
Transkript
Herkese merhaba ben Gökçe.
Bu hafta Kadın Ne Deyin podcastimin yeni bölümünde alışveriş yaparken dikkat etmemiz gerekenler nelerdir onları bir konuşmak istedim.
Burada alışveriş derken kastettiğim şey market alışverişi falan değil tamamen dolabımıza, kıyafetlerimize yönelik alışverişlerden bahsediyorum.
Hele ki ekonomik olarak da zor günler geçirdiğimiz bu dönemde yaptığımız alışveriş ve harcadığımız paranın da önemi oldukça arttığı için trend yolu açmadan...
zar uygulamasına girmeden veya mağazaya adımınızı atmadan önce naçizane anlatacağım önelere bir kulak verin isterim.
Tabii ki Amerika'yı yeniden keşfettirmeyeceğim size ama böyle unuttuklarınızı hatırlamanıza yardımcı olabilirim diye düşünüyorum.
O yüzden keyifli dinlemeler.
Size de oluyor mu bilmiyorum ama bana oluyor.
Ne oluyor bana? Özellikle son iki yıldır ekonomik krizi dibine kadar hissetmeye başladığımızdan beri kendime hep şunu söylüyorum.
Almayacağım hiçbir şey. Sadece temel ihtiyaçlara para harcayacağım.
Her şeyim var. Hiçbir şeye ihtiyacım yok falan filan desem bile en fazla bir ya da iki hafta sonra kendimi böyle bir uygulama içerisinde kaybetmiş olarak bulabiliyorum.
Sepete ekle çıkar. Başka ekle çıkar.
Ekle çıkar. Ekle ekle ekle.
Bu böyle devam ediyor. Mutlaka her birimizin dolabında kıyafetleri hatta onların alternatifleri bile var.
Ancak gene de alışveriş yapmaya devam etmekten vazgeçemiyoruz.
Bunun bence Birkaç sebebi var.
Bu tamamen kendi fikrim.
Bunu sayacaklarım tamamen kendi fikrim.
Birincisi markalar her ne kadar sürdürülebilir moda ve üretim yapıyoruz deseler de yaptıkları bazı kıyafetleri ikinci yıl işe giderken giyemiyoruz.
Hatta evde yatarken giydiğimiz kıyafetlere dönüşebiliyor.
Yani kaliteli malzeme kullanımı kesinlikle çok düştüğü için bizi yeni bir alışverişe sürüklüyor ister istemez.
Bir diğer nedeni ise kendimizi tatmin eden bir aktivite olması.
Artık buna işte kapitalist düzen mi dersiniz, tüketen toplumun bireyi olmak mı dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum ama yeni bir çanta aldığımızda yaşadığımız mutluluğu bazen çok az şeyde yaşadığımızda bir gerçek.
Başka bir sebebi de tabii ki külü alıp vermemiz.
Yaşam tarzımızın değişmesi, ne bileyim işte iş değişikliği, evden çalışmaya geçmek, yaşadığımız yeri değiştirmek gibi unsurlardan dolayı dolabımızı baştan sona değiştirmek durumunda kalabiliyoruz.
Tabii bu da bir anda böyle olmadığı için o süreçte yaptığımız alışverişlerde devamlılık gösteriyor.
Ez cümle, alışveriş hayatımızın bir parçası ve iyi görünmeyi, kaliteli ve farklı şeyler giymeyi seviyoruz.
Ama bu sonsuz bir durum haline de gelebiliyor kimilerimiz için.
Yani tıka basa dolu bir dolap, etiketi üzerinde kıyafetler, birbirine benzer kıyafetlerle dolu bir girdap içinde giyecek hiçbir şeyimiz olmadığına ikna bir beyinle baş başa kalabiliyoruz kim zaman.
Eğer doğru alışveriş bilincine ulaşabilirsek bu girdaptan çıkabiliriz bence.
Şimdi size bazı trikler söyleyeceğim.
Eğer bunlara dikkat ederseniz doğru alışveriş yapmaya böyle bir adım atabilirsiniz diye düşünüyorum.
Öncelikle bence Nasıl bir hayatınız olduğunu düşünmeniz gerekiyor.
Yani iş hayatında aktif misiniz?
Evden mi çalışıyorsunuz?
Hem evden ama yarı zamanlı toplantılara vs.
katılıyor musunuz? Çok seyahat ettiğiniz bir işiniz mi var ya da full time annelik mi yapıyorsunuz gibi gibi.
Çünkü evden çalışıyorsanız artık o dolaba ceketler, takımlar, klasik kıyafetlerle doldurmaya gerek yok demektir.
Ya alayım da bir yerde giyerim diye bir şeyi alıp dolaba koymayın lütfen.
Eğer iş hayatında aktifseniz de dolabınızı iş ve hafta sonu kıyafetleri veya işte iş sosyal hayat kıyafetleri diye ayrı ayrı kıyafetler alarak doldurmayın.
Çünkü artık iş hayatı 80'li 90'lı yıllar gibi değil topuklu ayakkabıyla vedalaşılı baya bir zaman oldu mesela.
Daha casual tarz hayatımıza girdi.
Dolayısıyla bu casual tarzı hem işte hem sosyal hayatta giyebileceğimiz jeanler pantolonlar veya elbiselerle halledebiliriz diye düşünüyorum.
Mesela alışveriş eğiliminizi buna göre yöneltebilirsiniz.
Daha doğrusu yönlendirebilirsiniz.
Yani hafta sonu giyeceğiniz bir kombini hafta içi işe giderken de belki aksesuarları farklılaştırarak ya da ayakkabıyı çantayı farklılaştırarak iş hayatına da hafta içi ofis hayatına da uygun hale
getirebilirsiniz. Bir diğeri dolap detoksu şart.
Çok klişe gelebilir ama hiç değildir.
Çünkü burada şeyden bahsetmiyorum.
Dolabınızı şöyle bir elden geçirin durumundan.
Bahsetmiyorum dolap detoksu derken.
Dolabımızda açıp baktığımızda her renk, model, tarz, beden, kıyafet mutlaka vardır.
Yani böyle o dolap rafların içinde kaybolduğumuz, köşede dipte kalmış bir kazak, bir body, aa bende bu da mı varmış dediğimiz durumları lütfen hayal edin.
Çoğumuz bunu yaşıyoruz gerçekten.
İşte tam da bu durumu değiştirmemiz gerekiyor.
Bir defa bence...
Herkes her şeyi giyebilir.
Yani işte benim bacaklarım kalın da mini etek giymeyeyim mi?
Yani giymek istiyorsan giyebilirsin.
Artık hani öyle bir nasıl diyeyim bir kalıba sokmak gerekmiyor.
Kişi özgür. Eğer mini etek giymek istiyorsa giyer.
Ama o mini eteği öyle bir kombinlemeli ki eğer vücudunda kalın bulduğu fazlalığı olduğu bir yerini düşünüyorsa dikkati o kalın bacakları ya da ne bileyim işte fazla göbeğine değil de Belki
saçına, kulağındaki küpeye, kolundaki bilekliğe, ayağındaki ayakkabıya çekerse aslında dikkati nereye çekeceğimiz, karşı tarafın algısını nasıl yöneteceğimiz önemli.
Dolayısıyla bence herkes her şeyi giyebilir.
Ama doğru alışveriş yapmak ve dolabımızı doğru yönetmek için giymemeli.
Ben her şeyi giyerim.
İşte gideceğim mini etekler alacağım.
Gideceğim işte ne bileyim dar bodylerde alacağım falan.
Eğer doğru bir alışveriş yapmak istiyorsak ve dolabımıza doğru kıyafetleri ve bedenimiz uygun kıyafetleri koymak istiyorsak işte oradan ben her şeyi giyerimden biraz uzaklaşmak vücudumuza uygun doğru kombinleri
yapacak alışverişlere yönelmek gerekiyor.
Bu yüzden vücudumuzu biraz tanıyıp ve buna uygun kıyafetler seçmemiz gerekiyor.
Yani vücut yapımız uygun değilse o krop kazakları, krop tişörtleri Almaktan vazgeçmek gerekiyor mesela.
Ya da işte çok iri göğüslerimiz varsa çok dar üstler giymekten vazgeçmek gerekiyor gibi.
Gerçek ve detaylı bir dolap detoksunu ayrıca anlatırım ama alışveriş öncesi için bu konuları bir gözden geçirmenizde fayda var.
Bunu yapabilirsek doğru alışveriş yapmanın da ilk adımlarını atmış oluyoruz.
Bir diğer tüy olarak şunu söyleyebilirim size.
Her zaman birbiriyle kombinler yaratabileceğimiz uyumda kıyafetler almaya özen gösterin derim.
