
Evlilik Hakkında Her Şey
"Evet" demeden önce her kadının zihninden geçen o meşhur soru: Sahi, evlilik gerçekten korkulduğu kadar var mı?
Bu bölümde, evlilik denen o kurumu masaya yatırıyoruz ama öyle tozlu raflardan değil, tam mutfak masasının samimiyetinden konuşuyoruz. Evliliğin mülkiyet anlaşmalarından romantik aşk projelerine uzanan tuhaf tarihinden başlıyor; bugün Türkiye’de gençlerin neden "ekonomik bir sığınak" olarak nikah masasına yöneldiğine dair gerçekçi (ve biraz da acı tatlı) istatistiklere uzanıyoruz.
Bu bölümde neler var?
• Kimlik Krizi: Bir imza ile "ben" olmaktan çıkıp "birinin eşi" mi oluyoruz?
• Ekonomik Ortaklık: Kira bölüşmek ve altınlarla peşinat yapmak evliliği kurtarır mı?
• Yazılmamış Kurallar: Görev dağılımı, kişisel alanlar ve o meşhur "ben zamanı" dengesi nasıl kurulur?
• İkinci Şans: Boşanma tecrübesinden sonra daha olgun, daha emin bir evlilik mümkün mü?
Kendi hayatımdan kesitlerle, bir boşanma ve ardından gelen huzurlu bir ikinci evliliğin bana öğrettikleriyle; evliliğin bir "öcü" değil, doğru inşa edildiğinde nasıl güvenli bir liman olabileceğini anlatıyorum.
Gelin, mükemmel evlilik illüzyonunu bir kenara bırakalım ve sürdürülebilir mutluluğun sırlarını beraber keşfedelim.
Siz de bu yolculuğa dair kendi hikayelerinizi, korkularınızı veya "iyi ki"lerinizi benimle paylaşmayı unutmayın!
🎧 Hemen dinle ve senin için evliliğin ne demek olduğunu bizimle paylaş!
Transkript
Selamlar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz.
Ben Gökçe. Bugün masada üzerine tonlarca espri yapılan, binlerce şarkı yazılan ama yine de işin içinden çıkılamayan bir kara delik var.
Evlilik. Yani şimdi sizi oradan oraya vuruyormuş gibi görünüyorum dışarıdan bakılınca.
Çünkü geçen hafta boşanmayı konuşmuştuk.
Bu hafta evlilik konularını konuşuyoruz.
Bir karar ver bir kızım diyor olabilirsiniz.
Ama bir boşanma ve iki evlilik yapmış bir kadının da...
Deneyimlerinden faydalanmayın mı yani?
Neyse şaka bir yana.
Bu hafta böyle evlilik kötü bir şey mi değil mi biraz bakacağız.
Bu arada bölüme başlamadan önce şunu söylemek istiyorum.
Kadın Dediğin'i Instagram ve YouTube'daki kadın dediğim podcast hesaplarından da takip edebilirsiniz.
Birbirimize mesajlar gönderebiliriz, yorumlar yazabiliriz.
Ve nereden dinliyorsanız dinleyin, hangi platformdan dinliyorsanız dinleyin.
Lütfen. Kadın dediğim podcast kanalını takip etmeyi ve yeni bölümleri kaçırmamak için de orada zil işareti var ya bildirim butoncuğu.
Ona da basmayı unutmayın.
Evet ne diyorduk? Evlilik.
Hani o daha ilkokulda büyüyünce ne olacaksın sorusuna prenses alıp evleneceğim diyen masum kız çocuklarına ne oldu da bugün bir arkadaşımızın düğün davetiyesi WhatsApp grubuna
düştüğünde hepimiz sanki onu böyle bir cepheye uğurluyormuşuz gibi.
Hadi Allah yardımcın olsun.
Olsun be bir şekilde halledersin sen.
Hakkımız helal falan diyoruz ya da iç geçiriyoruz böyle şeylerle.
Instagram'daki ya da sosyal medyada gördüğümüz o böyle bembeyaz çarşaflar, müthiş karı koca pazar kahvaltıları veya el ele gün batımı pozları bir ilüzyon mu?
Yoksa evlilik gerçekten kötü bir şey mi?
Ya etrafınıza bir bakın.
Böyle bir anda sakın ha ne evliliği bekarlık sultanlıktır diye böyle bayrak sallayanlar var.
Diğer yanda yalnızlık ömür boyu zor be kızım, bir yastıkta koca sana diyenler falan.
