
Transkript
Merhabalar, ben Gökçe.
Podcast'imin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Sizleri bugün önemli bir konuyu ele almaya davet ediyorum.
Kadınlara yönelik yaş ayrımcılığı ya da yabancı dilde çok yaygın olarak kullanışıyla, söylenişiyle ageism.
Çoğu kaynakta İngilizce terim kullanıldığı için ayrıca bunu da belirtmek istedim.
Kulağınıza belki de uzak gelen bir konu gibi görünebilir ama lütfen birazdan anlatacaklarımı bir dinleyin.
Evden iş yerine toplumun her köşesinde kadınlar zaten hala eşitsizlikle mücadele ederken bir de yaşlarımızdan dolayı ayrımcılığa maruz kalıyoruz.
Bu yaşta kadının burada ne işi var?
Kadına bak şu yaşında ne giymiş?
Kırk küsur yaşında kadın işe mi alacağız gibi gibi bir sürü ageism örneği sayabilirim.
Bu podcast bölümünde kendi mikrofonum ve düşüncelerimle kadınların karşılaştığı yaş ayrımcılığının ne olduğunu, nasıl etki yarattığını ve ne tür adımlar atabileceğimizi derinlemesine
keşfedeceğiz. Haydi o zaman başlayalım.
Nedir şu ageizm?
Önce bir onu net anlatayım istiyorum.
Genel anlamda ageizm yani yaşa dayalı ayrımcılık bir kişinin yaşına dayanarak ona olumsuz şekilde davranılması veya onunla ilgili olumsuz önyargılar ve stereotipler
geliştirilmesidir. Bu ayrımcılık bir kişinin genç ya da yaşlı olduğu için iş hayatında, aldığı sağlık hizmetlerinde, medyada, toplumsal ilişkilerde ve diğer her alanlarda farklı
şekillerde ortaya çıkabilir.
Ageism tanımı ilk olarak 1969'da psikiyatr Robert Butler tarafından yaşlılara yönelik ayrımcılığı anlatmak için kullanıldı.
Michigan Üniversitesi 2020'de ABD'de 50 ile 80 yaş grubundaki 2000'i aşkın kişiyle yaptığı bir çalışmanın sonuçlarını yayınladı.
İlginç sonuçlar var.
Katılımcıların %82'si günlük hayatlarında yaş ayrımcılığına maruz kaldığını belirtiyor.
%82 çok çok ciddi bir oran gerçekten.
İşin kötü yanı, Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre ecizme uğrayan kişiler ortalama 7,5 yıl daha erken ölüyor.
Yani maruz kaldıkları psikolojik sorunlara da bakar mısınız?
Fiziksel ve zihinsel sağlıkları daha kolay bozulabiliyor ve bunların yanında herhangi bir rahatsızlıktan sonra iyileşme süreleri de daha yavaş ilerliyor.
Türkiye'den bir bilgilendirme paylaşmak istiyorum size, bir bilgi paylaşmak istiyorum sizinle.
Nörolog doktor Sevda Sarıkaya'nın bir bilgilendirme yazısında kendisi şöyle anlatıyor ageizmi.
Üç ana tür ageizm var.
İlki yaş ayrımcı mesajlara maruz kalmak.
İşte örneğin reklamlarda.
İkincisi günlük hayatta karşılaşılan yaş ayrımcılığı.
Biz bu akşam futbol oynayacağız ama Ahmet Bey gelmesin onun kalbi bedeni kaldırmaz gibi sözde tırnak içinde şakalar.
Üçüncüsü ise içselleştirilmiş yaş ayrımcılığı.
Yani kişi buna gerçekten inanmaya başlıyor.
Kendisi için de öyle düşünüyor ve normal kabul ediyor.
Doktor Sarıkaya günlük hayatta sık yaşanan olaylardan örnekler veriyor.
Örneğin kredi kartı başvurunuzun yaşınızdan dolayı reddedilmesi.
sağlık, araç ya da işte seyahat sigortanızın çok yüksek fiyattan yapılması ya da başvurunuzun geri çevrilmesi.
Öyle hissetmediğiniz halde çevrenizdekilerin size amca veya teyze demesi diye örneklendiriyor.
Kadınlara yönelik yaş ayrımcılığı ise kadınların yaşlarına dayanarak maruz kaldıkları ayrımcılık ve dezavantajlı muameleleri ifade ediyor.
Bugün konuyu biraz daha kadınlar tarafından ele alacağım.
Yani toplumda kadınların yaşlandıkça maruz kaldığı olumsuz etiketler, güzellik standartları ve toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkilendirilen stereotipler gibi detaylarda bazı şeyler anlatmak
istiyorum. Kadınlara yönelik ayrımcılık, kadınların iş hayatında terfi edememesi, işe alınmamaları ya da yaşlandıkça işten çıkarılmaları gibi
istihdamla ilgili sorunlarla da ilişkilendirilebiliyor.
Ayrıca medyada ve reklamlarda yaşlı kadınların temsilinin sınırlı olması, Güzellik endüstrisinde yaşa dayalı ürün ve hizmetlerin pazarlanması gibi alanlarda da kadınlara yönelik yaş ayrımcılığına rastlanabilir.
Birazdan örneklerinden de bahsedeceğim.
Kadınlara yönelik yaş ayrımcılığı kadınların yaşlanma süreçlerini olumsuz şekilde etkileyerek toplumsal eşitsizliklere ve adaletsizliklere de yol açabiliyor.
Bu nedenle bir farkındalık yaratma ve bu konuda eylem alma çabalarını ben açıkçası çok önemli buluyorum.
O yüzden de bu konuyu ele almak istedim zaten.
Sizler de bu bölümü dinler, başkalarına söyler ya da paylaşırsanız yaşa dayılı ayrımcılıkla mücadele etmiş ve eşitlikçi bir toplum için küçümsenmeyecek adımlar atmış oluruz.
Kadınların yaşlarından dolayı ayrımcılığa uğramasının birçok nedeni var.
Tespit ettiklerim, bazı nedenler var.
Bunları şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir defa toplumsal normlar ve stereotipler.
Yaşa dayılı ayrımcılığa...
Oldukça fazla neden oluyor.
İlk önce de aklıma bu geldi açıkçası.
Yani kadınların yaşandıkça değeri ve görünümü üzerinde olumsuz algılar ve bazı stereotipler bulunabiliyor.
Gençlik kadınlara fiziksel güzellik ve cinsel çekicilik ilişkilendirilirken yaşlandıkça bu özelliklerin azalacağı düşünerek ayrımcılığa neden oluyor.
Hatta öyle ki...
Erkeklerin yaşlandıkça tırnak içinde söylüyorum bunu daha değerlendiği kadınların ise çöktüğü için değerinden kaybettiği gibi genel bir algı bile var.
Şöyle bir düşünün bu çok kolay dile getirilebiliyor.
Hatta bazen belki de biz bile bunu dile getirebiliyoruz gerçekten farkında olmadan belki bilinç altından kaynaklı.
Çok rahat bir şekilde ya işte erkekler yaşlandıkça zaten kıymetleri daha fazla biliniyor.
çöküyor falan gibi cümleler biz de çok rahat kurabiliyoruz.
Bu söylediğim erkekler için olgun erkek diye anılırken kadınlar için yaşını başını almış kadın ifadesi oluyor hatta yani bu anlamda söylüyoruz açıkçası
bunu. Bir diğer yaşa bağlı ayrımcılığa neden ise güzellik ve medya endüstrileri.
Medya, reklamlar ve popüler kültür genç ve idealize edilen güzellik normlarını Kadınlara dayatırken yaşlı ya da yaşı ilerlemiş kadınların temsilini genellikle sınırlar.
Bu durum kadınların yaşlandıkça görünümleriyle ilgili olumsuzlukları hissetmelerine ve ayrımcılığa maruz kalmalarına da tabii ki yol açıyor.
Şimdilerde çok nadir de olsa bazı markalar buna dikkat edebiliyor.
İşte benim ilk aklıma gelen mesela H&M ya da Inditex markalarında her yaştan, ırktan ve fiziksel özellikle modeller kullanılıyor.
Ama genele baktığımızda çok azlar.
Hatta bir kozmetik firması şimdi hatırlamıyorum hangisi olduğunu ama siz şimdi kullandıkları sebepli için adını söyleyince hemen hatırlarsınız belki.
Parlak ve pürüzsüz bir cilt için diye oyuncu Miray Daner'i reklamlarında oynatmıştı.
