
Çalışan anneler için bakıcılar kabus mu? Yoksa bitmesi istenmeyen bir rüya mı?
19 Ocak 2023 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar, bu bölümde sözlerim çalışan annelere, tabii ki çocuk sahibi olmayı düşünen tüm kadınlara.
Konumuz bakıcılar.
Kimi çalışan annenin kabusu, kiminin de eli ayağı her şey oluyor bu bakıcılar.
Hem bir takım verilerle, hem de annelerin kendi içgörüleriyle işleyelim şu bakıcı konusunu isterseniz.
Bakalım neler çıkacak.
Haydi başlayalım. Günümüzde...
Özellikle hem annenin hem de babanın çalıştığı evlerde bir bakıcı ile karşılaşmamış olmamız mümkün değil neredeyse.
Özellikle büyük şeylerde bakıcılar daha da çok ravaşta.
Anneanne ya da babaanneleri yüklenmiyor çocuğun bakımı veya sorumlulukları.
Bu ya isteyerek oluyor yani özellikle annenin kararı olarak karşımıza çıkıyor ya da mecburiyetten bir bakıcıya başvuruluyor.
Benim çocuğumu büyükanneler büyütmeyecek düşüncesine sahip çokça anne var.
Bu küçük bir yüzde ile büyükanneye yük olmamak için Ama daha çok ise bebeğim veya çocuğun günümüz koşullarında bir takım beceriler kazanarak büyümesi ya da şımartılmadan büyümesi için olabiliyor.
Ama hem araştırmalarımda hem de yaklaşık 200 ay 213 anneye sorduğum bakıcı hakkında görüşlerinizi alabilir miyim sorusunda az da olsa bir kesim hala büyük annelerden destek alıyor.
Neden destek alıyor bu kesim?
Hiçbir şey olmasa bile büyük anneyi güvenilir buluyor.
Ve annenin kendi annesi için bakıcılarda olduğu gibi işi bırakması gibi bir risk de yok.
Oh yeter ki torun sevsin.
Bu kesim dışındaki çalışan anneler büyük bir çoğunlukla bakıcılarla çocuk büyütmenin hem iyi hem de zor yanlarını yaşıyor.
Bebekler dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren hayatları boyunca çevresini oluşturan kişilerle sürekli bir etkileşim ve iletişim içinde.
Tabii ki bu ilk etkileşimler önce anne baba ile başlıyor ama özellikle büyük şehirlerde hem anne hem de baba çalışınca yerini bakıcılara bırakıyor.
Bakıcının da devreye girmesiyle bebeğin bu ilk çevresiyle etkileşimleri onun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi üstünde etkili olmaya başlıyor.
Bu yüzden ebeveynler de bakıcı konusunda haklı olarak oldukça tetiz davranıyorlar ki burada anneler daha da tetiz oluyorlar.
Her şeyden önce bakıcılığın bir tanımına bakalım isterseniz.
Çocuk bakıcılığı genellikle ev hizmetleri olarak da anılan, işte temizlik, aşçılık, bakıcılık, misafir ağırlama gibi işleri içeren bir iş konuna ait olarak tanımlanıyor ya da öyle görülüyor.
Ama burada da bir kavram karmaşası var.
Çocuk bakıcılığını aynı zamanda ev hizmetleri gibi gören ya da çocuğun bakımı dışında ev işlerine de destek olmasını bekleyen anneler de çok.
Eve anne dışında veya aile bireyleri dışında işte evin annesinin arkadaşları dışında gelen diğer kadınlar gibi ki bu büyük bir çoğunlukla temizlik için oluyor.
Bakıcıdan da bazen aynı işler beklenebiliyor.
Bunu bekleyen annelere sesleniyorum.
Yani çocuk bakıcılığı dışında işte ev işlerine de baksın diye düşünen annelere sesleniyorum.
Size biraz üzücü bir haberim var.
Ama artık bakıcılardan sadece çocuğun bakımıyla ilgilenmesini beklemeniz gerekiyor.
