
Transkript
Herkese merhabalar. Bugün depremin üzerinden geçen 16.
gün. Gerçekten bu geçtiğimiz 16 gün boyunca birçok duyguyu bir arada yaşadık.
Üzüntü, acı, böyle gerçekten içimizde, yüreğimizde hissettiğimiz bir acı yaşadık.
Ama sosyal medyadan takip ettiğim, aldığım mesajlar, etrafımla yaptığım görüşmeler, konuşmalardan da anladığım aslında hepimiz...
Daha çok öfke duyuyoruz sanki bu deprem sonrası yaşananlardan sonra.
Yani sadece bir doğal olayın yarattığı bir afet sonucunda yaşananlara üzülemedik sadece.
Yani onun dışında birçok şeye üzülüp öfke duymak zorunda kaldık.
İşte bunlardan bir tanesi insanların o evlerde oturmak zorunda kalmasına öfke duyduk.
Sonra böyle şerefsiz müteahhitlerce ve yozlaşmış bir sistem içerisinde onay verilen yapıların olduğunu görmekten dolayı öfke duyduk ki
bu sadece o bölgeye as bir şey değil.
Yani hepimiz oturduğumuz şehirlerde nasıl binalarda oturduğumuzu artık daha net görüyoruz.
Bunun yenisi eskisi olmadığını da gördük.
Neler yapabileceğini de görmüş olduk bu deprem sonrasında.
Neler konuşuldu, neler söylendiğini duyduk, gördük.
İşte kader oyunu falan denmesine kahrolduk, öfkelendik.
Böyle yardımların gitmemesi, geç gitmesi, hala tam gidememiş olması öfke duyduğumuz bir diğer konuydu.
Sonra bu işte bir bağış şov yapıldı biliyorsunuz.
Yani insanlar daha enkaz altındayken böyle yangından mal kaçırır gibi hemen hop işte yardım kampanyamızı da yaptık der gibi bir kampanya yapıldı.
O kampanyanın içeriğine öfkelendik.
Yani sağ cebimden aldım sol cebime koydum gibi bir durum söz konusuydu biliyorsunuz.
Sonra ne kadar fakir olduğumuza öfkelendik.
Yani o kampanyada... İnsanlar o paraları kazanmışlar, bağışlıyorlar.
Yani telaffuz etmekle bile karıştılar biliyorsunuz.
Yani milyon milyar birbirine karıştı gerçekten.
Birçoğumuz belki kendimizi bizim durumumuz fena değil falan diye düşünüyorduk belki ama öyle olmadığımızı öğrendik.
Buna da öfkelendik.
Bir liyakat probleminin zaten olduğunu biliyorduk ama yani iyice gözümüze sokulmuş oldu.
Onu da net bir şekilde gördük.
İnsanların işinde uzman olmamasından dolayı, geciken her şeyden ötürü enkazın altında insanlar canlı bir şekilde kurtarılmayı
beklerken ölüme terk edilmelerini gördük ve öfkelendik.
İşte bunun dışında insanların ve daha çok yönetimdekilerin siyasi kibirlerinden kaynaklı.
O bana bunu söyledi, ona yardım etmeyin, buna yardım edin.
İnterneti kapatın, Twitter'ı susturun gibi durumları yaşamaya öfkelendik.
Yani daha benim aklıma gelmiyor.
Her gün bir şey daha oluyor ve öfkelenmeye devam ediyoruz gerçekten.
Ve bitmeyecek de.
İliklerimize kadar deprem korkusu sardı hepimizi.
Bilim adamları tabii ki anlatıyor, anlatmaya devam edecekler.
Hiç susmasınlar. Keşke hep anlatsınlar.
Ama bu böyle hani deprem oldu bitti gibi de değil.
Değişik bir şey yaşıyoruz bu depremle ilgili.
Halbuki ülkemiz deprem ülkesi ama bu çok değişik şeyler hissettirdi bize gerçekten.
Ve tabii ki en çok da çaresizliğimize öfkelendik.
Yani depremi yaşayan iller dışındaki illerde yaşayan insanların hepsinin yardıma gitmesi mümkün olmadığı için evimizde oturduk.
Takip ettik, yapabileceğimiz yardımları yaptık.
Bazı yerlerde gönüllü çalıştık falan ama ne de olsa çaresizdik.
Yani böyle hani sanki hiçbir şeyi tam yapamıyormuşuz gibi hissettik.
İşte kaloriferin yanında oturmaya öfkelendik.
Tuvalete girmeye öfkelendik.
Duş almaya öfkelendik.
İşte içtiğimiz bir bardak çaya bile öfkelendik.
Yani boğazımızda kaldı.
