
Filtresiz Yaz: Deniz, Kum, Güneş ve Gerçek Bedenler
11 Mayıs 2026 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Her bahar sonu karşımıza çıkan o sinsi soruyu bu kez biz soruyoruz: Yaza hazır mısın, yoksa sadece zihnini mi hazırlaman gerekiyor? Beden olumlamadan beden tarafsızlığına, suçluluk hissetmeden dondurma yemenin keyfinden, kumsalda havluya sarılmadan özgürce yürüme cesaretine kadar her şeyi "filtresiz" konuştuk.Hazırsan; odağımızı 'nasıl göründüğümüzden' alıp, 'nasıl hissettiğimize' çeviriyoruz. Çünkü bu yaz; senin yazın ve sen, olduğun her halinle o denize girmeyi çoktan hak ettin!
Transkript
Selamlar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz, ben Gökçe.
Ah, dışarıda güneş yüzünü göstermeye başladı.
Daha doğrusu ben bu bölümü çekerken en azından öyle.
Ama muhtemeldir ki siz dinlerken gene güneş hasret kaldık diyorsunuz.
Ya neden Mayıslar böyle oldu anlamıyorum.
Bir türlü böyle yaz geliyor havasına giremiyoruz ama o güneş illa gelecek.
Güneş görünce de hemen kıpır kıpır yaz enerjisi geliverecek üzerimize.
Ve bu enerjiyle beraber her yıl o tanıdık iç ses mi desem ya da dış ses mi desem ne sesi ise o ses de geri gelecek.
Hani şu videolardan işte sosyal medya reklamlarından hatta bazen en yakın arkadaş grubumuzdan yükselen o koro.
Kızım yaza iki ay kaldı ya bu yaz bikini giyeceğim ya da denize falan gitmeyeceğim.
Hemen diyete başlayalım açlık diyetine girelim sadece su içelim iğneleri basalım kendimize gibi içimizde kilo verme baskısı başlar.
Peki gerçekten ya biz neye hazırlanıyoruz Allah aşkına ya?
Bir mevsimin tadını çıkarmak için önce vücudumuzu bir proje gibi masaya yatırıp eksiklerini tamamlayıp onay almamız mı gerekiyor?
Bahar sonu gelen o hafif panik hali, mucizevi listeler ve aynadaki o sorgulayan bakışlarımız.
Bugün hepsini şöyle bir kenara bırakalım istiyorum.
Bu bölümde yazı hazırlanması gerekenin vücudumuz değil aslında bakış açımız olduğunu konuşacağız.
Plaj çantasına özgüveni nasıl sığdırırız, toplumsal kalıpların bizi güneşin tadını çıkarmaktan alıkoymasına nasıldır deriz.
Kendi bedenimizde bu yaz nasıl daha huzurlu konaklarız.
Hazırsanız her halimizle ışıldamaya niyet ettiğimiz o sohbete başlıyoruz.
Konumuz bikini vücudu.
Şimdi son
yıllarda her yerde duyduğumuz bir kavram var, o da beden olumlama.
Hepimiz bir şekilde maruz kalıyoruz.
İşte sosyal medyada karşımıza çıkan sen her halinle çok güzelsin.
Çatlaklarını sev, kilolarınla barış, aynaya bak ve kendine aşık ol çağrıları.
Kulağa başta çok hoş geliyor öyle değil mi?
Ama dürüst olalım bazen bu da üzerimizde başka bir baskı yaratmıyor mu?
Yani o sabah uyandığında aynada gördüğün kişiyi hiç de olumlayasın yoksa, ne bileyim şişkin hissediyorsan ya da sadece o gün kendini beğenmiyorsan ne olacak bu sefer?
Bu sefer de ben kendimi neden sevemiyorum diye yeni bir suçluluk duygusu başlıyor.
İşte biz buna bazen toksik pozitiflik diyoruz.
Yani zorla ite kaka gelen bir sevgi hali.
Tam bu noktada benim hayatımı değiştiren ve size de böyle nefes aldıracak o diğer kavram devreye giriyor beden tarafsızlığı.