Kız sanırım 25-26 yaşlarında herhalde.
Yani pürüzsüz ve işte parlak bir cilt diye 25-26 yaşında bir kadını neden oynatıyorsun?
Gerçi daha sonra aynı firma herhalde Bergüzar Korel'le de bir çalışma yaptı.
Hani o biraz daha 40-40 plus yaşlarında.
Ama genelde reklamları bir gözünüzün önünden getirin ki artık reklamlarda tamamen neredeyse ünlü isimler oynuyor.
Genelde genç kadınlar her kozmetik...
Hatta birçok üründe ev temizliği üründe bile daha genç kadınları kullanma çabasında genellikle.
Aslında hani bazı ünlü isimler de her ne kadar bu konuya dikkat çekmek isteseler de 45 işte 50 plus bir kadın oyuncuyu mesela fırtınalı bir Aşk
yaşayan bir dizi veya filmde bu aşkı yaşayan kadın olarak izlemeyiz genelde.
Bu kadın ne olarak izlenir?
İşte aldatılan bir eş, çocuklarına adanmış zorlu hayat yaşayan bir anne olarak izleriz genelde.
İşte en iyi kostümler, en dikkat çekici makyaj.
Hatta işte o çekimin seti neyse işte o sahnenin ışığı bile genç yaştaki kadına torpil geçerken.
50 plus kadın oyuncular.
Genelde yavaş yavaş işte bu tip rollerde oynamamaya başlarlar.
Bunları kaybetmeye başlarlar.
Hatta bugün Nilay Örneğin Zuhal Olcay'la yaptığı röportajı dinledim podcast'te.
Yani bu kadar başarılı bir oyuncu sadece yaşından dolayı ve kendisinin yaşındaki kadınlara uygun bir hikaye yaratılmadığı ve aslında bunda tercihen yapıldığı için Sinema
veya TV dizilerinde oyunculuk yapamadığını söyledi.
Hatta işte neyse ki hala tiyatro var.
Oraya kaçıyorum ve orada performans sergiliyorum.
Oyunculuk performansı sergiliyorum dedi.
Bizde iyi ki tiyatro var ki böyle işte yaş almış.
çok iyi oyuncuları, kadın oyuncuları en azından tiyatroda izlemeye devam ediyoruz.
Yoksa gerçekten böyle dijital platformlara falan baktığınızda ya da TV dizilerine, sinema filmlerine de baktığınızda işte 50 ya da 50 plus yaştaki kadın oyuncuları artık ana karakter, başrol olarak neredeyse
izlemiyoruz. İşte kötü kadın, kötü anne, kötü kayınvalide, işte komşu teyze falan gibi rollerde izleyebiliyoruz maalesef.
Eğer böyle 45 hatta 50 plus yaşta bir celebrity, bir marka elçisi veya ekran yüzü olacaksa genetik şansları da yaver giden isimler tercih edilebiliyor.
İşte benim aklıma hemen mesela ne geldi?
Arzum Onan, Jülide Ateş gibi ya da Burcu Esmersoy gibi isimler geliyor.
Ama bunlar da hem sayıları az hem de genetik olarak hem de tescilli güzel olmalarının da etkisiyle yaşadığı ya da ayrımcılıktan bir miktar yırtıyorlar aslında.
Gerçekten sayılar çok çok fazla az.
Onlar da hani baktığınızda genetik olarak gerçekten çok güzel kadınlar ve yaşlarını asla belli etmeyen kadınlar olarak karşımıza çıkıyor.
Kadınların yaşlarından dolayı ayrımcılığa uğramalarının bir başka nedeni ise iş ortamındaki algılar.
Bazı iş yerlerinde yaşı ilerlemiş kadınların daha az yetenekli ya da işte nasıl diyeyim, enerjisi daha az ya da verimi daha düşük oldukları gibi yanlış algılar
hakimdir. Bu da kadınların iş hayatında terfi edememesi, işe alınmamaları veya yaş aldıkça işten çıkarılmaları gibi ayrımcı uygulamaları yol açabiliyor.
Oysa ki olaya insan olarak bakacak olursak aynı durum erkekler için de geçerli.
Erkeklere gelince ilerleyen yaş genelde tecrübe olarak algılanıyor ama kadına gelince işte yorgun, yoruldu, yıllardır çalışıyor falan Genelde böyle dilleniyor bu durum.
Daha detaylı örnek de vermek istiyorum.
Örnekler de vermek istiyorum. Çünkü bu iş hayatındaki ayrımcılığa biraz takmış durumdayım.
Mesela iş alım süreçlerine bakalım.
Şirketler yaş almış kadınlara karşı önyargılarla yaklaşabiliyor ve iş alım süreçlerinde yaşa dayalı ayrımcılık yapabiliyorlar.
İlgili iş deneyimleri ve niteliklere sahip olan kadınlar yaşlarından dolayı daha az şanslı olabiliyor ve genç adaylar daha çok tercih ediliyor.
Eskiden hatta böyle ilanlarda yaş kriteri de yazılırdı hatırlayın.
Şimdi yazılmıyor ama işte ikinci görüşmeye çağrılmama ihtimalinizden biri de yaşınız olabiliyordu belki de.
Bunu asla bilmiyorsunuz.
Bunun da kılıfı genelde şey oluyor.
İşte bu rol için fazla dayanayımlısınız.
O yüzden hani bu iş sizi tatmin etmez falan gibi yaklaşımlar da olabiliyor.
Ya ben ilanı okudum, öğrendim, biliyorum, bilerek başvurdum.
Bırak da bu işin beni tatmin edip etmeyeceğine.
Ben karar vereyim aslında. Aslında yani genellikle bu şirketlerin işte daha genç insanları işe almasıyla ilgili oluyor.
Bu kılıfın da işte size uygun değil diye söyleyip işin içinden çıkıyorlar.
İşte yaşın geçmiş diyemeyeceği için daha doğrusu öyle bir kılıf uyduruyorlar.
Neye göre, kime göre aslında?
Yani işte tecrübem var, sağlık sorunum yok.
Hayatın içinde ve kendimi geliştiriyorsam...
Böyle ağırlık da kaldırmayacaksam yaş ne alaka ama ne yazık ki oluyor bunlar.
Gene iş ortamındaki algılardan bir tanesi de bu terfi konusu.
Kadınlar zaten terfi konusunda çoğu şirkette fırsatı zor yakalarken yaş almış kadınlarda bu durum daha da zor hale geliyor.
Terfi ve ilerleme fırsatlarından daha az yararlanıyorlar.
İş yerlerinde 45-50 plus yaşlardaki kadınların liderlik pozisyonlarına getirilmesi ya da sorumluluk alanlarının arttırılması konusunda olumsuz önyargılar var.
Bunun da kılıfı biliyorsunuz gençlerin önünü açmak oluyor.
Ben demiyorum ki her yaş almış kadına bu şans verilsin.
Ama her yaşta insan gibi yetkinlik ve deneyime uygun olan kişiler terfi alsın, ilerlesin.
Ama böyle sırf 50 yaşında bir kadın değil de bu fırsatı kaçırmak zorunda kalmasın.
Bir de böyle ücret ve iş koşulları var.
Yaşa dayalı ayrımcılık kadınların ücret ve iş kolları konusunda da etkili oluyor.
Ayrımcılık yapılabiliyor daha doğrusu.
Yaş almış kadınlar daha düşük ücretlerle çalıştırılabiliyor ya da böyle esnek çalışma gibi avantajlardan yeterince faydalanamayabiliyorlar.
Hele işten çıkarmalar.
Yaş almış kadınları işten çıkarmak veya emekliliklerini öne çekmek gibi ayrıntı uygulamaları da yöneliyorlar şirketler.
Aynı durumda yaşlı bir kadın ve erkek varsa daha önce de bahsettiğim kadının yorgun, erkeğin ise deneyimli olması algısından ötürü işten çıkarma kararı maalesef kadınları yakalıyor.
İş hayatındaki ayrımcılık algılarından bir tanesi de iş yerindeki atmosfer.
Yani ne demek istiyorum burada?
İş yerlerinde yaşa dayalı ayrımcılık nedeniyle kadınlar iş yerinde oluşan gelen atmosfer nedeniyle adiyetsizlik hissetmeye başlayabiliyorlar.
Kaç yaşında kadına ne konuşacağım ya algısından ötürü belki de dünyanın en keyifli sohbeti yapılabilecekken o kadın iş yerinde yalnızlaştırılmaya başlanıyor.
