
Çocuk da yaparım kariyer de! Gerçek mi ? Efsane mi ?
14 Nisan 2023 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar herkese ben Gökçe.
Hayatımıza Nilkara İbrengil şarkısı ve bir markanın reklam müziği olarak giren çocuk da yaparım kariyer de diye dillere pelesenk olan bu söz gerçek hayatta uygulanabilir mi yoksa efsane
olarak mı kaldı? Veriler, uzman görüşleri ve gerçek kişilerin yorumlarıyla anlatıyorum.
Hadi başlayalım. Öncelikle aslında şunu belirlemek istiyorum.
Çocuk da yaparım kariyer de derken.
Yani kariyeri belirtirken çalışma hayatına devam etmekten mi yoksa daha üst pozisyonlara geçtiğimiz sadece elde ettiğimiz paketlerin değiştiği değil de sorumluluklarımızın ve iş yükümüzün
de arttığı bir durumdan mı söz ediyoruz?
Aslında benim burada kariyer de yaparım derken vurgulamak istediğim gerçek bir orta veya üst düzey pozisyon değişikliği aslında.
Yani aslında hem çocuk büyütüp hem de belirli bir standardı yakaladığımız, güvenli alanımızda olduğumuz, risk almadığımız, sorumluluklarımızın artmadığı işlerimize devam edebiliriz
diye düşünüyorum aslında.
Ama bu cümleyi kurarken bile tekrar düşünüyorum.
Bu durum bile yaşadığımız coğrafyada ve ülkemizdeki çoğu kurumun kültüründe bile olmayabiliyor.
Yani eğer bir doğum izni çıktıysanız döndüğünüzde işinizle ilgili...
Bıraktığınız her şey eskisi gibi olmayabiliyor.
Terfiler yapılmış oluyor.
Sizin hak ettiğiniz terfileri başkaları almış oluyor.
Yaptığınız işi başka birine geçici olarak veriyorlar ve o çalışma modeli değişiyor.
Sizin ona uyum sağlamanız isteniyor.
Halbuki o işi yıllarca siz yapmışsınız falan.
Yani gerçekten çalıştığınız işi korumak bile zor olabiliyor.
Kaldı ki nerede kaldı işte terfi almak, üst düzey pozisyonlara geçmek falan.
Peki daha da fazlası olsa yani bir ekibiniz bile yokken artık size 100 kişilik bir ekip raporlamaya başladıysa ya da yönetim kuruluna da artık daha yakın bir pozisyonda çalışmanız gereken bir terfi aldıysanız veya
şehir hatta ülke değiştirmeniz gereken bir iş teklifi aldıysanız o zaman ne olacak?
Bu durumda çocuk yapmayı öteler misiniz veya çocuğunuzu tırnak içinde söylüyorum ikinci plana atmanızın gerektiği bir yaşam şekline geçmeyi göze alabilir misiniz?
Bu ikilemde kalıp bir karar vermek durumunda kalındığında kariyer hep kayıp mı ediyor?
Kadınlara, özellikle de evli kadınlara iş görüşmelerinde bile soru işaretiyle yaklaşıldığını biliyorsunuz.
Sadece kadınların maruz kaldığı mülakat soruları podcastimde de anlatmıştım.
Şöyle ki... Şimdi bu kadın çocuk sahibi olursa işten uzaklaşacak, dikkati dağılacak, bizim istediğimiz çalışan profili olan 7-24 işi düşünsün personeli olmayacak gibi soru
işaretleri yüzünden kadınlar yetkinlikleri ve özgeçmişleri her ne kadar başvurdukları işe uygun olursa olsun mülakatları geçemeyebiliyorlar.
Bu süreçleri bir şekilde geçmiş ve çocuk sahibi olarak çalışmaya devam ediyorsa da iş terfi sürecine gelince Sadece anne olduğu için de alması muhtemel terfi
için geçtiği mülakatlarda son ikiye bir erkek ile kaldıysa terfiyi o erkeğin kapması çok daha yüksek bir ihtimal olabiliyor.
Bunu ben değil çalışmalar ve araştırmalar söylüyor.
Bir de gerçek yaşam deneyimleri.