Buna bir yazılı kuralı yok tabii ki ama şöyle düşünün.
Mesela günümüz ekonomisinden bir örnek vereyim.
Mesela diyoruz ya ya bu ev fiyatları nasıl uçtu gitti nasıl bu kadar artabiliyor falan diye.
Aslında nasıl oluyor?
Birisi birden evini daha yüksek paraya satmak istiyor.
Hele bir de satarsa aynı mahalledeki tüm evlerin fiyatı içinde emsal o yüksek fiyat oluyor.
Aynı bakış açısıyla artık bazı anneler eve gelen bakıcının çocuğun bakımı dışında başka bir şeyle ilgilenmesini istemiyor.
Hizmetçi değil bakıcı aldım diyor ve bu yayılarak hem anne hem de bakıcı tarafında ev işlerinin yapılmayacağı sadece çocuğa bakılacağı bir anlayış ile ilerliyor.
O yüzden bazı anneler için yani iki yemek yapsa ölür mü ya da bebek uyduğunda bir toz alsa eline mi yapışır soruları ve serzenişleri net cevaplarını almış durumda.
Evet ölür, evet yapışır.
Yapmıyorlar artık. Tabii ki istisnalar vardır ama geneli bu.
Bakıcıdan sadece çocuğu beslemesi, temizliğinin sağlanması, uyku düzeninin sağlanması, işte varsa ilaçlarının takip edilmesi, parka götürülmesi, eğitici oyunlarla ilgilenmesi ve bebeği ilgilendiren
bez, çamaşır gibi şeylerin temizliğinin yapılması beklenebilir olarak karşımıza çıkıyor.
Hemen kızmayın biliyorum çok para veriyorsunuz ve vaktini boş oturarak geçiriyor gibi düşünüyorsunuz ama zaten bu tam bir işveren ve işçi yansıması aslında.
Patronlar da ya bir ton maaş ödüyorum günde bir iki saat internette geziniyor diye düşünmüyor mu?
Evet tam olarak aynısı değil bir bakıma da aynısı.
Üstelik bazı forumlar ve araştırmalarda ev işleri de eklenen çocuk bakıcılarında çocuğa karşı ilginin azaldığı, iyi bir bakım veremediği gibi sonuçlarda ve deneyimlerde var.
İyi bir performans için sanırım bakıcıdan sadece bakım beklemek daha doğru olacak gibi geliyor bana.
Tabii ki istisnalar olur.
Anne ve bakıcının başta yaptığı anlaşma, bakıcının bunu içten ve motive olarak yapması gibi durumlar bunu değiştirebilir.
Her anne çocuğunu kendi büyütmek ister.
Bu net. Ama hayat, koşullar ve bazen de annelerin mental sağlığı içinde annelerin çalışması gereklidir.
Bunu genelde anneler, anne bebeğimi 4 aylık bırakıp gitmek istemezdim, çok zor geliyor ama sonuçta bunu onun daha iyi bir yaşam sürmesi, yani onun iyiliği için yapıyorum diyor.
Bu işin doğrusu yok belki de ama modern hayatta ve Türkiye gibi bir ülkede annenin çalışması hem kendi hem de çocuğu için iyi bir hayat hazırlaması gerektiğinden biraz da kaçınılmaz oluyor.
Bunun için de bebekler 4-6 bazen de 2 aylıkken bakıcılara emanet edilebiliyor.
Bu emanet sürecini izleyen bir araştırma yapılmış Türkiye'de.
Yaşları 25 ile 50 arasında değişen 200 anne katılmış ve bazı durumlar değerlendirilmiş.
Şimdi o bulgulara bir bakalım isterseniz.
Çocukların annelerinin yokluğuna tepki verme durumlarına ve dağılımlarına bakmışlar.
Annelerin %90'ı çocuklarının yokluklarına tepki verdiğini belirtmiş.
Bu tepkiler ise yüksek oranlı ağlama, hırçınlık gösterme, yemek yememe olarak da sıralanmış.