Gerçekten çok değişik duygular yaşadığımız ama dediğim gibi öfkenin baskın olduğu ve çok zor günlerden geçiyoruz.
Ve bence benim gibi düşünen insanlar da çoktur diye zaten bu podcast'ı da biraz da bu amaçla yapıyorum.
En çok da çocukların, kadınların ve dezavantajlı insanların depremzede olarak yaşadıklarını gördükçe daha çok öfkelendik.
Evet ne yazık ki depremzede olarak çocuklar ve kadınlar diğer erkesten daha çok zorlanıyor ve daha güç bir yaşam mücadelesi veriyorlar.
Bu podcast'ta da bu konuyu ele almak istedim.
Sadece bu depreme özel değil, sadece bir depreme de özel değil.
Aslında yaşanan tüm doğal afetlerden sonra kadınların yaşadıkları zorluklar, çocuklarıyla, bakım verdikleriyle beraber yaşadıkları zorluklar, yapılan araştırmaların sonuçları,
hatta gerçek deprem zedelerle yapılmış mülakatlar, görüşmeler ve onların verdikleri cevaplar üzerinden biraz değerlendirmek istedim.
Ve tabii ki kadınların deprem zedi olarak erkeklerden daha farklı bir şey yaşamaması için neler yapılmalı biraz da onlardan bahsetmek istedim.
Şimdi isterseniz başlayalım.
Depremlerden aslında daha doğrusu afetlerden sonra diyelim bedensel ve ruhsal bakımdan en çok kadınlar etkileniyor ne yazık ki.
Kadınlar afet süreçlerinde güvenlikten sağlığa birçok sorunla karşı karşıya kalıyor.
Ve afetlerden etkilenme dereceleri de yaşadıkları ortam, almış oldukları eğitim, aile yapısı, yakın çevrenin bilgi düzeyi gibi çeşitli etmenlere göre de
değişiyor bu etkilenme dereceleri.
Bir de toplumsal cinsiyet eşitsizliği de üstüne eklenince durum gerçekten daha da zor oluyor kadınlar için.
Çoğunlukla sosyal medyadan olmakla beraber aslında yaşanılan sorunları da...
Çok derinlemesini olmasa da bir şekilde gördük.
Yaşanılan sorunların başında güvenlik sorunu geliyor.
Sadece bu deprem için değil aslında tüm afetler için.
Kadınların yaşadığı en büyük sorun güven problemi.
Yapılan araştırmalar afet sonrası süreçte kadınların taciz, tecavüz, sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldığını gösteriyor.
Ne yazık ki böyle. Kadınların en çok yaşadığı bir diğer sorun ise psikolojik sorunlar.
Afet sonrası süreçte travma, uyku bozuklukları, stres ve saldırgan tutum kadınlar arasında en çok görülen psikolojik sorunların arasında yer alıyor.
Tabi bir de aterkil toplum yapımızdan dolayı da hem maddi hem de manevi olarak erkek egemenliğinde bir hayat süren kadınların kültürel bazı kısıtlamalara maruz kaldığını da görebiliriz.
Afet sonrası veriler incelendiğinde ise kadınların erkeklerden daha yüksek ölüm oranları, daha yüksek hastalık oranları ve daha fazla sayıda şiddet ve taciz mağduru olduğu da rapor
ediliyor ne yazık ki. Evet güven konusuyla devam etmek istiyorum.
Çünkü en önemli sorun güven problemi olduğunu söylemiştik kadınlar için.
Taciz, tecavüz, sözlü tacizin yanı sıra...
Çok çarpıcı bir şey bu söyleyeceğim şimdi.
Özellikle gıdaya ulaşmada sorun çeken kadınların hem kendileri hem de çocukları için erkeklerin elinden geçen gıdaya ulaşmak için seks ticaretine bir zorlamış olduklarını
bile görmüşler.
Daha önce yaşanan, dünyada yaşanan afetlerden sonra.
Çünkü bu yardım süreçlerinde genellikle bu yardım sürecini hem...
belki biraz daha kas gücüne de ihtiyaç olduğu için ve daha kalabalık bir nüfus oldukları için erkeklerin elinde olabiliyor.
Kadınlar hem çocuklarını hem de işte baktıkları yaşlılar varsa onlara daha fazla eğilmek zorunda kaldığı için bu yardım sürecinde çok erkekler kadar aktif olamayabiliyorlar.
Dolayısıyla özellikle gıda da önemli bir problem olduğu için afetlerden sonra gıda da erkeklerin elinde olduğu için bu yemeklere ulaşmak için kadınlar seks ticaretine bile zorlanmış.
Gerçekten korkunç şeyler bunlar.
Ya bunun bizim toplumumuzda olmaz demeyi çok isterim gerçekten.