Biz kadınlar bazen böyle iddialı renkler ve modellerde kıyafetler, ayakkabılar alabiliyoruz.
Ama eve gelip dolaba baktığımızda bir uyum yakalayacak parçalarımız olmadığını fark ediyoruz.
Dolayısıyla boşuna alınan bir kıyafet ve harcanan parayla...
Kala kalıyoruz. İşte iade işi de bazen zor geliyor.
Sonra o kıyafet ya bir arkadaşa ya kardeş ya da alakasız bir yere gidiyor.
Ve biz hala belki de onun dört taksitini ödemeye devam ediyoruz gibi.
Bu iddialı parçaları bu arada hani farklı renk ve modellerden uzaklaşın demiyorum tabii ki.
Renk kullanımı çok güzel çok da önemli.
Ama bence bir kıyafet yerine kombini tamamlayacak bir çanta.
İşte bir aksesuar, şal, şapka ya da işte ayakkabı olarak alın değerlendirin derim ben.
Çünkü simsiyah giyindiğiniz bir kombinde tıp durunca iddialı bir ayakkabı giyerseniz bir uyum yakalayabilirsiniz.
Ama tıp durunca bir pantolonu dolaptaki en fazla bir iki parçayla giyebilir ve işte uyumlu çanta ve ayakkabı yakalamakta da zorlanabilirsiniz.
kocaman küpeler, renkli çantalar vs.
almanız daha doğru bir alışveriş olacaktır.
Eğer illa böyle iddialı parçalar almak istiyorsanız.
Hatta kombinlerinizi ya da kıyafetlerinizi farklılaştırmak istiyorsanız başvuracağınız yol başka bir kıyafet daha almak değil de farklı ve iddialı göz dolduran
aksesuarlar almak olmalı.
Aksesuar alırken de böyle lütfen iki günde kararan işte bijuteriler yerine işte insanların, çalışma arkadaşlarınızın ya da arkadaşlarınızın falan nereden aldın bu kullandığı küpeyi ya diye
soracağı kalitede ve görsellikte parçalar seçmenizi tavsiye ederim.
Simsiyah kombine bir gün mor bir şal, diğer gün iri ahşap toplardan bir kolye takarak falan nasıl farklı olacağınızı bir düşünün derim ben.
Kıyafet seçerken Her zaman ve her ortamda kolay kombinleyebileceğiniz parçalar almaya özen gösterin derim.
Benim kendimde uyguladığım bir yöntem var.
Daha doğrusu bir alışkanlığım var.
Size de tavsiye ediyorum bunu.
Ben genelde böyle siyah, beyaz, lacivert, bej, pastel renklerde parçalar almaya özen gösteriyorum.
Çünkü bu parçalar farklı...
Daha doğrusu bu işte üst ya da altlar farklı üstlerle ya da altlarla kolay kombinlenebiliyor.
Ben kombinlerimdeki farklılığı daha çok aksesuarlarla yapmayı tercih ediyorum.
Ve mesela işte birkaç tişört alacağıma bir güzel gömlek alıyorum.
Çünkü gömlek böyle dik yaka işte düğmeli olmasından kaynaklı hafif ve yakalı olması kişiyi bir tişörte göre daha şık gösteriyor diye düşünüyorum.
Yani bir jean ile Bir spor ayakkabıyla hafta sonunda kombiniyorum.
Ya da yine aynı jean topuklu ayakkabıyla işe giderken de giyebiliyorum.
Ve ceket. Mutlaka böyle 3-4 tane kaliteli güzel ceketiniz olsun.
Benim yıllar önce aldığım ceketlerim hala duruyor.
Yani son birkaç yıldır yeni bir ceket bile almıyorum.
Böyle kaliteli güzel parça ceket alırsanız eğer, iki tane farklı jean ile beraber giyebilirsiniz.
İki farklı gömlekle beraber kombinleyebilirsiniz farklı farklı.
Dolayısıyla böyle daha pastel, daha net renklerde kıyafetler alırsanız, farklı aksesuarlar takarak ya da bir ceketle, farklı çantayla farklı kombinler çıkartabilirsiniz.
İşte her ortama da uygun olsun dedim ya mesela demin de örnek verdiğim gibi atıyorum.
İşte mom jeanler bence işe çok uygun jean pantolonlar.
Dolabınızda böyle bir iki renkte mom jean kot pantolonunuz olsun derim.
Çünkü böyle işte Ne bileyim hafta sonu dediğim gibi bir gömlek bir spor ayakkabıyla hafta sonunu geçirebilirsiniz.
Bir ceket bir topuklu ayakkabıyla işe de gidebilirsiniz mamciğinlerle.
Ya da çoğu zaman tercih etmeyebiliyoruz elbise.
Tek parça olduğu için kombin diye bir şey yok.
İşte bir çizmeyle işte normal bir ayakkabınızla en azından haftanın bir gününü işe gidiyorsanız eğer full time olarak haftanın bir gününü işte neyle neyi kombineceğim diye düşünmeden kurtarabiliyorsunuz.
Onun dışında bence mesela.
Kazak yerine hırka almayı tercih edin.
Yani ekstra bir tane daha kazak almaktansa birkaç tane iki üç tane mesela hırkanız olsun.
Çünkü farklı renkte tişörtlerle ya da farklı gömleklerle işte jean bir gömlekle düz renk bir gömlekle farklı kombinler çıkartabiliyorsunuz.
Dolayısıyla ben mesela dümdüz tek düz kazak almak yerine hırka almayı tercih ediyorum.
Yani işte mam jean gömlek.
Ondan sonra jima hırkalar, sneaker ve loaferlar işe giderken.
Mesela işte şimdi kalın tabanlı sneakerlar ve loaferlar çok moda.
Böyle çok böyle araba lastiği gibi olanlar değil.
Hatta traktör lastiğine benzeyenleri de var.
Ama böyle şık güzel bir sneakerınız hafta sonu ve hafta içi de işe giderken giyebileceğiniz.
Ve böyle işte ilkbaharda ve sonbaharda giyebileceğiniz loafer düz ayakkabılarınızda.
Olsun derim. Yani doğru parçaları ve her yerde hafta sonunda hafta içi de giyebileceğiniz işte bir ayakkabı değiştirerek çok daha şık bir konferansa bile katılabileceğiniz kıyafetler parçaları
almaya özen gösterin.
Ve bu az parçayla çok kombinde sizi farklılaştıracak en önemli detaylardan biri ise kemerler oluyor.
Şimdi kemer şöyle önemli.
Mesela bir jean pantolon giydiniz, gömlek giydiniz ve ceket giydiniz.
Mutlaka böyle kemer de gözükeceği için yani gömleği de pantolonun içine sokacağınızı düşünüyorum.
Hem belinizi biraz daha ince gösterecektir.
Hem de kemer çok güzel bir aksesuardır.
Ama lütfen böyle işte hani her şeyi para harcarız ama kemer gelince böyle işte 40 lira 50 liralık işte 100 liralık.
Şimdi 40 liraya da bir şey kalmadı ya.
Hani bir kemer de işte 400 lira olur mu falan deyip cimrilendiğimiz bir detay olabiliyor.
Bence öyle değil. Hatta ben şöyle yapıyorum.
Böyle düğmeli kemerler yerine daha böyle düğme şeyini daha doğrusu deliği olmayan biraz böyle hasırmsı görünümlü oluyor.
Öyle kemerler alıyoruz. Eşimle beraber kullanıyoruz.
Yani onda bir kemerin deliği olmadığı için ikimizin de beline uygun hale gelebiliyor.
Biz bunu hırkada da yapıyoruz mesela.
Ben biraz böyle salaş hırka giymeyi sevdiğim için bir beden büyük alıyorum.
Onunla beraber ortak da giyebiliyoruz.
Ama kemere tekrar dönmek istiyorum.
Gerçekten çok şık bir aksesuardır.
Pantolonlara çok yakışır.
Hatta uygun eteklerle de kombinleyebilirsiniz.
Yani kalın bir kemeriniz olsun, işte kota uygun, daha kumaş pantolonuna uygun bir kemeriniz olsun.
Yani aksesuarda ve kemerde farklaşmanızı tavsiye ediyorum.
Alışveriş yaparken de yeni bir pantolon almaktansa, yeni bir gömlek, yeni bir tişört de almaktansa...
Belki böyle şık bir kemer, güzel bir çanta, işte iri güzel küpeler almaya öncelik verebilirsiniz.
Kıyafet alışverişine de aynı market alışverişi gibi odaklı çıkmak gerekiyor.
İşte bugün alışverişi ayırdım dediğimiz zaman çok mağaza gezip çok ve gereksiz şey alarak eve dönebiliyoruz.