Buna paralel olarak yani çocuğun tepki vermesinden ötürü anneler bir suçluluk duyuyor mu diye sorulmuş ve buna bakılmış.
Annelerin %74'ü evet suçluluk duygusu var diye cevaplamış.
Yakın çaremde de çok şahit oldum bir konu bu.
Benim çocuğum olmadığı için çok net anlamam tabii ki mümkün değil ama yakın arkadaşlarımdan ya Gökçe işe gidiyorum ama yani bedenim işte ruhum gerçekten aklım gerçekten çocukta bazen onu bırakıp gittiğim
anlar aklıma geliyor ve kendimi ağlarken buluyorum gibi cümleler çok duydum.
Ama endişelenmeyin tabii ki çok zordur ama bebekler dahil birinin bir ortama bir sese bir duruma alışma süresi aksi bir durum yoksa dört günde başlıyormuş.
Ama siz illa kendinizi suçlu hissetmek istiyorsanız hissedin.
Ama bilin ki en azından yalnız değilsiniz.
Bunu bilin ve bir nebze de olsun rahat hissedin istedim.
Peki bu suçluluk duygusuyla başa çıkabilmek için bir takım yöntemler uyguluyor mu anneler?
Tabii ki %92 gibi dev bir oranla çocuğumla zaman geçirmek için fırsatlar yaratırım demiş anneler.
Gerisi de ya psikolojik destek alıyormuş ya da işi bırakıyormuş.
Peki bu fırsatlar neler olabilir?
İş çıkışını mutlaka banyo saatine ya da son yemeğinin saatine yetişecek şekilde ayarlamak, bu zamanı bebeğiyle beraber geçirmek, mutlaka kendisi uyutmak veya hafta sonları anne
çocuk olarak beraber iletişim ve etkileşim halinde olacakları bazı sosyal etkinlikleri beraber geçirmek gibi sıralanıyormuş.
Peki siz işe gidiyorsunuz, çocuğunuz buna bir tepki veriyor.
Siz de bu tepki karşısında onunla daha çok zaman geçirecek fırsatlar yaratıyorsunuz.
Ama yarattığınız bu fırsat zamanlarında bile çocuğunuz size karşı tepkili.
O zaman ne yapıyor anneler?
%72 oranında teselli edici bir yaklaşım gösteriyormuş.
Yani tamam bir daha gitmeyeceğim, haklısın, seni mutluluğun için yapıyorum, hem ablayla ne güzel oynadınız bakıcıyı kastediyor gibi tutumlar sergiliyormuş anneler.
Ancak teselli etmeye çalışırken sizin konuşmanızdan çok Çocuğunuzu dinlemeniz gerekiyormuş.
Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor.
Yani teselli cümleleriyle zamanı boşa geçirmeyin, önemli olan evde bulunduğunuz sürenin iyi geçmesi, ilgilenmeniz, oyun oynamanız ve çocuğunuzla bütünleşmenizmiş.
Yine aynı çalışmada diyor ki, çalışan bir annenin çocuğunda görülen bir sorun ya da tepki annenin çalışmak zorunda olmasından değil.
Çocuklarına zaman ayıramadıkları endişesinden ve çocuğu ile geçirdiği zaman içerisinde onunla nasıl ilgileneceğini tam olarak bilmemesinden kaynaklanıyormuş.
O yüzden paniklemeyin.
Çalışmanız çocuğunuz için bir problem değil.
Onun evde bakıcı ile kalması ya da çok küçük yaşta kreşe gitmesi bir sorun değil.
Sorun belki de biraz sizin zihninizde ve sizler o problemi belki de biraz büyütüyor ve panikliyorsunuz.
Yapmayın. Çalışan annelerin karşılaştığı en önemli sorunlara bakmışlar.
Ve şimdi size iki tane sonuç söyleyeceğim.
Bunların oranları birbirine eşit.