Ön yargılar cam tavanlar derken bir kadın için terfi almak veya kariyerini bir adım öteye taşımak zaten atomu parçalamak kadar zor olabilirken bir de bir aile kurduğu ve çocuğu
olduğu için de ikilemde kalabiliyor.
Bu ikilemde kalan kadın eğer kariyerini seçiyorsa iyi bir anne değilim baskısını hem kendi kendine hem de toplumsal ön yargı olarak yaşayabiliyor.
Kariyerini seçmezse de sanki tüm hayatı boyunca uğraştığı ve kendini iş hayatında belirli bir noktaya getirdikten sonra vazgeçtikleri için yine kendine bir baskı uyguluyor ve yine toplum,
ailesi ve sosyal çevresi tarafından işte efendim bunca yıl okudu, didindi, uğraştı şimdi evde çocuk büyütüyor.
İşinde nerelere gelebilecekken uğraşmadı çocuğunu seçti.
Şimdi kendi akranları ne pozisyonlarda bu yaşında hala aynı işi yapıyor gibi mücadele edebilirdi gibi bir baskıya maruz kalabiliyorlar.
Şimdi size yine yapılan bir araştırmadan söz etmek istiyorum.
Bu araştırmada üç tane konuya bakılıyor.
Bir tanesi çocuk da yaparım kariyer de sözü günümüzde ne kadar geçerli?
Diğeri kadın çalışanların çalıştığı şirketlerden beklenti ve öncelikleri neler?
Diğeri ise kurumlarda yani o kişilerin çalıştığı kurumlarda anne adayları ve anneler için hangi olanaklar sunuluyor?
Çalışmaya katılan kadınlar iş hayatında aktifler ve %60'ı anne.
Annelerin ise %72'si tek çocuk sahibi.
Çalışmaya katılan şirketlerin ise yarısı yerli yarısı yabancı firma.
Yerli firmalarda tabii ki tahmin edeceğiniz gibi genellikle işte aile şirketi ya da böyle patron kavramı ile yönetiliyor.
Çalışmaya katılan annelerin %77'si hamilelik dönemi ve doğum sonrasında iş hayatı ile ilgili en az bir problemle karşılaştığını belirtmiş.
En çok karşılaşılan problemleri ise şöyle sıralamışlar.
Doğum sonrası iş ve özel hayat dengesini kurmak zor olabiliyor demişler.
Bir diğeri çalışma ortamının fiziksel imkanları.
Doğum izinden yeni dönmüş anneler için fiziksel imkan oldukça önemli biliyorsunuz.
Buralarda problemler var demişler.
Ve son olarak da kariyer gelişimi.
Yani döndüm ben doğum izinden de benim kariyerim ilerlemem nasıl olacak?
İşte bir 4-5 ay 6 ay bazen ücretsiz izin de alınabiliyor.
Ara verdim döndüm.
Şirket sanki bıraktığım yerde değilmiş gibi bir havada falan öyle hissediyorlar.
Ve tabii ki o zaman da işte çalışan anneler artık kariyer basamaklarını eskisi kadar rahat ve belki de daha özgüvenli çıkamayacaklarını düşünüyorlar.
Şimdi şöyle bir şey yaşamıştım ben.
Gerçekten hani bu kariyer basamaklarında ilerlemekle ilgili tamcık oturan bir örnek kendi başıma gelen bir şey anlatmak istiyorum.
Ben yaklaşık 20 sene kurumsal hayatta görev aldım.
Pazarlama departmanında ilerlemeye başladığım bir dönemdi.
Ve tabii ki kariyer geçişlerim de oldu bu süreçte.
İşte bir takım süreçler, mülakatlar falan.
Bulunduğum bir junior pozisyondan daha senior bir pozisyona geçmek de bir terfi süreciydi çalıştığım şirkette o zamanlar.
Şu anda da öyle galiba. Şu an bir çocuğum olmamakla beraber junior olduğum dönemde hamile kalmıştım.
Ve bunu bağlı oldum yöneticime.
İster istemez de biraz da heyecanlı bir haber olarak söylediğimde bana söylediği ilk cümle şu olmuştu.