Biz kadınlar ise bazen bu iki yorumun tam ortasında acaba gerçekten evlensek mi yoksa böyle üç kedi bir köpekle mi yaşasak diye düşünmüyor da değiliz bazen.
Bugün bu bölümde evlilik denen bu eski müesseseyi, evet demeden önceki o mide bulantılarını, ben kimliğimi mi kaybediyorum korkularını ve aslında bu işin böyle öcü olup
olmadığını konuşacağız. Hazırsanız kemerleri bağlayın.
Nikah masasına değil ama mevzunun ta dibine kadar gidiyoruz.
Peki biz bu
noktaya nasıl geldik? Yani kim hangi ara hadi gel seninle bir ömür boyu aynı banyoyu paylaşalım falan dedi.
Ya şaşırtıcı gelebilir ama evlilik başlangıçta hiç de öyle pembe panjurlu evler romantik akşam yemekleri için icat edilmedi arkadaşlar.
Şimdi eski çağlarda evlilik bildiğiniz bir limited şirket ortaklığıydı aslında.
Aşk mı? Yani o nasıl diyeyim böyle ozanların şiirlerinde takılan gerçek hayatta yeri olmayan egzotik bir meyve gibiydi.
Yani o zamanlar evlilik kardeşim senin tarlan var benim de iki ineğim var gel bunları birleştirelim işte aşireti büyütelim falan demekti.
Yani kadın için bir korunma kalkanı erkek için ise soyun devamını garantilecek bir böyle üretim merkeziydi diyebiliriz.
Yani kimse eşine bakıp Beni bugün duygusal olarak onayladın mı hayatım ya da kişisel alanıma müdahale ediyorsun falan demiyordu.
Adam eve geyiği getiriyor, kadın ocağa tüttürüyorsa kontrat tamamdı.
Ama sonra ne oldu? Böyle 18.
yüzyıl civarında birileri çıktı ve dedi ki yahu biz neden sevmediğimiz insanlarla aynı çorbaya kaşık sallıyoruz arkadaşım?
Aşk olsun, tutku olsun dedi.
İşte her şey o gün bozuldu.
Şimdi ebeveynlik bir iş ortaklığı olmaktan çıkıp Ebeveynlik diyorum pardon evlilik.
Ebeveynlik de evrenin içinde olabiliyor tabii.
Evlilik bir iş ortaklığı olmaktan çıkıp böyle bir mutluluk projesine dönüştü.
Beklentiler tavan yaptı.
Artık eşimizden sadece iyi bir eş ya da böyle işte dediğim gibi ebeveyn olmasını değil.
Aynı zamanda en iyi arkadaşımız, terapistimiz, suç ortağımız, akşam yemeğinde kuantum fiziği tartışabileceğimiz bir entelektüel olmasını falan bekliyoruz.
Yani çıtayı o kadar yukarı koyduk ki artık nikah masasına oturmak değil de böyle en yüksek ne var Everest.
Everest'in zirvesine oksijen tüpsüz tırmanmaya çalışıyoruz gibi hissetmemiz çok normal.
Yani evlilik tarladaki inekleri birleştirmekten kalplerdeki beklentileri böyle Everest'e çıkarmaya kadar tuhaf bir yolculuk geçirdi.
Ama asıl mesele bu koca kurumun içine girdiğimizde biz olurken o ben dediğimiz kadını nereye koyacağımız.
İşte tam burada o nikah masasına oturmadan önceki gece tavana bakıp ya ben ne yapıyorum dedirten o meşhur korkular devreye giriyor.
Şimdi bir bakalım gerçekten korkmalı mıyız yoksa bunlar sadece sistemin bize yüklediği eski yazılımlar mı?
Şimdi evlilik öncesi tabii ki herkes çok heyecanlanıyor.
İşte güzel bir hazırlık süreci sevdiğin insanla hayatını birleştiriyorsun falan ama böyle son birkaç hafta son birkaç gün olur böyle.
Ay işte hem çok heyecanlı ve mutluyuzdur işte ama çevrenizdekiler şey derler size işte ay ne güzel en mutlu gün yaklaşıyor falan diye gülücükler saçar ama bir yandan da sizin içinizde bombalar patlamaya başlamıştır.
Çünkü o evet kabul ediyorum kelimesi bir kadının hayatında sadece bir onaylama değil adeta bir işletim sistemi güncellemesi gibidir ve toplumda da böyle algılanır.
O ne tür korkularımız var?
İşte evet demeden önce tavana gözleri dikip korktuğumuz şeyler ne?
Bunlara bir bakalım isterseniz.
