
"Eşit bir ofis ortamı hayalimiz var." Peki, bu cümle dev plazaların camlarında bir slogan olmaktan öteye geçebiliyor mu?
Bu bölümde, kurumsal hayatın o pırıltılı kapılarından içeri giriyoruz ve maskeleri tek tek indiriyoruz. Ofislerdeki o meşhur "aslında çok iyi biridir" kalkanıyla meşrulaştırılan eril dili, hayatta kalmak için kuşandığımız maskülen zırhları ve "çeşitlilik" adı altında sunulan vitrin süsü raporları konuşuyoruz.
• "Kötü niyeti yok" denilerek üstü kapatılan espriler profesyonelliğimizi nasıl baltalıyor?
• Ciddiye alınmak için neden kendi doğamızdan vazgeçip kurumsal birer "persona"ya dönüşüyoruz?
• Gerçek eşitlik rakamlarda mı saklı, yoksa o masadaki sesimizin gücünde mi?
Eğitimci kimliğimi ofis kapısının dışında bıraktım; bu kez bir çalışan, bir kadın ve bir yol arkadaşı olarak soruyorum: O hayal ettiğimiz eşit ofisi, dilden başlayarak nasıl inşa edeceğiz?
Bölüm sonunda seni bekleyen "Eşit Ofis Kontrol Listesi" ile kendi çalışma ortamına bambaşka bir gözle bakmaya hazır ol.
Keyifli dinlemeler.
Transkript
Merhabalar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz.
Ben Gökçe. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada, Instagram'da gezinirken karşıma bir post görseli çıktı.
Görselde şu var, böyle devasal büyük cam binaların olduğu bir plaza bölgesi.
Yüksek yüksek plazalar var.
Arkada masmavi bir gökyüzü var.
Ve o binalardan bir tanesinin üzerinde büyük harflerle şöyle yazıyor.
Eşit bir ofis ortamı hayalimiz var.
Bu cümleyi okuyunca şöyle durup bir nefes aldım.
Açıkçası bu bölümü bu yazı üzerinden hazırlayıp anlatmaya karar verdim.
Çünkü çalışan kadınlar olarak hepimizin ortak hayali bu öyle değil mi?
Yani eşit bir ofis ortamı hayali.
O parlak plezaların kapısından içeri girdiğimizde, o asansörlerden indiğimizde gerçekten ofis içinde kadın ve erkek olarak eşit miyiz?
Yoksa eşitlik sadece şirketlerin web sitelerini süsleyen, ne bileyim işte 8 Mart'larda reklam filmi olan ama ofise girdiğimizde...
Ya da toplantı odasına girdiğimizde buharlaşıp giden bir pazarlama sloganımı bunu gerçekten bir masaya yatırmak istedim.
Bugün biraz ofis maskelerini indirelim istiyorum.
Maskeleri indirmeden önce de şunu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Kadın dediğim podcast kanalını hangi platformdan dinliyorsanız dinleyin.
Takip etmeyi ve bildirimleri açmayı, çana dokunmayı lütfen unutmayın.
Ne demiştim? Bugün biraz böyle ofisteki maskelerimizi indirelim istiyorum.
Ofislerdeki o görünmez dengeleri, o hani var ya eril dilleri.
Cinsiyetçi şakaları falan biraz bir konuşalım.
Bir ofiste gerçek eşitlik sadece kadın erkek sayısının eşit olması mıdır?
Yoksa o masada oturan herkesin sesinin aynı güçte çıkması mıdır?
Şimdi ben podcast seslendirmenin dışında aslında kurumsal hayatta çalışan biriyim.
Dolayısıyla aslında bu bölümü hazırlarken bir yandan da bu podcaster kimliğimi dışarıda bırakacağım.
Ve bir kadın, bir kadın çalışan olarak ve bir yol arkadaşı olarak sizlere...
Öyle bu programı yayını yapacağım.
Şimdi o yüzden hepimize kendim dahil soruyorum.
