
Vazgeçme Eşiği | Bırakmak Gerçekten Yenilgi mi?
8 Ağustos 2026 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde vazgeçme eşiklerimizi, bize dayatılan “asla pes etme” anlayışını ve vazgeçmenin gerçekten ne anlama geldiğini konuşuyoruz.
İyi dinlemeler 🎧
Transkript
Vazgeçiyorum. Son birkaç gündür sürekli aynı duyguyla savaşıyorum.
Galiba artık bırakacağım ya.
Olmadı. Hatta belki bu bölümü çekmeden önce etrafıma artık yapamayacağım deseydim kimse şaşırmazdı.
Ama garip olan şu.
Aslında mesele sadece bırakmak istemem değil.
İçimde bir taraf gerçekten çok yorulduğunu söylüyor.
Artık yeter diyor. Ama başka tarafımda hemen cevap veriyor.
Yine mi bırakıyorsun ya?
Yine mi yarım kalacak veril?
Belki de en zor tarafı bu vazgeçmek istediğin şeyi bırakmak değil.
Bıraktığında hani kendin hakkında ne düşüneceğinle yüzleşmek.
Çünkü bu vazgeçme eşiğinden geçip bu kararı herkese açıklamak tahmin edersiniz ki zor.
Neden ya? Vazgeçmek de gururla söyleyebileceğimiz bir hak değil mi mesela?
Hani her şeyden vazgeçiyorum diye göğsümüzü gere gere haykırmak mesela.
Arkadaşlar hoş geldiniz.
Bugün çoğumuzun zaman zaman kıyısında dolaştığı ama pek azımızın yüksek sesle dile getirebildiği vazgeçme eşiğini konuşmak istiyorum.
Neden konuşmak istiyorum?
Çünkü ben yine ve yine bu eşikteyim.
Ve eğer siz de şu anda bu eşikteyseniz bilmenizi isterim ki bu bölümü tam da bu yüzden çekiyorum.
Yalnız değilsiniz. Aslında bugün bu bölümü çekerken aklımda tek bir şey vardı.
Her şeyi bırakıp gitme isteği.
O yüzden doğrudan içimi dökerek başlamak istedim.
Biraz kendi vazgeçme eşliklerimi anlatmak istiyorum.
Bakın benim dümdüz artık sadece köy hayatı yaşayasım var.
Gerçekten bunu romantik dursun diye söylemiyorum bu arada.
Çocukken de anneannemin köyünden beni zorla getirirlerdi.
Bazen gözümü kapatıyorum.
Böyle selvi ağacının altında bana bezden bir salıncak kurmuşlar.
Sallanıyorum. Birisi bana tuzlu vişne getiriyor, akşam oluyor, taş balkonda oturuyoruz ve o hayalin içinde kimse benden başarılı olmamı beklemiyor.
Kimse daha fazlasını istemiyor.
Kimse ee ne oldu diye sormuyor.
Sadece oradayım.
Son zamanlarda en çok özlediğim şey tam olarak bu.
Ve bunu sadece kaybetmiş bir yerden duymayın.
Eğer bir şeylerden vazgeçme eşiğine geldiyseniz muhtemelen siz de şu iki duyguyu yaşıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.
Hani hem yapamadım yine olmadı hissi hem de ne bu ya her şeyi yapmak zorunda mıyım kardeşim yeter artık bu baskıdan kurtuluyorum deyip her şeyi bırakıp özgürleşme hissi.
Biliyorum yalnız değilim ama bunları burada söylediğinizde böyle bir tuhaf hissediyorsunuz.
Denerseniz bir gün siz de beni anlayacaksınız.
Ama aslında biraz geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki bu vazgeçme hissi benim hayatımda İlk kez ortaya çıkmıyor.
Ben hep bir şeylere büyük bir heyecanla başlayan biri oldum.
Bilmiyorum sizde de öyle mi?
Hani hep yeni bir defter alıp oraya bütün kararlarınızı tertemiz bir sayfaya yazıp bundan sonra hayallerime giden yolda hiç tökezlemeden ilerleyeceğim dersiniz ya.
Öyle. Yani bir şey istediğimde kendimi çok kolay yükseltebildim.
Büyük hayaller kurdum.
Kendimi o hayalin gerçekleşmiş halinde hayal ettim.
Hani bu da bir manifest yöntemidir ya.
Bunu ama ben çok kolay yapıyordum aslında.
Sorun şurada. Bir şeylere başlarken içimde çok büyük bir enerji oluyor.
Ama sonra iş o hayalin gerçek kısmına yani her gün böyle biraz biraz emek vermeye, sabretmeye, yolun zorlu taraflarına geldiğinde çok zorlandım.
Bilmiyorum sizde nasıl oldu?
Ve galiba beni en çok yoran şey bu oldu.
Bir şeylere büyük umutlarla başlayıp sonra kendimi yine...
