
Bu bölümde bir kadının hayatındaki en ağır eşiği; boşanma kararının o bitmek bilmeyen araf sürecini konuşuyoruz. Bizi asıl yıpratan şey ayrılığın kendisi değil; çocuk için katlanmalı mıyım sancıları, ekonomik korkular ve toplumun başarısızlık etiketidir.
Kendi boşanma ve yeniden evlenme sürecimden de yola çıkarak; uzmanların üzerinde durduğu beş psikolojik yas evresini, ailelerle baş etme yollarını ve içim bitti demenin neden en geçerli sebep olduğunu anlatıyorum. Eğer sen de o eşikte bekliyorsan, bu bölüm yalnız olmadığını hatırlatan bir dost sesi olacak.
Bu bölümde neler var?
• Boşanmanın psikolojik evreleri: İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul.
• Çocuklar mutsuz bir bütün evi mi, huzurlu iki ayrı evi mi hatırlar?
• Sosyal ve yasal boşanma: Sadece eşimizden mi ayrılıyoruz?
• Karar veremeyen kadınlar için somut çözüm önerileri.
Kadın dediğin bitti diyorsa, kendini yarım bırakmaz; aksine kendini tamamlamak için o kapıdan çıkar.
Transkript
Sevgili dinleyici, az sonra yeni bölüm başlayacaktır.
Dinlemeye başlamadan önce lütfen Kadın Dediğin podcast kanalını takip edip bildirimleri açmayı unutmayın.
Keyifli dinlemeler. Merhaba, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz.
Bugün belki de konuşulması en zor, üzerine en çok toplumsal yük bindirilen konuyu konuşacağız.
Boşanmak. Bazen insanlar boşanmayı böyle kağıt üzerinde bir imza sanıyor.
Oysa boşanmak bir anda verilen bir karar değil.
aslında çok uzun süren bir suskunluğun sonudur.
Biz kadınlar bitti demeden önce o ilişkiyi içimizde kaç kez bitirip kaç kez diriltmeye çalışıyoruz öyle değil mi?
Toplum bize boşanmayı bir başarısızlık gibi kodladı.
Ama şunu sormak lazım.
Mutsuz bir evliliği sürdürmek bir başarı mıdır?
Ben de o yoldan geçmiş, o belirsizliği, ilikleri ne kadar hissetmiş ve sonra hayatını yeniden kurmuş bir kadın olarak buradayım.
Bugün size sadece bir hikaye değil, Uzmanların da hemfikiri olduğu o iyileşme basamaklarını ufak ufak anlatacağım.
Şu an bu yayını dinlerken böyle kalbin sıkışıyorsa kendine şunu söyle.
Şu an hissettiğim şey bir başarısızlık değil.
Bir geçiş süreci. Duygularını isimlendir.
Korku mu, öfke mi, hüzün mü?
İsmini koyduğun şeyi kontrol etmen daha çok kolaylaşır.
O zaman hazırsanız gelin şu boşanma konusunu hep beraber bir konuşalım.
En başta söyleyeyim
bu bölümde böyle toplu boşanma hareketi başlatmak falan gibi bir niyetim yok.
Tabii ki terapisti olmadığım için böyle uzman görüşü verir gibi ahkam da kesmeyeceğim ama dediğim gibi ben de boşanmaya geçirmiş bir kadın olarak böyle kendi hayatımın da tabii ki gıybetini yapmadan ama hislerim üzerinden
de yola çıkarak bazı noktaların altını çizeceğim size.
Şimdi gelin en zor eşikle başlayalım.
Nedir o eşik? Karar verme ile eyleme geçme arasındaki o dipsiz kuyuya bir dalalım.
Çoğu kadın boşanma davası açtığı gün değil o kararı verene kadar geçen Bir, iki, üç yılda yaşlanıyor aslında.
Psikolojide bu evreye genellikle inkar ve pazarlık eşlik ediyormuş.
Peki biz kadınlar bu süreci neden bu kadar uzatıyoruz?
Gelin o labirentin içindeki dört büyük engelli tek tek konuşalım.
Birincisi biraz daha tuzağa.
Buna böyle inkar evresi de diyebiliriz aslında.