Eee ne zaman aldırıyorsun?
Bu eğlenceli bir haber mi?
Terfine bu kadar az bir süre kalmışken çok plansız bir şey olmuş demişti.
Kendisine bazı beddualar edildi tabii ki o zaman.
Zaten yalnız ve bence bir miktarda sorunlu bir kadın olarak bir şirkette üst düzey olarak hayatına devam ediyor zannımca kendisi.
Yani hani sen şimdi hamile kaldın, seni sinir pozisyona geçirecektik, aldırmazsan...
Geçiremeyiz aldırırsan sinir olacaksın falan gibi böyle seni bir aile kurmakla çocuk sahibi olmakla aslında doğanın olağan döngüsünden vazgeçmenle ilgili bir şeyle aslında tehdit
ediyor. Yine emti olarak çalışan bir arkadaşım yaşadı bunu.
İşte management trainee hani bir artık yönetici olma yolunda ilerlediğiniz bir pozisyon emtilik.
Yine bu emtilik sürecinde hamile kalmıştı arkadaşım.
Ve terfisini etkilemesin diye neredeyse 5 ay saklamıştı hamileliğine.
Bu sefer de hani bu kadar geç niye söyledin baskısı yaşanacak diye bir endişe yaşamıştı falan.
E tabi biz de ona ne zaman söyleyeceksin ne zaman söyleyeceksin baskısı falan.
Yani düşünsenize aslında evet hamile kalmış olabilirsin.
Sen normal süreç içerisinde terfin neyse onu alırsın.
Ondan sonra doğum iznine gidersin, dönünce de kaldığın yerden devam edersin.
Aslında bu kadar basit olması gerekirken çalıştığımız şirketler de kendini işte Türkiye'nin bir numaralı şirketi falan diye lanse eden şirketler de biz bu baskıları yaşamıştık ne yazık ki.
Yine aynı araştırmadan başka bir veri paylaşmak istiyorum.
Katılımcı kadınların sadece dörtte biri kariyerinde ilerlerken ailesi ve çocuğuyla yeterli zaman geçirebildiğini düşünüyor.
Evet kariyer hedeflerken çalışan annelerin feda etmesi gereken en önemli şey zamanlar oluyor.
Bazı şirketlerde elde edeceğiniz terfiye aday birden fazla kişi varsa onlardan bir adım önde olmak için yapmanız gereken ekstra işler ve göstermeniz gereken yeterli
davranış modelinden fazlasını yapmanız gerekiyor.
Ki o terfiyi diğerlerine kaptırmayın.
Yani daha fazla çalışıp ya da çalışıyormuş gibi görünüp ve daha fazla...
Davranış modeli sergilemeniz gerekiyor.
İşte yöneticinizin daha fazla gözüne girmek, sizi unutmamasını sağlamak falan gibi şeyler yapmanız gerekiyor ki o terfi diğerlerine kaptırmayın.
Bu bir gerçek. Bu da genellikle zamanınızı işe feda etmekle oluyor genellikle.
Daha fazla işte zaman geçirmek oluyor.
Çünkü kim daha çok zamanını işe verirse diğer adaylardan bir adım önde olabiliyor gibi gibi.
Ya da terfinizi aldınız diyelim.
Çocuklarınıza yeteri kadar zaman ayırabiliyor musunuz?
Onu da bir düşünmek gerekiyor.
Şimdi kaliteli zaman ayırıyorum diye kendimizi telkin ettiğimiz bir durum da var.
Ama buna da bir örnek vermek istiyorum.
Yine kariyerinde oldukça iyi yerlere gelen bir arkadaşım da.
çocuğuyla kaliteli zaman geçirdiğini biz örneklerle anlatırdı işte hani evet işim çok zamanımı alıyor çok toplantım var seyahatlerim çok fazla oluyor ama çocuğuma da iyi vakit ayırıyorum biz kaliteli
zaman geçiriyoruz işte o zaman da şunları şunları yapıyoruz falan diye anlatırdı ki ta ki çocuğu bakıcısına anne diyene kadar evet Çocuk bakıcıya artık anne demeye başlamıştı.