Ve bu durum iş performansını da olumsuz yönde etkileyebiliyor.
Bir de bu şirketlerdeki gelişim fırsatları ve özellikle dijital becerilerle ilgili önyargılar konusu var.
Bir eğitim veya gelişimi destekleyecek proje varsa Rising Stars diye hop gençlere öncelik verilir.
Ya da dijital dönüşüm veya beceri gerektiren bir durum varsa yani dijital beceri gerektiren bir durum varsa 45-50 plus yaşlı bir kadın için beceremez algısından dolayı dijital becerileri
yetersiz görülerek onları dezavantajlı hale getirirler.
Yahu öldük mü? Bittik mi?
Öğrenir yaparız değil mi yani?
Bu tür ayrımcılıkların varlığı kadınların potansiyellerini tam olarak kullanamamalarına neden oluyor ve eşitlikçi bir iş hayatının oluşmasının önüne geçebiliyor.
İş dünyasında yaşa dayalı ayrımcılığın azaltılması için farkındalık yaratmak ve toplumsal değişimi teşvik etmek de önemli.
Bu iş yerindeki ayrımcılık algılarını bir kenara bırakıyorum şimdi ve genel algılardan yine devam ediyorum.
Ve tabii ki toplumsal cinsiyet rollerine dayalı beklentilerde yaşa dayalı ayrımcılar neden olabiliyor.
Toplumsal cinsiyet rolleri kadınların yaş aldıkça bazı rolleri ve davranışları sürdürmeleri gerektiği yönünde beklentide yol açabiliyor.
Bu kadınların aktif olmaktan, güzellik standartlarına uymaktan veya anne eş gibi rolleri oynamaktan uzaklaşmaları ayrımcılıkla karşı karşıya kalmalarına sebep olabiliyor.
Yani yaşını başını almış kadın neredeyse torunu olacak yaşta.
Ondan geçmiş gibi tabirler kullanılır.
Hatta dahası bu yaştan sonra mesela hayatında bir değişiklik olacaksa bu yaştan sonra ne boşanması ya da ne ikinci evliliği ya ne sevgilisi ya bu yaştan sonra.
Ay sen kaç yaşına geldin ya botoks motoks geç bunları Allah'a sen falan gibi kalıplaşmış cümleleri de çok çok sıkça duyarız açıkçası.
Çünkü kadınlar toplumda genellikle genç ve güzel olmaları gerektiği düşüncesiyle karşı karşıya kalır.
Yaş almış kadınlar bu güzellik standartlarına uymadıkları düşünülerek ayrımcılığa uğrar ve toplumda değersiz hissetmelerine yol açılır.
Bu kadınlar sosyal çevrelerinden ve toplumdan da yavaş yavaş izin verilirler.
Sosyal olarak aktif olma, toplumda yer alma ve değerli hissetme konusunda yaşa dayalı ayrımcılık yaş almış kadınların sosyal hayatlarını olumsuz yönde etkileyebilir.
İşte saydığım bu nedenlerden dolayı kadınlar yaşlarından dolayı cinsiyet ve yaş temelli ayrımcılığa maruz kalıyorlar.
Bu durumu anlamak, farkındalık yaratmak ve eşitlikçi bir toplum için mücadele etmek çok çok önemli.
Toplumda yaşa dayalı ayrımcılığın azaltılması, yaşa ve cinsiyete dayalı adaletli ve eşit koşullarda yaşam için çaba gösterilmesi çok çok kıymetlidir.
Kadınların yaşlarından dolayı ayrımcılığa uğramaması neden önemli?
Bu ne kazandırır? Hem kadının kendisine hem de yaşadığı topluma kazandıracağı aslında çok çok fazla şey var.
Bunlardan bir tanesi ve bence en en önemlisi insan haklarına saygı göstermek.
Ben bir kadın olarak kaç yaşında olursam olayım, yaşım, tecrübem, deneyimlerim, hayat tarzım, giydiğim, kuşandığım, Aile
yapım, her şey ile o yaşımda ne yaşamak istiyorsan buna saygı gösterilmesi gerekiyor.
Bu benim temel hakkım.
Ve karşı tarafında buna saygı duyması gerekiyor.
Ve tabii ki eşitlik ilkesini vurgulamak açısından da çok çok önemli.
Yani genç bir kız için okeyse benim yaşımda yaptığım, seçtiğim her şey için de okey olmalı.
Herkes buna saygı duymalı.
Nasıl ki işte yaşını almış bir erkek için o olgunlaşıyorsa kadın da olgunlaşıyor, çökmüyor, yok olmuyor toplumda.
Bir diğeri ise kadınlar yaşlarına göre ayrımcılığa uğramadığında, uğramazsa toplumda daha adil ve eşitlikçi bir ortam oluşur.
Bu da her kadının potansiyelini tam olarak yaşama şansı verir ve toplumun genel refahını da arttırır.
Yarısı kadın, yarısı erkek.
Kadın mutluysa içinde bulunan toplumdaki erkekler de mutlu olacaktır.
Bu da genel olarak toplumu mutlu yapacaktır zaten.
Ki biliyorsunuz bir kadın mutluysa erkek de mutludur.
Yani aslında bunun da altını çizmem gerekiyor.
Bir başka önemli konu ise kadınlar yaşlarından dolayı ayrımcılığa uğradıklarında iş gücüne, siyasi katılıma ve diğer sosyal
alanlara daha az katılım gösteriyorlar.
Çünkü dışlanmış hissediyorlar kendilerini, yok gibi davranıldığı için.
Dolayısıyla orada gönül olarak yer almak istemiyorlar, vazgeçiyorlar.
Kendi dünyalarına dönüp genelde evlerine kapanıyorlar.
Mesela benim annem şu anda 66 yaşında, 56-55 yaşlarında yaşadığı şehirdeki bir siyasi partinin...
Kadın kollarında görev almak istiyor ve aktif olarak da görev almak istiyor ama işte o belli bir yaş grubun içerisinde olduğu için o aktif görevler verilmiyor.
Bir yerden sonra işte partinin ofisine gidip orada sadece oturduğun konuştuğun yani pasif hiçbir işe yaramayan ama işte lafta orada görevliyim diyen grubun içinde yer alıyorsun.
Daha gençlere görevler veriliyor ama her yaşta kadının yapabileceği bir takım görevler var.
Belki daha aktif ya da ne bileyim daha fiziksel olarak yapılacak işler için tabii ki daha genç kadınlar görev alabilir ama o yaşta yani 55 ve işte üzerindeki yaştaki kadınların da mutlaka yapabilecekleri
bir takım işler var.
O yok sayıldığı zaman görev verilmediği zaman da bu sefer vazgeçiyorsun, evine kapanıyorsun, ne uğraşacağım diyorsun.
Böylece topluma bir katkı da sağlamamış oluyorsun.
Aslında toplum içinde bu önemli bir kayıp olmuş oluyor.
Kadınlar yaşa dayalı ayrımcılığa maruz kalmadıklarında kendi değerlerini daha iyi anlarlar ve öz saygıları artar.
Bu, kadınların kendi hedeflerine ulaşmalarını, güçlenmelerini ve yaşamlarını daha olumlu bir şekilde şekillendirmelerini de sağlar.
Kadınların yaşlarından dolayı ayrımcılığa uğramaması, deneyim ve bilgilerinden yararlanmalarını ve topluma katkıda bulunmalarını da destekler.
Kadınların yaşa dayalı ayrımcılığa maruz kalmaması genç kuşaklara olumlu bir örnek teşkil eder ve bu tür ayrımcılığın azaltılması için değişimi teşvik eder.
Bir manifesto gibi oldu aslında bu maddeler ama gerçekten hepsi doğru o yüzden böyle madde madde hepsini sizlerle paylaşmak istedim.
Peki... Yaş ayrımcılığına karşı alınabilecek tedbirler ne?
Neler yapılabilir? Hangi adımlar atılabilir?
Ya da bilinçlendirme çalışmaları neler olabilir?
Biraz da onları ele alalım istedim.
Tabii ki yasal düzenlemeler.
Burada birey olarak yapabileceğimiz bir şey yok belki ama bizi yönetenlerin ya da bizi temsil eden siyasilerin bu tip yasal düzenlemeleri yapmaları gerekiyor.
Bu bizim ülkemiz için öncelikle ele alınacak bir konumu hiç zannetmiyorum.