Zihnimiz bize oyun oynar.
İşte aslında dün akşam kavga etmedik ya belki de düzeliyordur falan diye düşünmeye başlarız.
Onca yıl, emek.
Kurulan hayaller böyle hepsi çöpe gidecekmiş gibi hissettiğimiz için batmakta olan bir gemiye sürekli yeni yamalar yapmaya çalışırız aslında.
Ama unutmayın ki delik büyükse yamalamak sadece batış süresini uzatır.
Gemiyi asla kurtarmaz.
Bir diğer engel çocuk için katlanmak.
Buna böyle kutsallaştırılmış mağduriyet de diyebiliriz.
En büyük barikat bir defa boşanma kararını verirken çocuğumun düzeni bozulmasını oluyor.
Ama aslında sormamız gereken soru şu.
Çocuğun o düzen dediğin şeyin içinde ne soluyor?
Gerginlik mi? İlgisizlik mi?
Sahte gülümsemeler mi?
Ve uzmanlar bu konuda şunun altını çiziyor.
Çocuklar için parçalanmış bir ailede büyümek değil, çatışmalı bir ailede büyümek çok daha büyük bir travmadır.
Şimdi siz o evde kalarak ona fedakarlık yaptığınızı sanırken aslında ona mutsuzluğa katlanmak zorundasın mesajını miras bırakıyor olabilirsiniz.
Bir diğer engel de yaşadığımız duygusal çalkantılar.
Suçluluk, öfke, rahatlama üçgeni veya bu süreçte duygularınız sabah başka, akşam başka olur genelde.
Ve en çok yıpratan şu üç duygu da içinize oturur.
Suçluluk duygusu bir defa yani yuvayı yıkıyorum hissi.
Şimdi toplumun bize yüklediği biliyorsunuz yuvayı yapan dişi kuş rolü var.
Gitmek istediğimizde bize kendimizi suçlu gibi hissettiriyor.
İşte acaba yeterince denemedim mi sorusu bir kırbaç gibi sırtımıza iner durur.
Bir diğer içimize oturan duygu öfke.
Böyle durumun gerçekliği nasıl diyeyim tokat gibi çarptığında başlıyor aslında.
Eşe olan öfke kadar neden kendime bunu yaptım, neden bu kadar bekledim diye kendinize duyduğunuz o gizli öfke de bizi çok yormaya başlıyor.
Ve tabii bir de bir rahatlama duygusu var ama bu biraz suçlulukla karışık bir duygudur.
Bazen boşanmayı düşündüğünüzde bir ferahlık gelir sonra ay nasıl böyle hissedebiliyorum ya bu kadar kötü müyüm falan diye kendinizi cezalandırır durursunuz.
Hem gitmek istiyorum hem de gittiğimde ne olacağını bilmediğim için felç olmuş gibiyim dersiniz.
İşte bu duygusal araf boşanmanın kendisinden daha çok enerji tüketir gerçekten.
Şimdi engelleri konuşuyorduk biliyorsunuz.
Bir diğer engel ekonomik korkular ve böyle sosyal güvencesizliktir.
Şimdi gerçekçi olalım ekonomik kaygı sadece bir para meselesi de değil aslında bir özgürlük meselesidir.
İşte nasıl geçinirim, kirayı nasıl öderim, nasıl bir düzen kurabilirim soruları kadını o mutsuz koltukta oturmaya mahkum ediyor ne yazık ki.
Sosyolojik olarak kadının iş gücüne katılımının da düşük olması boşanmanın önündeki en büyük yapısal engel.
Bu nedenle aslında ne olursa olsun çalışma hayatının içinde kalmak, kendi kararlarımızı en özgür ve erken biçimde almak için olmazsa olmazımızdır.
Ve son olarak engellerden sonuncuyu şöyle söyleyebilirim.
Boşanırsam ne derler?
Engeli vardır. Böyle gardiyan gibi bekler yanı başımızda.
El alem ne der? Sanki böyle boşanmak bulaşıcı bir hastalıkmış gibi.
Büyüklerimiz işte biz neler çektik yuvanı bozma der.
Arkadaşlarınız yalnız kalırsın diye korkutur.