Aynı yerde başlangıç noktası da bulmak.
Ve şunu fark ettim.
Vazgeçme dediğimiz şey aslında bir anda olmuyor.
İnsan bir sabah uyanıp ben bırakıyorum demiyor.
Önce yoruluyor. Sonra kendini zorlamaya devam ediyor.
Sonra suçluluk hissediyor.
Sonra biraz daha devam ediyor.
En sonunda da artık yeter dediği bir nokta geliyor.
İşte tam orada dayanamıyoruz ve vazgeçiyoruz.
Mesela hiç kendinizi ne mevcut koşullarınızla.
Ne de şimdiye kadar inşa ettiklerinizde böyle bir adım daha ileri gidemeyecek gibi hissettiniz mi?
O artık yeter sınırı var ya tam orası vazgeçme işi arkadaşlar.
İnsan ilginç bir varlık ya.
Bir taraftan artık yapamıyorum diyor.
Diğer taraftan da vazgeçtiği anda kendisi hakkında ne düşüneceğinden korkuyor.
Bir de bunu çevrene açıklamak var.
Toplumumuzda bir işi tamamlamak Hiçbir zaman ama hiçbir zaman açıklama gerektirmiyor.
Hani kazanıyorsun, yapıyorsun.
Zaten hani geriye gurur duymak kalıyor ama vazgeçmek her zaman açıklama bekliyor.
Hemen bir sorular geliyor dikkat ederseniz.
Sen diyete girmiştin ya ne oldu bıraktın mı?
Sınav ne oldu? Senin o iş ne oldu?
Taşınacaktın ne oldu? Evlenecektin ne oldu?
E senin o proje ne oldu?
Ya bıraktım arkadaşım vazgeçtim yapmıyorum.
Bunu söylemek bile garip hissettiriyor mesela.
Çünkü sanki vazgeçmek tek başına bir yeterli cevap değilmiş gibi davranıyoruz.
Mutlaka geçerli bir mazeret sunmamız gerekiyormuş gibi.
O yüzden çoğumuz başladığımız şeyleri bile kimseye söylemek istemiyoruz.
Bitirince söylerim, başarınca anlatırım.
Çünkü ya yarım kalırsa ya vazgeçersem.
Aslında işte korktuğumuz şey vazgeçmekten çok insanların bizi vazgeçen biri olarak görmesi bence.
Ve bu yüzden vazgeçmeyi düpedüz bir başarısızlık olarak kolluyoruz.
Birisi bıraktığında hemen şu cümleleri duyabiliriz mesela.
Aa yazık ya yapamadı.
Bir de şu var mesela en sinir olduğum yorumlardan biri.
Denedin sonuçta bir dahakine yaparsın.
Olsun ya bundan da bir ders çıkartırsın.
Ya inanın bunlar bazen insana destek olmuyor arkadaşlar.
Hani tam tersine...
İnsanın içindeki o kırgınlığı böyle daha da büyütüyor.
Hani insana keşke denemeseydim ya, keşke evimde çorbamı kaynatsaydım da, keşke hiçbir şey yapmasaydım, o battaniyenin altından çıkmasaydım da bu yorumları duymasaydım
dedirtiyor. Bir de mesela tam tersi var.
Bırakmayan insanları işte kahraman ilan ediyoruz.
Dikkat edin. Hikayelerimizin kahramanları hep sonuna kadar devam eden insanlar.
Asla pes etmedi, yılmadı, vazgeçmedi.
Bu cümleleri böyle hayranlıkla anlatıyoruz.
Ama kahraman dediğimiz kişiye tersinden bakarsak belki de o kişi süreç boyunca kendini zorbalayan birisi.
Takık yani, esnek değil.
Hani o kişinin belki de sadece vazgeçmeye karşı böyle büyük bir fobisi var.
O kahramana tersinden baktığımızda kendini zorbalayarak olduğu haline, benliğine zulmeden birisi var karşımızda.
Yani belki aynaya bakıp her gün şöyle diyor, başaracaksın, sen olsun, sen olsun tamam mı?
Asla başarmadım demeyeceksin.
Böyle biri var ve belki bunu örnek alıyoruz.
İşte tam da bu yüzden asla pes etme cümlesine uzun zamandır mesafeli hissediyorum.
Çünkü bu cümle kulağa çok iddialı geliyor.
Ama herkes için doğru olan bir cümle mi mesela bu?
Ve asıl zor olan hangisinin senin için doğru olduğunu anlayabilmek.
Ama ben bunu uzun süre anlayamadım çünkü hayatım boyunca hep büyük hayaller kurdum.
Ama kimse bana büyük hayaller kurmanın bedelini anlatmadı.
Kimse gelip de Beril bazen çok çalışmana rağmen olmayacak demedi.
Bazen emek verdiğin şey seni istediğin yere götürmeyebilir demedi.
Yolda tökezlemek ihtimallerden biri olabilir de demedi.