O hayal ettiğimiz eşit ofis nasıl kurulur?
Eşit ofis ortamı nasıl yaratılır?
Hazırsanız cam binaların içine biraz gerçeklik sızdıralım.
Evet, asansörden
indik. Ofise girdik, masamıza oturduk ve o cam havalı binanın içindeyiz.
Şimdi dürüst bir soru ile başlayalım istiyorum.
Ofislerde, iş yerlerimizde bir kadın olarak kendimizi en çok ne zaman...
Tırnak içinde söylüyorum bunu dışarıda hissediyoruz.
Genelde bu his böyle çok büyük tartışmalar anında falan gelmez.
İşte öyle durumlarda olayların tam da içinde olabiliriz.
Özellikle işle ilgili bir durumu tartışırken, savunurken.
Ama benim bahsettiğimiz çok daha böyle sinsi ve çok daha küçük anlarda geliyor aslında.
Bazen çoğu insanın fark etmediği anlarda geliyor.
Mesela şöyle bir örnek vereyim.
Toplantıdayız diyelim. İşte ortamda bir şaka döner.
Hafif cinsiyetçi, biraz iğneleyici.
Aslında bir kadın segmentini, kadın figürünü hedef alan bir şakadır bu.
Mesela global bir firmada olduğunuzu düşünelim.
Toplantıda işte sizin de Türkiye'nin de içinde bulunduğu belki bir Afrika pazarından bahsediliyordur.
İşte Afrika pazarlarında bir proje yapalım, oradaki biriyle irtibata geçelim falan gibi bir fikir atılır ortaya.
Ortamdaki şakacı erkeğimiz de...
Bize de Rusya düşse şaşardık zaten gibi böyle gayet soğuk kötü bir şaka yapar.
Ya da kendi fikrini kabul ettirmek için şöyle diyen erkekler çıkabilir.
Ne yapalım yani fikrimizi kabul ettirmek için biz de mi etek giyelim?
Ne yapalım? Hahaha falan der.
Bildiğiniz böyle tipleri.
Bu arada beni şu anda dinleyen mevcutta çalıştığım şirketten arkadaşlarım var.
Ben 22 yıldır iş hayatındayım ve çok fazla şirket ve yönetici görme fırsatım olduğu için.
Her şeyi son çalıştığım şirkete bağlanmasını istemiyorum.
Çok şanslı olduğum şirketlerden birinde çalışıyorum ben ama LinkedIn hesabıma girip bakabilirsiniz nelerde çalıştığımı.
Belki size bazı fikirler verebilir.
Şimdi ne demiştik işte böyle hani ne yapalım biz de etek giyelim falan der erkekler öyle şakalar yapar dedim ya.
Şimdi böyle durumlarda diğer erkekler hatta bazen bazı kadınlar ki bunu da hiç anlayabilmiş değilim falan diye de gülmeye başlarlar.
İşte ilahi bilmem ne bey çok ailemsiniz falan denir.
Ne bileyim siz böyle rahatsız olduğunuzu belli eden bir bakış atabilirsiniz.
İşte sakinlikle belki ortamı terk etmeyi tercih edebilirsiniz.
Ya da bu işte online bir toplantıysa mikrofonunuzu kameranızı sessiz alıp kapatırsınız falan.
Genelde de çok fazla sesimizi çıkartmayız böyle durumlardan.
Ama bu şakaları duyduğunuz ortamda yaşadığınız şeyi yine iş yerinizden başka biriyle konuştuğunuzda da genelde şu meşhur savunma ya da telkin mi diyeyim artık bunu ne diyeyim.
Bu devreye girer. O da şu.
Ya Gökçe'cim ya biliyorsun onu aslında çok iyi bir adamdır.
Yani içinde hiçbir kötü niyet yok.
Onun da şakaları öyle ne yapacaksın?
İşte tam burada durup şunu sormamız gerekiyor.
Yani birinin iyi bir adam olması bizim profesyonel alanda kendimizi kötü hissetmemizi meşrulaştırabilir mi?