Oysa dışarıdaki sesler sizin yastığa başınızı koyduğunuzdaki o sessizliği duymazlar.
Kadın aslında en çok burada yıpranıyor.
Yani boşanmada değil boşanamama sancısında çok yıpranıyor.
Çünkü belirsizlik bence acıdan daha fazla enerji tüketen bir şey.
Uzmanların ortak bir çözüm önerisi var sizinle de paylaşmak isterim bunu.
Eğer bu labirentin içindeysen...
Bir nesnellik testi yapmamızı öneriyor uzmanlar.
Şimdi nasıl yapılabilir bu test?
Öncelikle eşinizle aranıza duygusal bir mesafe koyun diyor.
Ne bileyim böyle bir süre belirleyin.
Mesela bir hafta boyunca eşinizle olan etkileşimlerinizi bir yabancı gözüyle dışarıdan bakıyormuş gibi izleyin.
Eğer bu ilişki senin en yakın arkadaşının ilişkisi olsaydı ona kal mı derdin, git mi derdin?
Bunu düşünün diyor. Bir diğer test aşaması daha somut planlar yapmak.
Biliyorsunuz insan bilmediği şeyden korkar.
Korkuyu azaltmanın yolu da biridir.
Ne bileyim mesela bir avukatla görüşün.
Maddi durumunuzu bir ortaya çıkarın, onunla bir yüzleşin.
Karar verdikten sonra gidebileceğiniz yerleri belirleyin.
Bu boşanacağınız anlamına gelmiyor.
Bu aslında seçeneklerinizin olduğunu bilmek anlamına geliyor.
Seçeneği olan insan mecburiyetten değil iradesiyle karar verir.
Ve diğer bir test aşaması...
Yasın evresini teşhis etmek.
Ölümden sonraki büyük travmalardan biri olarak da boşanma görülüyor.
Dolayısıyla ölüm sonrası yasın evreleriyle boşanmanın evreleri birbirine çok benzer bulunuyor.
O yüzden şu an hangi evrede olduğunuzu bir test edin diyor uzmanlar.
Şu an hangi evredesin? İnkarda mısın?
Pazarlıkta mısın? Hangi evrede olduğunu bilmek yaşadığın kafa karışıklığının normal olduğunu anlamanı da sağlar diyorlar.
Geldik şimdi kalbimizin en hassas, en çok titrediği yere çocuklara.
Şimdi bir kadın boşanma kararı alırken eşinden ayrılmaktan çok çocuğunun dünyasını başına yıkmaktan korkar.
İşte çocuğum için katlanmalı mıyım sorusu böyle hani geceleri tavanı izlerken kendimize ya da çocuğu olanlar için söylüyorum kendinize sorduğunuz en ağır, en uykusuz sorudur.
Ancak bugün bu soruya Vicdan azabımızı böyle bir kenara bırakıp çok daha berrak bir pencereden bakalım istiyorum.
Şimdi çoğu zaman çocuğum için kalıyorum derken aslında farkında olmadan o küçük omuzlara böyle biraz bir yük bindiriyoruz sanki.
Çocuklar sandığımızdan çok daha sezgisel varlıklardır.
Hepiniz kendi çocuğunuzu çok iyi tanıyorsunuz ve biliyorsunuz.
Evdeki o buz gibi sessizliği, anne ve babanın birbirine bakmayan gözlerini, ne bileyim işte mutfaktaki o gergin fısıltıları iliklerine kadar hissederler.
Siz kendinizi feda ettiğinizi sanırken çocuk aslında mutsuzluğa katlanmanın tırnak içinde söylüyorum bir erdem olduğunu öğreniyor.
İleride kendi ilişkilerinde de mutsuz olduğu bir yerde sırf annem gibi sabretmeliyim diyerek kalmasını gerçekten ister miydiniz?
Onlara bıraktığımız asıl miras kurduğumuz evin dört duvarı değil o evin içinde soludukları huzurun kalitesidir bence.
Gene böyle bu bölüme hazırlanırken tabii ki böyle ortak uzman görüşlerini buldum ve onlardan size yine bir bilgi vermek istiyorum.
Uzmanların da gene çok net bir uyarısı var bununla ilgili.
Çocuklar sizin söylediklerinizi değil yaşadığınız ilişki modelini kopyalarlar.