Ya da işte ne bileyim trend yolda sadece etek alacağınız bir alışverişte kendinizi bebek tulumu bakarken de bulabiliyoruz.
O yüzden gerçek ihtiyacınız olan ve mevcut kombinlerinize ekleyebileceğiniz parçaları almaya özen gösterin ve bir planlama yaparak alışverişe başlayın derim.
Bir de şu var, yine bir öneri olarak söyleyeceğim size.
Nasıl olsa bir yerde giyerim diye alışveriş yapmayın lütfen.
O yer hiç gelmeyebilir.
İşte örneğin bir düğünde giyerim ya da bir kokteylde giyerim diye kıyafetler almayın.
Yani o sene kaç düğün, kaç kokteyle katılacağınızı bir düşünün.
O gün geldiğinde o kıyafeti giymek isteyecek misiniz?
Ya da o gün geldiğinde gideceğiniz ortam o aldığınız kıyafete uygun olacak mı gibi gibi.
Bunları düşünerek lütfen alışveriş yapın.
Nasıl olsa bir gün bir yerde giyerim diye bir kıyafet almayın.
Yani çok beğendim bayıldım alayım dursun bir yerde giyerim.
İşte o gerçekten boşa giden para oluyor.
Bir de şu var tabi bütçenizi belirleyin.
Ve o bütçeye... Sadık kalmak için kendinizi zorlayın.
Yani bu böyle işte kötü bir alışkanlığı bırakmak kadar zor olabilir ama özellikle bu dönemde bunu yapmamız gerekiyor.
Çok beğendiğiniz bir şey var.
Fiyatına bakın ki şu anda fiyatı da yüksek olacaktır mutlaka.
Sonra evdeki kıyafet ya da aksesuarlarınızı düşünün.
Onlara benzer bir şey mi?
Onlardan farklı bir şey mi?
Ya da evdeki kıyafetlerle kombinleyebilir misiniz?
Genelde elimiz hep...
Alışkanlığımızın olduğu kıyafetlere parçalara gidiyor.
Sonra eve bir geliyorsunuz ki işte aynı renkte birazcık farklı başka bir bluzumuz daha varmış mesela.
Dolayısıyla genellikle de benzer şeylere eğilimli olduğumuz için böyle kıyafetleri almayın.
Yeni bir şey alırken mevcut dolabınızdaki kombinlere katkı sağlayacak.
Bir ceket veya bir gömlek alabilirsiniz.
Ama bütçenizi böyle kalın kalın kazaklara, yeleklere, işte bir mont daha, bir mont daha gibi parçalar için harcamayın lütfen.
Az ama öz alışveriş yapın.
Bunu da tavsiye ediyorum. Burada ne demek istiyorum?
Mesela, işte LCY22.
Evet, nispeten daha ucuz bir marka ama kalitesi tartışılır.
Yani kombinizdeki kendini gösterecek...
parçayı, o star parçayı lütfen V2.2 yerine daha kaliteli bir markadan ya da daha kaliteli kumaşa sahip kıyafetlerden yana kullanın.
Ne bileyim böyle uzun süre giyebileceğiniz kalitede ürünler almayı tercih edin.
Bu aslında şeyde de fark ediyor.
Yani yaz ve kış alışverişlerine farklılık gösterebiliyor.
Yani yazın pazardan aldığınız bir tişört bile olur.
Çünkü işte yazın star sizsinizdir.
Ne bileyim işte yanık bir ten.
Işıl ışıl saçlar, yüksek enerji, incik boncuk kolyeler falan sizi parlatır.
Ama böyle kışın pazardan alacağınız bir kazak yaz gibi sizi parlatmaz.
Aksine matlaştırabilir bile.
O yüzden özellikle kışın kendini gösteren nedir?
En üstte giydiğimiz kabandır mesela değil mi?
Onun böyle bir tık kaliteli olmasına ve uzun süre giymeye...
Müsait bir kalitede olmasına özen gösterin derim.
Yani işte iki gün sonra ağzı burnuna gelecek bir şey sonra yerine yeni bir şey daha alacaksanız aslında az para harcamış olmuyorsunuz.
Zamana yayılmış çok para harcamış oluyorsunuz.
Ama az ve iyi kalitede parçalar alırsanız hem gerçekten çok şık görünürsünüz hem de uzun süre giyeceğiniz için yeniden bir mont, yeniden bir kaban, yeniden bir kazak mesela almaya gerek kalmadan sezonları
kapatabilirsiniz. Bir de şunu tavsiye ediyorum size.
Kendi markalarınız olsun.
Yani böyle işte bir şey ararken, bir kıyafet ararken böyle markalar arasında dağılmayın.
Farklı markaların farklı kıyafetler içinde dağılmayın.
Bedeniniz uygun olan, istediğiniz kaliteyi, istediğiniz bütçede yakaladığınız markalarınız olsun.
Yani işte online bir pazar yerine girip elbise yazıp bilmem ne butikteki elbiseye bakmayın.
Onu almaya... Belki deneyin zaten göreceksiniz.
Çünkü o size biraz sürpriz olacaktır.
Hani internette gördüğüm aslında olan diye böyle caps'ler vardı.
Instagram'da falan görmüşsünüzdür mutlaka.
Dolayısıyla yani şey olacaktır.
İyi durmayacaktır. Kalitesini bilmediğiniz ya bedeni olmayacak ya işte kumaşı iyi değilmiş mesela eve gelince onu fark edeceksiniz.
Onun dışında işte iadesi sorun olabiliyor.
Ne bileyim kumaşı alerji yapabiliyor.
İkinci yıkamada renklerini solup solmayacağını bilmiyoruz falan.
Dolayısıyla kendi bedeninize uygun olan birkaç tane markanız olsun.
Daha odaklı alışveriş yapmanıza da katkı sağlar.
Bütçesini bilirsiniz. Kendinizi ona göre hazırlarsınız.
İndirim dönemlerini bilirsiniz.
Onu takip edersiniz. O yüzden böyle o trend yola girip oradaki binlerce butiğin arasında binlerce kıyafetler arasında lütfen kaybolmayın.
Öyle kaybolunca iyi parçalarda bulmuyor muyuz?
Buluyoruz. Ama bunu bir alışkanlık haline getirmeyin.
Alışkanlığınız kendinize ait, kendinizi içinde iyi hissettiğiniz kıyafetler satan markalardan yana olsun.
Bir de şu var, alışverişe çıkarken lütfen size dürüst davranacak bir arkadaşınız veya tanıdığınız alışverişe çıkın.
Böyle bir an önce eve dönmek isteyen bir eş ya da sizi geçiştiren bir tanıdık, samimiyetine güvenmediğiniz biriyle alışveriş...
yapmayın lütfen. Çünkü evet evet bu da yakıştı ya.
Bu da oldu. Siz başka bir şey alır seçersiniz.
Peki bu rengi nasıl? Aa bu da güzel oldu.
İkisini de al istersen.
Karar veremiyorsunuz mesela. İkisini de al.
İkisi de çok güzel oldu. Sana zaten bu renkler çok yakışıyor.
Ya da eşiniz. Olur al.
Bunu da al. Al.
Seni dışarıda bekliyorum.
Aşağıda bekliyorum. Suratsız bir adam falan.
Siz de o aceleyle işte daha fazla ortam gerilmesin diye öyle bir şeyleri alıp Çıkıveriyorsunuz mağazadan.
Lütfen böyle kişilerle alışverişe çıkmayın.
Gerekirse yalnız gidin alışverişe.
Ama işte yanınızda bir arkadaşınız var sizi ve sizi böyle geçiştiriyor falan.
Öyle bir ortam olursa lütfen alışverişi kesin.
Ve bir böyle ne bileyim kahve içmeyi teklif edin.
İşte ne giyerseniz.
Aa bu da olur valla çok yakıştı sana da her şey yakışır zaten diyen bir kadınla alışveriş lütfen yapmayın.
Bir önerim daha var.
Yemek üstü alışverişe çıkmayın.
Yani alışverişi her zaman aç karnına çıkın.
İşte önce bir şeyler yeriz sonra da mağazaları gezeriz.
Planı hiçbir zaman iyi değildir.
Önce mağazaları gezin sonra bir tatlı kahve yaparız modeli daha iyidir bence.
Hem beden seçimi işte bel darlığı gibi kriterler yemek üstü yapılan alışverişlerde dağılıyor ve yanlış bedende yanlış kıyafetler alabiliyoruz.
Kimseyi bulamazsanız efendim üçüncü bir göz olarak beni alışverişe çağırabilirsiniz.
Beraber alışverişe çıkabiliriz.
Samimi olurum. Yakışmayanı söylerim.
Değerin üstünde paradaysa asla aldırmam falan.
Ki bunu da çok iddialıyımdır gerçekten.