Şimdi birinci korkumuz şu olabiliyor.
Kendi soyadımla birlikte benliğim de mi gidiyor korkusu?
Yani diyoruz ki ya ben 30 yıldır bu isme, bu soyadına, bu karakteri inşa etme yatırım yapmışım.
Şimdi bir imza atacağım ve hop bir anda işte bilmem kimlerin gelini.
Bu kategoriye mi düşeceğim?
İşte arkadaşlarımla hafta sonu kahvaltılarım, o meşhur hiçbir şey yapmama özgürlüğüm, evde pijamayla dolaştığım o en dağınık pazar günlerim hepsi bir müzede sergilenecek anılar mı olacak artık?
Kimlik kaybı bir kadının evlilik öncesi en haklı ve en derin korkusudur aslında.
Biz olurken beni kurban edecek miyiz?
İşte bütün mesele bu.
Bir diğer korkumuz şu oluyor tabii.
Ev işi idari işler müdürlüğüne ya da hatta CEO'luğuna terfi ettim.
Bu olabiliyor. Nedir bu ev işi, CEO'luğu ya da idari işleri?
Tabii ki biliyorsunuz. İşte modern kadının en büyük kabusu aslında.
Artık görünmez emek de deniyor buna.
Çokça fazla görmüşsünüzdür, karşınıza çıkmıştır bu ifadede.
İşte o hani reklam filmlerindeki o bembeyaz gömlekleri deterjanla parlatan, akşama üç çeşit yemek yetiştiren süper kadın imajı.
İşte o imajın altında ezilmekten korkuyoruz.
Şimdi acaba işten yorgun argın dönünce ayaklarımı uzatıp dinlenmek yerine mutfakta tencere mi karıştıracağım sorusu.
Aslında bir tembellik değil de bir adalet arayışıdır.
Ama gelin görün ki toplumdaki evli kadının imajı da kendisinden beklenen de budur.
İşte eve girersin, üst baş bile çıkarmadan mutfağa girersin falan.
Üçüncü bir korkumuz da şu.
Rutin tuzağı ve o meşhur TV karşısı meyve tabağıdır.
Yani aşkın o tutkulu, heyecanlı günlerinin yerini her akşam aynı koltukta, işte aynı televizyon programı eşliğinde soyulan bir elma ve portakal tabağının alması olabilir.
İşte biz de mi o sıkıcı çiftlerden olacağız korkusu kaplayabilir içimize.
İşte ya birbirimize söyleyecek sözümüz kalmazsa endişesi başlar.
Ki bu saydığım rutinlerde kaçınılmazdır, bunu da söyleyeyim.
Kim ne derse desin, bu rutinler bir şekilde...
Yıllar içerisinde oluşuyor.
Dürüst olalım bu korkular aslında evliliğin kendisinden değil çevremizde gördüğümüz o tırnak içindeki kötü örneklerden miras kaldı bize.
Ama unutmayın korku aslında bir uyarı sistemidir.
Eğer bu korkular varsa demek ki korumak istediğiniz çok değerli bir siz ve evliliğiniz var demektir.
Bu rutinler ve diğer korkular hep olacak ama önemli olan Evliliğini ne kadar ele geçirdiğidir bu korkuların ya da rutinlerin.
Kontrol sizde ise korkulara mahal yok.
Size garanti veriyorum.
Ne demiştim? İki evlilik yaptım.
İkincisi hala devam ediyor.
Peki Gökçe, bu korkular gelip kapıya dayandığında ne yapacağız?
Panik butonuna basıp nikah masasından kaçacak mıyız diyorsanız durun.
Hemen spor ayakkabıları giymeyin kaçmak için.
Biraz uzman görüşlerine bakalım.
Uzmanlar buna böyle içsel çığlıklar.
için aslında çok mantıklı şeyler söylüyorlar.
İşte kulağınıza, küpeye, aklınıza yatacak o meşhur tüyoları şimdi size söylüyorum.
Bu arada bir parantez açayım. Yani bu bölümü böyle evlilik programına falan çevirmeyi düşünmüyorum.
Korkmayın. Yani evlenmeye karar verenlere diyorum ki bir şeylere baştan yön verirseniz sonradan üzülmezsiniz.
Hali hazırda evli olan bizler için ise bir de bunu deneyelim.
Ne kaybederiz? Zaten evliyiz dedirtecek ufak içgörüler aktarmak niyetindeyim.
Ne diyorduk? Şimdi gelelim uzmanların verdiği tüyolara.