Sürekli çatışmalı, sevgisiz veya birbirini yok sayan ebeveynlerle aynı çatı altında büyümek boşanmış ama huzurlu iki ayrı evde büyümekten çok daha travmatiktir.
Şimdi kendinize dürüstçe şu soruyu sorun.
Çocuğunuz mutsuz bir bütün evde mi büyümeli yoksa sizi yeniden gülerken gördüğü iki ayrı huzurlu yuvada mı?
Unutmayın ki boşanma bir ailenin yok olması değil sadece böyle bir form değiştirmesidir.
Siz hala onun anne ve babası kalmaya devam edeceksiniz.
Sadece artık birbirinizin eşi olmayacaksınız.
Peki yine farklı uzman görüşlerinden bir şeyler daha eklemek istiyorum.
Bu arada ben de boşanmış bir kadınım ancak çocuk sahibi olmadığım için bu bölümü anlatmak isterken oldukça fazla araştırma yaptım ve ortak görüşleri bulup sizin için ufak bir özet hazırladım.
Şimdi diyorlar ki uzmanlar ilk olarak ebeveynlik rolüyle eşlik rolünü birbirinden ayırmanız gerekiyor.
Eşinizden boşanabilirsiniz ama çocuğunuzun babasından boşanamazsınız.
Ömrünüz boyunca o anne baba rolünde olduğunuz için birbirinizi görmeye devam edeceksiniz.
Ve eğer bir güvenlik riskiniz yoksa...
Çocuğun her iki ebeveyniyle de sağlıklı bağ kurmasına izin vermek sizin en büyük sorumluluğunuz.
Tabii ki babasının da. İkinci olarak şöyle diyor uzmanlar.
Çocuklarınıza karşı her zaman dürüst ve net olun.
Bir şeyleri saklamaya çalışmayın.
Çünkü çocuklar belirsizlikten korkar, gerçeklerden değil.
Aslında yetişkinler de öyle.
Yani ona biz artık birbirimize aşık değiliz ama seni her zaman çok seveceğiz mesajını güven vererek bol bol tekrarlayın.
Ve son olarak da şunu asla unutmayın.
Mutsuz bir anne mutlu bir çocuk yetiştiremez.
Kendinizi o mutsuz döngüden kurtarmak aslında çocuğunuza hayatta mutlu olunabilir umudunu aşılamaktır.
Sizin mutluluğunuz onun ruh sağlığının en büyük sigortasıdır.
Evet şimdi gelelim şu aileler meselesine.
Şöyle bir arkanıza yaslanın ya da sesi biraz daha açın isterseniz çünkü en zorlu kısımlardan biri de bu.
Şimdi boşanma kararınızı eşinize söylemek bir dertse...
Ailelere söylemek bambaşka bir dert.
Ya biz bu evlilikte iki kişi miydik yoksa evde gizli bir kalabalık mı vardı diye düşünmemek elde olmaz gerçekten.
Ya bir bakıyorsunuz evlilik iki kişi arasında değil sanki böyle altı kişi arasında yaşanmış.
Boşanmaya karar verdiğiniz an sadece o adamdan eşinizden değil size biçilen işte ideal gelin ya da işte itaatkar evlat rollerinden de istifa ediyorsunuz aslında.
Ne yapıyorsunuz? Önce kendi ailenizin kapısını çalıyorsunuz.
Böyle belki destek bekliyorsunuz ama karşınıza genellikle yuvanı koru evladım duvara çıkıyor.
İşte aman kızım sabret.
Kimin evliliği dört dörtlük ki?
Bak biz neler çektik de bu yaşa geldik.
İşte bu cümleler havada uçuşuyor.
Sanki böyle mutsuzluk bir dayanıklılık testiymiş gibi.
Tabii aslında onlar da iyi niyetleriyle yuva yıkılmasın diye böyle çok tatlı bir yerden bu telkinleri veriyorlar ama gene de bizi çok rahatlatmıyor aslında.
Bu tip telkinlere de ihtiyaç duymuyoruz genellikle.
İşte o an insan şunu demek istiyor.
Anne baba ben o sınavdan geçmek istemiyorum artık.