Onu annesi gibi görmeye başlamıştı.
Bir şey olduğunda ona gidiyor, onun bacaklarına sarılıyor falan böyle şeyler olmaya başlamıştı.
Bunu fark ettiği an tüm iş yaşamına nokta koydu ve bir daha da geri dönmedi o arkadaşım.
Ünlü bir akademisyen de kariyer ile aile hayatına yeteri kadar zaman ayrılmasının mümkün olmadığını söylüyor.
Hatta bununla ilgili makaleler de yayınlamış.
Princeton Üniversitesi'nin Uluslararası İlişkiler Okulu'nun ilk kadın dekanı olan Anne Mary Slaughter üniversitedeki kariyerine ABD Dışişleri Bakanlığında baş danışmanlardan
biri olarak çalışmak üzere ara vermiş.
Yani üniversiteyi bırakmış ve Washington'a taşınıp bakanlıkta danışman olarak görev yapmaya başlamış.
Burada geçirdiği iki yılın ardından her şeye sahip olmanın mümkün olmadığını söyleyerek bir makale yazmış.
Diyor ki Princeton Üniversitesi'nde çalışırken kendi programımı kendim hazırlıyordum.
Çok çalışıyordum ama aileme zaman ayırabiliyordum.
Ancak Washington'da bu ayrıcalığımı kaybettim.
Bakanlıktaki üst düzey görevim Hillary Clinton'ın düzenine uygun çalışmamı gerektiriyordu.
Ve onun tüm anlayışına rağmen saat sabah 4.20'de başlayan günüm gecenin ilerleyen saatlerinde bitiyordu diye açıklama yapmış.
Washington'da çalıştığı müddetçe günün her saatini toplantıda ya da ne bileyim rapor yazarak geçirdiğini anlatan Slaughter, iki yıl boyunca çocuklarını göremediğini hatta 24
saat açık olan restoranlar haricinde mağazalara ve başka restoranlara giremediğinde sözlerini eklemiş.
Slaughter sonunda Princeton'daki kariyerine dönerek çocuklarının yanında olmak istediğini de anlatmış bu makalesinde.
Diyor ki kariyerim boyunca kadınların çok çalışır ve gerekli fedakarlıkları yaparlarsa zirveye çıkacaklarını düşünürdüm.
Hatta ailesi uğruna kariyerlerinden vazgeçen kadınları da küçümserdim.
Bana tavsiye için gelen genç kadınlara her şeye sahip olabileceklerini söyleyerek kariyer ve aile arasında yaşadıkları kararsızlığın kendi suçları olduğunu düşünmelerine neden oldum.
Ama kadınların birçoğu gibi başkasının düzeniyle çalışmaya başladıktan sonra haksız olduğumu da anladım.
Aileyi tercih etmek, kadınların kötü iş kadınları olması ya da yeteri kadar hevesli olmadıkları anladım.
Aslında şunu demek istiyor.
Kariyerinden ailesi için vazgeçen kadınlar aslında çalışmak istemedikleri için vazgeçmiyorlar kariyerlerinden.
Sadece... Şirketlerdeki düzen yanlış kurulduğu için sonunda pes etmek zorunda kalıyorlar diye belirtiyor.
Asıl eşitliğin eşit maaş değil aile konforunu da içine alacak şekilde tanımlanması gerektiğini savunuyor bu akademisyen hanımefendi.
Tabi bu Amerika'da biraz böyle olabilir.
Gerçi Amerika'da bile kadın erkek ücret eşitsizliği oldukça gündemde.
Ama bizim ülkemizde hem bu var.
Hem de düşünseniz yani şirketinizde bir planlama anne olan ya da anne olmayı düşünen kadınlar için bir planlama olmadığı için artık maaşı bile geçtiniz işinizi korumak sizin önceliğiniz olmaya başlıyor.
Yani kadınlardan çocuklarından ya da işte içgüdülerinden isteklerinden vazgeçmelerinin beklenmesinde oldukça eleştiren bir makale yazmış kendisi ve eklemiş.
Erkeklerin çocuklarını daha az sevdiğini düşünmüyorum ama erkekler kariyer söz konusu olduğunda.