İnşallah olmuyordur yani böyle bir şey de duymak hiçbirimiz istemeyiz.
Ama şu da bir gerçek ki deprem bölgesinin demagojik yapısı da bozuk.
Ve yaşadığımız yüzyılda insan kimyası da bozulduğu için yaşanabilir.
İnşallah yaşanmaz ama buna da dikkat çekmek gerekiyor.
Ülkemizde değil ama dünyada yaşanan afetlerde böyle bir şey olmuş.
Ben burada kadınların gerçekten çok mağdur kaldığını da biraz anlatmak istiyorum size.
O yüzden bu örneği de verdim.
2011 Raponya depreminden sonra bir bölgede bir barınma...
Evi içerisinde yani bu büyük bir ihtimalle çadır o belirtilmediği için barınma diyorum.
Bir barınma merkezindeki bir kadın dövülerek öldürülmüş.
Sebebinin ne olduğu yazmıyor ya da ben belki atlamış olabilirim ama herhangi bir erkeğin dövülerek öldürüldüğü rapor edilmemiş ama bir kadının barınma evinde dövülerek öldürüldüğü rapor edilmiş.
Depremden etkilenen tüm iller şu anda da ülkemizde de erkek kontrolü altında demin de söylediğim gibi.
geçici barınmadan sorumlu kişilerin çoğunun erkek olması, bağımsız olarak az sayıda kadın çalışan olması, bebek ve çocuklar için güvenli alan yetersizlikleri de ortaya çıkan sorunlar arasında
yer alıyor. Yani burada sadece kadını tek başına değil, tabii ki bebekleri ve çocukları da düşünmemiz gerekiyor.
Hele bir de işte kadın hamileyse veya dezavantajlıysa onlar için daha da zor gerçekten.
Biliyorsunuz deprem bölgesinde 26 bin hamile kadınımız var ve...
Depremzede olarak kayıtlara geçti bu sayı.
6 Şubat'tan bu yana yüzlerce doğum oldu ve önümüzdeki 2-3 ay içinde 3500'e yakın bebeğin dünyaya geleceği söyleniyor.
Barımanın çadırda olması veya ortak kullanılan konteyner alanlarında olması kadınlar için hala çok sıkıntılı.
Eski depremlere göre yapılan araştırmalar özellikle dezavantajlı kadınların bir süre sonra yıkık dökük de olsa evlerine girmek zorunda kaldıklarını bile göstermiş.
İşte neden ihtiyaç duyuyorlar?
Çünkü ya tekerlikli sandalye ihtiyaçları var ya da tıbbi erişim konusunda bir yetersizlik var veya ihtiyaçlarının tam anlaşılamamış olması nedeniyle yıkık dökük evlerine girmek zorunda kalıyor.
Özellikle dezavantajlı kişiler ve kadınlar ağırlıklı olmakla beraber.
Hele doğuma tekrar dön, yani hamile kadına tekrar dönmek istiyorum.
Hele ki doğum yapan bir kadının daha mahrem ortamları ve daha hijyenik ortamları ihtiyacı varken bunun bile kısa zamanda sağlanamadığını, hala bile bugün 16.
gün hala bile işte çadır istiyoruz diyorlar.
Yani bir çadır bile yokken doğum yapmış bir kadının bebeğiyle mahrem bir ortama gittiğini, döndüğünü...
Söyleyemiyoruz bile ne yazık ki.
Oysa hem güven hem de mahremiyet açısından gerçekten kadınların çok acil bir şekilde yapılacak bir organizasyon ihtiyaçları var deprem
bölgesinde. Hem mahremiyet hem hijyen demiştim.
Hijyen demişken o da ayrı bir konu gerçekten.
Bu depremden sonra yaşadığımız ve diğer dünyadaki tüm afetlerden sonra yaşanan önemli konulardan biri.
Kadınlar açısından hijyenik bir ortam.
Yani ülkemize geri dönelim.
Ülkemde hemen her şeyin kadın ve erkek olarak ayrı olduğunu görürüz.
Mescitler öyledir mesela.
Kadına özel spor salonları vardır.
Kuaförler ayrıdır. Oturduğum sitenin havuzu bile kadın havuzu erkek havuzu diye ayrı olabiliyor gerçekten.
Ama deprem bölgesinde en önemli ihtiyaç olan tuvaletler unisex olarak konumlanmış durumda.
Mutlaka ayrı olarak yapılanları da vardır ama bu geçtiğimiz 15 gün boyunca ne yazık ki böyle olmadı.
Hatta tuvalet bile olmadı.
O da ciddi bir sorundu.