Yani en önemli sorunlarından biri annelerin kendilerine aşırı sorumluluk yüklemesi, fiziksel ve zihinsel yorgunluk hissetmesi, diğeri ise çocuk bakıcısı bulamamak.
Bu ikisi birbirine eşit çıkmış.
Neden eşit çıkıyor? Aslında neden anneler kendilerini fiziksel ve zihinsel olarak yorgun hissediyorlar ve çok fazla sorumluluk yüklendiğini düşünüyorlar kendilerine?
Çünkü ülkemizde hem ev hem çocuk bakımını %95 oranında kadınlar yapıyor.
Yani bu oran net değil ama İngiltere'de bakılmış buna.
Orada sonuç %82 ise ülkemiz için bu rakam yani tahammül etmek hiç zor değil.
Yani %95 civarında belki %100'dür.
Demek ki burada ne yapmak gerekiyor?
Babalara sorumluluk vermek gerekiyor.
Ey çalışan anneler, babalara sorumluluk verme zamanı.
Çünkü dürüst olalım, her işi üstümüze bazen de biz kadınlar alıyoruz.
Bırak sen yapana kadar ben iki dakikada yaparım, sen çocuğu tut, ben yaparım gibi yaklaşımları bırakıp, babalara hem evle hem de çocukla ilgili ama evhamlanmadan daha çok sorumluluk vermek gerekiyor.
Yani bebeğin bir iki defa yemeğini geç yemesi, uykuya bir saat geç gitmesi ya da babanın evi toplarken biraz yarım yamalak yapması dünyanın sonu değil ne de olsa.
Şöyle düşünün, bizler tepki verince yapacakları ya da yardım edecekleri varsa da yapmıyorlar.
O yüzden izin verin.
Bizler ne kadar rahat olursak babalar da bizlere daha gönülden destek olacaktır.
Dönelim bakıcılara.
Tanımından yola çıkmıştık.
Yani aslına bakarsanız annenin yerini alacak kişidir bakıcı öyle değil mi?
Siz işteyken sizin yerinizde ona bakım verecek kişidir.
Bu bakımı verecek kişiyi Türk veya yabancı olarak seçebiliyorsunuz.
Genellikle yabancı bakıcılar tercih ediliyor son yıllarda.
Ama bu Türk bakıcı tercihi olarak da değişmeye başlamış.
Aldığım son bilgiler bu yönde, yaptığım araştırmalar bu yönde.
Yabancıda ise eskiden böyle Türkmenler Özbekler falan vardı onların yerine Filipinler almış artık onlar başı çekiyor.
Bunun en temel sebebinde daha donanımlı oldukları daha iyi bakım verdikleri işte dil bilgisi yani yabancı dil bilgisinden kaynaklı olduğu gibi düşünceler var.
Gene yabancı bakıcı döviz kurundan bağımsız olarak söylüyorum.
Onunla nasıl baş ediyorsunuz bilmiyorum gerçekten.
Görece biraz daha ucuz ve yatılı oluyorlar.
Ama Türk bakıcılar mesai saati dolunca evine gidiyor ve bir miktar daha yüksek ücret talep ediyorlar.
Her ikisinde avantajları ve dezavantajları var tabii ki.
Yabancı bakıcı sizinle yaşadığı için evini sizin eviniz biliyor.
Tek sorumluluğu sizinle yaşadığı ev.
Türk bakıcıda ise esas evi kendi evi oluyor ve o evin sorumlulukları tabii ki daha önemli oluyor onun için.
Kültürel olarak da daha tutucu oldukları içinse sizlerin evinde kalmayı tercih etmiyorlar.
Evde baba figürünün de olması Türk bakıcıların bazen bahane, bazen de gerçek olarak söyledikleri işte beyim kıskanıyor, evde baba olmasın yaklaşımını da beraberinde getiriyor.
Çocuğunuza ne kadar iyi bakarsa baksın bu yaklaşımda olan bir bakıcı ile uzun süreli devam etmemizin pek mümkün olmayacağını söylüyor uzmanlar.