Ailelerinden daha kolay vazgeçebiliyor.
Çünkü neden? Eşine güveniyor.
Belki de hala ana görevlerinin aileyi geçindirmek olduğunu düşündükleri için.
Yani evet ben bu kariyeri seçeceğim, bu terfiyi alacağım.
Sen çocuklarla ilgilenmeye devam edeceksin.
Ben de onların işte geleceği için, daha iyi okullarda okuması için, işte bla bla için.
Elimden gelen fedakarlığı gösterip bu işi kabul edeceğim.
Sanki ben istiyor muyum zannediyorsun bu işi almayı işte belki başka bir şehre gitmeyi falan diye de üste çıkarlar hatta ve sizi bir şekilde ikna ederler.
Kadınların ailelerini ve çocuklarını tercih etmesinin ise zayıflık değil normal bir durum olduğunun altını çiziyor her defasında akademisyen hanımefendi.
Ve diyor ki iş yerinde gerçekten eşitlik istiyorsak.
İş aile dengesini kurmalı ve kadınların kendi çalışma düzenlerini kontrol edebilmelerini sağlamayız diye de altını çiziyor.
Dönelim araştırmanın detaylarına.
Katılımcı kadınlara şu soru sorulmuş.
Anne olduktan sonra iş hayatından uzun süreli yani doğum izninize belki de ek olarak bir izin de aldığınız ayrı kaldığınız kariyer molası verdiğiniz bir dönemin sonrasında yeni bir iş bulma
sürecinde sıkıntı yaşadınız mı?
Anne olduktan sonra uzun süreli kariyer molası veren kadınların %62'si yani yarısından fazlası iş bulmakta zorlandıklarını belirtiyor.
Ülkemizde ne yazık ki bu durum var işte.
Bu da bir önyargı aslında.
Diyelim ki iki sene ayrı kalmış iş hayatından.
Hemen şöyle bir önyargı.
İşte artık paslanmıştır, çok geride kalmıştır, yetişemez, o iki yılda neler değişti falan gibi bir önyargıyla iş görüşmelerine bile çağrılmıyor ne yazık ki anne olmuş.
kadın çalışanlar.
Halbuki yani işte belli okulları bitirmiş, belli yetkinlikleri var, belli deneyimleri var.
Yani velev ki acayip bir teknoloji geldi ve sizin şirketiniz ilk yılda buna adapte oldu.
Ben de olurum. Yani benim iki yıl ara vermiş olmam döndükten sonra iyi bir kurumsal eğitimle o yeniliğe adapte olamayacağım anlamına gelmiyor.
Ama genelde işte daha genç, işte belki bekar ya da işte böyle ara vermemiş kadınları İşe almayı tercih ediyor kurumlar ne yazık ki.
Araştırmaya katılan annelerin yüzde 44'ü çocuk sahibi olmanın kariyerlerinin olumsuz etkisi olduğunu belirtirken anne olmayan kadın çalışanlarda bile bu oran yüzde 35.
Yani belki daha detaylı bir sosyolojik araştırma ile daha net verilere ulaşılabilir ama şu da bir gerçek ki çocuk sahibi olma yaşı şehirli ve çalışan kadınlarda neredeyse 40'ları bulmuşken Kariyerde
ilerleyebildiği kadar ilerlemenin çocuk sahibi olduktan sonra alamayacağı terfileri bu yaşa kadar halletme düşüncesinin etkisi olduğunu düşünüyorum ben.
Evet işte hep bir bahanemiz oluyor.
İşte şu pozisyona geçeyim, işte şu projemi tamamlayayım falan.
İşte çocuk sahibi olduktan sonra o terfiyi alamayacağınız için en azından belli bir noktaya kadar gelmeyi planlıyoruz.
Ne yazık ki bu böyle.
Halbuki işte ne zaman anne olmak istiyorsan, ne zaman aileni büyütmek istiyorsan o zaman yapmalısın.
Ve iş hayatına döndükten sonra da kaldığın yerden devam etmelisin.
Ama maalesef böyle olmuyor.
Peki gelelim madalyonun öteki yüzüne yani kurumlara.