Ben sadece nefes almak istiyorum demek istiyor mesela.
Bir de karşı tarafın ailesi var ki o da apayrı bir dosya tabii ki.
İşte kayınvalideler, kayınpederler birden biz bir aileydik korusuna dönüşüveriyorlar.
Oysa o aile tablosunun içinde sizin kaç gece ağladığınızı, kendinizi ne kadar yalnız hissettiğinizi kimse görmemiş oluyor.
Gene bir uzman görüşüne bakalım.
Uzmanlar bu kalabalık içinde kendi sesimizi nasıl duyabileceğimiz hakkında bir şeyler söylüyor.
İlk ve en önemli adım şu, bir sınır çizmek.
Diyor ki uzmanlar, boşanma sürecinde en çok yoran şey eşle kavga etmek ve bunları konuşmak değil de ailelerin yarattığı suçluluk duygusudur.
Bu yüzden onlara karşı net olun diyor.
Bakın canım annem babam, canım kayınvalidem kayınpederim, sizi seviyorum.
Ama bu benim hayatım ve bu kararı kendi huzurum için verdim cümlesini bir kalkan gibi kullanın diyorlar.
Onların tecrübesi onların hayatıydı.
Sizin hayatınız ise sizin sorumluluğunuzda.
O yüzden çok net bir şekilde sınırınızı çizin diyor.
İkinci bir önerileri şu.
Bu süreçte sosyal boşanma dediğimiz şeyde yaşayacağınızı kabul edin diyor uzmanlar.
Yani sadece eşinizden ayrılmıyorsunuz.
İşte bazı akrabalarla hatta bazı ortak arkadaşlarla da yollarınız ayrılabilir.
Bu bir kayıp değil aslında bir temizliktir.
İşte sizin kararlarınıza saygı duymayan, sizi suçluluk duygusuyla manipüle eden her bağdan özgürleşmek iyileşme sürecinizi hızlandırır.
Son olarak bir de şu var.
Aileniz sizin üzülmenizi istemediği için o sabret telkinlerini veriyor olabilir.
Onları da anlıyorum ama günün sonunda o evin kapısını kapatıp yalnız kalan sizsiniz.
Onların onayını bekleyerek mutsuz bir ömür geçirmektense kendi onayınızı alıp yeni bir hayata başlamak çok daha büyük bir cesarettir.
Sizin hayatınız bir başkasının ideal tablo merakına kurban edilemeyecek kadar kıymetli bunu da unutmayın.
Şimdi gelelim şu başka meşhur bir konuya.
Hani o hepimizin kulağına küpe edilen toplumun tırnak içinde geçerli boşanma sebepleri listesine.
Şimdi boşanmaya karar verdiğinizi söylemeye başladığınızda etrafınızdakiler başlar hemen sormaya.
Şiddet mi var? Aldattı mı?
Kumarı mı var? Eve mi bakmıyor?
Evle mi ilgilenmiyor? Eğer bu listeden birine evet demiyorsanız sanki boşanmaya hakkınız yokmuş gibi bir hava esiveriyor birden.
O zaman niye boşanıyorsun falan diye sormaya başlıyorlar.
Sanki ruhunuzun yavaş yavaş çekilmesi, o evin içindeki o ağır mutsuzluk, o bitmek bilmeyen yalnızlık bir sebep değilmiş gibi davranılıyor.
Yahu... İnsan sadece ya içim bitti diye boşanamaz mı?
Bir kadının kalbinde o bağ koptuysa o ilişki zaten çoktan bitmiş demektir.
İşte duygusal boşanma da burada da başlıyor.
Yani kağıt üzerinde evli görünürsünüz, aynı sofraya oturursunuz ama ruhlar çoktan ayrı evlere taşınmıştır.
İlla bir felaket senaryosu, bir kıyamet kopması gerekmiyor ayrılmak için.
Ya bazen en büyük felaket birbirinin gözünün içine bakıp da hiçbir şey görememektir.
Şiddet sadece fiziksel bir morluk değildir ki.
Duygusal ihmal, sürekli eleştirilmek, yok sayılmak da ruhumuzda morluklar açar.
Ve inanın o ruhsal morlukların iyileşmesi bazen çok çok daha uzun sürer.