Diyor ki uzmanlar böyle evlilik öncesi bir takım korkulara kapılıyorsanız demin saydığım gibi evlenmeden önce diyor bir psikolojik kontrat yapın.
Sadece belediyenin verdiği o deftere imza atmayın.
Oturun partnerinizle kendi görünmez sözleşmenizi yazın.
İşte mesela atıyorum çok basit örnekler veriyorum ben şu anda.
Pazar sabahları ben uyuyacağım sen kahvaltıyı hazırlayacaksın.
İşte ya da haftada bir akşam benim kız kıza gecem işte senin de arkadaşlarında maç gecen olacak ve kimse kimseyi darlamayacak gibi.
Bu sözleşmeyi baştan yapmak işte o yutulma korkusunun en büyük panzehri oluyor.
Yani sınırları baştan çizerseniz o sınırların içinde özgürce dans edebilirsiniz.
Bir de ikinci önerileri şu eşinizin her şeyi olmaya çalışmayın.
Bakın burası çok kritik.
Burada ilişki uzmanları gerçekten bir uyarı sinyali gönderiyor.
Eşiniz sizin her şeyiniz olamaz.
O hem en iyi arkadaşınız, hem terapistiniz, hem böyle spor hocanız, hem aşçınız olmaya çalışırsa sistem çöker.
Uzmanlar diyor ki çiftler birbirine nefes alacak boşluklar bırakmalı.
İşte o yüzde yirmilik mutluluk payınızı dışarıdaki işte hobilerinizde, işinizde veya arkadaşlarınızı tutun ki eve döndüğünüzde birbirinizi anlatacak yeni hikayeleriniz olsun.
Eksik kalmak iyidir kızlar.
Eksik kalmak özletir.
Böyle yapış yapış mıç mıç olmayın yani demem o.
Uzmanlar bunu söylüyor. Ben size özetle tamamlayayım onun ne olduğunu.
Üçüncü önerileri şu. Şu görünmez emek meselesini masaya yatırın.
Daha evet demeden önce işte o mutfak tezgahının başında tek başınıza kalmayacağınızın garantisini alın.
Uzmanlar açık iletişim diyor.
Çünkü böyle demek daha havalı ve profesyonel duruyor.
Ben ise diyorum ki yani baştan dandan konuşun ve söyleyin.
Bak sevgili eşim. Baştan söyleyeyim ben bu evin hem idarecisi işte hem temizlikçisi olmayacağım.
Bu bir ortaklık. Sen de bunun içinde olacaksın cümlesini kurmak o hizmetçi ruhu korkusunu kapı dışarı etmeye yardımcı olur.
Kabul etmek lazım. Bazen bunu biz kadınlar kendimiz de yaratabiliyoruz.
İşte aman o halledemez deyip işte haydi asılıyoruz işlere temizliğe falan.
Aslında eşimize yaptıra yaptıra tüm evle ilgili işleri öğretebiliriz.
Ve bu iş paylaşımı anlaşmamızı devamlı hatırlatabiliriz onlara.
Bunu yapmak önemli. Dördüncüsü şu.
Demin demiştim ya böyle rutinler evliliğin olmazsa olmazı.
Aslında ritüellerin de gücüne inanın diyor uzmanlar.
İşte evlilik o meşhur TV karşısı meyve tabağı rutinine dönmesin diye kendinize özel sadece size ait küçük belki saçma ritüeller icat edin.
İşte her ayın ilk cuması hiç gitmediğiniz bir semtte kaybolmak gibi.
Rutin. Eğer siz yönetirseniz güven verir ama rutin sizi yönetirse evet sıkıcı olur.
Yani direksiyonu bırakmayın.
Şimdi diyelim ki imzayı atmadık ve evlenmemeye karar verdik.
Ne olur? Yani kıyamet mi kopar?
Yoksa dünya daha mı pembe olur?
Yani işte evet evlilik şart mı?
Evlenmemeyi tercih etmek ne yaratır?
Biraz onlara bakalım istiyorum. Şimdi evlenmezsek tabii bireysel özgürlük bayrağını en tepeye dikelim önce bu evlilik yoksa hayatımızda.
Yani evlenmezseniz işte istediğiniz saatte kalkabilirsiniz.
Kimseye işte yemekte ne yiyeceksin, kahvaltıda ne yiyoruz falan hesabı vermezsiniz.
İşte sadece bir mısır gevreğiyle bir günü bile geçirebilirsiniz.
İşte evin dekarasyonu tamamen sizin zevkiniz.