İşte kadını aşağılayan güya esprileri sirneye çekmemizi gerektirir mi?
Ofislerdeki o iyi adam figürü...
Aslında bence eril dilin en güvenli sığınağı haline geliyor.
Çünkü karşımızdaki kişi kötü biri olmadığı için biz de yani kadınlar da sorun çıkaran kadın olmamak adına genelde susuyoruz.
Yani şimdi bir şey diyeceğim bir sürü kişi bana laf edecek falan işte ortamı gelen insan olmayayım deyip susuyoruz.
Ya da yani kimse bir şey demiyor bana mı kaldı bir şey söylemek deyip susuyoruz.
Ama biz sustukça o şaka dediğimiz şeyler ofis kültürünün tulaları haline geliyor.
Bir bakmışsınız dil şöyle değişmeye başlamış işte hanım kızımız hitapları ya da ortamda kadınlar olduğu için yapılmayan ama aslında zihniyette devam eden o espriler profesyonel eşitliği
bir nezaket meselesine indirgemiş duruma geliyor.
Gerçek eşitlik kadınların olduğu masada böyle beyler dilimize dikkat edelim denilen o yapay nezaket değil aslında.
O dilin zaten artık orada barınamadığı bir kültürdür.
İyi niyet adı altında sesimiz kısılıyorsa orada gerçek bir çeşitlilikten diversity diyeceğim burada bahsedemeyiz.
Orada sadece vitrin süsü olarak varız demektir.
Şimdi diversity diyeceğim dedim neden?
Biliyorsunuzdur belki bu diversity kavramı son zamanlarda son özellikle böyle 2-3 yıldır falan çok popüler.
Hatta üzerine bazı şirketlerde departmanlar falan kuruluyor.
Yaşanan örnekler var.
Onlardan bir tanesini söylemek istiyorum size.
Mesela diversity ile ilgili yapılan bir toplantıda bulunmuş bir arkadaşım.
O toplantıdaki yöneticilerden biri şunu söylemiş.
İşte diversity proje grubunun başındaki üst düzey bir yönetici söylüyor bunu bir erkek.
Ya arkadaşlar ya bu diversity konusunu böyle geylik, lezbiyenlik üzerinden yapmayalım tamam mı falan gibi bir şey söylemiş mesela.
Yani ey yönetici, ey diversity projesinin başındaki yönetici.
Sen bu kavramı hiç anlamamış.
Ve bizim de kendi küçük beyninin alabileceği kadar sığ bir zihniyete sahip olduğumuzu düşünüyorsun sanırım.
Çünkü bu diversity kavramı, ofislerdeki eşitlik kavramı o üst düzey pozisyonlardaki özellikle erkek çalışanların üzerine çok fazla düşünüp kafa yorması gereken ayrı bir konu.
Ama bunu burada fark ediyorum.
Birazdan yine bu diversity kavramı üzerinden devam edeceğim.
Peki bu dil kalkalını nasıl kıracağız?
İşte bu eril dili, cinsiyetçi şakaları falan nasıl kırabiliriz?
Yani eşitliği sadece rakamlarda, yani şunu demek istiyorum, şirketimizde şu kadar kadın çalışan var, raporlarında değil de o masadaki seslerin gücünde nasıl arayacağız?
İlki şu olabilir, kişiyle eylemi birbirinden ayırmak.
Yani birinin iyi bir baba, iyi bir arkadaş olması, profesyonel bir ortamda eril dili kullanma hakkını ona vermez.
Bunu bir defa netleştirmemiz gerekiyor.
İkincisi ise müttefiklik.
Yani yanımızda bir kadının sözü kesildiğinde, Ya da iyi niyetli bir şakaya maruz kaldığında odadaki o iyi adamların sessiz kalmaması gerekiyor aslında.
Gerçek eşitlik bir sorun çıkaran olmadan önce o dilin yanlış olduğunu söyleyen iş arkadaşlarımızla başlayacak.