Sizin kendi eviniz içindeki huzurun kaçması işten bile olmazmış.
Ona göre karar verin bence.
Yabancı bir bakıcı tercih ederken şunları da göz ardı etmemek gerektiğini söylüyor uzmanlar.
Evet bir iş anlaşması yapıyorsunuz ve çocuğunuza ilgi ve sevgi göstermesi öncelikli işi.
Ama o kişinin de evinden, sevdiklerinden uzakta olduğunu, yalnızlık, özlem, umutsuzluk, çaresizlik, enerji ve motivasyon eksikliği, suçluluk gibi duygusal durumları olduğunu
unutmamak gerekiyor. Her gün, her an aynı performansı göstermesi çok mümkün olmayabilir.
O yüzden ona biraz zaman vermek, onu dinlemek ve anlamak gerekiyor.
Bakıcılardan beklentiler konusunda neler değişmeli bir de ona bakalım isterseniz.
Birazdan söyleyeceğim şeyleri lütfen üstünüze alınmayın ama özellikle gittiğim tatillerde dışarıda yemek yerken falan net olarak gözlemlediğim şeylerden bahsedeceğim.
Sanki 10 tane yabancı bakıcıdan 8'i çalıştığı ailenin yanında böyle mutsuz gibi ya da eziliyor gibi görünüyorlar.
Anne babalarda bir patron havası.
Az kelimelerle, az sohbetle iletişim kurma.
İşte onu tatile götürmüş olmak, otelini, yemeğini karşılıyor olmak sanki bakıcının sorunuymuş gibi, bir lütufmuş gibi davranıyorlar.
Bu da çok fazla var.
Ama kabul edilmesi gereken bir şey varsa o da bakıcı artık evin bir parçası ve bakım verdiği çocuğun da hayatında önemli bir yerde.
Yani düşünün, iki tarafta birbirini tanımazken aynı evde yaşamaya başlıyor.
Aralarındaki ilişkiyi işveren işçi ilişkisinden birlikte aile olma ilişkisine dönüştürmek hem bakıcılar hem de anne babalar için üstelik ev gibi böyle mahremiyetin en çok
önemli olduğu yerde bir rahatlık sağlanması açısından ne kadar önemli öyle değil mi?
Bir düşünün ya. Annelerin bakıcılarla uzak ve resmi bir ilişki içinde olması fikri artık çok gerilerde kalmış bir fikir, bir kavram.
Hatta bazı araştırmalar bakıcıları bir aile üyesi gibi değil daha çok sevilen bir arkadaş olarak görün diyor.
Eve bakıcı başlamadan önce hem anne hem baba olarak hem de diğer aile bireyleriyle bakıcıyı nasıl konumlandıracağınızı belirleyin diyor uzmanlar.
Yani evin bir parçası mı olacak ki bu tercih edilmesi gereken yoksa işveren işçi olarak belirli bir mesafede mi olacak bunun netleşmesi gerekiyor.
Anneler daha alımlı iken babalar daha mesafeli ya da iletişim kurmadan yaşarsa bu sefer çiftler arasında sorunlar başlıyor.
O yüzden ilişkiyi çok da cıvıtmadan sıcak, samimi ve içten tutmak gerekiyor.
Ev işleriyle ilgili kısmı zaten konuşmuştuk.
Bu beklentiyi kaldırmak ya da baştan konuşarak net olarak belirlemek ve üzerinde anlaşmış olmak gerekiyor.
Bakıcının neyi yapıp yapmayacağı netleşmeli.
Çünkü bir gerçek var, bakıcının konforuna alıştıkça sınırsız beklentiler de gün yüzüne çıkabiliyor.
Bunları sınırlandırmakta fayda var.
Gelelim bir diğer konuya, o da çalışan annenin bakıcıdan ne beklediği.
Bazı anneler vardır, çocukları bakıcılara kendisine gösterilenden daha fazla sevgi ve ilgi gösterdiğinde hoşuna gitmez.