Şimdi beden tarafsızlığı bize diyor ki bugün aynadaki görüntüne bayılmak zorunda değilsin.
Hatta ondan nefret bile ediyor olabilirsin.
Bu da insanca bir duygu. Ama gel biz odağımızı biraz değiştirelim.
Nasıl mı? Şöyle düşünün.
Bedenimiz bizim için bir vitrin değil aslında, bir ulaşım aracı.
O bacaklar bugün seni işe götürdü mü?
Götürdü. O kollar en sevdiğin insana sarılmanı sağladı mı?
Sağladı. O akciğerler sen hiç düşünmeden senin için binlerce kez nefes aldı mı?
Aldı. İşte beden tarafsızlığı bedenini ne böyle yere göre sığdıramama ne de yerin dibine sokma halidir.
Sadece ona olan borcunu yani saygını teslim etme hali.
Seni bugün çok güzel bulmuyor olabilirim ama benim için yaptıklarına minnettarım diyebilme özgürlüğüdür.
Düşünsenize kendimizi sadece bir dış görünüşten ibaret görmeyi bıraktığımızda o yaz tatili, o deniz, o güneş ne kadar başka bir anlam kazanacak.
Çünkü o an orada olan şey sellütlerin değil senin yaşam enerjin olacak.
Sizce de her gün güzel olmaya çalışmaktan çok daha fletici bir duygu değil mi bu ya?
Evet, şimdi esas konuya gelelim.
Yani o her bahar sonu hortlayan, reklam panolarından üzerimize sinsi sinsi gülen o meşhur kavrama.
Bikini vücudu. Arkadaşlar, gerçekten merak ediyorum.
Yani biz ne ara bir mevsime girmek için böyle vize alır hale geldik?
Yaz dediğim bir doğa olayıdır değil mi?
Bir takvim yaprağıdır. Ama bize yıllardır öyle bir anlatıldı ki sanki Haziran ayı böyle kapıda durmuş, elinde bir mezure ve tartıyla bizi bekliyor.
Eğer o ideal rakamlara ulaşamadıysak hop yazın tadını çıkarma hakkımız elimizden alınıyor.
Peki nedir bu bikini vücudu denilen böyle modern mit?
Aslında cevabı çok basit.
Bir bikiniz var mı? Bir de vücudunuz var mı?
Tebrikler artık bir bikini vücuduna sahipsiniz.
Ama biliyorum işin aslı aslında hiç de öyle hissettirmiyor.
Çünkü biz o kumsallara sadece havlumuzu değil koca bir kış boyu biriktirdiğimiz yetersizlik hislerimizi de götürüyoruz.
Medya ve güzellik endüstrisi bize şunu fısıldıyor.
Sen bir proje halindesin.
Henüz tamamlanmadın.
Kusurların var ve bu kusurlarla güneşin altına çıkmak cesaret ister.
Düşünsenize kış boyu bizi ısıtan, koruyan, o soğuk havalarda direncimizi ayakta tutan bedenimize güneş açtığı an ya neden düşman kesiliyoruz?
Neden bakımsız kalmış bir bahçe muamelesi yapıyoruz kendimize?
Ya burada asıl mesele estetik değil bence.
Burada asıl mesele pazarlama.
Bize önce kendimizi kötü hissettiriyorlar, sonra o kötü hissi iyileştirecek bir ürünü, bir diyeti, bir mucizeyi bize satıyorlar.
Yani aslında bizim bikini vücudu telaşımız birilerinin banka hesabını doldurma yöntemlerinden başka bir şey değil.
Şimdi lütfen elinize kalbinize koyun ve şunu düşünün.
Kaç yazımızı daha zayıf olunca giyerim dediğimiz elbiselerle, göbeğim görünmesin diye havlu altına saklanarak, o buz gibi denize girmekten çekinerek harcadık.
Kaç dondurmanın tadını, kaç kalori olduğunu hesaplarken kaçırdık.
Bu modern miti bugün burada hep birlikte yerle bir edelim istiyorum ben.
Çünkü gerçek güzellik o denizin dalgalarının arasına kendini korkusuzca bıraktığında yüzünde oluşan o çocuksu gülümsemedir.