Yani erkekler bir şekilde idare ederken kadınlar tuvaletlerini tutmak zorunda kaldıklarını anlattılar.
Gene pet kullanımında sıkıntı, pet kullanamadılar, isteyemediler bile.
Ya işte ünlüler çıktı, bu doğal bir şey, çekinmeyin, isteyin, kullanın falan deseler de ya şöyle bir kendimizi düşünelim istiyorum.
Ofiste hangimiz çantamızdan pedimizi alıp elimizle rahat bir şekilde salına salına tuvalete gidebiliyoruz.
Yani onda bile ya cebimize koyuyoruz ya bir çantamızda götürüyoruz.
Yani hani görece olarak bu kültürel seviyeye sahip olduğumuzu düşünsek de gene de öyle bir rahatlığımız bizlerin bile yokken o bölgede gerçekten çok çok daha zor.
Yani bunun için bile ayrı bir önlem, bir organizasyon yapılamadı, önlem alınamadı ne yazık ki.
Yani dediğim gibi işte biz yapamıyorken deprem bölgesindeki kadınlarda nasıl olacak bu?
Bazı mahremet alanların yapılması şarttı ya da toplumdaki eğitim seviyesi buna hazır olmalıydı ne yazık ki.
30 Ekim 2021 tarihinde İzmir'de meydana gelen depremden sonra kadın depremzedelerin katıldığı bir araştırma yapılmış ve araştırma içindeki sorulardan bazılarını ve direkt depremzede
cevaplarını sizinle de paylaşmak istiyorum.
Sorulardan biri şu.
Cevaplardan biri şu şekilde.
Diğer bir cevap ise şöyle.
Yaşadığım binada hırsızlık oldu.
Olayı hiç geciktirmeden polise bildirdim.
Polis hırsız fazla bir eşya çalmamış gibi talihsiz bir laf etti.
Yani polis demiş ki çok fazla eşyanız gitmedi.
Bu durum için şikayetçi olunmaz.
Şikayetçi olsanız bile savcı davayı düşürür gibi bir yaklaşım izledi.
Cevabını almış kadın. Bir diğer cevap ise şöyle.
Evet yaşadım. Sözel taciz ve sözel şiddet gördüm.
Evimin ağır hasarı almasını haram yememe.
Günah işlememe bağladılar.
Damadımın evinde kalmama sosyal çevreden tepki gösterdiler.
Bu durumun ahlaki açıdan uygun olmadığını söylediler.
Yani işte bir tanesi neydi?
Apartman içerisinde toplu bir karar alınması gerekiyor.
Ama bir kadın olarak sözünü bir türlü geçiremiyor, dinlemiyorlar.
Bir tanesi işte evinden eşya çalınıyor, polise gidiyor.
Bunu başka bir erkek ya da üç beş tane erkek toplanır.
Bizde evimizde eşyalar çalınıyor falan diye.
Bence ciddiye alınırdı gerçekten ama bir kadın olarak gittiğinizde yani bunu da büyütme işte deprem olmuş canını kurtarmışsın sen eşyanın peşinde misin falan gibi şeylere de maruz kalmış kadın.
Ve bir diğeri de ahlaki boyut işte sen damadın evinde kaldığın için böyle oldu falan gibi.
Bu tip cevapları bir erkek kadınlar kadar duymaz mutlaka onların da yaşadıkları bazı şeyler olmuştur afetlerden sonra ama kadınlar ne yazık ki bu tip yaklaşımları daha fazla
yaşıyor. Ve bu tarz toplumsal baskıdan dolayı psikolojik ve bedensel sorunları tek başına çözemeyen kadınlar afet sonrası süreçlerde duygusal bozukluk ve
psikolojik sıkıntılar yaşıyorlar.
Bu da peşi sıra geliyor.
Kadından yaşadığı sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Gene aynı araştırmada bir soru daha sorulmuş.
Diyenmiş ki deprem sonrası süreçte bilişsel sağlık.
Yani işte yakın bireylerin kaybı sonucu derin üzüntü hali, karamsarlık, travma, stres gibi sorunlar yaşadınız mı?
Cevaplardan biri şöyle.
Resmi kurumların yaşattığı travma sanırım deprem travmasından daha ağır oldu.
Hala hak kayıplarımız giderilmedi.
Deprem sırasında oğlumla yedi katlı binanın birinci katında bulunuyorduk.
Ona bir şey olabilirdi düşüncesi zaman zaman beni olumsuz etkiliyor.
Şu anda ailemle birlikte babamda kalıyoruz.
Özellikle eşimle aramız çok bozuldu.
Tüm sinirimizi birbirimizden çıkarıyoruz.
Çoğu zaman babam ve eşim arasında kalıyorum.
