
Sizinle gurur duyuyoruz
Transkript
Şu anda arabada, evinde, kulaklıklarında beni dinleyen, sporu sadece bir skor tablosundan ibaret görmeyip o sahadaki ruha, emeğe değer veren tüm şahane kadınlar,
Kadın Dediğin'e hoş geldiniz ben Gökçe.
Bugün bu haftanın en önemli konusunu yani ekranlarda, manşetlerde, sosyal medyada sürekli önümüze düşen ama böyle arkasındaki o derin adaletsizliği çoğumuzun gözden
kaçırdığı çok güçlü bir tezatı masaya yatırmak istiyorum.
Başlığımız net, tavizsiz ve gurur dolu.
Kadın Dediğin filenin sultanları gibi olur.
Çok iyi biliyorsunuz son haftalarda gözümüz, kulağımız, kalbimiz yine Milletler Ligi'ndeydi.
Ekran başında nefesimizi tutup o büyük salonlarda ay yıldızlı formayla devleşen kadınlarımızı izledik.
Sahaya her şeyini koyan, işte ne bileyim sakatlıklarına rağmen o topun peşinden yere atlayan, Her sayının, her setin hakkını tırnaklarıyla kazıyarak alan Filenin Sultanları bize bir kez
daha gerçek başarı nedir gösterdi.
Ama gelin bir de madalyanın diğer yüzünü çevirelim ve tam da aynı dönemde yaşanan o tanıdık hayal kırıklıklarına bir bakalım.
Büyük umutlarla, kocaman bütçelerle dünya kupasına giden ama daha sahaya bile neredeyse çıkmadan, ilk düdük çalmadan önce ne kadar prim alacaklarını, hangi sponsorluk anlaşmalarını
imzaladıklarını, İşte hangi bölgede villa alındığını berberlerinden falan tutun altlarına hangi son model arabaların çekileceği konuşulan milli erkek futbol takımımıza gelelim.
Sonuç yine hüsran, yine başarısızlık, yine erken bir veda.
İşte bu bölümde sporda ve hayatta paraya, lükse ve prime boğulan erkeğin o şımartılmış konfor alanıyla hiçbir dışsal ödül beklemeden sadece saf yeteneği Ve tavizsiz
disipliniyle tarih yazan kadının o asil mücadelesini karşılaştıracağız.
Başarı mı ödülü getirir yoksa önden verilen ödüller başarıyı tamamen öldürür mü sorusunun cevabını arayacağız.
Arkanıza yaslanın kahvenizden falan bir yudum alın sahadaki o gerçek ruhu konuşmaya başlıyoruz şimdi.
Girişte bahsettiğim o erken vedanın erkek futbol milli takımı için konuşuyorum o kronik hüsranın sebebi aslında çok açık.
Erkek sporu özellikle de futbol bu ülkede ve dünyada aslında inanılmaz derecede şımartılmış bir konfor alanı da yüzüyor.
Yani ya bizim oğlan topçu olsun da hayatını kurtarsın falan gibi bir laflar da vardır biliyorsunuz.
Erkekler sporda bile daha hiçbir şey üretmeden, hiçbir gerçek başarı göstermeden sırf tırnak içinde erkek futbolu markasının altında oldukları için inanılmaz bir
kayırmacılıkla karşı karşıyalar.
Düşünün önlerinde çok kritik bir turnuva var.
Yani 24 yıldır gidemediğimiz bir dünya kupasından bahsediyorum.
Henüz tek bir maça daha çıkmamışlar.
Yani daha maç görmemişler, çime basmamışlar.
Sahada tek bir damla alın teri dökülmemiş.
Ama bir bakıyorsunuz işte özel uçaklarla gitmeler, binlerce arabalarla böyle konvoy halinde ülkeye giriş yapmalar, önden verilen...
Villalar falan otel odalarında ne kadar prim dağıtılacağı falan tartışılıyor.
Altlarına çekilen son model lüks arabalar milyon liralık ödüller daha turnuva başlamadan ceplerine koyuluyor.