Şimdi bir düşünün. Bugün o tırnak içinde söylüyorum.
İyi niyetli şakalardan kaçına sadece ortam bozulmasın diye güldünüz ya da o ortamda bulunmak zorunda kaldınız?
O gülümseme hayal ettiğimiz o eşit ofisin kapısını biraz daha mı kilitliyor yoksa?
Evet dilin bizi nasıl köşeye sıkıştırdığını konuştuk.
Şimdi biraz daha derinlere inelim ve kendi içimize bir bakalım istiyorum.
Şimdi ofis koridorlarında yankılanan o topuklu ayakkabı seslerini düşünün.
O ses bize bir güç mü veriyor yoksa aslında bir hayatta kalma ritmi mi tutuyoruz o topuklu ayakkabıların sesiyle?
Şimdi çoğumuz o plazaların kapısından içeri girdiğimiz an Üzerimize görünmez bir zırh geçiriyoruz.
Yani öyle değil mi? Bu benim çalıştığım birçok şirkette büyük plazalardan içeri girdiğimizde kadın olarak çoğumuzun yaptığı bir şeydi.
Ben de dahil olmak üzere.
Nedenini aslında çok iyi biliyoruz.
Şimdi burada bir itiraf edelim.
Çünkü o ofiste bazen ciddiye alınmanın yolunun kadınlığımızı kapının dışında bırakmaktan geçtiğine biz inandırıldık.
Duygularımızı saklıyoruz.
Ses tonumuzu daha sertleştiriyoruz.
kararlı görünmek adına maskülen bir sertliğe bürünüyoruz çoğu zaman.
Hatta bazen böyle sırf duygusal damgası yememek için en haklı olduğumuz yerde bile sesimizi yükseltmekten korkuyoruz.
İşte o meşhur kurumsal kadın personası da biraz böyle doğuyor aslında.
Yani şöyle düşünün mesela bir erkek ofiste iş yerinde böyle masaya vurduğunda bir şeyi söylerken tutkulu ve kararlı olarak alkışlanabiliyor.
Ama biz kadınlar aynı şeyi yaptığımızda Çok agresif bir kadın ya da çok kontrolcü bir kadın bu diye etiketlenebiliyoruz.
Bu etiketlerden kaçmak için de kendimizden vazgeçip sistemin bizden beklediği o erkek gibi kadın rolünü oynamaya başlıyoruz ofislerde.
Yani maskülen bir zırh kuşanıyoruz ama o zırhın içinde nefes almak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Kendi doğamızla, neşemizle, kırılganlığımızla ya da sezgilerimizle O ofislerde, o toplantı masalarında, çalışma masalarında oturmak neden bu kadar cesaret istiyor?
Neden başarılı kadın imajı hep o gri, sert ve duygusuz kodlarla çiziliyor?
Aslında o hayal ettiğimiz eşit ofis sadece yanımızdaki adamla aynı maaşı aldığımızda kurulmayacak.
O ofis, biz o maskülen zırhları çıkarıp attığımızda, ne bileyim Gökçe olarak, Ayşe olarak, Melis olarak tüm renklerimizle o koltukta oturduğumuzda, Ve bu halimizle de yeterli görüldüğümüzde gerçek
olacak. Ama şu anki tabloya bakın.
Kaçımız toplantılarda acaba çok mu kadınsı diyecekleri bir tepki verdim diye kendimizi sorguluyoruz değil mi?
Kaçımız sadece hayatta kalmak yani ofis içinde hayatta kalmak veya zayıf, duygusal, duygularıyla karar veriyor denmemesi için o zırhın altında terliyor.
Bu zırhlar bizi koruyor mu yoksa bizi biz olmaktan mı çıkarıyor onu bir düşünmek lazım.
Belki de o cam binaları asıl soğutan şey...
içindeki insanların kendi gerçekliklerinden vazgeçip birer kurumsal robota dönüşmesidir.