İşte ne bileyim o eve giren o korkunç, iğrenç ses sistemleri, oyun konsolları falan ya da o maç izleme koltukları salonunuzun ortasına asla tünemez.
Kimsenin dağınık çoraplarını toplamak zorunda kalmazsınız.
Akşam yemeği saati ve hatta yemeği tamamen keyfinize bağlıdır.
Yani ben krallığınızın tek hükümdarı olursunuz.
Bunları sayınca gerçekten sanki evlenmemek gerekiyormuş gibi bir algı yaratmak istemiyorum.
Hayır, onu yapmak istemiyorum çünkü madalyonun bir de diğer yüzü var.
Ne diyor diğer yüzü? Hatta uzmanlar buraya şey de diyorlar, sosyal izolasyon riski de diyorlar.
İşte mesela hayat arkadaşlığı aslında burada devreye giriyor.
Çok hastalandığınızda size bir nane limon kaynatacak.
Kötü bir iş gününün sonunda eve gidip kapıyı açtığınızda günün nasıl geçti diyecek o bir çift gözün eksikliği de aslında çok da çekilir bir şey olmayabilir.
Kendi krallığınızda tek başınıza otururken bazen o sessizlik biraz fazla gürültülü gelebilir.
Evlilik olmasa...
Evet hayat daha hafif olabilir ama bazen o hafiflik böyle insanı boşlukta uçurtma gibi rüzgarın önüne katıp savurabilir de.
Yani böyle kurumsal bir bağın yokluğu.
Yani ben şimdi hani evlilik diyorum o yüzden kurumsal bir bağ diyorum bir müessese olarak görmüşüm ama yani çok uzun yıllar bir hayat arkadaşıyla beraber hayatını geçiren kişiler de var.
Yani aslında aynı evin içinde yaşamak gibi de düşünebilirsiniz.
Ben ona evlilik diyeceğim. Yani işte bu evlilik bağının yokluğu.
Sınırsız özgürlük sağlarken aynı zamanda kök salma ihtiyacımızı da böyle havada bırakabilir gibi geliyor bana.
Ben evlenmeyeceğim, takılacağım diyenler için evet bireysel özgürlük harika.
Ama sanki özellikle de belli bir yaştan sonra özellikle bu özgürlük bir hapishanede dönüşebilir.
Bunu da unutmamak gerek.
Hani evlilik hakkında her şey diyoruz.
Evlilik bazı kişiler için riskli de görülebiliyor biliyorsunuz.
Peki madem evlilik riskli görülebiliyor ya da kötü bir şey olarak da görülebiliyor.
Neden hala milyonlarca insan o masaya oturuyor?
Yani sadece beyaz gelinlik giyme hevesi mi bu?
Tabii ki hayır. Evliliğin doğru kişiyle yapıldığında aslında harika bir yaşam sigortası olduğunu görmezden gelemeyiz.
Düşünsenize yani dışarıdaki dünya bazen çok acımasız öyle değil mi?
Yani ne bileyim patronunuz darlıyor, trafik çekilmiyor, sosyal medya üzerinize geliyor.
Bunlar benim söylediğim en basiti.
Türkiye'de yaşıyorsanız hele yani her gün ayrı bir kaotik durum.
Ama o evin kapısından içeri girdiğinizde sizi her halinizle kabul eden, sizinle aynı takımda olan birinin varlığı, işte o takım ruhu evliliğin en büyük avantajı.
İşte ekonomik olarak da iki maaşın tek bir evde birleşmesi, zor zamanlarda birbirine omuz verme gücü yani işte hiç olmazsa o var diyoruz değil mi?
İşte yaşlılıkta el ele tutuşup vay neler atlattık diyebilme hayali falan düşünmesi bile iyi hissettirebiliyor.
Evlilik aslında bir mikro toplum kurmaktır ve eğer o toplumun anayasasını siz ve işte partneriniz, eşiniz adil bir şekilde yazarsanız bu kurum sizi kısıtlayan bir hapishane
değil, aksine dış dünyadaki fırtınalara karşı sizi böyle koruyan, çatısı akmayan şık bir kaleye dönüşebilir.
Yani olay evlilik kurumunun kendisinde değil.
O kalenin içine kimle girdiğinizde ve içerideki mobilyaları nasıl yerleştirdiğinizde bitiyor.
Şimdi burada anlatacağım şeyler beni dinleyen 22-30 yaş arası kitlem için.
Öyle bir kitlem de var. Gençler evliliğe nasıl bakıyor onu anlatacağım biraz.
Ama bizim gibi 40 pluslara da genel kültür olsun.