Kurumların gözünden kadınların çalışma hayatındaki yerini artırmanın önündeki en büyük iki engel şöyle.
Yani daha doğrusu onlar öyle belirtmişler.
Annelik izne çıkılması durumunda iş gücü kaybının oluşacağı düşüncesi.
Ya bunu bir türlü anlamıyorum ben gerçekten.
Yani bir kişi annelik iznine çıktı diye o şirkette işler yolunda gitmemeye başlıyorsa yani işler böyle yarım kalıyorsa ve ilerleyemiyorsa ya bakılması gereken başka şeyler var demektir o şirkette.
Yani dünyanın sonu değildir ya.
Veya o çalışanınız annelik izninde olmasaydı şimdi Forbes'da mıydınız yani?
Öyle bir şirkette hiç duymadım gerçekten.
Yani işte bu iki kadın doğum izinde olmasaydı biz şimdi dünyada ilk 500 dedik falan.
Öyle bir durum yok yani iş performansı düşecek.
Yani yedekleyin çalışanlarınızı yani her pozisyonu bir kişi alıyorsunuz başka birini yedekleyin, rotasyonlar yapın falan yani çözümsüz değil.
Ya kaldı ki en fazla ne kadar 6 ay mı uzak kalıyor şirketten?
6 ayda ne kadar dibe vurabilir bir şirket?
O da ayrı bir şey. Bir diğeri ise bu kurumların önündeki engel pozitif ayrımcılık veya çeşitliğe yönelik kurum uygulama ve politikalarının yeterli olmaması.
Yani bunu hemen hemen her podcast'e dile getiriyorum.
Şirket yönetim kurullarına ve insan kaynakları departmanlarına ve o kurumlara yön gösteren o danışmanlık firmalarına burada çok çok iş düşüyor gerçekten.
Çalışmaya katılan şirketlerin %93'ünde annelik nedeniyle işinden uzun süre ayrı kalan ya da işte kariyer molası veren kadın çalışanları iş hayatına geri kazandırmaya ve kariyerlerine
kaldıkları yerden devam etmelerine yönelik yapılandırılmış bir program.
Veya politika bulunmuyor.
Yani düşünün şöyle, kendiniz yaşamış olabilirsiniz, çevrenizde görmüş olabilirsiniz.
Hatta ne zaman geri döneceksin imansıyla geçen, işte bir 16 hafta mı artık neyse annelik izni de böyle geçiyor.
Aslında işte o çalışanların hamile kalması, endişesi, işte iş verimi kaybı falan da bundan geçiyor.
Çünkü konfor alanları bozuluyor şirketlerin ya da yöneticilerinin.
Şimdi bu çalışanımız annelik izne gidecek, 6 ay boyunca olmayacak.
ya da bu pozisyona ekstra bakacak birini bulup onu yetiştirmem, eğitmem gerekiyor.
Tabii bu yönetici için de ekstra bir iş.
Bundan kaçınıyorlar. İşte döndükten sonra ne olacak?
İşte atıyorum kendi çalışma arkadaşları, aynı pozisyonla çalışan arkadaşlarından işte tarifi alanlar varsa anne de dönecek ve aynı tarifleri isteyecek.
Onun için ne yapacağız falan gibi.
Bunlarla uğraşmak istemiyorlar.
Halbuki bunu bir kurumun kültürü olarak bir program haline getirip yani ben çocuk sahibi olduktan sonra şirketime döndüğümde nelerle karşılaşacağım?
İşte bir takım ekstra eğitimlere mi katılacağım?
Kariyerime devam etmem için şirket benim için neler yapacak?
Bunları bir kitapçık halinde elime verseler hem şirket yönetimi hem de anne olmuş personelleri oldukça rahatlayacaklardır ama maalesef...
Çalışmaya katılan hadi yerli şirketleri geçtim de yabancı şirketlerde bile böyle şeyler olmaması gerçekten üzücü.
Bir de şu var hani ne zaman döneceksin baskısı da yapılıyor ya aklıma gelmiş onu da söyleyeyim.
Bu sadece annelik izinde olan kişinin yöneticisinin baskısı da olmuyor.