İşte kardeşimi, arkadaşımı ya işte ona o para verilir mi?
İşte alma. Sende zaten benzer şu var.
İşte onu onunla kombinlersen olur.
Hatta işte bu bazen dekoratif ev aksesu alışverişinde falan da yapıyorum böyle.
Dolayısıyla beni çağırabilirsiniz.
Hatta size bir tüyo daha vereyim.
Instagram'dan still.içinde diye bir Instagram hesabım var.
Beni oradan da takip edebilirsiniz.
Aslında gayet iyi bildiğiniz ama unutmak istediğiniz bazı tavsiyeler verdim size.
Umarım işinize yaramıştır.
Kadın Dediğim Podcast'ini dinlediniz.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Herkese merhabalar.
Kadın Dediğim Podcast'ime hoş geldiniz.
Efendim malumunuz bir yılı daha bitiriyoruz.
Valla aslında iyi ki de bitiriyoruz bu arada.
Çünkü 2023 bireysel olarak bazılarımıza iyi gelmiş olabilir ama genel olarak baktığımızda işte Maraş depremleri ve onun yarattığı travmalar, seçim sürecinde akıl sağlığımızı
yitirmemiz, hayat pahalılığı, paramızın eriyip gitmesi daha sayı mı vesaire derken çok da böyle şey bir yıl değildi aslında.
Sağlığımız yerindeyse burada şükür diyerek elimizdekilerle yetinerek geçirdiğimiz bir yıl oldu çoğumuz için.
Gelin 2024 böyle olmasın.
Dünyayı değiştirecek adımlar atamaz, kararlar alamayız belki ama hep dünya işlerine, siyasete vs.
takılarak da geçiremeyiz bu yılları.
Bizim de sonuçta bir tane hayatımız var.
Bu yüzden dedim ki siz dinleyicilerime bazı yeni yıl önerileri anlatayım ve kendimle dahil hepimiz bazılarını hayata geçirmek için çaba gösterelim.
Ne dersiniz? Olmaz mı?
Hazırsanız 2024'te neler yapabileceğimize ya da yapmaya başlayabileceğimize bir bakalım.
Öncelikle yeni yıl kararlarımıza sadık kalmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Bir de şunu belirtmek isterim ki aldığımız kararları hayata geçiremiyorsak bunun nedeni tembel bir insan olmamız ya da zayıf karakterli olmamız değil.
Bazı davranış değişiklikleri ile kararlarımızı hayata geçirmemiz mümkün.
Sadece ve sadece erteleme eğilimi gösteriyoruz.
O kadar. Yani nedir bu erteleme eğilimi?
Alışkanlıklarımızın getirdiği bir davranış biçimi.
Yani bu bizim kendi öz davranış modelimiz.
Endişelenmeyin yani. Hatta böyle bilimsel bir şeyden bahsediyorum erteleme eğilimi derken.
Çünkü efendim bilim dünyası diyor ki beynimizin nöronlarında esneklik varmış.
Beynimizin esnekliğinden mütevellit davranış ve alışkanlıklarımıza değişiklik yapmamız mümkünmüş.
Yani şu durumdan...
Birazdan bahsedeceğim durumdan vazgeçmemiz çok kolay.
Ay şimdi yattığım yerden kalkıp, kumandayı bırakıp, hiçbir şey yapamam modundan çıkmamız beynimizin esnekliği sayesinde çok kolay.
Üstelik bazı insanlar da bunu yapabiliyor.
Yani çevrenize bir bakın. Şöyle düşündüğümüz, şöyle şeyler söylediğimiz insanlar olmuştur.
Yani nasıl böyle hemen bir şeye karar veriyorsun, onu hayata geçiriyorsun.
Hemen hızlı bir şekilde kararını alıyorsun.
İşte hızlı bir şekilde planlamanı yapıyorsun.
Bir de böyle istikrarlısın.
Valla seni tebrik ediyorum. Ben valla bunu yapacağım da, karar vereceğim de, başlayacağım da, bitireceğim de falan diye söylediğimiz, düşündüğümüz çok fazla insan vardır.
Peki bunu nasıl yapıyorlar?
Yani nasıl bir istikrar sağlıyorlar?
Bir defa bu insanların...
İç motivasyonları çok yüksek.
Bizim de öyle olması gerekiyor.
Bizimle derken kendimi de işin içine katıyorum.
Çünkü ben de bazı kararları gerçekten çok hızlı alır hayata geçiririm.
Bazıları böyle sürünür, yerlerde sürünür gerçekten.
O yüzden iç motivasyonumuzun yüksek olması gerekiyor.
İstikrar, karar alıp onu hayata geçirip istikrar sağlamak için.
Yani şunu da kabul etmemiz gerekiyor.
İlla dışarıdan motive edilmeyi, böyle ödüllenmeyi beklememiz gerekmiyor.
İç motivasyonumuzla da bunu halledebiliriz.
Bu bilimsel bir kanıt.
O yüzden böyle rahat bir şekilde söylüyorum.
Üstelik içsel motivasyona sahip olduğumuzda da işte aldığımız kararlar, yaptığımız eylemlerin sadece sonuçları değil yapıldığı süreçte zevk vermeye başlıyor.
İşte örneğin durmadan diyete başlayıp devam edemiyorsak kendimize şunu söylememiz gerekiyor.
biliyorum bu süreç biraz acı verici olacak istediğim şeyleri yiyemeyeceğim o tatlılar böyle arkadaşlarım etrafımda löp löp yerken ben sadece onlara bakacağım ama sonunda istediğim forma ve görüntüye beni
ulaştıracak başta acılı olacak ama kilo vermeye başladıkça kendimi çok çok iyi hissedeceğim üstelik kilo verdikçe o insanlar etrafımda ne kadar zayıflamışsın, çok iyi kilo vermişsin, valla böyle devam et, formun çok iyi
görünüyor, çok zinde görünüyorsun falan dedikçe daha da mutlu olmaya başlayacağım.
Yani istediğim kiloya düşene kadar ki süreçte de aslında çok mutlu olacağım.
Bir şeyler yemekten vazgeçeceğim ama göründüğüm hal, sağlığım ve fit görüntüm, işte zinde görünmem beni çok mutlu edecek o süreç içerisinde.
İşte bunu diyebilmek güçlü bir içsel motivasyon gerektiriyor.
Bazılarımızda içsel motivasyon zayıf olabiliyor.
Devamlı isteksizlik hali de yaratabiliyor bu durum, içsel motivasyon düşük olması.
Hatta bu içsel motivasyon düşük olmasının daha ileri boyutuna da apati deniyormuş.
Yani bir hastalık bu apati.
İşte isteksizlik, ilgisizlik, kayıtsızlık hali bu apatinin belirtileriymiş.
Şimdi bu apati ile ilgili Oxford Üniversitesi'nde psikologlar ve nörologlar bir araştırma yapmışlar.
Ve apati ile...
beynin karar verme mekanizması arasında böyle beklenmeyen bir bağlantı tespit edilmiş.
Şimdi araştırmaya apatisi olan bir grup katılıyor.
Bir de yüksek motivasyonu olan bir grup katılıyor.
İki grup karşılaştırılıyor ve bir dizi izlemelerden sonra da şu sonuca varılıyor.
Motivasyonu düşük insanlar karar verme mekanizmalarını az kullanmak yerine gereğinden fazla kullanıyorlar.
Yani aslında kararlarımız üzerinde tekrar tekrar tekrar tekrar düşündüğümüzde vazgeçme eğiliminde oluyoruz.
Bu yüzden kararlarımız için harekete geçmek yerine düşüncede takılı kalıyoruz.
Ve aynı uzmanlar diyor ki karar verirken çok düşünmeden, ertelemeden...
Hemen uygulamaya dökün diyorlar.
Gerçekten de öyle. İşte pazartesi diyete başlayacağım.
Abi niye şimdi başlamıyorsun?
Yani şu anda yediğin makarnayı yiyorsan bırak o makarnayı.
Şu an itibariyle diyete gir.
İlla bunu etrafa pazartesi başlayacağım.
Şu son 3 gün yine yiyeceksem yiyeceğim.
İşte arkadaşımın doğum günü var o bir geçsin.
Çocuğun bilmem nesi var o bir geçsin.
Böyle erteledikçe o kararlar hayata geçmiyor.
Bir şeye karar veriyorsak o anda yapacağız.
İşte gelin bu sene.
2024 senesinde bakın kendimi de dahil ediyorum.
Instagram'dan takip edelim birbirimizi.
Aldığımız kararları hayata geçirip geçirmediğimizle ilgili kendimizi dürtelim bakalım ne yapıyoruz ne ediyoruz.
Çünkü kendim için de bunu yapacağım.