Yine uzman görüşüne bakalım mı?
Biraz tavsiyeye ihtiyacımız olabilir.
İlk olarak şunu kabul edin diyorlar.
Sizin mutsuzum demeniz dünyanın en geçerli boşanma sebebi.
Nokta. Başkalarına bir kanıt sunmak zorunda değilsiniz.
Kendi iç sesinize güvenin.
Eğer her akşam o kapıdan girerken ayaklarınız geri geri gidiyorsa ya vücudunu size bir şeyler anlatmaya çalışıyordur.
Uzmanlar diyor ki kronikleşmiş mutsuzluğun sadece ruhu değil bedeni de hasta ettiği bilimsel bir kanıt.
Yani aslında siz boşanarak sadece bir evliliği bitirmiyor.
Kendi sağlığınızı da koruma altına alıyorsunuz.
İkinci önerileri şu.
Bu sebep arama baskısından kurtulmak için bir duygusal envanter çıkarın diyorlar.
Yani kendinize bir sorun. Bu evliliğin içinde ben hala ben miyim yoksa sadece birinin eşi, çocukların annesi, işte evin düzenleyicisi miyim?
Eğer ben dediğiniz o parça çoktan kaybolduysa onu bulmak için o evden çıkmak gerekebilir.
Ve son olarak kimseye bir açıklama borçlu değilsiniz.
Bir kadının duygusunun bittiği yer zaten o yolun sonudur.
Başkalarının ne var canım bunda sabret demesi sizin o evin içindeki yangını söndürmüyor ne yazık ki.
Kendi huzurunuzu seçmek bencillik değil, kendinize olan borcunuzdur.
Hayat, mutsuz bir hikayede figüran kalmak için çok kısa.
Lütfen bunu da unutmayın. Tamam.
Şimdiye kadar karar verene kadarki süreçleri konuştuk.
Karar verdiniz, kapıyı çektiniz çıktınız.
Hadi bakalım şimdi ne olacak?
İşte o meşhur boşluk hissi burada başlıyor.
Buna yasın son evresi olan kabul ve yeniden uyum da deniyormuş.
Ama biz buna isterseniz kendini yeniden keşfetme festivali diyelim.
Bu kadar umutsuz bir şeylerden bahsetmeyelim.
Böyle işte kabul, yeniden uyumlanmak falan böyle biraz depresif gibi duruyor.
Ama kendini yeniden keşfetme festivali çok daha böyle huzurlu ve umut dolu geliyor gerçekten.
Çünkü yıllarca birinin eşi, işte birinin gelini, evin her şeyi olurken o kalabalığın içinde ben aslında kimim sorusunu sormayı unutmuş oluyoruz.
Şimdi çıktık evden yeni ve yalnız bir hayatımız başladı.
İlk zamanlar o sessizlik böyle biraz ağır gelebilir.
İşte ne bileyim tek kişilik kahve yapmak, tek kişilik yemek yapmak, işte kumandanın tek hakimi olmak falan biraz garip hissettirebilir.
Ama o boşluk aslında yeni bir binanın temeli.
Şimdi ben boşandığımda o sessizliğin içinde önce kendimi, kendi sesimi duymayı öğrendim.
Yani ben neyi severdim sahi?
İşte hangi müziği dinlerdim?
Pazar sabahları en çok ne yapmaktan hoşlanırdım falan gibi.
İşte o soruları sorduğunuz an kimliğinizi tuğla tuğla yeniden örmeye başlıyorsunuz.
Boşanmak sizi yarım yapmaz.
Aksine size yanlış bir parçayla tamamlanmaya çalışmaktan kurtarıp tam ve tek başınıza da ne kadar büyük ve güzel bir dünya olduğunuzu hatırlatır.
Peki tabii şimdi gelin uzmanlar ne diyor?
Bu yeni ben yolculuğunda ne öneriyorlar?
Biraz da onlardan bahsetmek istiyorum size.
Bir defa diyorlar ki kendinize zaman tanıyın.
Hemen her şey çok harika iyi ki boşandım maskesi takmanıza gerek yok.