Ama bir takım farkındalık çalışmaları yaparak bunu dile getirerek bir gündem maddesi haline getirmek de o toplumda yaşayan bizlerin görevi bizler bunu yapabiliriz diye düşünüyorum.
Bununla beraber demin de söylediğim gibi farkındalık yaratmak için buna uygun kampanyalar.
Bazı markalar şimdi böyle ufak ufak bu tip kampanyalar yapmaya başladı.
Bazı reklamlar buna uygun olarak hazırlanıyor ve çekiliyor.
Ama tabii çok yetersiz.
Bir kere de aklımıza bile gelmiyor bunlar ama bunların sayısının da artması gerekiyor.
Bir takım eğitim programları düzenlenebilir.
Hatta özellikle belki üniversitelerde...
Bununla ilgili bilgilendirme seansları, sempozyumlar yapılabilir.
Daha fazla bilgilendirme çalışmaları yapılabilir.
Ve tabii ki iş hayatında eşitlik.
Bence en önemlisi bu.
Ben bunu biraz daha derinlemesine ele almak istiyorum.
İş hayatında yaşa dayalı ayrımcılığı azaltmak için cinsiyet eşitliği politikalarını güçlendirmeli ve kadınların kariyer olanaklarını...
Olanakları arttırmalıdır.
Bunu ben başka bölümlerde de oldukça fazla anlattım.
Cam tavan sendromunda çok bahsettim.
Kadınların toplumdaki yeriyle ilgili ve iş yerlerinin buna bakışıyla ilgili çok fazla bilgilendirme yaptım.
Tabii burada şirket kültürüne bunun yerleşmesi gerekiyor.
Özellikle insan kaynakları departmanlarının sadece işe alım, iş gücüyle ilgili değil de...
Şirkette çalışanlar üzerinde yapacakları bazı çalışmaların da etkili olacağını düşünüyorum bu eşitliğin sağlanması için.
Çünkü bazı konular dile getiriliyor ama havada kalıyor.
Sonunda bir çözüm bulmayınca çalışan kişi de ne yapayım ben daha ne yapabilirim noktasına geliyor.
Dolayısıyla şirketlerde bu tip çalışmaların yapılması gerektiği çok önemli bence.
Şirketler yaş almış kadınları iş alım süreçlerinde değerlendirmeli.
Ve terfi olan haklarını eşit şekilde sunmalıdır.
Bu kesinlikle aslında düz bir insan hakkı aslında bu ama nedense şirketlerde bu çok fazla yapılmıyor.
Tabi illaki belli bir pozisyon içinde olmak zorunda değil bu.
Yani illa işte yani 60 yaşında bir kadını işe almak istemiyordu tabii ki olabilirsiniz.
Ama bu durumda da aklıma ne geliyor biliyor musunuz?
Robert De Niro'nun başrolünde oynadığı Stajyer diye bir film var.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin bu arada.
Çok çok keyifli ve çok güzel bir film.
Filmde şöyle bir şey var.
Orada bir e-ticaret şirketi sosyal sorumluluk ve bir farkındalık yaratmak açısından emekli olmuş insanların toplumdan dışlanmaması, hayata karışması için stajyer
pozisyonuna başvurmalarını olanak sağlıyor.
Böyle bir ilan açıyor.
Robert De Niro da emekli olmuş biri tabii ki ve bu ilana başvuruyor.
Çok büyük keyifle de başvuruyor.
Ve stajyer olarak da kendisini işe alıyorlar.
Deneyim ve olgunluğu ile işte böyle nasıl diyeyim X, Y jenerasyonuna katkıları, farklı bakış açısı kazandırması etrafında da bir sürü olay gelişiyor film içinde.
Benim çok hoşuma gitmişti bu film.
İşte bu tür yaklaşımlarda Şirketlerde yapılabilir, gerçekleştirebilir diye düşünüyorum.
Tabii ki emekli olmuş birini stajyer alıyor.
Bu gerçekten çok ciddi bir adım.
Ama hadi onu bir kenara bırakalım.
47-48 yaşında bir kadın da bir pozisyona başvurduğunda değerlendirilebilmeli bence kesinlikle.
Yani illa işte 30 yaşını aşmamış falan gibi.
Şimdi ilanlara yazılmıyor diyorum ama kafadaki ilanı da o yazıyı da silmek gerekiyor.
Dolayısıyla... Her yaştan kadına işe alım süreçlerinde şans verilmeli ve yetkinliği ve becerileri uygunsa da değerlendirilmeli diye düşünüyorum.
Tabii ki medya ve güzellik endüstrisindeki temsil durum.
Medya ve güzellik endüstrisinde yaşlı kadınların daha fazla temsil edildiği.
Hatta yaş almış kadınları da söyleyeyim.
Yaşlı kadınlar da olabilir, yaş almış kadınlar da olabilir.
Farklı yaş gruplarının güzellik algılarının desteklendiği ve çeşitliliğin özendirildiği kampanyalar yürütülmelidir.
Dediğim gibi az da olsa var ama bunun sayısının arttırılması gerektiğini özellikle düşünüyorum.
Yaşa bağlı ayrımcılığa dikkat çeken ve bu konuda mücadele eden birçok aktivist ve kadın hakları savuncusu da var bu arada.
Bu aktivistler yaş almış kadınların haklarını savunmak.
Yaşa bağlı ayrımcılıkla mücadele etmek ve toplumu bu konuda bilinçlendirmek için çeşitli çalışmalar yürütüyorlar.
Şimdi bazılarından bahsedeceğim size.
Hem yabancı hem de yerli isimler var.
Bu kişilerin yazılarını okuyabilir, sosyal medyadan takip edebilirsiniz.
Bazıları yaşıyor, bazıları yaşamıyor tabii ki ama.
Mesela Türklerden bir tanesi sevgili Türkan Saylan, Nurlar İçinde Yatsın.
Kadın hakları ve eğitim tonusunda çok önemli bir aktivisti biliyorsunuz.
Kız çocuklarının zaten okuması, eğitim içerisinde olması.
Dolayısıyla neden yapıyor bunu?
Topluma katılmaları ve kazanmaları.
Toplumda kazanmaları için yapıyor.
Söyleyemedim. Çünkü kendisinin ismini söylediğim zaman bile tüylerim diken diken oluyor gerçekten.
Türk toplumundaki yaşa bağlı ayrımcılığın azaltılması ve dediğim gibi eğitim fırsatlarının kadınlara eşit şekilde sunması için çok çok fazla mücadele vermişti.
Nurlar içinde yatsın kendisi.
Onun dışında araştırmalarım sonucunda bulduğum isimler var.
Mesela Neşe Yaşın kendisi bir hem aktivist hem de yazar.
Yine yaş almış ya da yaşlı kadınların haklarını savunan ve bu ayrımcılıkla mücadele eden önemli yazarlardan bir tanesi.
Bazı kitap ve makalleri var.
Bir takım farkındalıklar yaratmaya çalışmış.
Yine Yasemin Öz, bunu da araştırmalarım sonucunda buldum.
Kendi avukat, yani aktivist olması yanında aynı zamanda bir avukat.
Yine yaş almış kadınların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını desteklemek ve yaşa dayalı ayrımcılığın önlenmesi için çalışmalar yapıyor.
Onun dışında kim var?
Mesela Yale Üniversitesi'nde tabii ki böyle Amerika'daki büyük üniversitelerde bu tip çalışmalar yapmak.
Çok normal ve çok kolay oluyor.
Onlardan zaten bekliyorsunuz.
Yer Üniversitesi gibi, Harvard Üniversitesi gibi üniversitelerden bekliyorsunuz açıkçası.
Becca Levy diye bir psikoloji profesörü.
Yine yaşa dayalı ayrımcılık üzerine araştırmalar yürütüyor.
Kadınların yaşa dayalı önyargılara maruz kalmasının etkileri ve yaşa bağlı ayrımcılıkla mücadele stratejileri konusunda uzmanlaşmış bir profesör kendisi.
Onun dışında başka kim vardı?
Karen Carrion diye yine bir aktivist var.
Sosyal medya platformlarında yaşadığı dayalı ayrımcılıkla ilgili içerikler paylaşarak farkındalık yaratmaya çalışıyor.
Tabii bu Türkiye'de özellikle sosyal medyada çok güçlü olan isimler tarafından daha fazla yapılabilir.
Mesela işte aslında Ayşe Arman yaptığı röportajlarında bu konuyu zaman zaman ele alıyor.
Eski zamanlarda almıştı yazıları vardı yanlış hatırlamıyorsam.