Bazen çok hızlı karar alırım ama dediğim gibi bazen de hiç hızlı karar alamam.
O yüzden bu sene apatiye mapatiye takılmadan aldığımız kararları hayata geçirelim.
Kontrol altına tutalım kendimizi ya yetişkin insanlarız.
Bence bunu yapabiliriz. O zaman repeat after me.
Benim beynim esnek, bu yüzden alışkanlıklarımı ve erteleme eğilimimi değiştirebilirim.
Fazla düşünmeme gerek yok, hemen harekete geçebilirim.
Benim de iç motivasyonum var, kendimi motive edebilirim.
O sporu yapabilirim, hemen hazırlanıp çıkabilirim.
O dil kursuna hemen başlayabilirim.
Evet, karar verme ve harekete geçme konusunu bilimsel olarak çözdüğümüz ve artık bahanemizde kalmadığına göre...
Gelelim bu yıl hayata geçirebileceğimiz kararlara.
Kendim için, bakın yemin ediyorum, kendim için ne düşündüysem sizinle de onları paylaşacağım.
Bazıları klişe gelebilir ama o zaman da derim ki hayata geçirdin mi ki ne?
Klişe diyorsun. Yok yok demeyeceğim.
Klişe ise klişedir. Ama bilin ki bu Gökçe kardeşiniz de hayata geçirmek için adım atmış olacak.
Yalnız olmayacaksınız yani.
Mesela geçen sene kararını verip hatta geçen sene 6 Ocak'ta hayata geçirdiğim akıllı oruç beslenme ritüeline tekrar hayata geçireceğim.
Bunu gerçekten siz de yapabilirsiniz.
Ben bu ritüeli ile 10 kilo verdim.
Şimdi 3'ünü geri aldım o ayrı ama gene yapabilirim biliyorum.
Üstelik sadece kilo vermek için değil daha sağlıklı olmak, işte daha iyi hissetmek, o şişkin olma hali var ya işte o şişkinliği hissetmemek için de yapılması gerekiyor diye düşünüyorum.
Bence yetişkin bir kadının günde iki öğünden fazlasını yemesine gerek yok.
Hatta böyle bazı hekimler ve yayınlar da aynen bunu söylüyor zaten.
O zaman ister kilo vermek ister daha sağlıklı olmak için ilk öğün saat 12'de böyle mutlaka mümkünse yumurtalı bir öğünle ve son öğünü saat 19'da ve ekmeksiz istediğimiz
şeyi yiyerek aralıklı oruca başlayabiliriz.
Bunu beraber yapabiliriz.
Gerçek söylüyorum. Hatta ben geçen senede kullanmıştım böyle biraz motivasyon için hani içsel motivasyon gerekiyor ama dışarıdan da bir motivasyon aracı gerekiyor.
O yüzden Fasting diye bir uygulama var.
Akıllı telefonların uygulama tükkenlerinde bulabilirsiniz bu uygulamayı.
Ücretli ama özellikle aralıklı olunca uygun bir uygulama zaten.
Oruç başladığında böyle size bazı şeyler gönderiyor, mesajlar gönderiyor.
İşte vücudunuzda şu an ne oluyor?
İşte yok efendim yağ yakma sürecine başladınız.
Şu an bilmem ne evresine geçtiniz.
Her zamankinden fazla yağ yakıyorsunuz falan filan gibi.
Onları okudukça bir de aylık bir ücret ödedikçe de hatta böyle en az 3 aylık yapıyorsunuz galiba.
para veriyorum beni de motive etmek için uygulama elinden geleni yapıyor o yüzden gerçekten aralıklı orucun o kurallarına sadık kalmaya başlıyorsunuz işte vücuttaki değişiklikleri söylüyor işte sana su iç diyor şimdi orucun
bitmesine 5 dakika kaldı güzel bir öğün hazırla işte şimdi orucun başlıyor son lokmanı ağzına at falan gibi biletiler gönderdikçe nasıl motive olmuştum anlatamam o yüzden bu yılda Aralıklı oruç hatta bu yıl demeyeceğim
ne demiştik hemen hayata geçirmemiz gerekiyor.
Bu podcast seslendirme işi bittikten sonra hemen aralıklı oruca başlıyorum.
Ve bu yıl bunu gerçekten devam ettireceğim.
Öyle yaz geldi işte şimdi artık bırakabilirim falan demeyeceğim.
Arada küçük molalar verebilirim ama devamlı olarak hayatımda oturtmam gerekiyor.
Bu 2024'te aldığım karar ama hayatımın...
Mümkünse sağlığım el verdikçe sonuna kadar da devam ettireceğim bir şey olsun istiyorum.
Üstelik geçen sene gerçekten çok kilo almıştım.
Yani 10 kilo verdim öyle söylüyorum size.
10 kilo vermiştim.
Bu sene ise 7'sini zaten vermiş olacağım.
Bundan sonra yaptığım aralıklı oruç aslında dediğim gibi böyle daha sağlıklı görünmem.
Ve zaten bir miktar zayıflamış halimin üzerine de yine kilo vermeme destek olacağı için daha da fit bir görüntüye.
kavuşturacak beni. O yüzden gerçekten şu an aşırı motive oldum.
Bunları sizinle paylaşırken aralıklı oruca başlıyorum.
Gerçekten şunu da söyleyeyim size.
Eğer fazla kilonuz varsa, öncelikle hedefiniz ideal kilonuza düşmek içinse o kadar kafamda bitirmiştim ki olayı.
Mesela akşam arkadaşlarım, buluşuyoruz, doğum günü var, bir şey var.
Eğer yedide oruca giriyorsam gittiğim yerde sadece kahve ve çay içiyordum.
Su ve soda içiyordum. Önümde pizzalar yeniyordu.
Koca koca dilim pastalar da yeniyordu.
Ama yapmıyordum.
Çünkü demek ki o içsel motivasyonumu hazırlamışım.
O kararı kafamda vermişim.
Ve gerçekten de böyle kendimi de mutsuz hissetmiyordum.
Ah götürün makarnaları.
Mis gibi koktu. Ben yemiyorum.
Ağlayacağım falan. Hiç öyle bir duruma da gelmiyordum.
Çünkü aslında şöyle aç değilim.
Ben akşam yemeğimi yedim. O yüzden evet şu anda bir diyetteyim.
Ve kilo vermem de gerekiyor.
Sağlığım için de bu çok önemli.
diye kendimi motive ediyordum ve böyle hiç de üzgün hissetmiyordum kendimi.
Dolayısıyla aralıklı oruca sizler de başlayabilirsiniz.
Hep beraber de başlayabiliriz.
Dediğim gibi Instagram'dan takip edelim.
İşte aralıklı oruç nasıl gidiyor birbirimizi motive edecek mesajlar da gönderelim.
Gelelim diğer kararıma.
Siz de yapabilirsiniz. Hatta önerim gerçekten.
Şimdi malumunuz ekonomik krizin dibinin dibindeyiz aslında.
Yani para biriktirip yatırım yapmak işte ev almak vesaire artık gerçekten çok da mümkün görünmüyor.
Yapanlar yapacağını yaptı yapamayanlar artık inşallah o günler bir gün gelirse diye hayal ediyoruz umutla bekliyoruz.
O zaman şöyle düşündüm yani kredi kartım patlayacaksa seyahat için patlasın be.
Bol bol seyahat yani hem kendi ülkemde hem de dünyada görülecek çok çok çok yer var.
Evet yurt dışı eurodan dolayı pahalı olabilir ama özellikle bazı lokasyonlar Türkiye'de yapılan tatilleri göre çok daha ucuz olabiliyor.
Ya bir de bir miktar pahalıysa da yani ne yapalım ölelim mi yani kuryalım mı evimizin içerisinde.
Yani bütçesini yayarak işte ne bileyim.
Uçak biletini işte 3-4 ay sonra gideceğin bir seyahatin uçak biletini şimdi alarak işte onu bir miktar ödedikten sonra bir ay sonra vizeye başvurarak işte konaklamasını işte iadesiz hemen parası
çekilmeyen şekilde son anda yaparak falan böyle bir seyahatler planlayabiliriz diye düşünüyorum.
Üstelik sadece yurt dışı da değil.
Diyorum ki ben İstanbul'da yaşıyorum.
Ya şu burnumuzun dibinde bir Safranbolu diye bir yer var.
Evleri meşhur bilmem ne.
Yani bir sürü meşhur şeyi var.
Safranbolu fırınları var. Demek ki bir tatlısı kurabiyesi falan meşhur.
Ya oraya gidip görmedim.
Mesela neyi bekliyorum tam olarak onu da bilmiyorum.
Ya siz de beklemeyin. Yani mesela Erciyes illa böyle kayak yapmaya mı gitmeliyiz orada?