Ne dersiniz? Şimdi şu diversity konusuna geri dönmek istiyorum.
Şu şirketlerin gururla sunduğu o meşhur çeşitlilik raporlarına bir göz atalım.
İşte hani her yerde gördüğümüz o grafikler.
Allah'ım LinkedIn'e girin.
Hele böyle 8 Mart haftası falan bu grafikler böyle...
Nasıl diyeyim gözümüze gözümüze sokulur gerçekten ama altı boş saat ki çoğu şirkette bazen öyle oluyor hiçbir anlamı yok.
Yani işte mesela yazıyorlar şirketimizin yüzde ellisi kadın çalışanlardan oluşuyor.
Bu yıl şu kadar kadın çalışanımız terfi aldı falan gibi böyle grafikler paylaşırlar.
Kulağına kadar hoş geliyor öyle değil mi?
Yani sanki o iş yerinin içinde her şey çözülmüş eşitlik sağlanmış gibi.
Peki o yüzde elli nerede duruyor bir ona bakalım isterseniz.
Yani ofislerdeki kadın sayısının çok olması.
O ofiste gerçekten eşitlik olduğu anlamına geliyor mu?
Biz sadece o modern şirket vitrininin en güzel süsleri miyiz?
Şimdi şeye geri dönmek istiyorum.
Buradan detaylara geçmeden önce.
Bölümün başında dedim ya bir görsel gördüm, Instagram'da bir post gördüm diye.
Bu arada bu Instagram postunu paylaşan sayfa Even For Us topluluğu.
Daha doğrusu Even For Us topluluğu.
Doğrusunu söylemek gerekirse.
Biraz bilgi vereyim bu topluluk hakkında isterseniz.
Auenforaz ve W ile yazılıyor.
Instagram'dan girip de bakabilirsiniz takip etmiyorsanız.
Böyle toplumsal cinsiyet eşitliği, kapsayıcılık ve kadının güçlenmesi odaklı çalışmalar yürüten, Türkiye merkezli benim araştırdığım kadarıyla.
Eğer bir hata yapıyorsam bu bölümü Instagram'da yayınlarken onları etiketleyeceğim.
Dönüp bana bilgi verebilirler.
Bir sosyal girişim ve bir topluluk aslında.
Özellikle iş dünyasında ve sosyal hayatta kadının konumunu güçlendirmeyi.
Farkındalık yaratmayı ve işte bu eşitlik kavramını bir kurum kültürü haline getirmeyi hedefliyorlar.
Eşitlikten yana tarafız gibi bir mottoları var.
Böyle hareket ediyorlar. Aslında sadece kadınların da değil, yani her bireyin potansiyelini eşit şartlarda gerçekleştirebileceği bir dünya kurgusuna odaklanmış gibi hissettim ben açıkçası onları incelediğimde
ve takip ettiğimde. Yani cinsiyet rollerinin getirdiği kalıp yargıları kırmayı ve daha adil bir sistem inşa etmeyi amaçlıyorlar.
Böyle bir kız kardeşlik ağından ziyade değişimin ancak kolektif bir bilinçle mümkün olduğuna inanan bir ekosistem diyebiliriz aslında bu topluluğa.
Bu nedenle sadece kadınları değil erkekleri de bu dönüşümün bir parçası olmaya davet ediyorlar.
Şimdi o paylaştıkları postaki görseldeki plazaları gene düşünelim.
Ve en alt katlardan en üst katlara doğru bir yolculuğa çıkalım.
Çünkü demiştim ya hani ofislerde kadın sayısının çok olması o ofiste gerçekten eşitlik olduğu anlamına geliyor mu?
Yoksa sadece bir vitrin süsü mü?
Neden onu söylüyorum?
Şimdi alt kattan başlayalım yukarı doğru çıkmaya.
Operasyonda kadınlar var. Asistanlıkta kadınlar var.
Uzman kadrolarında ise sayımız bir harika gerçekten.