Yani siz izine çıktınız yöneticiniz işte ya bir mail attım onu bir yarım mutlaka bakman lazım bunu bir tek sen biliyordun.
İşte az kaldı ne zaman döneceksin süt izini haftada bir mi bence topla al falan gibi yönetici baskısı değil.
O bile olsa kurumun kültürü bu konuda çok güçlü bir duruş sergilerse o yönetici de geri dön baskısı yapamaz annelik izinde olan kişiye.
Çünkü yani dönüp diyebileceğiniz bakın bizim kurumsal kitapçımızda, kurum kültürü kitapçımızda bu net bir şekilde belirtilmiş.
Bana yöneticinin bu baskıyı yapmamalı diye durumu anlatabileceğiniz bir birim olur.
Ama o da maalesef şirketlerde yok.
Peki anne olmuş çalışan kadınların?
Çalıştıkları şirketlerden beklentileri nedir diye bakacak olursak o da şöyle çıkmış araştırmada.
Bir defa esnek çalışma imkanı.
Doğum sonrası yarı zamanlı çalışma ve kurum bünyesinde kreş hizmeti verilmesini istiyorlar.
Yani bence bir ütopya bekliyorlar.
Şu an için öyle. Bu beklentileri karşılayan firma sayısı herhalde bir elin parmaklarını geçmez ama yapılmaması için de hiçbir neden yok.
Çok basit ve kolay beklentiler bunlar aslında.
Kurumlar böyle sadece bir süt odası veriyorlar ki benim mesela son çalıştığım şirkette bu fotokopi odasından hallice bir yerdi gerçekten.
Bir de yöneticilerin inisiyatifinde şey güya esnek çalışma.
E hadi tamam sen şimdi bir saat erken çık eve git.
Tamam yarın öğlen gel gibi esnek çalışma modeli var o kadar.
Yani buna esnek çalışma modeli derseniz tabii ki.
Ama zaten daha şirketlerinde çalışan kadın ve erkek personeller arasında bir ücret eşitsizliği olduğunu bile düşünmezlerken.
Yine bu araştırmaya katılan şirketler de buna da bakılmış ve şirketler bunu düşünmüyorlar yani öyle bir ücret eşitsizliği bizde yok diyorlar çok yüksek bir oranda ki bunu tespit edecek bir uygulama da hayata geçirmemişler.
Yani bu ücret eşitsizliği olduğunu düşünmezlerken anne çalışanların kariyerlerinin devamı onlara sağlayacakları kolaylıklar ve kendilerini yetersiz ve geride kalmış hissettirmeyecek uygulamaları hayata
geçirmelerini beklemekte biraz komik duruyor gerçekten.
Yani maalesef veriler de bunu gösteriyor.
Kadınların ve kurumların verileri ortada.
Kadınlar bu yüzyılda hem çocuk hem de kariyerlerinin teknolojinde nimetlerinden yararlanarak pek rahat yapabilecek durumdalar aslında.
Bunun dışında anneler kariyer yapma seçiminden dolayı kendini suçlamamalı ya da çocuğunu seçmesinden ötürü de kendini yetersiz hissetmemeli.
Amerika'da yayınlanan bir makaleden de yola çıkarak şu tavsiyelerde bulunmak istiyorum sizlere.
Çocuk da yaparım kariyer diye ikileminden nasıl kurtulabiliriz?
Aslında bu ikileme düşmemek ve şunları düşünmek gerekiyor.
Her şeye sahip olabilirsiniz ama farklı zamanlarda.
Yaşam süresinin uzaması aynı zamanda kariyerin uzaması anlamına da geliyor.
Artık ortalama kariyer neredeyse 40 yıl kadar sürüyor.
Bugün 20 ile 30 yaşında anne olan bir kadının zirveye oynaması imkansız değil.
Kariyerinizi dümdüz bir çizgi olarak tasarlamayın.
molalar ve yavaş dönemler olabileceğini lütfen kabullenin.
Tatilsiz, hatta gece uyumadan çalışmak başarının şartı gibi sunuluyor.
Kendinize ve çevrenize ne kadar çalışkan ve hırslı olduğunuzu kanıtlamak için ofiste uyacağınıza lütfen evinize gidin.