Kayak mı yapmak gerekiyor? Ben mesela kayak yapmayı bilmiyorum.
Ama mesela gitsem...
İşte bir gün bir Kayseri'yi gezsem sonra dağa çıksam bir dağ havası alıp şöyle bir sıcak şarapan içip ya dönemez miyim?
İlla böyle kalıplara mı sokmak gerekiyor seyahati?
Yok. O zaman gidelim, görelim, gezelim.
Ya bölelim 12 takside bir şekilde ödeyelim.
Yani bu sene yeni yerler görmek için adım atmayalı olsun bence.
Yani ben kendim için bunu yapacağım.
Size de öneriyorum. Gene Instagram'dan gittiğimiz, gördüğümüz yerleri birbirimize gönderelim, paylaşalım.
Onun dışında gezmeyi tozmayı da hallettiğimize göre gelelim hayatımıza sokacağımız hayatımızın bir parçası haline getireceğimiz yeni bir yeni yıl kararına.
Hayatımızda hareket spor olmak zorunda.
Ya artık spor yapmayan insanlara neredeyse cahil deniliyor.
Ve bu konuda kendimi takdir ettiğim bir durum var.
Geçen sene çok iyi oturttuğum yüzme sporu.
Haftada dört gün yüzmeye gidiyorum.
Aslında biraz da bahanem boyun fıtığım ve yaşadığım vertigo atakları oldu.
Gerçekten sırt kaslarına çok iyi geldiği için boyun ağrılarım neredeyse tamamen geçti.
İşte ameliyat olursun falan dedikleri durumdan yani hiç kafam işte boynuma boyunluk takmadan gezip tozar hareket eder hale geldim.
Vertigo için de şöyle denge çok önemli biliyorsunuz.
Hani vertigo bir baş dönmeyle ilgili bir rahatsızlık.
Allah kimseye göstermesin. Kötü insanın çakıyor gerçekten ama Allah başka dertli hastalık da vermesin.
Sonuçta çözümü olan da bir hastalık.
Denge merkezini sağlam tutmak için de özellikle sırt üstü yüzmek o konuda oldukça iyi.
Dolayısıyla ben bu yüzme işini çok iyi oturtturdum.
Bu arada sevdiğim sporu da 40 yaşımda buldum ben.
Çünkü ben böyle spor salonuna gidip...
İşte o aletlerin altına gir kaldır indir yok koşu bandında 25 dakika lak lak lak lak yürü falan.
Gerçekten hiç hoşlanmıyordum.
Meğersem benim sevdiğim spor yüzmeymiş.
Çünkü zaten denizi yazı ve denizi çok seven bir insan olduğum için.
Yani yüzme sporunu sevdiğimi bu kadar geç keşfetmemde gerçekten çok enteresan.
Yani denizi ve yüzmeyi bu kadar seven bir insan yüzme sporunu zaten severdi.
Şu anda da bir aydınlanma yaşadım.
sizin de varsa efendim böyle sevdiğiniz bir spor üstelik böyle su gerektirmeyen bir sporsa sevdiğiniz valla artık spor salonuna bile gitmeye gerek yok gerçekten yani zilyon tane video var evinizde videolar izleyerek
Ya da çıkıp evinizin yakındaki bir parkta yürüyerek de yapabilirsiniz.
Ya saat kaç olursa olsun işten çık eve gir.
Çocuğun yoksa eve girer girmez.
Çocuğun varsa uyuduktan sonra erteleme eğilimine düşmeden en az yarım saat sporumuzu yapalım.
Bu sene bunu yapalım gerçekten.
Gene bu sene için şöyle bir karar alabiliriz.
Bir sivil toplum örgütünde gönüllü olarak çalışmayı deneyebiliriz mesela.
Ama lütfen bakın şimdi önümüzde de seçimler var.
Lanet olsun. Lütfen böyle oy ve ötesi vesaire olmasın bu sivil toplum örgütü seçeceğimiz.
Çünkü siyasetten gerçekten yeter artık.
Doğa, hayvanlar, çocuklar, kadınlar veya dezavantajlı herhangi bir şey için çalışabiliriz.
Ya haftada bir gün olur, ayda bir gün olur, 3-4 ayda 4 gün olur belki bilmiyorum ama hayatımıza yerleşmemiz gereken bir kavram olduğunu düşünüyorum kesinlikle.
Yani oturduğumuz yerden hiçbir şey düzelmeyecek veya daha iyiye gitmeyecek.
Aman bana ne ben mi kurtaracağım falan demeden faydalı bir iş yapmanın verdiği hazı da tadarak bir yardım kuruluşunda veya sivil toplum örgütünde gönüllü olarak çalışmak
için bizi tutan böyle ne olabilir?
Yani aktivist olun kendinizi parçalayın falan da demiyorum ama...
koşullarımıza ve çalışma şartlarımıza böyle uygun bir kurum bulabilir ve çalışabiliriz diye düşünüyorum.
Benim çocuğum yok ve bu bilinçli bir karar.
Ancak anne sevgisine muhtaç, ailesini kaybetmiş veya ailesinden uzak kalmaya mecbur kalmış bir sürü çocuk var.
Mesela bu sene gönüllü anne olmayı deneyebiliriz.
Ne dersiniz? Bakanlığa bağlı kurumlar işte Korev, Koruyucu Aile Derneği, Umut Evi, Hayat Sende Derneği gibi lütfen ama lütfen güvenilirliğini de araştırarak buradaki
çocuklara ulaşabiliriz diye düşünüyorum.
Neler yapabileceğimizi özellikle bakanlığa bağlı bakım evlerinden daha net öğrenebiliriz.
Ben bu Maraş depremlerinden sonra bu sahipsiz kalan çocuklarla ilgili neler yapılabilir diye aslında bu gönüllü annelik hatta böyle işte...
Evlat edinmiyorsun ama bayağı ailesi oluyorsun.
Öyle şeyler vardı biliyorsunuz.
Yardım edebileceğimiz durumlar vardı.
Şimdi tam olarak adını hatırlamadım ama bunun için bağlı bulunduğum belediyenin toplantısına gitmiştim.
Gerçekten çok düzgün insanlar.
Çok da güzel bir akışı vardı.
Çok planlı çalışıyorlardı.
O yüzden öncelikle bakanlığın ve bulunduğunuz ilçedeki, semtteki...
İl ya da ilçe müdürlüklerinde bunlarla ilgili bilgi alabilirsiniz.
Zaman zaman böyle konferanslar, seminerler yapıyorlar.
Onlara katılıp onları dinleyebilirsiniz.
Dolayısıyla evet belki evlat edinmek çok ciddi bir karar olabilir.
Ama gönüllü annelikte bence o çocukların hayatına dokunmak için, o çocukların hayatına farklı bir şey katmak için de çok güzel olabilir.
Belirli kuralları var, onu biliyorum gönüllü anneliğin.
Gerçekten çok ciddi bir karar vermiş olmak gerekiyor bunun için.
Çünkü size diyorlar ki size verilen gün ve saatte her hafta aynı gün ve saatte gelmeniz gerekiyor diyorlar.
Çünkü çocuk sizinle bir bağ kurmaya başlıyor ya da çocuklar.
Hem onların güvenini kazanmak için önce hemen o bağ kurmuyorlarmış işte nasıl olsa bir daha gelmez bir daha göremem demeye başlıyor.
Gitmeye başlıyorsanız da bu devamlılığı sağlamanız çok önemli.
Çünkü sizi bekliyor, sizinle bir bağ kuruyor.
İşte sizden bir şey öğreniyorsa onun devamlılığını istiyor, sizinle oyun oynuyorsa onun devamlılığını istiyor.
Ve onun hayatında bir yer edinmeye başlıyorsunuz artık.
Dolayısıyla bu çok ciddi bir karar ama yapılamaz değil.
Benim etrafımda böyle çok tatlı kadınlar var.
Kendi çocuğu olduğu halde gönüllü annelik yapan arkadaşlarım da var.
O yüzden bu kararı verip, ciddi bir şekilde verip hayata geçirebiliriz.
Yani boş boş oturduğumuz bir sürü zaman vardır diye düşünüyorum.
İşte arkadaşlarımıza da buluşsak yani geçen hafta buluştuğumuz arkadaşımızla da bu hafta buluşup belki aynı şeyleri konuşmayalım da o hafta o gün o iki saati gidelim o çocuğa ayıralım.
Neden olmasın? Yani bunu hayatımıza katabiliriz diye düşünüyorum.
Evet ciddi bir karar ama beynimizin esnekliği bu kararı vermemize yardımcı olacaktır.
Ya bir çocuğun gülüşüyle hayat değişebilir gerçekten.