Sıkı bir karın değil, özgür bir ruh o plajın asıl yıldızıdır.
Bu yaz o mitle savaşmak yerine onunla dalga geçmeye ne dersiniz?
Bunu yapabiliriz. Çünkü biz birilerinin belirlediği kalıplara sığmak için değil, bu hayatın tadını doyasıya çıkarmak için buradayız.
Ya düşünün, en iyi ihtimalle doğumdan itibaren yaşayacağımız 80 tane yaz mevsimi var.
İlk 20'si ve son 20'si kendimizi bilmediğimiz için, çünkü birinde çocuk ve ergenlik, diğerinde de artık yaşlıyız ve başkalarına muhtaç olabiliriz gerçekten.
Öyle geçecek ve geriye ne kalıyor?
Kala kala 40 tane yaz mevsimi kalıyor.
Ve 40 tane yaz mevsimi vücudumuzla kavga ederek geçirmek için gerçekten çok ama çok kısa.
Şimdi tabii bunları anlatırken yani şunu demek istemiyorum.
Hadi kızlar her şeyi boş veriyoruz.
İstediğimizi yiyelim içelim.
Sağlığımız falan neymiş hepsini rafa kaldır falan.
Böyle şeyler demiyorum tabii.
Çünkü bu özgürleşmek değil.
Aksine kendine sırtını dönmek olur.
Benim bahsettiğim şey özgürleşmek.
Ama sağlığımızı kaybetmek değil.
Benim burada itiraz ettiğim şey.
kendimize bir ceza memuru gibi davranmamız.
Bakın bedenimize iyi bakmak, ona kaliteli tırnak içinde yakıt vermek, hareket ettirmek, uykumuzu almak bunların hepsi aslında birer öz saygı meselesi.
Ama bunu yaza kadar 7 kilo 10 kilo vermeliyim paniğiyle kendimizden böyle nefret ederek yaptığımızda o bir bakım değil de bir işkence oluveriyor gerçekten.
Gerçekten kendimizi sevdiğimizde ve o demiştim ya beden tarafsızlığı dediğim noktaya geldiğimizde Zaten canımız o bedene zarar verecek şeyler yapmak istemiyor.
Yani nasıl diyeyim?
Ya bu vücut benim evim ve ben evimi temiz tutmak, ona iyi bakmak istiyorum diyerek o salatayı yemekle ya da işte bu göbekten iğreniyorum o yüzden bu salatayı yemeye mahkumum diyerek yemek yemek
arasında dünyalar kadar fark var.
Her şeyi salmak yerine aslında her şeyi yerli yerine oturtmaktan bahsediyorum ben.
Haftada üç gün yürüyüşe çıkıyorsan Bunu işte plajda birileri sana bakacak diye değil, o yürüyüşten sonra zihnin açıldığı, ne bileyim kan dolaşımın hızlandığı ve kendini daha canlı hissettiğin
için yap mesela. Beslenmene dikkat ediyorsan bunu bir kıyafete sığmak için değil de enerjin yükselsin, sabahları daha dinç uyan diye yap.
Yani kendi sağlığın için yap aslında.
Yani demem o ki hedefimiz mükemmel bir görüntü değil, iyi çalışan ve içinde mutlu olduğumuz bir mekanizma olmalı.
Tamam şimdi bunu dedik gelelim madalyonun diğer yüzüne.
Hani o her bahar başında kendimize verdiğimiz sözler var ya işte bu sefer farklı olacak, o spor salonuna her gün gidilecek, o yeşil sular içilecek.
İşte tam o noktada kendimize sormamız gereken dev bir soru var.
Biz şu an gerçekten fiziksel bir hazırlık içinde miyiz yoksa kendimize karşı gizli bir psikolojik savaş mı başlattık?
Şimdi kızlar dürüst olalım lütfen.
Çoğumuz yazı hazırlık dediğimiz şey, çoğumuzun daha doğrusu yazı hazırlık dediği şey aslında bir kendini böyle terbiye etme seansı gibi.