Uzmanlar boşanma sonrası kimliğin oturmasının da bir süreç olduğunu ve bu süreçte eski alışkanlıkların yerine yenilerini koymanın iyileştirici olduğunu söylüyorlar.
İşte belki hep gitmek istediğiniz o tatil işte yapmak istediğiniz bir şey bir hobi katılmak istediğiniz bir kurs.
Belki hiç cesaret edemediğiniz ve sürekli eleştirildiğiniz o saç rengi ne bileyim bu tip küçük değişimler zihninize.
Yeni bir hayat başlıyor mesajı gönderiyor.
O yüzden böyle hemen her şey harikaymış gibi takılmanıza gerek yok.
Kendinize o zamanı verin.
İkinci bir adım sosyal çevrenizi bir süzgeçten geçirin diyor uzmanlar.
Size böyle ah canım ah dul kaldın falan diyerek acıyan gözlerle bakanlardan değil sizin potansiyelinizi görenlerle vakit geçirin.
Uzmanlar bu dönemde destek gruplarının ya da benzer deneyimlerden geçmiş kadınlarla sohbet etmenin iyileşme hızını %50 artırdığını söylüyor.
Yani yalnız olmadığını bilmek o tırnak içinde başarısızlık etiketini söküp atmanıza yardım ediyor.
Bakın başta da söyledim ben de bugün boşanmış ve yeniden evlenmiş bir kadın olarak buradayım.
Ama bu boşanmanın bir hata olduğu anlamına gelmiyor.
Aksine o boşanma sayesinde ne istediğini daha iyi bilen bir kadına dönüştüğüm için bugün daha sağlıklı bir ilişki yürütebiliyorum.
Ama şunu da ekleyeyim, herkesin yolu farklı.
Kimisi hayatına yalnız ve çok mutlu devam eder.
Kimisi yeni bir aşkla çiçek açar.
Önemli olan o yarım kalmışlık ilüzyonundan kurtulmak.
Bir kadın kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendiğinde dünya onun etrafında dönmeye başlıyor zaten.
Siz bir bitişin değil, muazzam bir başlangıcın kahramanısınız.
Şimdi bu yayını böyle kulaklığında, mutfakta iş yaparken ya da belki gece herkes uyuduğunda gizlice dinleyen...
O kadına seslenmek istiyorum.
Kalbinin nasıl sıkıştığını, ya yapamazsam, ya pişman olursam, ya kapının ardı karanlıksa diye nasıl uykularının kaçtığını çok çok iyi biliyorum.
İnan bana yalnız değilsin.
Korku böyle büyük kararların kapı komşusudur, hemen arkada bekler.
Ama şunu düşündün mü?
Korku normaldir de, her gün böyle mutsuz uyanmak da mı normaldir?
Sürekli bir idare etme hali, ruhunun her gün biraz daha solması.
İşte asıl korkutucu olan bu sessiz yok oluştur.
Çoğu kadın henüz hazır değilim diyerek bekler, evet.
Ama uzmanlar diyor ki boşanmaya hiçbir zaman yüzde yüz hazır hissetmezsiniz zaten kendinizi.
Yani bu neye benziyor biliyor musunuz?
Biraz denize girmek gibi bir şey.
Suyun soğukluğunu ancak içine girince anlarsınız değil mi?
Yani kenarda bekleyerek sıcaklığı anlayamazsınız ve ısınamazsınız da.
Cesaret korkusuz olmak değildir, evet.
Cesaret korkuna rağmen o adımı atabilmektir.
Hiçbir kadın bir günde boşanmaz.
Önce zihninde özgürleşir, sonra kalbinde yer açar, en son da o kağıdı gidip imza atar.
Yani o büyük karar aslında senin bugün attığın o küçük yeter artık adımlarının bir birikimidir.
Peki gene bir uzman görüşüne bakalım.
Bu nasıl diyeyim eşlikte bekleme sancısı için ne öneriyorlar?
İlk olarak korkularını somutlaştır diyorlar.
Yani bir korku haritanızı bir çıkarın bakalım.
Yani yalnız kalmaktan mı korkuyorsun?
Maddi durumdan mı korkuyorsun?
Çocuğunun üzülmesinden mi korkuyorsun?
Bunları bir netleştirin.