Bu gülüşten neden kendimizi mahrum edelim değil mi?
Tiyatro, tiyatro, tiyatro.
Evet, özellikle İstanbul'daysanız biz çok şanslıyız.
Şehir ve devlet tiyatrolarının haricinde özel tiyatrolarda çok atakta.
Özellikle pandemi sonrası bu atak oldukça devam ediyor.
Çok çok fazla oyun var.
İzlenecek çok fazla oyun var gerçekten.
O yüzden bu seneyi...
Böyle bir tiyatroya ayıralım ya.
Yani gerçekten yani her seferinde buluşup yemeğe gitmeyelim de dans etmeye, oynamaya gidiyorsanız tabii gitmeyelim de tiyatroya gidelim.
Gerçekten gidelim.
Böyle o oyun kötüymüş ama bu oyun uzunmuş falan vesaire demeden oyun izleyelim.
Ya kötü olsun. Kötü neye göre kötü?
Zaten hani eğer profesyonel olarak oyunculuk yapmıyorsak, bunun eğitimini almadıysak falan hani o kötülüğü neye göre?
O da bir soru işareti ama tabii bizim hayal dünyamıza, bizim karakterimize, bizim zevkimiz uygun olmayan oyunlar da olabilir.
Olsun yine de izleyelim.
Yani herhalde tiyatroyu izlemekten hiçbir şey kaybetmeyiz diye düşünüyorum.
Aynı zamanda böyle eşimizle, dostumuzla kaliteli zaman geçirmek için de iyi fırsat tiyatroya gitmek, tiyatroya vakit ayırmak.
Öncesinde böyle bir ufak yemek yiyip sonra oyunu izleyip oyundan çıktıktan sonra oyun hakkında konuşmak hatta bir sonraki buluşmanızda da oyunla ilgili aklınızda kalanları konuşmak falan kaliteli zaman geçirmemize destek olacaktır
diye düşünüyorum gerçekten tiyatroya gitmek.
Hatta şeyi söyleyeceğim.
İnstagram'da elektrik kesiği diye bir hesap keşfettim.
Daha doğrusu bir arkadaşım önerdi bana.
O hesabın sahibi neredeyse tüm oyunlara gidiyor.
O oyunlarla ilgili hangi salonda oynuyor, hangi tarihlerde var falan.
Bir perde mi iki perde mi ona varana kadar bütün bilgileri paylaşıyor.
Hatta oyunla ilgili de kendi görüşlerini paylaşıyor.
İşte çok eğlenceliydi ya da çok uzundu.
Bazı bölümler çok uzundu.
Kendinizi drama hazırlayın falan gibi önden böyle spoiler vermeden oyunla ilgili fikirlerini de söylüyor.
Ben keyifle takip ediyorum.
Size de öneririm. Onun dışında Augusto hesabı var Instagram'da onu takip edebilirsiniz.
O böyle her türlü etkinlikle ilgili bilgi veriyor.
Hatta çok geniş bir yelpazesi var.
İşte moda ile ilgili, yeme içme ile ilgili, tiyatro ile ilgili işte her şeyle ilgili yazılar okuyabileceğiniz bir platform Augusto onu takip edebilirsiniz.
İşte ben İstanbul'da yaşadığım için İstanbul etkinlik hesabını takip ediyorum.
Orada da tüm etkinliklerle ilgili fikrim oluyor.
Oyunlarla ilgili de en azından hangi sahnede, hangi tarihlerde var onu takip etmem için bir fırsat veriyor.
Oksijen gazetesi. Haftalık bir gazete.
Çok keyifli. Böyle eskiden eve 3-4 tane gazete girerdi.
İşte önce babam ana gazeteye atardı, el koyardı.
İşte ne bileyim biz annemle eklerini bölüşürdük.
Sonra ana gazete aramızda bölüşürdü falan filan.
Böyle gazete okuma ritüeli diye bir şey vardı.
Oksijen gazetesi yani tabii her gün gazete almak gibi alışkanlığı tekrar edinmemiz belki mümkün değil ama haftalık gazete Oksijen'de seviyorum ben.
Orada da bu tip bilgiler paylaşılıyor.
Oradan da takip edebilirsiniz. Ve özellikle İstanbul'a dışında olanlar.
Valla şehrinize ne oyun geliyorsa işte kim oynuyormuş, kaç perdeymiş falan bakmadan bence mutlaka gidin.
Çünkü büyük şehirler dışında özellikle yaşayan kişiler bu tip tiyatro oyunlarına falan ulaşmaları, erişmeleri, müzikaller falan bunları görmeleri biraz zor olabiliyor.
İşte bazen sahneler uygun olmuyor, bazen bütçesel kaynaklı olabiliyor.
O yüzden şehrinize ne geliyorsa mutlaka gidin, izleyin.
Hatta böyle eğer kendi yaşadığınız şehre yakın bir büyük şehirdeki oyunları takip edin.
Bir hafta sonu, bir gün bile olsa gidin o oyunu izleyin ve şehrinize geri dönün.
Bu sene... Tiyatroyu hayatımızın merkezine koyalım.
Yine Instagram'dan gittiğimiz oyunları, tiyatro oyunlarını, müzikalleri hatta çocuklarınız için gittiğiniz oyunlar da varsa onları da paylaşın benimle.
Ben de beni takip eden diğer insanlarla paylaşayım.
Birbirimize fikir verelim, ilham verelim diye.
Bu sene tiyatroyu böyle hayatımızın merkezine koyalım.
Kendimde bir şey fark ettim ki o da şu.
Böyle dışarıda yemek ya da bir kafeye vesaire gitmek...
ilgili bir plan yaparken genellikle hep daha önce tecrübe ettiğim yerlere gitmeyi tercih ediyorum.
Ya bir sürü irili ufaklı efendim Michelin'li yok yıldızlı yıldızsız kafeler, restoranlar var.
Ya dışarıda yemek yemek biraz da deneyimlemek olduğundan yani yoksa evimizde de oturup yemek yiyebiliriz.
İşte yeni bir mekan, yeni bir tat, yeni dekorasyon örnekleri göreceğim yerlere gitmeye karar verdim 2024'te.
Bence siz de bunu yapabilirsiniz.
Bu hayatımızda çok zorluk yaratacak bir karar da değil üstelik.
Bence çok rahat bir şekilde hayata geçirebiliriz diye düşünüyorum.
Üstelik Instagram bu tarz yerleri gösteren, anlatan hesaplarla dolu.
Yani neredeyse sürpriz de yaşamayız gittiğimiz yerle ilgili.
O yüzden ben kararlıyım.
Siz de yapın. Gidelim yeni mekanlar görelim, yeni tatlar tadalım.
İşte aynı kahveyi farklı bir mekanda içerim.
Çünkü ben bazı mekanlara dekorasyon içinde gidiyorum.
Yani mesela bir köşe yapmış oluyor o kadar böyle içime huzur veriyor ki.
İşte kendi Instagram hesabımda da paylaşacak bir içerik oluyor benim için.
Hem de o orayı görmek işte kendim evimde nasıl uygulayabilirim ya da işte kendi atıyorum odamda ofisinde nasıl uygulayabilirim diye ilham da verebiliyor.
Dolayısıyla gidelim. Yeni yerler görelim, yeni mekanlar görelim.
Sürprizde yaşamayız dediğim gibi Instagram'daki hesapları da takip edersek.
Şimdi yeni bir kanun da çıkmış.
İşte bu restoran ve kafeler menülerini ve fiyatlarını önden paylaşmak zorundalarmış.
O zaman böyle planlı, programlı, paramız hazır bir şekilde gidip, yiyip, içip Instagram'a fotoğraflar yedekleyebiliriz.
Bu sene bunu yapabiliriz.
Şimdi söyleyeceğim kararla ilgili aslında kendimi o kadar da yermeyeceğim aslında.
Çünkü yeni yıl için karar aile ile vakit geçirmek ve onlara zaman ayırmakla ilgili öneride bulunacağım.
Kendimi de çok fazla yermeyeceğim.
Elimden geldiğince bu aileye vakit ayırmayı iyi yaptığımı düşünüyorum.
Hepimiz ya evli ya sevgilimiz var.
Kimimizin çocukları ile kendi çekirdek ailesi var.
İş yoğunluğumuz var vs.
Bu yüzden kendi anne babamıza, kardeşimize istediğimiz kadar vakit ayıramıyor olabiliriz.
Ama 2024'te bir rutin oluşturmak için bir fırsat olabilir.
Yani ailemize vakit ayıracağımız bir rutin oluşturmamız iyi olabilir.
İşte ne bileyim rutin derken her pazar kahvaltısını beraber yapmak ya da işte her pazar akşam yemeğini beraber yeme alışkanlığı gibi bir rutin oturtabiliriz.