Peki bu önden verilen ödüller bu böyle muazzam primler ne işe yarıyor?
Söyleyeyim hiçbir işe yaramıyor.
Canlı olarak zaten sabahın 6'sında 7'sinde kalkarak izledik ve gördük.
Çünkü insan psikolojisi ve sporcu ahlakı böyle çalışmaz.
Yani bir sporcuya hak etmediği, henüz uğruna savaşmadığı ödülü önden altın tepside sunarsanız onun içindeki o başarıya olan açlığı, o sahadaki mücadele hırsını ve
motivasyonunu daha ilk dakikadan öldürürsünüz.
Erkek futbolcularımız sahaya çıktıklarında o formanın ağırlığından çok arkadaki o büyük endüstrinin, reklam anlaşmalarının ve konforun rehavetini taşıyorlar.
Sistem onları öyle bir koruma kalkanını alıyor, hatalarını öyle bir örtbas ediyor ki yani başarısızlıklar onlar için radikal bir kayıp olmaktan çıkıyor.
Bakın yaptıkları açıklamalara bu kadar üstümüze gelinmesine gerek yok, biz elimizden geleni yaptık falan diyebiliyorlar çok güzel bir şekilde.
Yani elenselerdi, kaybetselerdi o lüks hayatlarına, o büyük kontratlarına aynen geri dönüyorlar, bunun değişmeyeceğini biliyorlar.
Sporda erkekleri böyle körü körüne kayıran...
onları emeğin uzağında bir para havuzunda şımartan bu sistem her turnuvası hüsranla biten vizyonsuz bir ekosistem yaratıyor.
Gelin şimdi bu şımartılmış dünyanın tam da karşısında hiçbir şey vaat edilmeden sadece kendi tırnaklığıyla tarih yazan o asil kadınlara dönüp bir bakalım.
İşte madalyonun en parlak, en gurur verici yüzü.
Erkek futbolunun o paraya boğulmuş, egolarla şişirilmiş dünyasının tam karşısında Filenin sultanları ve kadın sporcularımız duruyor.
Onlar bu kirli ve adaletsiz endüstriye tüm dünyaya parmak ısırtan asil bir ders veriyorlar.
Şimdi kadın voleybol takımımız turnuvalara giderken siz de biliyorsunuz böyle arkalarında havada uçuşan milyon dolarlık devlet primleri falan yok.
Hatta yani dünyanın en uzak köşesinde ekonomi uçuşlarla falan gidiyorlar.
Altlarına önden çekilen lüks spor arabalar falan yok.
sahaya çıkmadan böyle imzalanan, körü körüne imzalanan sponsorluklar yok.
Tabii ki voleybol takımınızı destekleyen sponsorlar var, voleybolcularımı destekleyenler var ama o böyle şatafat, o böyle görgüsüz, lüks falan öyle şeyler yok biliyorsunuz.
Yani bir kalite var gerçekten.
Onların arkasında ne var biliyor musunuz?
Saatler süren, kimsenin görmediği o ağır antrenmanlar var.
İşte ne bileyim sakatlıklarını ağrılara rağmen pes etme yani.
Geri geldiğinde iğnelerle sahaya çıkan çelikten bir irade var onların arkasında.
Ve en önemlisi o A yıldızlı formanın hakkını son saniyeye kadar verme sorumluluğu var.
Yani 2-0'dan 3-2 oyunu çevirmek falan.
Yani vazgeçmek yok ya gitti.
Bu maçta gidiversin ya falan demiyorlar.
İzlediyseniz maçları. Kadınlar sporda gerçek sporcu gibi davranıyorlar ki olması gereken de aslında zaten bu.
Çünkü onlar biliyorlar ki bu hayatta bir kadın olarak tutunabilmek ve takdir görmek için erkeklerden her zaman iki kat daha fazla çalışmak, ne bileyim iki kat daha net sonuçlar üretmek zorundalar.
Kadın voleybolcularımız güçlerini dışsal ödüllerden, işte ne bileyim masada kendilerine vaat edilen paralardan almıyorlar.
