezdik.
Şimdi alenen dizilerde yayınlanıyor.
İşte sosyal medyada şiddet gören bir şeyi çok paylaşılıyor, çok izleniyor falan.
Artık hani cinayetler falan sokaklarda işleniyor.
Kadın, erkek karısını sokakta dövüyor falan.
Artık iyice alenen olmaya başladı.
Çünkü toplumda zaten böyle bir seviyesizlik oluşmaya başladı.
Ceza işlemediği için, cezadan korkmamada olduğu için böyle gitgide gitgide yaygınlaşıyor bu kadına şiddet durumu.
Televizyon dizilerinde kadına yönelik şiddet ve ateerkilliğin temsili Toplumda okuma ve kitap kültürü az olduğu için dizilerdeki böyle şiddet gibi kötü olaylar kadınları
ve toplumu direkt olarak olumsuz etkilemekte.
Bu net. Bu bütün yayınlar neredeyse aynı şeyi söylüyor.
İnsanlar doğruyu yanlışı izlediği dizilerden öğrenmeye çalışınca da orada gösterilen şiddet de insanlara normal hale gelmeye başlıyor.
Artık bu normal bir şey gibi ama işte gene bir adam karısını mı öldürmüş?
Gene sokakta karısını döven bir adam var.
İşte gene aynı dizi.
Yani artık normal görmeye başlıyoruz.
Kanıksıyoruz ve sesimizi çıkartmıyoruz.
Ve o bizim artık bilinçaltımıza, toplumun her kesimine tık tık tık yayılmaya başlıyor.
Yine cinsiyet eşitsizliği ile ilgili de sorular sorulmuş.
Araştırmaya katılanlar bu cinsiyet eşitsizliğin dizilerdeki sunumu ile ilgili ne demiş?
Bir de ona bakalım. 20 yaşında bir kadın şöyle söylemiş ki bunlar genç arkadaşlar.
Kadını küçük, aciz ve ezik durumda göstererek topluma kötü örnek olduklarını düşünüyorum.
Televizyonu sadece ergin bireyler izlemiyor.
Çok küçük çocuklar da izliyor.
Bu onlara kötü bir örnek olacaktır.
İzledikleri, gördükleri her şey onların gelecek hayatlarını etkilemektedir.
Gerçekten doğru söylemiş bu arkadaşımız.
Yine 43 yaşında bir erkek de şöyle de söylemiş.
Cinsel eşitsizliğin dizilerdeki sunumu ile ilgili.
Benim için ev içinde çoğu zaman erkeğin sözü geçer.
Kadın erkekten bir tık daha ağır olmalı ve geride durmalı.
Kadın yerini erkek yerini bilmeli diye düşünüyorum.
Ya bu yer nedir onu da anlamıyorum ama gerçekten böyle hazırlıklarımı notlarımı bazen okuyorum.
O zaman okurken de böyle sinirleniyorum.
Lütfen kusura bakmayın. O yüzden demiş dizilerdeki erkeğin hakimiyet kurması ve eşsizlik beni rahatsız etmiyor.
Ancak erkeğin kadın üzerinde hakimiyet kurmak isterken kadına çok fazla baskı yapmasının doğru olmadığını düşünüyorum.
Yani işte belki bu beyefendi karısını dövmüyordur da psikolojik olarak şiddet uyguluyordur.
Yani çünkü kendisinin bir üstünlüğü olduğunu, karısının biraz daha geri planda kalmasını, çok sesini çıkarmamasını falan kararları ben vereyim o bana uysun gibi bir kafa yapısında bunun bir
tık ilerisinde artık şiddet oluyor zaten.
Yani bu fikir bile bir şiddet bence.
Demem o ki televizyon toplumu etkilemiyor değil.
Ne kadar eğitimli olursak olalım bir bakış açımız olursa olsun.
Şöyle düşünün teyitsiz bilginin bile bizler tarafında ya biz de yapıyoruz işte deprem döneminde yaptık başka dönemlerde yaptık teyit etmeden bütün bilgileri çat çat çat yayıyoruz.