İşte uzakta yaşıyorsak ya ayda bir, bir hafta sonu ya da bir gün ya mutlaka gidip ailemi ziyaret edeceğim alışkanlığı.
Biletlerini önden alabilirsin.
İşte bir cumartesi sabah gidip görüp akşam dönebilirsin falan gibi bir rutin oluşturabiliriz.
Özellikle beni dinleyen dinleyicilerimin yaş grubunu da ben işte analiz raporlarında görebiliyorum.
Genelde böyle 30'dan başlıyor ve işte 30 ve böyle nasıl diyeyim 50 yaş arası gibi bir kitle var.
Daha genç arkadaşlarım da var ama genellik bu yaş grubunda.
O zaman şöyle düşünelim annelerimizin babalarımızın yaşları ilerliyor.
Sağlıkları hep şimdiki gibi olmayacak.
Hatta bazılarımızın ailesinde belki de sağlık problemleri bile var.
Mesela benim için babam öyle zor bir hastalıkla mücadele ediyor ve böyle düzelmeyecek ilerleyen de bir hastalık.
O yüzden onları ne kadar çok görürsek konuşursak.
Hatta yani konuşurken, sohbet ederken şunlar da olacak tabi.
Size daha önce anlattıkları şeyi tekrar tekrar anlatacaklar.
Tekrar tekrar konuşacaklar.
Olsun gene de onlara vakit mutlaka ayıralım.
Çünkü olmadıkları ve bir daha geri dönmeyecekleri zaman geldiğinde her şey için çok çok geç olacak.
Ve iş hayatı kararları.
Valla iş hayatımız için artık böyle şımarıkça davranma lüksümüz de pek yok gibi aslında.
Belki bazılarınız için olabilir.
Ama işimize sarılmamız gereken bir dönemdeyiz.
Ne yazık ki bu çok sinir bozucu bir durum.
Çünkü böyle kendi özgür irademizle işte o işte kalmayı ya da o işten ayrılmaya karar veremiyoruz.
Bu konuda haklıyız. Ama bu sene için şunu yapabiliriz.
Birincisi... Her ne olursa olsun mobbing yaşadığınız, tacizin var olduğu, sahtekarlığın döndüğü ve ne yaparsanız yapın kendinize, ailenize vakit ayıramadığınız ve bunun artık
o şirkette normalleştiği yani dönemsel olarak çok yoğunluklar olabilir ama artık böyle sadece iş için yaşamaya başladığınız bir iş yerinde artık çalışmayın.
Çalışmayın ya. Ya evet bedeli olabilir.
Evinizi kapatmanız gerekebilir.
Ailenizin yanına taşınmanız gerekebilir.
İşte şirket aracınız varsa anahtarını verip otobüse, metroya binmeniz gerekebilir.
Hayatınızı minimalist hale getirmek durumunda kalabilirsiniz.
Ama inanın değer.
Ya kaybettiklerinizin yanında motivasyonunuzu, ruh sağlığınızı, cilt ve saç sağlığınızı, fiziksel özgüvenli görünümünüzü bir süre sonra geri kazanmaya başlıyorsunuz çünkü.
Çünkü ya... Şu bir gerçek ki biz değişmezsek dünya değişmeyecek.
Hiçbir kötü gün veya zaman sonsuza dek sürmüyor emin olun.
Ya başka bir iş bulursunuz.
Ne bileyim kendi yaratıcılığınızı kullanacağınız bir iş fırsatı yaratabilirsiniz.
Hatta böyle zamanlarda yaratıcı zekamız da daha aktif çalışıyor bence.
Daha odaklanma da sağlıyor.
İşte el işiniz iyiyse kendi zevk tasarımınıza göre ürettiğiniz her şeyi online böyle pazar yerlerinden satabilirsiniz.
Evinizde köpek bakımı verebilirsiniz, köpek bakabilirsiniz.
Veya köpek gezdiriciliği yapabilirsiniz ki bu köpek gezdiriciliğini mevcutta iş olan insanlar da yapıyor.
Çünkü köpeklerle vakit geçirmek paha biçilemez bir şey.
Kendi köpeğim olduğu için de söylüyorum.
Onun dışında podcast kanalı açabilirsiniz.
İşte iyi yemek yapıyorsunuz yemek tarifleri anlatacağınız bir instagram hesabı açabilirsiniz.
Yani evinde internet olup para kazanamayacak kimse yok bence.
Yani ama az kazanırsınız ama çok kazanırsınız ama illaki para kazanırsınız.
İşinizde kalmaya kararlıysanız da bu sene şunu deneyin derim.
Hatta kendim için de geçerli bu.
Biraz da yapıyorum aslında. Kendimizi iş için parçalamaya, onu da yaparım, işte bunu da yaparım vesaire demeye gerek yok.
İş için kendimizden çok fazla ödün vermeye başladığımızı gördüğümüz zaman artık hayır demeyi bilelim.
Çünkü mevcut işlerimizin yanı sıra bir de böyle projeler falan yürütüyorlar bize iş yerlerinde biliyorsunuz.
İşte artık yetişemediğimizi gördüğümüz an...
Bunu böyle ilgili kişilerle konuşup işte o projeden çıkmak istediğinizi ya da mevcut işle ilgili iş yükünüzün çok arttığını bununla ilgili bir iş paylaşım yapılması gerektiğiyle ilgili falan
konuşmak gerekiyor.
Yani susup kalınca insanlar o işleri yaptığımızı bir sorun olmadığını düşünüyorlar ve biz iş üzerine iş vermeye başlıyorlar.
Yani ne kadar iş yükümüz arttığı zaman ya onu da yaparım bunu da yaparım verin ben hallederim.
desek bile yani ne yaparsak yapalım alacağımız prim o kadar da fazla değişmiyor maaş zammında falan aman tanrım bu maaş beni zengin yapacak galiba durumu falan da yaşamıyoruz yani iş bu sonuçta
ne kadarsa o kadar yapalım yani tabii ki işimizi yapalım ama Ya işte benim de böyle bir huyum var.
Ne iş verirse ekstra üzerinde katmadan yapamıyorum.
En en en iyisini en maksimumunu yapmam gerekiyor.
Kafasından da çıkalım lütfen.
Beklentiyi karşılamak yeterli.
Müdürüne böyle çok fazla challenge'a da gerek yok.
Çünkü şöyle bir gerçek var.
Müdürün mutluysa sen de mutlu oluyorsun.
Tamam işte yani işimizi asgari beklentide yapıp esas olan kendi hayatımıza odaklanmamız gerekiyor.
Onu kaçırmayalım ve bu sene bunu gerçekten yapalım.
Hayat iş değil.
Bir gün başımıza bir şey geldiğinde hep onu düşünüyorum.
Sağlığımla ilgili bir problem oldu.
Ölüp göçüp gitmeyi söylemiyorum bile.
Ya da bir gün seni kapının önüne koydular.
Ne oldu yani o kadar kendini parçalanın?
Tabii ki yani böyle sessiz bir direnişle yapmaya gerek yok.
Bir maaş kazanıyorsak para kazanıyorsak hakkını vermek zorundayız.
Size o işi yapmak için bizi işe alıyorlar.
Ama fazla fazla yapmaya da işte kendimizi parçalamaya da işte böyle hele böyle bir kariyer için falan acayip böyle kendini göstermek için sabahlara kadar çalışmalar falan böyle şeyler yapmaya
gerek yok. Gene söylüyorum bir tane hayatımız var ve yani iş için gelmedik bu hayata.
Evet iş bir araç para kazanmak ve hayatımızı idame ettirmek için ama Askeri düzeyde bizden bekleneni yapalım.
Yaptığımız işin marketingini de yapalım.
Tabii ki böyle ben yapıyorum beni görsünler.
Öyle bir dünya da yok. Yok yani iş dünyasında da böyle değil.
Yaptığımız işi duyuralım.
Ama böyle o yalakalık sınırı çok ciddi önemlidir.
Oraya böyle aşmadan falan.
Ondan sonra da kendi hayatımıza bakalım.
Deminden beri anlattığım şeylere odaklanalım.
Yani 2024'te işi hayatımızın merkezinden çıkartıp hayatımızın etrafındaki diğer araçlardan bir tanesi haline getirelim.
Bence bunu yapabiliriz. Yeni yılda yeni bir biz için daha fazla hayır deyip daha az şikayet edelim.
Daha çok deneyip daha az pişmanlık duyalım.
Daha fazla yenilik yapıp geçmişe daha az takılalım.
Daha fazla şükredelim ve kendimizi daha az suçlayıp daha çok sevelim.
Hepinize sağlıklı, mutlu, top dolu bir yıl diliyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