Gece bazen çalışmanız gerekebilir.
Bunu da lütfen evinizde yapın.
Teknolojiden faydalanmayı öğrenin ve onu böyle bir şart olarak koşun.
Veriminizin arttığını da göreceksiniz.
Aileniz yokmuş gibi yaşamayın.
Toplantılarınızı eve çocuklarımın yanına gitmeliyim diyerek mesai saati sonunda bitirin.
Çocuklarınız hayatınızın bir parçası.
Onlar yokmuş gibi davranmak anlamsız.
Bir de bir örnek vermek istiyorum.
Bu tabii yurt dışından bir örnek.
Bugüne kadar kariyerinde en tepeye çıkmış kadınların ortak özelliği ailelerinden vazgeçmiş olmaları.
Mesela Amerika'da...
Ki yüksek mahkemede çalışan 9 yargıçtan 6'sı erkek ve hepsinin aileleri ve çocukları var.
Kalan 3 kadın yargıçtan ikisi ne evli ne çocuk sahibi.
Hatta Amerika'da yine Ulusal Güvenlik Konseyi'nin ilk ve tek kadın başkanı olan bir hanımefendi.
Aynı zamanda bu görevde bulunmuş olan tek bekar ve çocuksuz politikacı.
Yani gerçekten benim kendi çalıştığım sektörde...
Ki üst düzey kadın yöneticilere baktığım zaman gerçekten çok yüksek bir oranda ya evli değillerdi, ya boşanmışlardı, çocukları yurt dışında okuyordu, senede iki defa falan görüşüyorlardı.
Yani hayat gerçekten bu mu?
Yani o title'ları, o ünvanları almak...
İşte belki daha standart bir pozisyonda kalmayı tercih ettiğinizde kazanacağınızdan 4 kat daha fazla maaş alıyorsunuz ama çocuğunuz yanınızda değil.
Bu gerçekten hayatın dengesi böyle mi olmalı bir düşünmek gerekiyor.
Bu tavsiyeleri lütfen dikkate alınız.
Dedim ya ailenizden vazgeçmeyin.
Eğer yaptığınız bir toplantı mesai saati bitimine kadar sürmüşse ve hala devam etmesi gerekiyorsa toplantıyı bitirin ve yarın devam edin.
Ve bitirirken de şimdi ailemin çocuklarımın yanına dönmeliyim.
Değindiği bir tavsiyede bulunmuştum ya.
Bu davranış modellerini uygulamak belki başta çalıştığımız şirkete tuhaf gelebilir.
Ve hem siz hem de sizi gören diğer çalışan anneler bu davranışları uygulamaya başlarlarsa değişim rüzgarları estirmeye başlayabilirsiniz.
Yani işte bunu kim diyebilir ya bunu ben diyemem falan dememek gerekiyor.
Önce siz yaparsınız.
Sonra sizi destekleyen başka bir kadın çalışan yapar.
Böyle böyle Meksika dalgası gibi gerçekten bu şirket kültürüne yapışabilir.
Yani biz mesaimizi toplantımız devam etse bile mesai saatinde bitiririz ve ailemizin yanına gideriz.
Yani tam mesainin bitmesine 15 dakika kala başlayan toplantılara katılmamayı tercih edebilirsiniz.
Tabii ki bunu böyle bir protesto gibi yapmak değil de bir davranış olarak göstermek bir takım değişimleri başlatabilir.
Ez cümle aslında çocukta kariyerde aynı anda olabilir.
Birbirinin üstünde değil. Ancak ülkemizde çalışma koşulları, şirketlerin kardan öte çalışan mutluluğunu sağlamayı hedeflediği bir düzende kadın sadece çocuk sahibi oldu diye bir erkekten kariyer
anlamında da geride kalmamalıdır.
Tüm şirketler Best Place to Work yarışına giriyor biliyorum ve biliyoruz ki hepsi kağıt üstünde ve parayı veren düdüğü çalıyor.
O zaman hadi bakalım bizim şirketimizde kadınlar çocuk da yapar kariyerle diye bağıracak şirketler var mı?
hep birlikte bekleyip görelim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