Sakın kapatıp bir yerlere gitmeyin.
Çünkü geri döneceğim tekrar.
Genele geri döneceğim. Ama şimdi söyleyeceklerim genç kitle için.
Şimdi son dönemde Türkiye'de yapılan sosyolojik araştırmalar ve TÜİK verileri bize çok ilginç bir tablo çiziyor.
Merak etmeyin. Konda'ya da baktım.
TÜİK'e bakınca biliyorsunuz onu bir check etmek gerekiyor bir yerden.
Gençlerin evliliği olan talebi azalıyor gibi görünse de evlenme yaşı yükseliyor ama evlenme motivasyonu tamamen şekil değiştiriyor.
Şimdi evlenme yaşının ne kadar yüksek olduğu söylense de aslında gençler arasında evlilik böyle bir ivmelenmiş durumda.
Konda ve benzeri araştırma şirketlerinin gençlik araştırmalarına baktığımızda şunu görüyoruz.
Yeni nesil için evlilik artık sadece romantik bir hayal değil, bir gider paylaşım ortaklığı.
Şimdi bu limited şirket kokan bu ortaklığa bir bakalım isterseniz.
Gerçekten tarih tekerreden ibarettir diye boşa demiyorlar.
Gördünüz mü? Evliliğin icadını anlatmıştım size ta bölümün başında.
O zaman da limited şirket demiştim.
Aynı bakış açısına geri dönmeye başladık işte insan olarak.
Çok değişik gerçekten. Şimdi gider paylaşım ortaklığı için evlilik neden yapılıyor?
Ya işte bu gençlerin durumu gerçekten üzülüyorum ya.
Birincisi kira ve faturalar tabii ki yani bölüşelim bölünmeyelim diyorlar gençler.
Türkiye'deki yüksek kira artışları ve yaşam maliyetleri gençleri yalnız yaşamaktansa güçleri birleştirmeye itiyor.
İşte iki maaşın tek eve girmesi, tek başına altından kalkılamayacak bir kira bedelini ikiye bölmek aslında bir özgürlük alanından vazgeçip bir işte ekonomik ne diyeyim nefes alanı açmak demek aslında.
Yine gençler neden evlenmeyi tercih ediyorlar?
Düğün takıları yani ilk sermaye.
Sosyologların son yıllarda sıkça üzerine durduğu bir konu da bu.
Geleneksel düğün takıları ve altınlar genç çiftler için artık birer böyle süs eşyası işte ne bileyim kötü gün parası.
Bizim için öyleydi işte evlenirsiniz yıllarca o altınlarımız dururdu biliyorsunuz.
Artık onlar için öyle değil işte bir ev peşini attı o da belki ya da bir araba kap orası.
Yani hayatlarının ilk sermayesi anlamına geliyor.
Eskiden dedim ya çeyiz denirdi.
Şimdilerde ise böyle start-up yatırımı falan gibi bakılıyor.
Yeni jenerasyonun jargonundan konuşmak istedim.
Böyle görülüyor yani gerçekten.
Ve tabii ki jenerasyon farkı da var.
Eski nesiller evlenelim de bir evimiz olsun falan derdi.
Şimdiki nesil evimiz olsun diye evlenelim noktasına geldi.
Bu bir romantizm kaybı mı?
Evet belki ama kesinlikle çok gerçekçi bir hayatta kalma refleksi bu.
Şimdi dürüst olalım.
Evet aşk karın doyurmuyor belki ama...
Yani sevdiğin insanla o kirayı bölüşmek, ay sonunu beraber getirmeye çalışmak da aslında bir çeşit nasıl diyeyim modern kahramanlık hikayesi.
Eğer evlilik kurumuna sadece bir borç ödemi ortaklığı ya da yatırım ortaklığı olarak bakarsak işte o imza çok ağır gelebilir.
Ama bu ekonomik zorlukların içinde el ele tutuşup biz bu hayat pahalılığına karşı tek bir orduyuz diyebiliyorsak işte o zaman evlilik.
o korkulan tırnak içinde öcü olmaktan çıkıp sırtımızı yasladığımız bir kale haline geliyor.
Yani mesele cüzdanları birleştirmek değil.
O cüzdanın içindeki boşluğa beraber gülümseyebilmekte.
Yani biliyorsunuz cüzdanlar boş.
Aman be olsun falan diyebilmekte.
Gerçek yatırım böyle banka hesabındaki rakam değil.
Zor günde biz halledebiliriz diyebilen o sarsılmaz güvendir.