Bu konuda beni çok yıprattı.
Psikolojik yardım almam gerekiyor ama ne yazık ki sıra bana gelmiyor.
O kadar fazla uğraşması gereken problem var ki kendisiyle ilgilenecek bir ortam yaratamıyor ne yazık ki depremzede kadın.
Bir diğer cevap ise şöyle.
Evet yaşadım. Depresyona neden oldu.
İçime kapandığımı hissediyorum.
Çevremde sadece eşim var.
O bu durumu daha rahat atlattı.
Benim ise yaşama sevincim gitti.
Bu durum evliliğimize olumsuz yansıyor diye cevap vermiş.
Bir diğer cevap da psikolojik olarak sürekli bir felaket beklentisinde yaşıyorum.
İlk üç ay kızımı ayrı odada yatıramadım.
Şimdi daha büyük bir felaket gelecek ve bu kez kurtulamayacağımız kaygısındayım.
Bir önceki cevapta da kadın şöyle cevap vermişti ya hani bunu eşim daha rahat atlattı.
Kadınların bir de anne olmasından kaynaklı bir ekstra bir yük daha oluyor herhalde psikolojik olarak kendilerinde.
Tabi bu her baba ya da her erkek için geçerli değil ama genelde çalışmaya da baktığımızda erkeklerin biraz daha rahat atlattığını görüyoruz bu sürece.
Ama kadınlarda maalesef hem süreci atlatmak hem de daha sonra yaşanan travmaların atlatılması konusunda o kadar rahat olmuyor onu görüyoruz.
Bir başka cevap da şöyle.
Bu süreçte uykusuzluk, kaygı, en küçük sesten korkma, ölüm ve sevdiklerimi kaybetme korkusu en yoğun yaşadığım duygular arasında.
Afet sonrası tırnak etlerimi ve dudaklarımı farkında olmadan kanattığımı fark ettim.
Yine bir cevap daha.
Evet, her gün çeşitli olumsuz duygular yaşıyorum.
Çaresizlik, pişmanlık, gelecek kaygısı, mutsuzluk.
30 yaşındayım ve deprem olmasaydı düzenimizi kurmuştuk.
Evlat sahibi olmayı planlıyordum.
Depremden sonra tüm hayallerim yıkıldı.
Şu durumda geleceği göremiyoruz.
Bu karanlıkta çocuk sahibi olma planlarım da yok oldu.
Bazen çekip gitmek yok olmak istiyorum.
Bir diğeri ise unutkanlık, odaklanma eksikliği, dikkat dağınıklığı problemleri yaşadım.
Kısmen düzelse de tamamen düzeltemediğim için psikolojik destek almaya başladım.
Kadınlarda bu gelecek kaygısı, hayattan keyif alamama durumu...
Yani depresif sorunlar erkeklere göre biraz daha fazla kendini göstermiş durumda.
İzmir depreminden sonra böyleyse yani bu bir afet olduğuna göre her afetten sonra kadınlarda bu tip durumların olma olasılığı erkeklere göre biraz daha yüksek bunu görebiliyoruz.
Baş edilmesi gerçekten çok zor süreçler ne yazık ki.
Şimdi bir de tabii hani bu...
İşte enkaz kaldırılmaları falan bittikten ve şehirler yeniden kurulmaya başlandıktan sonra bir de istihdam sorunları başlayacak.
Yani daha önceki afetlerde de olmuş.
Bu depremi yaşayan 10 ilimizde de olacak.
Zaten göçler de başladığı için aslında Türkiye'nin büyük bir kısmını da etkileyecek bu istihdam problemi.
Kadınlar zaten politik, sosyal ve ekonomik olarak dezavantajlı konumda oldukları için bu afetten de orantısız olarak olumsuz etkilenecekler.
Diğer dünyadaki tüm afetlerde böyle de olduğu için de söylüyorum bunu.
Kayıt dışı istihdam ve gelir eşitsizliği zaten vardı.
Onlar da artacaklar kadınlar açısından.
En azından eski afetlerin sonrasında yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
İyileştirme ve yeniden yapılanma süreci ilerledikçe yani şehirler yeniden kurulmaya başladıkça etkilenen bölgelerdeki kadınlar zorlu bir istihdamla karşı karşıya kalacaklar.
Umarım... Gerçekten bunu gönülden diliyorum.
Hepimiz de öyle diliyoruzdur.
Bu iyileştirme ve yeniden yapılandırma süreçlerinde kadınların söyleyecekleri sivil toplum örgütleri veya işte kadın hakları örgütleri olayın dışında bırakılmazlar
ve böyle topyekun oraya bir ev yapalım, şuraya bir ev yapalım falan gibi bir inşaat serüveniyle karşı karşıya kalmayız.