Netleştirdiğiniz an o korku haritasının aslında çözülebilir parçalardan oluştuğunu görmeye başlayacaksınız.
Çünkü hepsinin bir çözümünü bulmaya başlayacaksınız.
Plan yapmaya başladığınızda korku yerini kontrol duygusuna bırakmaya başlayacak.
Bir diğer tavsiyesi uzmanların küçük bir güvenlik çemberi kurun.
Yani ne demek istiyorum güvenlik çemberi derken?
Bu süreçte seni yargılamayacak, böyle sabret sabret demeyecek.
Sadece seni dinleyecek bir arkadaşın ya da bir uzman olsun yanında.
İşte psikolog olabilir, terapist ya da psikiyatrist olabilir.
Ve en önemlisi kendine bir mutluluk simülasyonu yap.
Beş yıl sonraki halini düşün.
Aynı bu evde aynı mutsuzlukla mı olmak istersin?
Yoksa belki tek başına ama huzurlu bir kahve içerken mi olmak istersin?
Beş yıl sonraki sen bugünkü sana...
Ne derdi? Son olarak da şunu unutmayın.
Boşanmak bir yıkım değil.
Aslında bir restorasyon çalışması.
Sen o binayı yıkmıyorsun.
İçindeki o değerli kadını kurtarmak için çürümüş duvarları kaldırıyorsun.
Hayat sadece katlanmak için çok kısa ama yeniden başlamak her yaş için çok uzun.
Korkunla el ele tutuş ama onun senin yönetmesine izin verme.
O kapıdan çıktığında göreceğin tek şey karanlık değil.
Senin kendi ellerini yakacağın o yeni hayatının ışığı da olacak aynı zamanda.
Evet, bugün bayağı derin sulara daldık.
Biraz yorulduk ama inanın bana o suların altındaki o inciği, yani senin gerçek gücünü bulmak için de buna değdi gerçekten.
Boşanmak üzerine konuştuk.
İşte erteleme sancılarını, çocukların masumiyetini, ailelerin bitmek bilmeyen fısıltılarını ve o meşhur geçerli sebep ne ki tabularını bir bir yıktık.
Tüm bu süreçlerden geçmiş biri olarak sana son bir şey söylemek istiyorum.
Boşanmak bir bitiş değildir, aslında bir başlangıca yer açmaktır.
Toplum size, bana yarım kaldın diyebilir, dul etiketiyle seni bir kalıba sokmaya çalışabilir ya da başarısız olduğunu hissettirebilir.
Ama lütfen unutmayın, sizler bir yapboz parçası değilsiniz ki birinden ayrılınca yarım kalasınız.
Zaten tam ve bütün bir dünyayız biz.
Boşanmak bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmez, aksine mutsuzluğa teslim olmayacak kadar kendimize değer verdiğimiz ve o cesareti gösterdiğimiz anlamına gelir.
Peki, bugünden sonra ne yapacağım diyenler için son böyle tavsiyelere geçelim mi?
Gelecek özlemi yerine bugün ne yapabilirim sorusuna odaklanalım isterseniz.
Geçmişin keşkeleri...
Ve geleceğin ya olursaları arasında kaybolmak yerine bugün kendiniz için küçük bir iyilik yapın.
Bir kahve için, bir iki sayfa kitap okuyunca sadece aynaya bakarak aferin sana.
Buraya kadar çok iyi geldin ve bundan sonrasını da halledeceksin deyin.
İyileşme bir gecede olmaz ama her gün atılan o küçük adımlarla o muazzam dönüşüm gerçekleşir.
Bu bölümü kapatırken her zamanki gibi şunu hatırlatmak istiyorum.
Boşanmak sadece güçlü olmak değildir.
Ama bazen güçlü kalabilmenin, ruhunu koruyabilmenin tek yoludur.
Ve unutmayın, Kadın Dediğin bitti diyorsa kendini yarım bırakmaz.
Aksine eksilen her parçasını kendi elleriyle tamamlayıp o kapıdan çok daha görkemli bir şekilde çıkar ve gider.
Kendinize çok iyi bakın.
Çünkü sizden bir tane daha yok.
Haftaya Kadın Dediğin'de yepyeni bir hikayede buluşmak üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