Evlilik ancak o zaman çekilir bir şey olabilir.
Aman gençler. Böyle sadece hani işte yakın arkadaşım, tanıyorum, evlenelim de işte gücümüzü birleştirelim diye evlenmeyin.
Çünkü böyle örnekler duydum, dinledim ve şok oldum gerçekten.
Aman aman böyle bir şey yapmayın.
Peki, korkuları konuştuk, hesap kitap yaptık, acaba dedik, evlensek ne olur, evlenmesek ne olur falan dedik.
Şimdi biraz da böyle güzel şeylere odaklanalım.
Yani evlilik hakkında her şey dedik ya, evliliğin o pırıl pırıl yüzüne bakalım.
Burada güldüğünüzü duyar gibiyim ya.
Evlilik o kadar da kötü bir şey değil gerçekten.
Tamam çok pırıl pırıl bir şey de olmayabilir ama bence kötü bir şey değil.
Doğru yönetildiğinde böyle nasıl diyeyim kişisel gelişiminizin en hızlı yaşandığı bir laboratuvar bile olabilir.
Şimdi nasıl olduğunu size bazı küçük tüyolarla söyleyeceğim.
Birincisi tüyo bir.
Bakın size her bölümde madde madde tüyo veriyorum.
Uzman görüşü veriyorum. Yani ben sizin için daha ne yapayım gerçekten.
Tüyo bir. Biz olurken beni bir kenara atmayın lütfen.
Yani evliliğin içinde ayrı dünyalarınız olsun.
Yani bazı kadınların yaptığı hatalardan bir tanesi bu.
Arkadaşlarınızla yediğiniz o ayrı yemekler, tek başınıza gittiğiniz o kurslar, ne bileyim sadece size ait olan o hobi köşesi falan lüks değil.
Evliliğin oksijen tüpü.
Birbirinizi özlemeye yer bırakın eşinizle.
Böyle sürekli dip dibe olmak aşkı değil sabrı tüketir.
Yani neredesin yerine, günün nasıl geçti sorusuna dönmek.
Her şeyi değiştirir gerçekten. Tüyo 2.
Lütfen mükemmel çift olma ilüzyonunu bir çöpe atın.
Sosyal medyadaki o hiç kavga etmeyen, her sabah birbirine şiir okuyarak uyanan çiftler falan var ya.
Onlar ya çok iyi oyuncu ya da henüz bulaşık makinesinin kimi boşaltacağı konusunda kapışmamışlar.
Sağlıklı tartışmayı öğrenirsek ilüzyona ihtiyacımız da kalmaz.
Yani kavga etmek evliliğin bittiğini değil yaşadığını gösterir çünkü.
Önemli olan o kavgadan kim haklı diye değil de biz bu sorunu nasıl çözeriz ya da nasıl çözdük diye el ele çıkabilmek.
Üçüncü tüyo şu böyle takım ruhu ve görünmez ortaklık.
Yani evliliği bir hizmet sektörü gibi değil de gerçi burada aslında biraz erkekler böyle görüyor olabilir.
Bir yol arkadaşlığı gibi kurgulamak gerekiyor.
Yani işten eve döndüğünüzde mutfakta tek başınıza değilseniz, dertlerinizi anlatırken yargılanmıyorsanız veya en saçma şakanıza bile gülen biri varsa.
İşte o zaman evlilik dünyanın en konforlu alanı olur.
Dışarıdaki dünya kurtlar sofrası iken evinizin o yargısız bölge olması paha biçilemez olur.
Ve küçük ritüeller söylemiştim.
Yani böyle büyük tatiller, pahalı hediyeler değildi.
İşte her akşam 10 dakika telefonsuz sohbet takılmak, işte pazar yürüyüşleri ya da sadece böyle size özel o komik kelimeler falan.
Bu küçük bağlayıcılar...
Evliliği rutinin o boğucu havasından kurtarıp bir oyun alanına çevirir.
Gerçekten biraz böyle karşılıklı fedakarlık da yapmak gerekiyor ama karşılıklı yapmak gerekiyor bunu.
Tek taraflı bir fedakarlık yapıyorsa ki bunu da çoğunlukla kadın yapıyorsa işte o zaman evlilik kadın için çok ağır bir yük olmaya başlıyor.
Şimdi size bahşededim ya ikinci evliliğini yapmış ve 10 yılda devirmiş biriyim ben.
Yani ikinci evliliğim 11.
yılına doğru gidiyor Mayıs'ta.
İlk başlarda...