Yani spor salonuna giderken ayaklarımız geri geri gidiyorsa, işte yediğimiz her lokmanın ardından içimizde o tanıdık suçluluk duygusu yükseliyorsa orada sağlıklı bir hazırlıktan bahsetmemiz mümkün değil.
Orada bir cephe açılmıştır ve o cephede maalesef en büyük yarayı yine biz alıyoruz.
Neden biliyor musunuz? Çünkü fiziksel hazırlık.
Bedeni güçlendirmekle ilgilidir.
Psikolojik savaş ise bedeni cezalandırmakla.
Şimdi şöyle bir düşünün. Spor yaparken odağınız, kaslarınızın güçlenmesi mi yoksa yediğiniz o akşam yemeğinin günahını çıkartmak mı?
Eğer hareket etme sebebiniz bir cezaysa çok üzgünüm zihin bize bir oyun oynuyor ve zihin bunu bir saldırı olarak algılıyor.
Ve zihin saldırı altında hissettiği an savunmaya geçiyor.
Sonra neden bu diyetler sürdürülemiyor, neden o spor üyelikleri yanıyor diye şaşırıyoruz.
Çünkü kimse kendiyle savaş halindeyken uzun süre hayatta kalamaz.
Peki bu savaşı nasıl ateşkese çevirebiliriz?
Önce o hani fiziksel hazırlık demiştim ya o hazırlık kelimesinin içini bir boşaltalım lütfen.
Bedenimiz bir sınav kağıdı değil ki onu bir mevsime hazırlayalım mesela.
Bedenimiz her an her saniye yaşayan bir organizma.
Eğer ona iyi bakmak istiyorsak bunu bir savaş stratejisi gibi değil, kendimize yaptığımız bir yatırım gibi yapmalıyız aslında.
Kendinize şu soruyu sorun.
Ben şu an bu egzersizi bedenimi dövmek için mi yapıyorum yoksa onu daha dinç hissettirmek için mi?
Eğer cevabınız birincisi ise yani kendimi dövmek için yapıyorumsa lütfen o dumbbellı yavaşça yere bırakın ya da o koşu bandından inin.
Önce o zihindeki savaş baltalarını bir gömmemiz gerekiyor.
Çünkü arkadaşlar huzursuz bir zihinle inşa edilen hiçbir fiziksel görüntü size o hayalinizi kurduğunuz mutluluğu getirmeyecek.
Bu yaz aynayla kavga etmeyi bırakıp bedenimizle aynı takımda olduğumuzu kendimize hatırlatmaya ne dersiniz?
Çünkü gerçek galibiyet kaç kilo verdiğinizle değil aynadaki o kadına ne kadar şefkatle baktığınızda saklı.
Evet şimdi her yerde gördüğünüz o yazı hazırlık listelerini zihninize şöyle bir buruşturup Çöpe atın artık onlara ihtiyacınız yok.
Çünkü ben varım ve size harika bir liste getirdim.
Şimdi sizinle böyle ruhu doyuran, vicdan azabını susturan ve sizi gerçekten özgürleştirecek olan gerçek yaz listesini paylaşıyorum.
Kaleme kağıda gerek yok.
Sadece arkanıza yaslanın ve bu maddeleri lütfen kalbinize not edin.
Şimdi listenin ilk ve en önemli maddesi şu.
Kumsalda özgürlük ilanı.
Bu yaz o denizin serinliğine Sellüklerin hakkında insanların ne düşündüğünü ya da bikininin kenarından neyi taştığını umursamadan böyle.
Paldır küldür.
Sadece o deniz suyunun teninize değdiği ilk anın o muazzam ferahlığıyla koşmanızı istiyorum.
Ya denize bir böyle koşalım ya.
Yok işte sellüklerim göründü.
Karnım lömbür lömbür sallanıyor falan ya.
Bunları bir kenara bırakalım lütfen ya.
O denizin bir tadını çıkartalım lütfen.
Suyun içindeyken vücudunuzun nasıl göründüğüne değil.
Suyun kaldırma kuvvetinin size verdiği o hafiflik hissine odaklanın.
Açıkçası ben denizin içindeyken arınmış gibi hissediyorum.
Ve şöyle bir düşünüyorum.
En fazla şükrettiğim anlar hep denizin içinde oluyor.