Daha sık dile getirebilir.
Böyle hani iyi bir kitlesi ve iyi bir takipçi kitlesi olan, insanlar üzerinde etki bırakabilen, sosyal medyada güçlü isimler açıkçası bu konuyu ele alabilir.
Bu ayrımcılıkla ilgili farkındalık çalışmaları yapabilir.
Markalar bu konuya daha fazla eğilmeli.
Çok önemli bir etkileri var.
Çünkü yani reklam her yerde görüyoruz.
Yani aslında görmediğimizi zannettiğimiz yerde bile karşımıza reklamlar var.
Çok fazla maruz kalıyoruz.
Ve hep genç, gençlik üzerine çok fazla reklam var.
Dediğim gibi yani pürüzsüz ve inlenmiş bir cilt için diye Miray Daner'in reklamda oynatılması akıllara zarar bir durumdu bence kesinlikle.
İşte daha pürüzsüz bir cilt için 25 yaşında bir kızı oynatmak gibi.
İşte giyim markalarında bir kıyafet seçerken bile 36 beden incecik genç kızların üzerine görüyoruz.
O kıyafetin benim yaşımda ve benim bedenimde bir kadında nasıl duracağı hakkında bir fikir sahibi olamıyoruz.
Bunun üzerine de çalışmalar yapmalı markalar.
Yani hem kendi markasının reklamı için hem de bir...
farkındalık çalışması da olacak aynı zamanda bir sosyal sorumluluk gibi.
Yani yaşa dayıda ayrımcılığın, kadınlarda yaşa dayıda ayrımcılığın önüne geçmek için yapılabilecek çok fazla şey var.
Markalarda bu konuyu mutlaka ele almalı.
Sonuç olarak yaş almış bireylerimizin, bizlerin sosyal çevreden dışlanmaması ve uzaklaşmaması için öncelikle empati kurmayı bilmemiz gerekiyor.
Empatiden yoksun kişi ayrıştırıcıdır zaten.
O nedenle şöyle düşünmeliyiz bence.
Yaş almış kadınlar önceki yaşlarında bu topluma yarar, katkı ve katma değer kattılar ve potansiyellerine göre hala da katabilirler.
Bu yaşlara kendimizin de gelip aynı süreçleri yaşayabileceğimizi düşünmeli ve empati kurarak bilinç kazanmalı ve kazandırmalıyız.
Unutmayın hepimiz birer yaşlı adayıyız.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Yeni bir bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Merhabalar herkese ben Gökçe.
Yepyeni bir bölümle karşınızdayız.
Bu sefer kadınlar ve seçtikleri veya seçmek zorunda hissettikleri meslekleri konuşmak istedim biraz.
Kadınların meslek seçiminde karşılaştığı zorluklar konuşacağımız konulardan bir tanesi olacak.
Şimdi söyleyeceğimi tırnak içinde söylüyorum.
Erkek meslekleri olarak algılanan alanlar ve işler var bunları konuşacağız.
Hatta bu alan ve işlerde kadınlar nasıl yer edinmeye başlamışlar biraz onlardan bahsedeceğiz.
Kadınların meslek seçiminde nasıl bir toplumsal algı var ve karşılaşılan tüm bu sorunların karşısında nasıl çözümler olabilir hepsini ele alacağız.
Hazırsanız başlayalım.
Bu yüzyılda bu konuyu ele almak her ne kadar utanç barındırsa da yaşadığımız
coğrafyada hala kadınlara toplumsal olarak uygun görülen ve görülmeyen mesleklerle ilgili ön yargılar ve yargılar da var.
Kimi meslek kadına yakıştırılmaz.
İşte o mesleği icra etmek erkekler ve hatta bazı kadınlar nezdinde güven vermez.
Ve mesleğin yıllarca gelen algısı nedeniyle kadınlar yaftalanabilir bile.
Yani kadın pilot ise inşallah sağ salim ineriz diye düşünülür de erkek ise hiç böyle bir şey olamaz.
aklımızdan, akıllardan geçmez.
Veya kadın servis hizmetlerinde falan çalışıyorsa bazı kişilerce hafif kadın, kolay elde edilebilen kadın olarak da algılanabiliyor.
Ya kalmadı artık böyle şeyler Gökçe'cim falan da demeyin.
Çünkü yaşadığımız hayat, bulunduğumuz çevre sadece o bizim minifanus dünyamızdan ibaret değil.
Ve bazen hatta böyle entelektüel seviyesine göre hiç beklemeyeceğimiz insanlardan da bu ön yargıları duyabiliyoruz.
Kadınların meslek seçiminde karşılaştığı bir takım zorluklar var, hala var.
Toplumsal normlar ve böyle cinsiyet beklentileri gibi faktörlerden kaynaklanabiliyor.
Bunu uzmanlar ve bazı yayınlar da böyle açıklıyor zaten.
Bu zorluklar...
biz kadınların bazen farklı meslekleri tercih etmelerini de engelleyebiliyor veya bizi daha az tercih edilen alanlarda kalmaya da yönlendirebiliyor.
Ne yazık ki. Toplumda, yaşadığımız toplumda kadınların belirli meslekleri daha iyi başarabileceği veya daha uygun olabileceğine dair yaygın
inançlar var. İşte örneğin eğitim veya sağlık gibi alanlar hemen...
Aklınıza da onlar gelmiştir.
İşte bir öğretmen ya da hemşire olmak kadınların daha çok tercih edildiği meslekler olarak görülüyor.
Bu durum kadınları mühendislik gibi böyle teknik alanlardan uzak tutabiliyor.
Tutmuş uzun sürede uzun yıllarca da tutmuş.
Üniversite tercihi yaparken ki günlerimizi hatırlayalım.
İşte yetenekleriniz, ilgi alanlarınız veya okul yaşamı sonrası yapabileceğiniz kariyer fırsatları falan hiç konuşulmaz.
Ve aman ne yapacaksın kadın halinde o meslekte işte atıyorum mühendis sen arazi mi gezeceksin bir sürü erkeğin olduğu ortamda nasıl rahat çalışacaksın falan gibi yönlendirmelere çok maruz kalmışızdır.
Mühendislik fakültelerinde okuyan kızların sınıfın papatyası gibi olarak görülmesi de biraz bundandır.
Bir veya iki tanedirler çünkü.
Hep öyle duyduk işte. Hele makine mühendisliği falan ise neredeyse kadın yoktur o sınıflarda.
O yüzden bu bölümlerde okuyan kızlara çok kıyak geçilmiştir okul hayatları.
Çok kıyak geçmiştir daha doğrusu okul hayatları diye tahmin ediyorum.
İşte kendisine öncelik verilen, en azından çayı vs.
ısmarlanan prenses günleri olmuştur.
Böyle çok tercih edilmeyen, fakültelerde okuyan kızlar olarak.
Burada yani meslek seçiminde, Ailelerin ve çevrenin de etkisi çok büyük gerçekten.
Aileler genellikle güvende ve rahat hissetmeleri için kızlarını böyle daha geleneksel olarak kabul edilen mesleklerde çalışmaya yönlendirebiliyorlar.
Kimisi başarılı oluyor, kimisi olamıyor ama çoğunlukla başarılı olmuşlar günümüze kadar aslında.
Bu durum da kadınların kendi ilgi ve yeteneklerine uygun meslekleri seçmelerini engellemişti.
Zaten meslek seçimine gelene kadar daha okul hayatında ilgi ve yeteneklerimize göre de ilerlemiyoruz ki.
Yani tek hedef bir okula kapağı atmak sonrasında bakılır diye öyle sırayla tercihler yazıp üniversitelere girdik.
Yani bilmiyorum böyle özellikle benim gibi böyle 82 doğumlu jenerasyonda daha farklı bir şey var mıydı bilmiyorum.
Çok parlak farklı bir zekaya sahip biriyseniz hani zaten her yazdığım okula girerim.
gibi değilseniz benim gibi daha ortalama olan insanlar zaten bir yere kapatayım da sonra mesleğine bir memlesine falan bakarız diye girdik okullara.
Yani şimdiki bazı şanslı gençlerde durum daha farklı tabii.
Şimdiler nasıl işte ne yapmak istediğini net bilen gideceği okulun ders dışındaki gelişimine katkı sağlayacak özelliklerine falan bakmalar.
Şimdiki gençler böyle. Hatta aileleri de tam destek oluyor.
Çok şanslılar gerçekten ama bu da azınlık bir grup aslında.