Bunu gerçekten yürekten diliyorum.
Tabi bu istihdam ve iş konuları da depremzede kadınların yaşadığı bu sefer idari sorunları da pekiştiriyor.
Yine araştırmanın içerisinde böyle bir soru da vardı.
Başka yaşadığınız problemler ne diye sorulduğunda.
İdari ile ilgili yaşanan problemleri de söylemişler.
Mesela bir kişi demiş ki evimizin yeniden inşası konusunda yalnız kaldık.
Yetkililer net bilgi vermiyor.
Yardımlar maalesef ya gelmedi ya da az miktarda ya da çok geç geldi.
Bir başka cevap.
Bürokrasi yaşandı.
Her konu için belki 7-8 kere dilekçe verildi.
Bir de konulara hakim memur sayısı çok azdı.
İdari konulara ek olarak sigorta yönünden de sıkıntılar yaşadık diye cevap vermiş.
Bir diğer depremzede kadının cevabı ise daha sıkı tam bir hayal kırıklığı yaşattı.
Deprem zararımı vermedi.
Benim evim orta hasar fakat oturulmuyor.
Bir sürü başvuru evrak işleriyle uğraşmaktan çok yoruldum ama buna mecburum demiş.
Ve yine başka bir cevap da evimiz yıkıldığı halde zorunlu deprem ve özel sigortamız zararımızı karşılamadı.
Yani işin bir de bu tarafı var.
Bunu tabii kadın erkek herkes beraber yaşıyor ama eğer eşi yoksa eşini kaybettiyse yalnız bir kadınsa ve bir de çocuğu da varsa üstelik hani bütün bunlar üst üste geldiğinde bir kadın için bu tip
bürokrasi işlemleriyle uğraşmak.
Daha da zor olabiliyor. Yaşadığı tüm travmatik durumlar, güvenle ilgili yaşadığı bir sürü sorundan sonra işin bir de bürokrasi kısmı var.
Ben bu deprem bölgesinde de aynı şeyin olduğunu düşünüyorum.
Yani insanlar şehirlerini can adıyla terk ettiler.
Herhangi bir kayıt yok.
Evlerinin durumlarını belki aylar sonra öğrenecekler.
O evlere hasar raporları hemen hızlı hızlı nasıl veriliyor?
Bunların hepsi soru işareti.
Net bir şekilde de bize aktarılmadığı ve anlatılmadığı için de.
Öğrenemiyoruz. Benim eşimin baba tarafındaki akrabaların çoğu Malatya'da yaşıyor.
Hatta hepsi diyebilirim. Ve Allah'a çok şükür ki herhangi bir kayıp yaşamadılar ama evleri hasarlı durumda.
Ve işte akrabalardan çoğu öğretmen, içlerinde mühendis de olan var.
Hani işleri, bürokrasiyi, evrakları, interneti her şeyi rahat takip edecek insanlarken onlar bile hala...
Yani böyle bir toz bulutu hiçbir şey bilmiyoruz diyorlar.
Bir de işin bu bürokrasi tarafı gerçekten çok zor olacak.
Allah herkese yardımcı olsun ne diyeyim.
Peki afet kaynaklı ve kadınların da daha çok maruz kaldığı bu sorunların çözülmesi için neler yapılabilir?
Bunu biraz araştırdım.
Yapılan çalışmalarda bulduğum sonuçlar da buydu.
Ve aslında gözlemlerimizle de bunu çok net söyleyebiliyoruz.
Bunlardan bir tanesi kadınların katılımı sağlanmalı.
Yani dünya genelinde ve Türkiye'de kadınların karar alma süreçlerine katılımının sağlanması gerekiyor.
Bunda maalesef ne yazık ki çok gerideyiz.
Hatta eski podcastlerinde görürsünüz Türkiye'de rakamlarla kadınlar diye bir podcast anlatmıştım.
Yani kadınların iş hayatında işte devlet görevlerinde işte üst düzey...
görevlerde milletvekili sayısı olarak belediye başkanı olarak falan sayıların hala çok az olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla ne kadar fazla kadın özellikle bu tip doğal afetlerde yetkisi olan devlet işlerinde işte yerel yönetimlerde milletvekili olarak meclis içerisinde daha fazla olurlarsa karar
alma süreçlerine ne kadar etki ederlerse bu yaşanan sorunların çok çok çok azalacağını düşünüyorum ben.
Her ne kadar çok örneğini göremesek de bu Böyle yani kadınlar bu görevlerde değiller ama ne kadar fazla bu görevlerde olurlarsa sorunların çözümünde o kadar fazla etkili olacaklardır.