Bunun dışında efendim şirket içindeki doğum günü, etkinlik, ne bileyim hediye alımı yani bir...
Organizasyon bir şeyi organize etme durumlarında da hep hep kadınlar var.
Ama dönün o kapalı kapıların ardında ne bileyim kararların alındığı stratejilerin belirlendiği işte büyük bütçelerin yönetildiği o meşhur işte üst düzey yöneticilerin
olduğu yönetim kurulunun olduğu katlara doğru çıktığımızda o kalabalık neden birden seyrekleşiyor.
Gerçek çeşitlilik yani sadece ofis koridorlarında kadın seslerin yankılanması değildir ki yani doldur kadınları değil mi?
Yani bahsettiğimiz eşitlik bu değil.
Gerçek çeşitlilik kadın sesinin şirketin geleceğine yön veren o masada da yankılanmasını sağlamaktır aslında.
Şirketler, iş yerleri bunu yapmalı.
Eğer biz sadece işleri yürüten, ne bileyim operasyonu sırtlayan ama o büyük kararlarda sadece dinleyici kalan taraftaysak bunun adı eşitlik değil, bunun adı temsiliyettir.
Bir de şu var, bazen şirketler bizi sadece Ya bir de bir kadın bakış açısı lazım falan diyerek bir toplantıya çağırır ya da işte bir o proje masalarına davet ederler.
Ama bizi biz olduğumuz için değil de bir segmenti temsil ettiğimiz için o koltuğa oturtuyorlarsa bu da bir çeşit ayrımcılık değil midir?
Biz o masada sadece kadın olduğumuz için değil yetkinliğimizle, zekamızla ve o kararlara katacağımız gerçek değerle var olmak istiyoruz.
Hayalimizdeki o eşit ofis...
Sadece insan kaynakları raporlarında kadın sayısını arttırdık tikini atmakla kurulmayacak.
O ofis o vizyonu belirleyen masada koltukların yarısı bizim olduğunda ve biz orada bir kota dolayısıyla değil de hak ettiğimiz için oturduğumuzda gerçek olacak.
Peki size soruyorum şimdi sizin ofisiniz ne kadar renkli?
Sizler çoğunlukla vitrinde mi varsınız yoksa o büyük kararların tam merkezinde mi?
İşte instagramda bana bunların cevaplarını yazarsanız çok sevinirim.
Şimdi eril dili, cinsiyetçi şakaları falan konuştuk.
İşte giydiğimiz zırhları konuştuk, deştik.
O vitrinlerdeki sahte raporlara baktık.
Peki ne yapacağız?
O cam binaların içinde sadece hayallerimizde değil, her sabah adım attığında hissedeceğimiz o gerçek eşitliği nasıl kuracağız?
Şimdi beraber bir ofis hayal edelim istiyorum sizinle.
Ne olabilir bu ofiste?
Böyle ceketlerin çıkarıldığı, maskelerin atıldığı bir yer olsun değil mi?
O maskülen... Ceketleri giymeyelim, o zırhlandığımız maskeleri takmayalım.
Yani öyle bir yer olsun ki bir kadının o gün ruhsal olarak yorgun olması veya sadece kendinde olmaması bir zayıflık işareti olarak görülmesin.
Erkeklerde bu görülmez ama kadının modu biraz daha düştü mü hemen böyle bir zayıflık işareti olarak kodlanır.
Mesela ne bileyim bir toplantıda her zamankinden daha sessiz kaldığında bir kadın veya bir kararda tereddüt ettiğinde hemen Acaba özel bir durumu mu var?
Çok mu duygusal yaklaşıyor acaba olaylara?
Hatta aslında bu durum bakın şöyle bir şeyde derler.
Klasik kadın işte abi gibi etiketlerin yapıştırılmadığı bir kültürden bahsediyorum ben.
Böyle ofisler olmasını istiyoruz değil mi?
Hepimizin hayalindeki ofisler böyle.