Çoğunluk hala böyle değil.
O yüzden böyle bir bölüm okuyup bitiren ve bir kadına uygun olabilecek iş ilanlarına bakarak çalışma hayatına başlayan hatta ömrü boyunca belki de sevmediği bir işi yaparak devam eden kadın da Sayıca
çokça fazla gerçekten. Bir de eşitsizlik durumu var tabii.
Aslında bu podcast serisini yapmaya başladığımdan beri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kadınlar gözünden oldukça fazla anlatmaya çalışıyorum.
Maalesef her ele aldığım konuda da karşıma çıkıyor.
Gene burada da var. Bazı sektörlerde kadınlar erkeklere göre daha az iş fırsatlarına sahip oluyor.
Bu da sadece kadınlar o mesleği tercih etmiyor diye değil.
Sektör ve o meslek grubu da kadın çalıştırmayı tercih etmeyebiliyor.
İş görüşmelerinde veya terfi süreçlerinde cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar.
kadınların mesleklerini seçerken karşılaştığı bir diğer zorluk olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında ta geçmişten beri süre gelen ve bence hala devam eden işte bir takım ön yargılardan dolayı kadınlar iş bulmanın da zor olacağını düşünerek
bazı meslekleri yönelmeyebiliyorlar.
Evet şimdi günümüzde geçmişe göre çok daha fazla kadın çalışan görüyoruz ama şimdi sayacağım sektörlerde hala erkek egemen bir Çalışan sayısı mevcut işte bilim,
teknoloji, mühendislik işte matematik gibi alanlarda kadınların erkeklerle kıyaslandığında daha az temsil edildiği alanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Şimdi işte gurur kaynağı kadınlar çıkıyor karşımıza ama sayıca erkeklerle kıyaslandığında çok daha az kalıyor.
Bu geçmişte çok çok daha da fazlaydı.
Bu saydığım alanlarda kadınlar bu alanlarda yer alsa bile sık sık ayrımcılık ve cinsiyetçilikle karşılaşabiliyorlardı.
Geçmişte çok çok daha fazla.
Hatta bunu çok iyi anlatan bir film var.
Hidden Figures diye. 2016 yapımı bir film bu.
İzlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim.
İzleyenler varsa da çok net hatırlayacaklardır.
NASA'da çalışan 3 kadının gerçek hayat hikayesini anlatıyor.
Şöyle azıcık bahsedeyim.
Amerika'nın uzaya insan gönderme araştırmalarında NASA'da çalışan bir mühendis ikisi matematikçiydi galiba.
Üstelik üç siyahi kadının karşılaştıkları cinsiyetçi zorlukları anlatan harika bir film.
Bu deha kadınlarımıza temizlik işleri layık görülüyor ama kahramanlarımıza asla yetmiyor.
Ve kendilerini kanıtlayacak bir sürü zorlu süreçten geçerek tarihe isimlerini yazdırıyorlar.
Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.
Bu çok eski işte kaç yıllarında o geçtiğini hatırlamıyorum şu anda ama işte Amerika'da uzaya ilk insan gönderme araştırmaları ne zaman başlamıştı onu düşünün.
Çok eski zamanlarda geçen bir film.
Oldukça güzel. Hala bile aslında bu durum eskisi kadar olmasa da devam ediyor.
Mesela inşaat sektörüne el alalım.
Kadınlar çok uygun görülmez.
Yani şantiye şefi erkekse bilmem ne bey olur da.
İşte kadınsa işte ama ablacım falan böyle hatta bir aile büyüğümüz inşaat yüksek mühendisi ve çok büyük projelerde şantiye şefliği de yapmış biri.
Çok uzun zamanımı aldı.
Tabi bir tecrübe kazandıktan sonra sözünü geçiriyor ama ilk başlarda sözümü geçirmek çok zordu.
Güven vermek çok zordu diye hep anlatır.
Dediğini kabul ettirmek bazen zor olabiliyor.
Hala bile olabiliyor. Kadın mühendisler genelde işte sahalaya değil de ofise çekiliyorlar falan.
Yani şimdi aranızda beni dinleyenler arasında mühendislik bitirip şu anda satın alma yapan yani örnek vermek için söylüyorum kişiler vardır.
Ya ben mühendislik okudum ben mühendislik yapacağım deyip her şeyi bırakıp işte atıyorum.
İnşaat sektörüne geri dönmek isteseniz hem yaşınızdan dolayı ki bu yaş ayrımcılığını da bir önceki bölümde anlatmıştım.
Hem de böyle işte ya şimdi Şantiyeye sahaya çıkacak nasıl falan diye düşünürler ve çok kolay olmaz mesleğinize geri dönmeniz.
Yani fen matematikçi bir kadınsanız ne yapacaksınız öyle değil mi?
İşte mühendislik okusanız bile belki de mühendislik yapmayacaksınız bu önyargılardan dolayı.
Başka bir zorluk olarak da bazı kadınların erkek egemenliğindeki çalışma ortamlarına uyum sağlamakta zorluk çekmesi.
Bu bazen kendilerinden de kaynaklı olabiliyor tabii ki ama çoğunlukla cinsiyetçi yaklaşımlardan da kaynaklanabiliyor.
İletişim tarzları, liderlik anlayışı ve çalışma düzeni gibi faktörler kadınların bu tür ortamlarda ayrımcılık veya dışlanma yaşamalarına neden olabiliyor.
Mesela aklıma ilk benzin istasyonları geldi bu bölümü hazırlarken ve tabii ki koşarak kendimi fark etmezse fark eder.
Diyen bir benzin istasyonu markasına atıverdim.
Çünkü bir de şöyle bir şey de var.
Kadın istihdamıyla oldukça fazla övünüyorlar.
Ve orada çalışan kadınlara hemen sordum.
Bayağı böyle alışveriş yaparken doğal bir sohbet ortamında sordum bu soruyu.
Bu zorluğu çok fazla yaşamadıklarını, kurumun buna çok önem verdiğini ve huzurlu çalıştıklarını söylediler.
Darısı başka erkek egemen sektörlerin başına diyeceğim.
Çünkü her markada, her kurumsal markada böyle değil.
Hatta çok kurumsal olmayan şirketlerde bu daha da çok hissedilebiliyor.
Mesela bir arkadaşım lojistik firmasında çalışıyordu.
Böyle çok büyük bir firmada değil.
Rahat edemediğini söyledi.
Bazı bilgiler onunla paylaşılmıyor, işte bunu o bilmese de olur falan diye yaklaşımlar çok fazla olmuş ve kendini çok huzurlu hissetmediği için ayrılmak zorunda kalmıştı.
Kadınların geleneksel olarak erkek meslekleri olarak kabul edilen alanlarda yer edinmeye başlaması aslında böyle eğitim ve farkındalığın da artmasıyla başladı.
Yani alkışları doyamayacak noktada olmasa da ülkece de fena durumda değiliz ama iyi de değiliz.
Zaman içinde eğitim fırsatları arttıkça ve farkındalık kampanyaları yapıldıkça ki bizde hala çocuğunu okula gönder kampanyaları yapılıyor.
Nerede kaldı ki işte kadınların tırnak içinde erkek mesleği olarak görülen sektörlerde mesleklerde çalışması.
Ne diyorduk farkındalık kampanyaları yapıldıkça.
Kadınlar erkek egemen denilen mesleklerde yer alabileceklerini göstermeye ve görmeye de başladı.
Tabii mentorluk ve destek ağlarının yardımıyla kendi alanında başarılı kadınlar genç kadınlara rehberlik ederek zorluklarla nasıl başa çıkabileceklerini de öğrettiler.
Şimdi artık başarı hikayeleri dinliyoruz biliyorsunuz orada daha çok...
Kadın girişimcilere ya da işte kadın çalışanlara başarı hikayelerini anlattırmaya önem veriyor.
İşte bazı konferanslar, bazı yayınlar, dijital yayınlarda bunları görebiliyoruz.
Dolayısıyla bir mentorluk kavramıyla da aslında kadınlar ya ben de yapabilirim, başarılı olabilirim deyip belki de kendi önyargılarından da kurtulmaya çaba gösteriyorlar bunlar arttıkça.
Örneğin... Sally Wright ve Valentina Tereshkova gibi kadın astronotlar uzaya giden ilk kadınlar olarak tarihe geçtiler.
Bu başarılar genç kızları uzay ve bilim alanında ilham kaynağı olmaya teşvik etti.