Nasıl yayıldığını ve bunlara nasıl inanıldığını biliyoruz.
Bir de eğitim ve sosyal kültürel durumu daha dezavantajlı kesimleri düşünün.
Televizyon ve bu sihirli kutunun içindeki izlenilen her şey bir hikayeleştirme yöntemiyle bilinçaltımıza ufak ufak işleniyor ve zamanla o bizim gerçeğimizde olabiliyor.
Podcast'imin açıklama kısmında da kaynağını göreceğiniz bir araştırmadan direkt alıntılayarak şunları söylemek istiyorum.
Televizyon dizilerinde kadınların daha çok eviyle ilgilenen, ekonomik özgürlüğü olmayan, eşi tarafından kısıtlanan veya zengin, güçlü fakat aile ilişkileri iyi olmayan, annelik rolünü önemsemeyen
gibi rol modellerde yansıtılması kadınların toplumdaki yerini zedelemekte, kadını değersiz bir konumda göstermekte, belirli kalıp yargılara sığdırmakta, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin
ve aterkil aile düzeninin toplumda yer edilmesine katkı sunmaktadır.
Televizyon dizilerinde kadınların şiddete maruz kaldığı sahnelerin sık sık gösterilmesi sonucunda kadının sürekli olarak şiddete maruz kalması gerektiği gibi düşünceler toplumda oluşmaktadır.
Televizyon şiddet sahnelerinin yer alması ve şiddet uygulayıcısının cezasız kaldığının gösterilmesi, daha doğrusu televizyonda toplumda şiddetin normalleşmesini, tepkilerin
azalmasını, örnek teşkil etmesini, şiddete eğilimli bireylerin cesaretlenmesini sağlamaktadır.
Aynı zamanda televizyon dizilerinde şiddet sahnelerine tanık olan gelecek nesiller, şiddeti benimseyerek ve daha küçük yaşlarından itibaren gördüklerinden dolayı eril bir düşünce ve hayat tarzına
sahip olma yatkınlıkları arttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu sonuçlar doğrultusunda, kadının sürekli olarak şiddete, eşitsizliğe maruz kalan ve toplumsal cinsiyet rolleri, ateerkillik ile mücadele etmek zorunda kalan kişi olarak gösteren televizyon
dizilerine, kadına karşı şiddetin her türlüsünü, kadın erkek eşitliğini ve ateerkilliğin yarattığı problemleri açık bir şekilde gösteren dizi sahnelerine Ritük'ten bir kısıtlama getirilmesi
ve Bu tür dizilere ciddi yaptırımların uygulanması, çocukları ile bu tarz dizi sahnelerini izleyen aileler çocuklarının gelişimi ve geleceklerinde doğabilecek sorunlardan dolayı bilinçlendirilmeli.
Kadınların güçlü olduğu, kendi ayakları üzerinde durabildiği ve erkeğin gölgesi olmadan da yaşamına devam ettirebildiği diziler yaygınlaştırılmalı.
Diziler sadece insanlar için eğlence aracı olmamalı, bununla birlikte bireylere öğretici faaliyetler de yürütmelidir.
Bu makalenin sonuç kısmındaki açıklamalar üzerine daha fazla bir şey söylenemez diye düşünüyorum.
Perihan abla, Şehnastango, Hayat Bilgisi, Yeditepe İstanbul, Çemberimde Gülö'yü izlemiş insanlarız biz.
O diziler de A-AB gruplarında reyting rekorları kıran dizilerdi.
Ama sonra bir yozlaşmaya gidildi.
Şimdi mafya, sapkınlık, töre dizileri köşeleri tutmuş durumda.
Bu dizileri ünlü isimler, influencerlar da...
paylaşıp bu bölümü kaçırmayalım kızlar toplanın beraber izleyelim falan diyorlar.
Toplumu milyonlarca takipçileriyle etkileyebilen her fenomene sanatçıya görev olmalı.
İzlemeyelim, izlettirmeyelim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