Katılım türlerinden olan ekonomik, siyasi, sosyal ve kentsel katılımın tam olarak sağlanması kadınların bu tip kriz anlarında yaşam kalitelerinin yükseltilmesine kilit bir rol oynar.
Bu bir araştırmada çıkan net bir cümleydi bunu sizinle paylaşmak istedim.
Kadınlar kamusal alanda daha fazla görünür hale gelmesiyle afetlerden kaynaklı sorunların tespit edilebilmesi ve bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi de kolaylaşır.
Aslında sadece kadınların karar alma süreçlerinde etkili olması ya da yetkili olması değil daha çoklu bir şey de düşünebilir karar süreçlerinde.
Yani kadınların yanı sıra gençler, dezavantajlı bireyler ve yaşlıları ek olarak Kültürel homojenik gözetmeksizin yani toplumun her kesiminden kademesinden
bireylerin karar alma süreçlerinde etkili olması gerekiyor.
Hatta bununla ilgili 2015 yılında Birleşmiş Milletler öncülüğünde gerçekleşen 3.
Dünya Konferansı'nda bununla ilgili bazı maddeler kabul edilmiş.
Yani afet risklerinin genel olarak azaltılması için yapılması gerekenlerle ilgili maddelerden bir tanesi de katılım gücü.
Çoklu katılım hem de kadınların katılım içerisinde karar alma süreçlerinde daha etkili olmasıyla ilgili bir maddede yer almış ama ülkemize ne kadar uygulandığını görmüş olduk aslında bu depremden sonra da bir kez
daha. Bir diğer düzeltilmesi gereken ya da bir çözüm olacak konulardan bir tanesi de biliyorsunuz afetle ilgili her ülkenin
bir yönetmeliği var. Ama bu yönetmeliklerin modern dünyaya göre değişmesi gerekiyor.
Bizimki en son ne zaman güncellendi bilmiyorum ama bu yönetmeliğin kadınların, yaşlıların, bebeklerin ve dezavantajlı insanların lehine olacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi ve
ona göre yeni yönetmeliklerin hazırlanması gerekiyor.
Bir de afet sırası ve sonrasında yapılan yardımlar konusunun düzeltilmesi lazım.
Özellikle lojistik faaliyetlerin kapsamlı olması nedeniyle kişi ve kurumların eş güdümlü bir şekilde çalışması gerekiyor.
Bunun olmadığını aslında bu depremde gördük işte afat mı ahbap mı falan gibi hashtagler bile açıldı gerçekten hani koyun can kasap et derdine gibi durumlar oldu ne yazık ki.
Bu süreçlerde yer alan görevli personelin insani yardım eğitiminden geçirilerek insani yardım ilkelerini bilmesi büyük önem taşıyor.
Yani burada kadınların lehin olacak durum ne bu eğitimler verilirken kadınların daha özel ve daha mahrem alanlara ihtiyacı olduğunun tuvalet, Menstruasyon dönemlerinin olduğu
ya da bir yeni anne olmuşsa hamileyse daha farklı alanlara ihtiyaçların olduğunu hem kadın hem dezavantajlı bir bireyse tıbbi erişiminin sağlık
ihtiyaçlarının daha farklı olduğunun bilen kişilerin bu insani yardımları yapması gerekiyor.
Yoksa açılan koliden al al al diye kamyonlardan atıldı biliyorsunuz.
Koliler yukarıdan aşağı saçıldı yardım kolilere.
Böyle olmaması gerekiyor.
Bunun için de tabii ki iyi bir koordinasyon yapılması gerekiyor ki bu koordinasyon yetersizliğini bu depremde gördük.
O yüzden bu insani yardım eğitimlerinin de gerçekten bu insani yardım içerisine çalışan personelin iyi eğitimlerden geçmiş olması gerekiyor.
İşte demin de söylediğim gibi cinsiyet eşitliği bakış açısına sahip olmaları gerekiyor.
Gibi söyleyebilirim. Bir yandan araştırmaya bakıyorum.
Daha söylenebilecek başka bir şey var mı diye ona baktım.
Bunun için bu diyeceklerim yeterli.
Ve son olarak da eğitim konusu.
Yani herhangi bir afete ve depreme hazır olmakla ilgili bir eğitim.