Yani insani bir anın, bir duraksamanın ya da o günkü düşük enerjinin profesyonelliğe gölge düşürmediği bir ortam olsun ofisler.
Kadınların modu düşük olduğunda işte kadın abi ya yine...
Hormonları vesaire devreye girmiştir.
Üstüne gitme falan diye düşünülür.
Ama aynı düşük mod erkekte olduğunda ya işte bütçeyi düşünüyor ya da satışları düşünüyordur falan diye yorumlanır.
Ya bu da genelde böyle yorumlanma da genelde erkeklerin tarafında böyle görülüyor.
Yani diyorum ki kimsenin robotlaşmak zorunda kalmadığı.
Ben bugün sadece işime odaklıyım ve enerjimde düşük diyebilmenin lüks olmadığı bir ofis ortamı olsun ya.
Duyguların bir hata kodu değil de.
O masadaki kararların bir parçası ve aslında bir vizyon derinliği olarak görüldüğü bir kültür olsun.
Yani çözüm sadece şirket politikalarında değil.
Bakın bizim her gün o ofisteki duruşumuzda saklı aslında.
Yoksa politikalar yazılır, mailleri atılır falan ama uygulamaya geçmediği sürece ve bizler de kadın olarak harekete geçmediğimiz sürece sadece bir SOP olarak şirket arşivlerinde kala
kalır. Şimdi şöyle bir liste yapabiliriz diye düşünüyorum.
Bir defa gülmeyi bırakacağız.
Ama şöyle tabii yanlış anlamayın hani neşemizden bir şeyler kaybedelim demiyorum.
Demek istediğim şey şu.
Yanımızda yapılan hani o masum ama cinsiyetçi espriler vardı ya işte abi adam iyi niyetli ya falan diye.
İşte o ortam bozulmasın diye biz de bazen gülümsemek zorunda kalıyorduk.
İşte bunu yapmayacağız. Çünkü sessizliğimiz aslında en güçlü cevabımız olabilir.
Karşı taraf iyi biri olabilir.
Ama bu bizim sınırlarımızı ihlal etme hakkını ona vermez.
Bizim üzerimizden şaka.
Ve bunu da gerçekten bir otokontrol haline getirmeyecek.
Şirketin kültürü bu olduğu için buna artık doğal halinde uyumlanması gerekiyor erkeklerin.
Ve biz kadınların da bunlara işte sesimiz çıkarmayalım şimdi bizi yanlış anlarlar falan diye sessiz kalmamız gerekiyor.
İkincisi demin müttefiklik demiştim ya.
Evet sorumluluk paylaşmamız gerekiyor.
İşte o ofisteki görünmez işleri ne bileyim not tutma, organizasyon, mutfak düzeni falan.
Sadece kadınların üzerine yıkılmasına izin vermeyeceğiz yani.
Evet bu defa sıra kim neydi bakalım diye sormaktan çekinmeyeceğiz ve bir erkeğe de bu görevi vereceğiz.
Evet başta biraz çok olacak.
Ya işte bizim Ayşe yapıyordu bunları ya falan deyip bu sefer sizin yapmanızı istiyoruz diyeceğiz mesela.
Bir diğer önerim bizimle iş birliği içinde olacak çalışma arkadaşlarımızı seçmek.
Yani ofisteki erkek meslektaşlarımızla bu konuları dürüstçe konuşabilir olmalıyız.
Onların sadece işte iyi bir adam olmaları yetmez.
Sesimiz kesildiğinde, üzerimizden espri yapıldığında o ortamda bizim için alan açan, işbirliği içinde olacağımız müttefikler olmalarını isteyelim.
Bunları onlarla konuşabiliriz gerçekten.
Ve tabii ki kendi sesimize de sahip çıkacağız.
Yani ne bileyim bir toplantıda çok iyi fikri savunduğumuzda ya da dile getirdiğimizde bir erkek tarafından reddedilip veya böyle sanki kendi fikriymiş gibi bizim fikrimizi alıp böyle tekrarladığında
Susmayacağız orada yani işte çoğunlukla susuyoruz ve o toplantı bittikten sonra ya gördün mü yaptığını ya benim fikrimi aldı öyle etti böyle etti çevirdi kendi fikrimiş gibi sattı diyoruz.