Onlar güçlerini içsel motivasyonlarından, o tavizsiz takım disiplininden ve birbirlerine olan inançlarından alıyorlar.
Sporcu olmanın gerekliliğinden alıyorlar aslında.
İşte bu yüzden erkek futbol takımı milyarlık bütçelerle elenip dönerken kadınlarımız tüm imkansızlıklara ya da kısıtlı imkanlara, işte o uçak yolculuklarındaki koltuk krizlerine, o
çifte standartlara rağmen dünyaya meydan okuyor, kupaları ülkemize getiriyorlar.
Çünkü kadınlar sahadaki ruhu masadaki prime satmıyorlar.
Sevgili Kadın dediğin dinleyicileri.
Artık bölümün adını koyma ve nihai mesajı verme vaktimiz.
Başta da söylemiştim gerçi, biz boşuna kadın dediğin filenin sultanları gibi olur demiyoruz.
Kadın dediğin hayatta da, sahada da hiçbir kayırmaya, arkadan ittirilmeye, işte böyle önden verilen rüşvet gibi ödüllere ihtiyaç duymadan kendi kaderini kendi yazar.
Kadın dediğin engeller karşısında sızlanmaz, o engelleri smaçla yıkar gider.
Spordaki bu çiftçe standart aslında hayatın küçük bir nasıl diyeyim simülasyonu gibi.
Yani hayatın içinde olan spora da yansıyor çok iyi bildiğiniz üzere.
Yani kadınların tırnaklarıyla kazıyarak o tavizsiz disiplinle kazandığı zaferler erkeklere altın tepside sunulan o sahte konfor alanlarından her zaman çok daha kalıcı, çok
daha gerçek ve çok daha asildir.
Bizim artık böyle şımartılmış başarısızlıklara değil adanmış, emek verilmiş.
hakkı alınmış bu gerçek kadın başarılarına alkış tutmaya, buradaki vizyonu hayatımıza taşımaya çok fazla ihtiyacımız var.
Bugün siz de hayatınızın hangi alanında bir sultan gibi savaşıyorsunuz?
Hak ettiğiniz o değeri almak için nerede o tavizsiz duruşu sergiliyorsunuz?
Bölümü kapatırken bunu bir düşünün derim.
Peki, siz bu spordaki çifte standart hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce de erkek futbolundaki o aşırı konfor başarıyı öldürüyor mu?
İşte bu sorularıma cevaplarınızı Kadın Dediğim Podcast Instagram hesabından yazabilirsiniz.
Beraber üzerinden konuşalım.
Paylaşımlarınız olursa onları fazla kitlelere duyurmak için ben de paylaşayım lütfen bana yazın.
Filenin Sultanları için hazırladığım son postun altında benimle buluşun demek istiyorum yani.
O şahane yorumlarınızı ve hikayelerinizi okumayı çok çok istiyorum.
Çünkü böyle paylaştıkça artıyor ya sevgi, işte buradaki güç, kadın olmanın gücü, Kadın Dediğim Podcast'in gücü o yüzden.
Lütfen beni Instagram'da, sosyal medyada da yalnız bırakmayın.
Şimdi haftaya böyle tabii yepyeni bir konuyla geleceğim.
Yine bizi, kadının gerçek gücünü konuşmak için mikrofonun başında olacağım.
Kendinize çok çok iyi bakın ama hatta içinizde yok o savaşçı ruhunuza ve sultan duşunuza da iyi bakın diyorum.
Ama sizi şimdi kaptan Eda Erdem, şu an son maçlarda kaptanımız Gizem Örgeydi biliyorsunuz.
Hani eski kaptan da demek istemiyorum ama Eda Erdem'in şu muhteşem sözleriyle baş başa bırakıyorum ve...
Çekiliyorum bölümden. Diyor ki Eder'den, Atatürk'ün sporcu kızları ülkesi adına kazandıkları başarıyı pazarlık konusu yapmaz.
Ne prim ister ne de başka özel bir şey.
85 milyona yaşattığımız mutluluk bize yeter.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