İkinci evliliğim benim falan gibi bilgi verdiğimde bana genelde ya kızım ya aynı hata iki kez yapılır mı falan diye bana dünyanın en sıkıcı şakasını yapıyorlardı.
Ben de böyle sahte bir tebessümle falan diyordum.
Yapılır kardeşim. Ne istediğini bilen bir kadın olarak o imzayı atmak çok çok daha farklıymış meğer buna çok iyi anladım.
Valla doğru kişiyle ve doğru kurallarla hiç de zor böyle korkulacak öcü falan bir şey değil evlilik.
Mesela bizim eşimle dikkat ettiğimiz şeyler var ve gene yazılı olmayan bir kural olarak ilişkimizde böyle özen gösterdiğimiz şeyler bunlar.
İşte mesela birbirimizin tepesine binmiyoruz.
Böyle mıç mıç mıç işte kocamsız karımsız olmaz gibi gereksiz böyle sözde yakınlık bağına tutulmuyoruz biz.
Benim o kendimle kaldığım saatlerim var.
Onun kendi dünyası var.
Bunlar bizim evliliğimiz için bir lüks değil aslında resmen can damarı ve çok doğal akışında yaptığımız şeyler bunlar.
Birbirimize nefes alanlarını tanıdıkça yan yana geldiğimiz anlarda daha kıymetli hale geliyor tabii ki.
Tabii böyle hani bulutların üzerinde de uçmuyoruz işte yani beyaz atlı prensim dünyanın en mükemmel evliliğini ben yapıyorum.
Hiç kavgamız gürültümüz yok falan diyemem.
Bunu kimse diyemez.
Hiçbir evlilik o filmlerdeki gibi kusursuz değil.
Ama evliliği sürdürülebilir hatta keyifli yapan şey ya o mükemmellik peşinde koşmayı bırakmak.
İşte millet farklı düşünür yanlış düşünür falan.
Tribünden çıkmak gerekiyor.
Yani hem kendimizden hem karşımızdakinden beklediğimiz o küçük fedakarlıklar var ya işte onlar birleşip bizi o nasıl diyeyim ortak mutluluk dediğimiz alanda buluşturuyor.
Eğer doğru insanla kendi sınırlarını kaybetmeden o yola çıkarsan evlilik seni kısıtlayan bir yer değil.
Aksine sırtını yaslayıp ya iyi ki buradayım dediğin o sıcak liman oluveriyor.
Bunu ben geç öğrendim diyeceğim.
Aslında geç öğrenmedim ama ikinci evliliğimde öğrendim.
Ama öğrendim sonunda.
Önemli olan da bu zaten.
Evet sevgili hanımlar ve dinleyen varsa beyler.
%1,5-2 oranında erkek dinleyici kitlem de var.
O yüzden böyle dinleyen 3-5 erkek varsa size de diyorum ki artık bölümün sonuna geldik.
Ama sanmayın ki böyle evlilik mevzusunu burada paketleyip rafa kaldırdım.
Bu sadece bir girizgahtı.
Çünkü... Evlilik yani lebi derya.
O kadar fazla şey konuşabiliriz ki bu bölüm sadece bir başlangıç oldu.
İşte çocuktan sonra değişen dengeler var.
İşte kayınvalideler onların diplomasisi var.
İşte ne bileyim ekonomik para kavgaları var.
İşte yıllar geçse de aşkımızı nasıl taze tutarız falan gibi bir sürü alt başlığı konuşabiliriz.
Ve ilerleyen zamanlarda konuşacağız da.
Farklı açılardan da masaya yatıracağız.
Şimdi bu bölümde size bir görev veriyorum.
Şimdi sıra sizde. Sizin evlilikle ilgili o asla unutamam dediğiniz korkularınız neydi?
Ya da evet dedikten sonra keşke şunu baştan bilsedim dediğiniz altın bir kural var mı?
Lütfen bana sosyal medya hesaplarımdan yazın.
Ya da bu bölümle ilgili yorumlar gönderin.
Ya da bir sesli mesaj gönderin.
Belki bir sonraki bölümde sizin hikayelerinizden bahsedebilirim.
Sizin sesiniz kadın dedeğinin en gerçek parçası.
Eğer bu bölümü sevdiyseniz...
Evlilik kararı eşiğindeki arkadaşınıza bu kaydı göndermeyi ve kanalı takip etmeyi de unutmayın lütfen.
Dayanışma paylaştıkça bir.
Bir sonraki bölüme dek kendinize, özgürlüğünüze ve o eşsiz ruhunuza çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