Lütfen siz de hemen girip bir çıkayım.
Bu vücutla ortalıkta fazla görünmeyeyim.
Bu yaz gölgede elbiseyleyim falan demeyin.
Lütfen ne olur unutmayın.
Ne demiştik? 40 tane yazımız var.
Yani demem o ki ilk maddemiz kısıtlanmak değil akışta olmak.
İkinci maddemiz şu.
Lezzetle barışma töreni.
Bak maddelerim çok güzel gerçekten.
Yani ne demek istiyorum lezzetle barışma töreni?
Tabii ki yemeklerden bahsediyorum.
Şimdi dondurma yerken, yani yazın ne yiyeceğiz?
Dondurma yemeyecek miyiz abi yazın?
Gerçekten. Dondurma yerken kalorileri değil, o meyvenin ya da çikolatanın dilinizde bıraktığı o çocuksu tadı düşünmekten bahsediyorum burada.
Ama lütfen o markette satılan böyle full kremalı işte dondurmalarda onlardan bahsetmiyorum.
İşte kızgın kumlardan serin suları falan.
O bir dondurma değil biliyorsunuz.
Onu da yemeyin gerçekten. Ama bana göre yani dünyanın en güzel yaz yiyeceği.
Ay yok bu yaz yok dondurma yemeyeceğim falan falan deyip kenara itmeyin.
Veya ne bileyim dondurma üzerinden çok gittim.
Çünkü dondurmayı çok severim gerçekten.
Ama yazın net daha keyifli olur.
Ya güzel yemek sofraları değil mi?
Böyle akşamüstü sevdiklerinizle.
Ay denizden dönmüşsünüzdür böyle.
Hafif cildinizde böyle bir yanma hissi.
Ama çok tatlı yakıyor böyle.
Hani şey olmamışsınız kavrulmamışsınız.
Hafifteninizde o yanma hissi ya da tuzlu saçlarınız daha duruyor.
Sevdiklerinizle bir masanın etrafında oturmuşsunuz.
Yani o neşeli yaz sofrasını hatırladınız mı bildiniz mi işte o.
Yani önünüzdeki taba bir suç mahalli gibi değil o güzel sohbetin bir kaynağı olarak görünüyor.
O anın tadı ertesi gün tartıda göreceğiniz rakamdan çok daha kalıcı ve kıymetli.
Bunu lütfen ama lütfen asla unutmayın.
Şimdi listemizin üçüncü maddesinde şu var.
Görünür olma cesareti.
Yani kollarım çok kalın, bacaklarım pürüzsüz değil diyerek o çok sevdiğiniz tril tril askılı elbiseleri ya da şortları dolaba hapsetmekten lütfen artık vazgeçiyoruz.
O elbiseyi hatta şu an bugün giyiyoruz.
Yani hava yağmurlu bile olsa lütfen evde giyip bir aynanın karşısına geçin ve deyin ki ya ben yıllardır yazları giymediğim bu elbiseyi bu yaz giyeceğim kardeşim ya giyeceğim deyin lütfen.
Kimsenin bakışları sizin o günkü konforunuzdan.
Ve kendinizi o kumaşın içinde ne kadar iyi hissettiğinizden daha önemli değil.
Sokakta yürürken nasıl görünüyorum diye değil.
Güneş tenimi ne kadar da güzel ısıtıyor diye düşünme pratiği yapıyoruz artık.
Şimdi dördüncü maddemize geçiyorum.
Buna da şöyle diyebilirim.
Dijital filtre detoksu.
Şimdi ne demek istiyorum?
Ben böyle metaforlar yapmayı biraz seviyorum.
Daha önceki bölümlerimden de biliyorsunuzdur herhalde.
Yani tatil fotoğraflarını paylaşırken.
İşte göbeğinizi içeri çekmek, ne bileyim bacak boyunuzla oynamak, uzatmak için falan o uygulamalarda dakikalarca vakit öldürmeyi bırakıyoruz.
Olduğunuz gibi gülerken gözlerinizin kenara kısıldığı, saçlarınızın deniz tuzundan birbirine karıştığı, o en yaşanmış halinizle ben buradayım ve şu anın tadını çıkarıyorum diyebilmekten bahsediyorum.