Çok ciddi bir eğitime ihtiyacımız oldu.
açık yani yok böyle bir eğitimimiz yok hem deprem sırasında ne yapacağımızı hem depremden sonra ne yapacağımızı bilemedik yani hani depremden sonra arama kurtarma ve insani yardımlarla
ilgili eğitimler bizim yapabileceğim yani eğer gönüllü olarak bir yerde bu arama kurtarma ya da sivil toplum kuruşlarına çalışmak istemiyorsanız böyle bir göreviniz yoksa yapabileceğiniz
bir şey yok podcast'ın en başında söylediğim gibi Liyakat sorunu olduğu için yani işini bilen uzman insanlar arama kurtarma yardım organizasyonlarının başına gelirlerse
aslında bir koordinasyon sorunu olmayacağı için hemen hemen devletin her kademesi işte asker, polis, arama kurtarma, sivil toplum örgütleri eş
günlüğü olarak afet bölgesine gidebilirler ve nizami ve düzenli bir şekilde yardımlarını yapabilirler.
Ama onun dışında bir eğitimimiz yok.
Mesela şu da önemli bir eğitim bence.
Yani çömel, kapan, tutun gibi basit bir şey olmadığını bu depremde görmüş olduk biz.
Zaten hani yapıların durumu müsait değilmiş.
O da bir eğitim. Hani işte bu ilkokul mezunu müteahhitim, şu kadar ev yaptım falan diye konuşuyorlar ya insanlar.
Yani bu da bir eğitimin bir parçası aslında.
Onun dışında mesela bizim çalıştığımız şirketlerde de şu oluyor işte bir mail geliyor bugün saat 13'de deprem tatbikatı olacaktır.
İşte saat 13 olduğunda bir zil çalıyor hepimiz kabanlarımızı kahvelerimizi alıp merdivenlerden aşağıya inip toplanma alanına gidiyoruz.
Bu bir tatbikat değil bu bir eğitim de değil.
Hatta benim son çalıştığım şirkette ben özellikle deprem konusunda deprem olursa ofisin şirketin yangınından sorumluydum yani yangın çıkması durumunda yapılacaklardan
sorumluydum ya bir eğitimim yok ne yangını ya ben yani o kadar saçma sadece kağıt üzerinde yaptık demek için yapılan şeyler bunlar hani müteahhitlerin daha
doğrusu mühendislerin diplomalarını kiraladığı herkesin her şeyi imza attığı yapı denetim sistemi var diye konuşuluyor ya bunlar gün yüzüne çıktı zaten biliyorduk da şimdi artık iyice gün yüzüne çıktı şirketlerdeki iş güvenliği konusu
da böyle Yani 120-130 tane slide gönderiyorlar.
Bu böyle, bu böyle olmalı falan gibi ama bu gerçek bir eğitim değil.
Aslında bu eğitim bence ilkokuldan beri bilmemiz gereken bir eğitim yani.
Deprem konusunu bilerek büyümeli çocuklar.
Hatta 1960'larda jeoloji diye bir ders varmış liselerde okutuluyormuş.
Yani deprem, deprem bilinci nasıl oluyor deprem?
Hani bu iş kader değil, bu doğada olan bir şey gibi bilip...
Daha sonra da yine liselerde ve üniversitelerde belki de gerçekten depremle ilgili, deprem sırasında sonrasında yapılacaklarla ilgili ya da işte sivil
toplum örgütlerine neden gidilmeli, arama kurtarma ekibine neden olunmalı, lojistik nasıl yapılmalı gibi bazı eğitimlerden geçmemiz gerektiği de ortaya çıktı.
Yani böyle işte hiçbir şey yapmadan oturmak, işte biz tatbikat yaptık demek de gerçekten bir çözüm olmuyor.
Onu da görmüş olduk. Dediğim gibi ilkokuldan beri derslerde anlatılması gereken bir konu olduğunda altını tekrar çizmek istiyorum.
Ve bir özetle de bitirmek istiyorum açıkçası.
Kadınların aleyhinde olan birçok konuyu ele aldığım aklıma gelmeyen de vardır.
Bunları bana yazabilirsiniz, tekrar gündeme getirebiliriz, konuşabiliriz.
Bir şeyler söylemek isteyenler varsa karşılıklı konuşup onları paylaşabiliriz sizlerle.
Şimdi ufak ufak toparlamak istiyorum.
Merkezi ve yerel yönetimler, cinsiyet eşitliği merkezleri, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, mahalle dernekleri ve özel sektör arasındaki işbirliği çerçevesinin önemi ve afet yönetimine
yönelik politikaların oluşturulmasında kadınların katılımının hayati olduğu unutulmamalıdır.
Kapsayıcı ve etik bir toplum, herhangi bir kişi veya grubu dışlamayan, sesini yükseltmeyen veya daha az konuşabilen kişilere gereken saygı gösteren, Ve tüm sesleri duyabilen bir toplumdur.
Afetlere dirençli toplumlar oluşturabilmek, zarar görebilirliği azaltmak ve afetlerden dersler çıkarabilmek için toplumsal cinsiyet perspektifi tüm süreçlere dahil edilmelidir.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