Yani çocuğunun bakıcıyı da annesi gibi görmesini istemez.
Bu nedenle çocuğa dair bazı sorumlulukları sadece kendisi üstlenir ve bakıcıya da bu kendisine uygun gördüğü sorumluluklardan uzak durmasını söyler.
Bunun aksine bakıcı arayan annelerin hatırı sayılır bir bölümü ise bakıcıdan anne olmasını ve evde kendi eviymiş gibi çalışmasını beklemektedir.
Yapılan çalışmalar da aynı algının bakıcılarda ve hatta bakılan çocuklarda da mevcut olduğunu gösteriyor.
Yani bakıcı görevi gibi değil de evin annesi gibi çalışmalı sonucu ortaya çıkıyor.
Uluslararası bazı çalışmalarda çalışan annelerin çocukları ve bakıcıları arasındaki ilişkiyi aynı anda hem önemli hem de önemsiz gördüğünü yayınlamış.
Şimdi bu nasıl oluyor? Biraz kafa karıştırıcı.
Yani şöyle örnekleyelim.
Bakıcıdan çocuğuna örneğin tablet, TV izletmemesini, yemeğini eksiksiz tam vermesini bekliyor ama bunu yaparken aşırı bir sevgi ve samimiyet göstermesine gerek yok diye düşünüyor.
Bu çelişkilerin yaşanmaması, aman iyi baksın da TV izletmesin de yemeğini versin yeter kadar basit olmaması gerektiğini söylüyor uzmanlar.
Çünkü bakıcılar kurulması zor bir dengeyi gözetmek durumunda.
Hem fiziki ev ile hem ebeveynler ile hem de özellikle çocuklarla.
Bu yüzden bakıcılar ve annelerin arasındaki ilişki oldukça önemli.
Ve tabii ki çocuğun büyüdüğü evde bulunan tüm yetişkinlerin birbirleriyle olan etkileşimlerinin çocuğun gelişimi üzerinde etkileri olacağının da unutulmaması gerekiyor.
Ay zannedildiği kadar basit değilmiş bu işler ya gerçekten benim şu an gözüm korktu.
Peki gelelim ücretlere.
Yani şimdiye kadar anlattığım her şeyi...
Tam böyle eksiksiz yaptınız, bakıcıya kendinizi hazırladınız ama ücretler herkesin karşılayabileceği yerden çok uzaklaşmış durumda.
Yabancı bakıcılardaki dolarla ödeme ve Türk bakıcıların ise Türk lirası alternatifli olması nedeniyle yüksek ücret istemeleri anneleri çıkmaza sokuyor.
Yatılı bakıcı 13 bin, gündüzlü bakıcı 10 bin gibi rakamları ben sahibinden ilanlarında gördüm.
20-25 bin gibi rakamlar bile telaffuz ediliyor.
Yabancı bakıcılardaki kendi üzülmeleri içindeki diğer bakıcıların biliyorsunuz bunlar izin günlerinde falan buluşuyorlar ellerine telefon fıt fıt birbirlerine bilgi aktarıyorlar işte başka işlerden ne kadar kazandığı
bakım dışında bir iş yapıp yapmadıklarını falan bilmeleri her şeyden haberdar olmaları da işleri zorlaştırıyor.
Annelerin dediğine göre 1 TL veya dolar fazla veren bir aile çıkarsa hemen orayı tercih ediyorlarmış.
Ve bu durum anneleri çıkmaza sokuyor.
Aslında iyi tarafından bakmak da lazım.
Sadece paraya göre çalışan bir bakıcı çocuğunuza ne verebilir?
Ama uzmanlar da böyle zırt pırt bakıcı değiştirilmemesi gerektiğini de vurguluyorlar.
Peki bir de kendinizi düşünün.
Her yeni bakıcıya en baştan evi anlat, alışkanlıkları anlat, güven kazan falan.
Of baya baya bir iş ya.
Allah size kolaylık versin.