İşte gerçek devrim tam olarak bu.
Beşinci maddemiz ise şu, anı biriktirmeye odaklanmak.
Yıllar sonra bu yazı hatırladığınızda kaç kilo olduğunuzu ya da işte ne bileyim bel çevrenizin kaç santim olduğunu asla hatırlamayacaksınız.
O akşamüstü serinliğinde içtiğiniz şarabın tadını, dostlarınızla ettiğiniz o derin sohbeti ve kendinizi ne kadar özgür hissettiğinizi hatırlayacaksınız.
Yani görüntüne değil, deneyimle yatırım yap bu yaz lütfen.
Ve listemizin son maddesi vücudunla aynı takımda olmak.
Sevgili dinleyicim, yazı hazırlık dediğimiz şey aslında bir...
Bakım meselesi. Eğer hareket etmek, daha hafif beslenmek veya birkaç kiloyu uğurlamak istiyorsan bunu kendine açtığın bir savaş gibi değil, kendine verdiğin bir söz gibi yap.
Demin detaylarını anlatmıştım zaten.
Yani o sabah yürüyüşüne birileri seni beğensin diye değil, o yürüyüşten sonra gelen o zihin açıklığı ve enerjin için çık.
Değişimi nefretle değil, kendine değer verdiğin için başlat.
En iyi hazırlık aynadaki kadının elinden tutup bu yaz seninle...
Çok eğleneceğiz demektir.
Evet. Harika bir liste paylaştım sizinle.
Yani bugünden itibaren Mayıs ayındayız artık.
Mayıs'tan itibaren karşınıza daha fazla çıkacaktır.
İşte muhteşem bikini vücudu için size beş madde falan diye böyle bir sürü görseller göreceksiniz.
Ama lütfen onları dikkate almayın.
Kadın dediğin yani Gökçe'nin verdiği listeyi dikkate alın bu yaz.
Ve artık bir bölümün sonuna geldik.
Kızlar bugün gerçekten çok şey konuştuk ve çok önemli şeyler konuştuk diye düşünüyorum.
Mitleri yıktık. Bikini vücudu miti neyse onu bir yıktık.
Bundan emin yıktık diye düşünüyorum yani.
Listeleri baştan yazdık.
Size harika beş madde verdim ve kalbinize yazın dedim bakın.
Aynayla olan kavgamızla bir ateşkes ilan ettik.
Ama bölümü kapatırken sizden sadece bir tek şey istiyorum.
Şimdi, şu an, neredeyseniz şöyle derin bir nefes alın ve elinizi kalbinizin üzerine koyun.
O kalp, siz ne hissederseniz hissedin.
Doğduğunuz günden beri sizin için çarpıyor.
O beden siz ona kızsanız da, onu bazen sevmeseniz de sizi her yere taşıyor.
Her sabah sizinle beraber uyanıyor ve bu hayattaki tüm deneyimlerinize ev sahipliği yapıyor.
Vücudunuz bir vitrin değil, o sizin bu dünyadaki en ama en sadık yol arkadaşınız.
Bu yaz ona bir borcunuz var.
O da sadece görünmek değil, var olmanın tadını çıkarmak.
Kendinize bir söz verin.
Kimsenin bakışlarının, hiçbir ideolojik kalıbın ya da o sinsi yetersizlik hissinin sizin neşenizi gölgelemesine asla ve asla izin vermeyin.
Siz olduğunuz halinizle o kumsala da, o sokağa da, o hayata da fazlasıyla yakışıyorsunuz.
Güneşten, denizden ve en çok da kendinizden kaçmadığınız, her anını doyasa yaşadığınız şahane bir yaz olsun.
Unutmayın, sadece 40 tane yazınız var, o da en iyi ihtimalle.
Ben Gökçe, Kadın Dediğin'de haftaya yeni bir hikayede yine aynı samimiyetle buluşana dek kendinize ve o mucizevi bedeninize çok ama çok şefkatle bakın.
Kanalı takip edip bildirimleri de açmayı unutmayın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