Günümüzde Marissa Meyer eski Yahoo CEO'suymuş ve Shirley Sandberg Facebook CEO.
Bunlar da teknoloji sektörünün önde gelen kadın liderleri.
Sektörde kadınların varlığını arttırarak ilham veriyor ve buna yönelik bir takım konferanslar ve konuşmalar ve yayınlar yapıyorlar.
Kadın mühendisler de giderek artan bir şekilde bu alanda başarılar elde ediyor.
Yine yurt dışından bir örnek vereceğim çünkü mentorluk ve rehberlik de yaptıkları için bu örnekleri veriyorum.
Emily Warren, Brooklyn Köprüsü'nün inşasında etkili bir rol oynamış ve mühendislik alanındaki kadınları...
Şu anda da günümüzde oldukça başarılı kadın girişimciler ve kadın yöneticiler var.
Bu hemen hemen her sektörde var.
Mesela Cüneyt Özdemir'in eşi ismini hatırlayamıyorum şimdi.
Silikon Vadisi'nde çok büyük bir firmada biliyorsunuz çok üst düzey bir pozisyonda yer alıyor.
Onun dışında gene inşaat sektöründe artık kadınlar hatta yurt dışında yani Türk firması yurt dışındaki şantiyelerinde bile çalışmaya cesaret edebiliyor, gönüllü olabiliyorlar.
Ama hala böyle biraz daha kat edeceğimiz yollarımız var gibi düşünüyorum ben.
Yaşadığımız toplumda medyanın etkisi yatsınamaz durumda.
Hala bir toplum üzerinde bir etkisi var.
Belki eğitim düzeyi, sosyal kültürel ve ekonomik düzey yüksek ailelerde bu artık geçerliliğini yitirmiş olabilir ama genel toplumu düşündüğümüz zaman medyanın
da hala etkisi var.
Neyde etkisi var? Kadınların meslek seçiminde etkisi var tabii ki.
Bazı aileler ve insanlar bundan hala etkilenebiliyorlar.
Örneğin medya ne yapıyor?
Kadınları böyle oldukça sıkça işte anne, ev hanımı veya böyle destekleyici karakterler olarak resmediyor.
Bu tür temsillerde kadınların daha özgür ve çeşitli mesleklerde yer almasını zorlaştırabiliyor toplumun bazı kesimlerinde.
Ama geneli düşündüğümüz zaman...
Etkisi oldukça yüksek bu konuda oldukça yüksek.
Çünkü işte kadın annedir, ev kadındır, eviyle ilgilenir, çocuğuyla ilgilenir.
Özgürlükçü bir yaklaşım ya da farklı bir meslekle çalışması gerekmez gibi bir kanı hala var.
Başka ne yapıyor?
Kadınları belirli mesleklerde sınırlıyor.
İşte örneğin güzellik sektörü, hizmet sektörü.
Burada hizmet sektörü derken otelcilikten falan bahsetmiyorum aslında böyle biraz temizlik sektöründen bahsediyorum.
Bu gibi alanlarda sıkıştırıyor.
Bu da kadınların daha teknik veya liderlik gerektiren pozisyonları düşünmelerini engelleyebiliyor.
Yani ben zaten yapamam işte ben hani maaşımı alayım hayatımı kurtarayım yeter gibi bir yaklaşımla bakabiliyor kadınlar.
Yine medyada kullanılan dil.
cinsiyetçi stereotipleri pekiştirebiliyor.
Örneğin kadın doktor gibi ifadeler.
Kadınların bu meslekleri icra etmekte nadir olduğu anlamına geliyor aslında.
Bunlara da dikkat etmek, kullanılan dile de dikkat etmek gerekiyor.
Kadınların genellikle süslenmiş ve modaya uygun olarak temsil edildiğini görüyoruz medyada.
Erkeklerin ise daha sert ve kararlı duruşları oluyor genellikle.
Bu tür resimlerde, bu tür görüntülerde Kadınları gene bazı mesleklerde daha az ciddi veya yeteneksiz olarak algılanmasını sağlıyor.
Gene medya reklamları cinsiyet rollerini ve meslekleri de şekillendirebiliyor.
İşte örneğin temizlik ürünleri reklamlarında kadınlar işte genelde ev işleriyle erkekler ise teknik işlerle ilgileniyor.
İşte çamaşır makinesini tamir eden bir erkekken çamaşır makinesinin etrafını temizleyen bir kadın oluyor genelde.
Ya da bu seslendirmelerde de böyle.
Hala son okuduğum bir yayında bir dergide vardı bir marketing dergisinde.
Reklam seslendirmelerinde erkek sesinin daha fazla konulması yine erkeğin etkisinin daha yüksek olduğu algısı ona inanmak.
Yani bir reklamı bir markayı erkek seslendiriyorsa bu marka bu ürün gerçekten iyidir ve satın almalıyım yaklaşımının olduğu inancı.
Bunu kırmak şöyle olabilir kadınların da seslendirmelerinin sayısını arttırdıkça aslında tüketicinin o kadının söylediği sesinden değil ya da bir kadının söylemesinden değil de markadan
ya da üründen gerçekten mutlu ve memnun kaldığı için tecrübe ettikten sonra deneyimledikten sonra işte sevdiği bir markaysa aslında o yüzden tercih ettiği anlaşılabilir aslında ama hala genelde Erkek
sesini çok fazla duyuyoruz.
Geçenlerde hatta bu yazıyı okuduktan sonra radyoda arabada giderken reklamları geçmedim dinledim.
Peş peşe 6 reklam dinlediysem 6'sı da erkek sesiydi gerçekten.
İşte bu. Yemek getiren servislerden tutun da işte vitamin ürünlerine kadar birçok markanın seslendirmesi hala erkeklere emanet.
Öyle görünüyor. Çünkü kadın sesinde ya abi kadın etkileyemez durumu hala var.
İşte reklamcılar daha yenilikçidir, pazarlamacılar daha yenilikçidir diye düşünürsünüz ama bu bakış açısında ve bu yargıyla devam ediyorlar hala maalesef.
Onun dışında kadınlar medyada sıkça iş ve aile dengelemesi konusunda zorlanan karakterler olarak da gösteriliyor.
Ve çoğunlukla da ne yapıyor?
Ailesini tercih etmek zorunda kalıyor.
Bu dizilerde de böyle, reklamlarda da böyle yani konvansiyonel işte televizyonun ekranında izlediğimiz her şeyde aslında kadın hala...
Böyle liderlik ya da her işte başarılı olabilir algısı yerine evinde, çocuklarında, ailesinde, daha işte geleneksel işlerde görev alan kadın olarak nitelendiriliyor.
Bu durumları göz önünde bulundurarak medyanın etkisini anlamak ve cinsiyet eşitsizliğini azaltma yönelik daha çeşitli yenilikçi ve eşitlikçi temsilleri
görmemiz gerekiyor. Bunun teşvik edilmesi gerekiyor açıkçası.
Ben buna inanıyorum. Bir de maalesef ama maalesef kadınların yaftalandığı meslekler var.
Mesela oyunculuk ve modellik.
Güzellik ve estetik kavramlarını öne çıkararak kadınları fiziksel görünümleri üzerinden değerlendirdiği için bu meslekler.
Bu da kadınların bu mesleklerde sıklıkla böyle seks sembolü olarak algılanmasına yol açıyor.
Ya bu ben çocukken de böyleydi.
Bence hala bile böyle yani bir oyuncu bir modelse ya bırak şunu şimdi söyleyemeyeceğim kelimeler kullanılabiliyor çok rahat bir şekilde.
Bir öyle bir seks sembolü, hafif kadın, kolay elde edilebilen kadın gibi düşünebiliyor.
Yine sunuculuk ve spikerlik.
Toplumsal inançlar kadınların dış görünüşlerinin önemli olduğu ve bu mesleklerde çekici olmanın gerektiği düşüncesini pekiştirebiliyor.
Böyle inançlar var. Bu nedenle kadınlar bu mesleklerde sıklıkla dış görünüşleri üzerinden değerlendiriliyor.
Yani belki cidden bir haber izlemek istiyorsak böyle bir erkek spiker haberi takip ediliyor da işte Burcu Esmersoy spor haberlerini sunarken
gece kız 12'de falan herhalde spor haberlerini sunuyordu.
Herkes Burcu Esmersoy'un sunduğu haber niteliğinden ziyade kendisinin güzelliğinden.
Dolayısıyla hala böyle bir güzellik yaftalaması spikerlik ve sunuculukta da var.