Peki bu bakıcılar hani 1 TL 1 dolar fazla veren aileye hemen gidiyormuş da iş değiştiriyormuş ya.
Peki bu bakıcıları sadık yapacak yaklaşımları çalıştığı evden görüyor mu?
Bir de öz eleştiri yapmak gerekiyor.
Yani ortaya lafı bıraktım.
İşte yani üstüne alsın.
Annelere sormuştum demiştim ya bu bakıcı hakkında ne düşünüyorsunuz diye 213 anneye.
Annelerin bazıları bakıcılara temizlik yemek işine verilirse bakıcı kaçar çünkü hizmetçi değil.
Bir de işte anne yansıması olarak çalışmalı bakıcı diyorlar.
Bazıları ise 20.
bakıcısını ararken iyi bakıcı kalmadığını hatta iyi niyet göstersen de artık bulamayacaklarını söylüyorlar.
En kötü kreşin bile bakıcıdan daha iyi olduğunu söyleyip daha süt kokan bebeklerini bakıcıya bıraktıklarını itiraf ediyorlar.
Ben yine de evdeki çalışma ve güven ortamının aklı başında bir bakıcı için 3-5 para için değişmeyeceğini savunuyorum ve buna inanmak istiyorum.
Bu görüşe daha yakınım. Tabii bana söylemesi kolay o da ayrı ama sonuçta annelerin de içgörüleri ve onlardan aldığım bilgiler de var.
Gerçekten kurulması zor bir denge.
Ama her zaman bakıcıyı suçlamak da işin kolay tarafı gibi olabilir.
Gerçekten hani o stres anında yani yeni doğmuş bir bebek ya da çocuğunuzu bırakıp emanet edip gittiğiniz biri var evin içerisinde.
Acaba gerçekten öz eleştiri de yapılabiliyor mu?
Ona biraz dikkat çekmek istedim.
Ya inşallah topu tutulma.
Gelelim bakıcıyı nasıl seçeceğinize.
3 aşağı 5 yukarı aslında tüm çalışan annelerin zihinlerinde bir bakıcı tiplemesi vardır.
Tipi derken fiziksel özelliğinden bahsetmiyorum tabii ki.
Nasıl bir bakıcı aradıklarını biliyorlardır.
Etrafından duydukları ya da geçmiş tecrübeleri de vardır.
Bu yüzden bakıcı seçiminde ön görüşme yaparken de sorulması gereken bazı sorunlar zihinde canlanıyor.
Mesela ilk olarak çocuk bakımında ne kadar deneyimli olup olmadığı, neden çocuk bakıcılığı yapmayı istediği, ne kadar süreli çocuğunuza bakacağı.
Çünkü özellikle yabancılarda ülkeye giriş çıkış yapmaları gerekiyor ya da bir geri dönmesi gerekebiliyor gibi durumlar var.
Türkler için mesai başlangıç ve bitiş saati net olmalı.
Beklenmedik anlarda desteğe gelip gelemeyeceği öğrenilmeli vs.
İlk yardım bilgisine sahip olup olmadığı da mutlaka sorulmalı.
Kendi çocuklarının olup olmadığı da bilinse iyi olur.
Düzenli bir aile hayatı yaşayıp yaşamadığı vs.
vs. gibi soruların cevapları anneleri tatmin eder ya da etmez.
Ona göre de bir seçim yapma şansı yakalayabilir.
Ama istediğimiz kadar sorular soralım, emin olalım, yaşamadan ve tecrübe etmeden de tanımak mümkün olmuyor ne yazık ki.
O yüzden zaman vermek, sabır göstermek, anlayış göstermek, tüm ailenin bireylerini bakıcılı hayata alıştırmak gibi bazı durumların yerine getirilmesi gerektiğini de unutmamak gerekiyor bence.
Kurumsal Kadınlar Podcast'ini beğendiyseniz takip et'e basmayı unutmayın.
Sorularınızı, görüş ve önerilerinizi Kurumsal Kadınlar Instagram hesabımdan da iletebilirsiniz.
Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
