
Bayramınızı kutluyor, bayramı bayram yapan tüm kadınlara selam gönderiyorum.
Transkript
Merhabalar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz.
Ben Gökçe. Yine bir bayram harifesindeyiz biliyorsunuz.
Havada o bildiğimiz telaşlı ama bir o kadar da nasıl diyeyim, umut dolu bir koku var.
Bu umut bazen tatil kaçamağı için oluyor.
Özellikle böyle yaza ve bahara gelen tatillerde hele ki uzunsa bir tatil kaçamağı yapmak güzel oluyor.
Ama bazen de sevdiklerimize zaman geçireceğimizi bildiğimizden oluyor o umut içimizde.
Bir de şu oluyor, şimdi...
Hepimiz bayram öncesinde aynı şeyi duyuyoruz ya da söylüyoruz.
Nedir o? Aklınıza geldiğine eminim.
Tabii ki nerede o eski bayramlar sorusu.
Sahin, nerede o eski bayramlar?
Yani böyle çocukken uyandığımız o pırıl pırıl sabahlar, o zengin kahvaltı sofraları, işte ne bileyim ütüsü bozulmasın diye özenle kenara konan kıyafetler falan gerçekten başka bir tadı vardı
eski bayramların. Tabii kurban bayramlarının aslında böyle işte küçük baş büyük baş falan detaylarını ayırırsak çünkü ben çok üzülürdüm o kan akıtma detayına.
Bunun dışında biz her bayramı ister Ramazan bayramı olsun ister kurban bayramı olsun milli bayramlarda olsun hepsini böyle pırıl pırıl hatırlıyoruz.
Neden bu kadar parlak hatırlıyoruz biliyor musunuz?
Çünkü o bayramları bize böyle pırıl pırıl göstermek ve yaşatmak için günlerce uğraşan birileri vardı.
Evin kadınları tabii ki.
Annelerimiz, anneannelerimiz, babaannelerimiz artık aklınıza gelen aileden olan hangi kadın varsa teyze, abla hepsi böyle bayramın takvimde bir gün olmadığını aslında bir kadın
emeği olduğunu işte aslında onlardan öğrendik biz.
O eski bayramları bu kadar büyüleyici kılan şey sadece çocuk olmamız ya da o bayramları işte 80'lerde 90'larda falan yaşamamız değildi.
O bayramın mimarı olan kadınların sevgisi, yorgunluğu ve o bitmek bilmeyen hazırlıklarıyla.
Şimdi gözlerinizi kapatın ve o bayramdan birkaç gün öncesine gidin.
Şöyle mesela bizim evleri düşünüyorum.
Evde böyle hafif bir beyaz sabun kokusu, camlar silinmiş, perdeler taptaze böyle jilet gibi asılmış.
Ama asıl hikaye bayram hikayesi mutfakta başlıyordu.
Yani gözünüzün önünde gelecektir.
Mutfak böyle bayramın kalbi gibidir.
Kadınlar için bayram aslında o mutfağa girildiği an başlıyor.
Hatırlayın o büyük büyük tepsilerde açılan el açması börekleri, kat kat dizilen baklavaları.
O oklava sesleri böyle bir senfoni gibidir aslında.
İşte bir kadının sevdikleri ağız tadıyla böyle bir gün geçirsin diye saatlerce ocağın başında tezgahın önünde ayakta durması aslında bayram.
Bu sadece aslında kadınlar için bayram hazırlığında bir yemek yapmak değildir.
sizi önemsiyorum, size değer veriyorum ve bu evi sizin için yuva yapıyorum demesinin sessiz bir dilidir bence.
O mutfaklardaki hazırlık aslında bir kadının ailesine sunduğu en büyük hediye gibidir bana göre.
İşte şerbetin o ilk cızırtısı duyulduğunda aslında bir bayram ruhu da mühürlenmiş olur.
Bizim o eski bayram dediğimiz o mutluluk tablosunun her bir fırça darbesinde bir kadının nasıl diyeyim bel ağrısı, işte parmak uçlarındaki bir sızı, omuz ağrısı Ama en çok da
yüzündeki o mağrur gülümseme vardır.
Peki ya o mutfaklarda işte bayram hazırlığı yapılan o büyük mutfaklarda sadece yemek mi pişer?
Hayır tabii ki. Şimdi hatırlayın ocağın altı yanarken aslında en derin sohbetler de demlenir orada.
Kuşaklar arası bağın en güçlü ilmekleri o yaprak sarmalar sarılırken atılır.
Yani şunu demek istiyorum işte anneannemizin bir hamur açarken kurduğu o tek bir cümle.
İşte annemizin bir yemeğin tuzuna bakarken anlattığı eski bir anı.
Yani genç kadınlar mutfaklarda sadece yemek yapmayı öğrenmedik biz büyüklerimizden.
Hayata nasıl göğüs gereceğimizi, sabrı, dayanışmayı, en önemlisi de böyle kadın olmayı öğrendik o mutfaklarda büyüklerimizi izlerken.
Özellikle de bayram öncesi ya da bayram günü.
Şimdi mutfak, kadınların birbirine el verdiği, sırlarını paylaştığı, kahkahalarla yorgunluk attığı bir sığınak.
Yani hepimizin evinde böyledir.
Belki artık şu an yaşadığımız yıllarda bu kadar olmasa bile gene de mutfak içinde yapılan sohbetler daha keyifli değil midir?
Ama eskiden çok daha fazlaydı bunlar.
Mutfakta vakit geçirmek vardı.
Kahveler orada içilirdi. Ne bileyim bir küçük radyo, bir televizyon falan.
Oralar da mutfakta oturulurdu yani.
Şöyle düşünün. Kaç tane hayat dersini bir tencerenin başında aldınız?
Kaç tane dert o mutfaktaki demli çayla beraber eriyip gitti?
Şimdi bayram hazırlığı...
aslında kuşaklara aktarılan bir miras gibidir.
Bizler o mutfaklarda büyüklerimizden sadece işte anneanne bu böreği nasıl yapıyorsun, işte onu neyle karıştırdın falan diyerek tarifleri değil, bir ömrü nasıl lezzetli kılacağımızı da miras aldık.
Bu yüzden bayram sofrasındaki o ilk lokma sadece bir tatlı değil, nesiller boyu aktarılan bir hikayenin devamı gibidir bana göre.
Bugün bayram gelmeden önce o sofraları kuran, O evleri bayram yerine çeviren, elleri un kokan, yüreği sevgi dolu tüm kadınlara bir selam gönderelim istedim.
Bayramı bayram yapan o görünmeyen emeğin sahiplerini yani sizi, beni, bizi onurlandıralım istedim.
Bu bayram sofraya oturduğumuzda aile büyüklerimiz hala hayattaysa ve onları görmeye gidebiliyorsak ne kadar şanslıyız.
Sofraya oturduğumuzda sadece böyle yemeğinin tadına bakmayın.
O faruk olmuş börek bir dilim daha ver falan gibi böyle hemen yemeği ön plana çıkartmayalım.
O yemeğin içindeki hikayeye, emeğe ve sevgiye de bir bakalım.
Ve demin de dediğim gibi eğer yanınızdalarsa o emeğin sahibi olan kadınların ellerinden sadece bayram olduğu için değil o dünyayı güzelleştirdikleri için de öpelim.
Sizin de sevdiklerinizin de sofrasından bereket, evinden kahkaha, mutfağından o güzel hikayeler hiç ama hiç eksik olmasın.
Bayramınız şimdiden kutlu, gönlünüz ferah olsun.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Sevgiyle kalın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