İşte toplantıdan çıkınca yapmayacağız bunu.
O toplantıda o iş yerinde bulunduğumuz iş ortamındaki sohbet ortamı neyse işte aslında az önce ben de tam olarak bunu söylemiştim diyebilecek o alanı kendimize açmamız gerekiyor.
Cesur olacağız bunlarla.
Neyse ya deyip içimizi atmak.
işte şimdi bir şey derim de ters anlarlar sorun çıkaran kadın derler falan diye düşünmeyi bırakacağız artık ya hepimiz böyle yetişkin insanlarız ve profesyonel bir iş ortamındayız sesimizi böyle kısmılarına kesmelerine izin
vermeyeceğiz hatta aksine hakkını arayan olmaktan da gurur duymalıyız ve son olarak şu zırhlarımızı bir çıkartalım artık ya gerçekten yani ciddiye alınmak için maskülen bir zırha ihtiyacımız
yok biz buna inandırıldık bizi Böyle oryanti ettiler.
Adaptasyonlarımızı böyle yaptılar.
İşte bak Gökçe'cim bu şirkette böyle var olmak istiyorsan işte şu zırhını giyeceksin, şöyle göstereceksin kendini falan diye.
Ya bunları atalım ya biz biziz ve olduğumuz gibi olmaktan mutlu olmalıyız çalıştığımız ofislerde.
Yani kendi rengimizle, kendi üslubumuzla ve tüm yetkinliklerimizle o ofislerde var olmalıyız.
Benim kontrol listem böyle.
Ekleyeceğiniz bir şeyler varsa lütfen Kadın Dediğim Podcast Instagram sayfasında yorumlarınızı yazınız.
Evet hanımlar, bölümü bitirirken o en baştaki bahsettiğim Instagram postunu tekrar hatırlayalım.
Neydi? Masmavi bir gökyüzü ve aynalı camlı plezalar ve o binaların üzerinde yazan eşit bir ofis hayalimiz var yazısı.
Yani o plezalardaki aynalı camlı binalar bizi dış dünyadan ayırmak için değil de sanki içeride ne olup bittiğini gizlemek için orada duruyor gibi olmasın aslında.
Ama biz bunu değiştirebiliriz.
Bakın hepsini konuştuk bu bölümde değil mi?
Eril dilin iyi niyet maskesini düşürdük.
Üzerimizdeki maskülen zırhların ağırlığını tarttık.
Ve o parlak şu kadar kadın çalışanlarımız var raporların arkasındaki boşlukları da gördük.
Gerçek şu ki o binaların içini biz dolduruyoruz.
Bizim sessizliğimiz o duvarları kalınlaştırıyor.
Bizim sesimiz ise o camları şeffaflaştırıyor.
Eşit bir ofis ortamı bir gün birinin bize vereceği bir hak değil.
Bizim her sabah o kapıdan içeri girerken yanımıza taşıdığımız kendimiz olma ısrarımız olmalı.
Yarın ofise gittiğinde, masana oturduğunda sadece işini yapmaya değil, o masadaki varlığını olduğu gibi kabul ettirmeye git mesela.
Şakaların dozunu, hitapların sınırını ve kararların rengini belirleyenlerden biri olduğunu hatırla, hatırlat kendini.
Çünkü eşitlik, biz kadınlar mış gibi yapmayı bıraktığımızda...
Ve o cam binaların içinde gerçek sesimizle konuşmaya cesaret ettiğimizde başlayacak.
Kadın Dediğin'de bugün o soğuk plazaların içinde kendimize ait bir alan açtık.
Bir sonraki bölümde yine kendi hikayemizde ve yine bu netlikle buluşmak üzere.
Sesinize ve o sarsılmaz duruşunuza iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