Yine moda ve güzellik endüstrisi böyle estetik ve stil üzerine odaklandığı için kadınların dış görünüşleri yine ön planda olabiliyor bu sektörde de.
Bu durumda kadınları sadece fiziksel çekicilikleri üzerinden değerlendiren bir algıya neden oluyor.
Böyle değerlendirilmezken kadın ünlü modacılar kendi fiziksel özellikleri ya işte atıyorum kilolu bir kadınsa ya bu mu yapacak modaya bu mu yön verecek falan gibi yaftalanabiliyorlar.
Gene reklam ve pazarlamada işte reklam ve pazarlama kampanyaları ürünleri cazip ve çekici bir şekilde sunmayı amaçlıyor biliyorsunuz.
Kadın bedeni bu tür kampanyalarda sıklıkla kullanılıyor.
Bu da kadınların nesneleştirilmesine ve cinsel nesne olarak algılanmasına yol açabiliyor.
Ay hele bir zamanlar o araba fuarları, bir şey tanıtım fuarları, o kızlar minicik şortlar, eteklerle yani kimse arabaya ya da orada tanıtılan ürüne bakmaya gitmiyordu gerçekten.
Kızlar da bu şekilde kullanılıyorlardı.
Bu da bir gerçek. Ve hosteslik ve kabin memurluğu.
Bu bence artık eskisi kadar değildir.
Önyargının yok olmuş olmasını diliyorum gerçekten.
Bu meslekte de kadınların özellikle genç ve çekici olarak algılanması istenebilir.
Yani şöyle bir şey çekici olarak algılanması derken bir servis hizmeti ve müşteriye direkt temas halinde olan insanlar olduğu için daha nasıl diyeyim presentable bir görünüme sahip olmaları istenebilir
tabii ki. Ama bu yani kadınların fiziksel görüşleri üzerinden mesleki başarılarının değerlendirdiği bir algı da olmamalı.
Ya da yine böyle kolay kadın, pilotla ilişkisi olan kişidir falan gibi yaftalandıkları çok fazla yazılar vardı, karikatürler bunun üzerineydi, buna herkes gülerdi
falan. Şimdi artık eskisi kadar olmadığına inanmak istiyorum.
Benim host bir arkadaşım var, onunla konuştuğumda bunu yaşayan çok fazla ya da böyle hisseden çok fazla artık çevremde hostes arkadaşım yok demişti.
Umarım çoğunlukla aynı şekildedir.
Bu tür mesleklerde kadınların sadece fiziksel görünüşleri ve böyle cinsel cazibeleri üzerinden değerlendirilmesi cinsiyet eşitsizliğini ve nesnellik algısını pekiştiriyor maalesef.
Cinsiyet eşitliği ve mesleklerin yetenek, ilgi ve çaba ile değerlendirilmesi gerektiği konusunda gene farkındalıklar yaratmak oldukça önemli.
İlla bu farkındalıkları bir kampanya gibi değil de Böyle düşünen bir arkadaşınızı o anda uyarmak, doğru bilgiyi, doğru düşünce şeklini aktarmak bile bir farkındalık
yaratmak oluyor. O yarattığınız bir kişi de yarattığınız değişiklik domino etkisi de yaratabiliyor gerçekten.
O yüzden böyle büyük kampanyalar işte devlet uğraşsın, o uğraşsın, bu uğraşsın diye çok da fazla beklememek lazım.
Kaldı ki devletten bu konuda hiçbir şey beklememek lazım.
Peki tüm bu algılar nasıl değişecek?
Demin de söyledim bir farkındalık oluşturma, eğitim ve farkındalık oluşturma.
İşte ne bileyim belki okullarda düzenlenen seminerlerde çocuklar daha küçükken bile işte kız çocuklarının da her mesleği seçebileceği, işte öğretmen hani ne olmak istiyorsun diye sorduğunda
işte kız çocuğu hiç böyle şu anda bile erkek egemen olan sektör ya da bir meslek söylemiyorsa.
Belki çocukları o yönde bilgilendirmek çok önemli olabilir.
Yani her işi herkesin yapabileceğini anlatmak gerekebilir.
Yine rol modellerin görünürlüğü.
Demin de yurt dışından örnekler saymıştım.
Yurt içinden de örneklerimizin daha görünür olması çok önemli.
Daha görünür kadın şeflerde yani böyle mutfağın, yemeğin, lokantacılığın, restorancılığın, erkek işte iyi şeflerin erkek olduğu ile ilgili algılar kırılıyor artık.
Çok iyi kadın şefler var.
Onları ben çok fazla dijital kanallarda görüyorum.
Daha doğrusu işte YouTube'da izliyorum.
Dijital yayınlarda görüyorum.
Ama rol modellerin görünürlüğünün çok daha fazla artması gerekiyor.
İşte kadın mühendislerin, erkek hemşirelerin daha fazla görünür olması.
Geleneksel cinsiyet rolleri dışındaki başarılı bireylerin röportajlarına yer vermek, onlarla söyleşi yapmak, podcastlar yapmak da gene bu algıları değiştirmeye yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.
Toplumsal ve kurumsal politikalar tabii ki.
İş dünyasında özellikle yani ben bunu birkaç bölümde de anlattım.
Cinsiyet eşliğini teşvik eden politikalar ve programlar oluşturması gerekiyor.
Ya yokmuş gibi ya bizde yok böyle bir şey gibi düşünmemeleri lazım.
Çünkü aşağıda altta çalışan insanlar belki de bunu hissediyorlar bunu yaşıyorlar ama üst yönetimler yönetim kurulları bunun bazen farkında olmayabiliyorlar.
Çalışanlarını daha iyi tanımalı şirketlerini daha iyi tanımalı ve buna göre politikalar geliştirmeliler.
Belki bu dile gelmiyorsa şirket içerisinde sanki böyle bir şey varmış gibi düşünerek işte insan kaynakları ya da kurumsal iletişim departmanları Şirketlerdeki
cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitimler düzenleyebilirler.
Ya da eğer bu konuda başarılılarsa başarının önemini anlatacak seminerler düzenleyebilirler.
Böyle düşünmeyen çalışanları varsa da o seminerlere katılarak bir farkındalık sağlanabilir.
O çalışanlar da buna önem verebilirler.
Gene medyanın rolü tabii ki medyanın cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren...
tüm programlardan kaçınması ve farklı yayınlar yapması sunması gerekiyor.
İşte mesela medya programlarında farklı mesleklerde başarılı kadın ve erkek karakterlerin oluşturulması ve cinsiyet rollerini sorgulayan hikayelerin anlatılması gerekiyor.
Yani o akşam 9'da başlayan işte böyle hükümet böyle dedi muhalefet böyle yaptı diye saatlerce süren 3-5 tane aynı kişinin sürekli tükürüklerini saça saça konuştuğu programları
kaldırıp Ya da gündüz kuşağında o işte benim kaynanam o yemeği yaptı, seninki patlıcanı yaktı falan gibi programlar yerine gerçekten biraz başarı hikayelerin anlatıldığı,
kadınların istedikleri zaman neleri başarabildiklerini anlatabildikleri programlar yapılması, sunulması da gene bu algıları değiştirecek yöntemlerden biri olabilir.
Onun dışında...
Eğitim ve yetenek fırsatları tabii ki.
Yani kız çocuklarına erken yaşlardan itibaren bilim, teknoloji, mühendislik gibi alanlara erişim sağlayan eğitim fırsatları sunmak gerekiyor.
Baleye de gitsinler.
Hepsi balerin olsun. Ama bir yeteneği varsa ve bunu görmediği için yani bilimle, teknolojiyle karşılaşmadığı için, görmediği için o yeteneğini
dışarı çıkartamıyorsa...
Bu gerçekten ebeveynlerin problemi.
O yüzden kız çocuklarına da bu alanlarda kendilerini geliştirecek alanlar yaratılması gerekiyor.
Örneğin bilim atölyeleri ya da sivil toplumların oluşturacağı eğitim programları gibi programlar düzenleyerek kız çocuklarını bu alanlara yönlendirmek de bu
algıları değiştirmeye destek olacaktır diye düşünüyorum.
Evet bölümün sonuna geldik.
Kadın Dediğin her işi yapmaz canım diyen birini duyarsanız lütfen bu bölümü açın dinletin.
Ayrıca varsa yorum ve önerilerinizi lütfen Kadın Dediğin podcast instagram hesabımdan gönderin.
Gerçekten çok mutlu olurum.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