Hayal kurmayı öğrendim ama hayalin ağırlığını taşımayı öğrenemedim arkadaşlar.
Ve galiba bunun ilk büyük örneklerinden biri kemandı benim için.
Ben Güzel Sanatlar Lisesi'nde okudum.
Dolayısıyla kemana 15 yaşında başladım.
Keman benim için sadece bir enstrüman değildi.
Böyle bir hayaldi. Hani oradan pipe için.
Ama o hayalin içinde görünmeyen başka bir şey daha vardı.
İşte sürekli yetişmeye çalışmak.
Çünkü birlikte ders aldığım insanların çoğu Bilkent'te 7 yaşından beri keman çalıyordu.
Aramızdaki 8 yılın ağırlığını her gün omuzlarımda hissediyordum.
Boş bir odaya kapanıyordum.
Saatlerce keman çalışıyordum bakın.
O açığı kapatabileceğime inanıyordum.
Buna inandırmıştım. Belki de olmayacak bir şeydi.
Hani hocamın hatta küçük bir öğrencisi vardı ve sürekli onu övüyordu.
Çok yetenekli, parmakları şöyle esnek.
Küçük yaşta başlamanın avantajı bambaşka.
Ya bunu bir de 15 yaşındaki bir kızın yanında niye söylüyorsun ya?
Bunları duydukça ben daha çok çalışıyordum mesela.
Daha çok, daha çok.
Çünkü sanki yeterince emek verirsem o yılları telafi edebilirmişim gibi hissediyordum.
Sonra bir gün Bilkent'te hocamın öğrencilerinin konserine gittim.
Hepsini dinledim. Çok güzel çaldılar.
Çiçek aldım. Tebrik ettim.
Fotoğraf çektirdim.
Ve dışarıdan bakınca böyle gayet mutluyum.
Ama eve dönene kadar ağladım biliyor musunuz?
İlk kez şunu hissettim.
Ben elimden geleni yapıyordum.
Gerçekten yapıyordum.
Ama bazen elinden geleni yapmak istediğin yere ulaşmaya yetmiyor.
Ve bunu kabul etmek çok ağır gelmişti.
Çünkü bize hep başka bir şey anlatılıyor.
Bize hep şu söyleniyor mesela.
Çok çalışırsan başarırsın.
Belki çoğu zaman doğru evet ama her zaman değil.
Ya başarı hikayeleri bize neyi gösteriyor ve neyi göstermiyor?
Çünkü başarı hikayeleri bence bize devam etmenin her zaman otomatik bir ödülü olduğunu düşündürerek bizi yanıltıyor ya.
Ama bazen çok çalıştığında da o ödülü alamıyorsun.
Hayat bu kadar doğrusal işlemiyor.
Bazen çok çalışıyorsun yine de olmuyor.
Ve bunun anlamı başarısız biri olman değil.
Sadece hayatın emekle sonuç arasında her zaman düz bir çizgi kurmaması.
Bu yüzden başarı hikayelerini dinlerken...
Artık eskisi gibi hissetmiyorum.
Eskiden bana mesela çok ilham veriyorlardı.
Şimdi ise eksik geldiklerini düşünüyorum.
Çünkü bize sonu anlatıyorlar.
Ama yolu anlatmıyorlar.
Mesela bırakmayı düşündükleri günleri anlatmıyorlar.
Olmayan zamanları anlatmıyorlar.
E ağladıkları akşamlar anlatılmıyor.
O yüzden biz sadece zirveyi görüyoruz.
Sonra kendi hayatımıza bakıp ya demek ki bende bir sorun var diyoruz.
Mesela Feyyaz Yiğit bir programda şunu söylemişti.
Çok hoşuma gitti. Benim kadar çalışıp buraya gelemeyen binlerce insan var.
Hani her zaman çok çalışırsan başarılı olursun diyemem demişti.
İşte bu cümle bana çok insani geliyor arkadaşlar.
Çok gerçek. Çünkü biz hep şimdiye kadar başaranların hikayelerini dinliyoruz.
Ama bu bırakma eşiğindeki sancılar hiç konuşulmuyor.
Tam o Araf. Ama devam ettiği halde istediği sonuca ulaşamayan binlerce insanın hikayesini bilmiyoruz.
Onları duymuyoruz. O zaman bu örneklere bakıp işte asla pes etme demek ne kadar doğru ya.
Doğru hayalin içinde olmayan insanların vazgeçme özgürlüğünü elinden alıyoruz.
Anlatabiliyor muyum? Belki özgürce vazgeçebilse, kendini yenilmiş hissetmese, kendine ait olan şeyi daha kolay bulacak.
Ve tam bu noktada kendime şu soruyu sormaya başladım ben.
Ben ne zaman devam etmeliyim?
Ne zaman vazgeçmeliyim?
Bir yandan asla pes etme deniyor tamam.
Diğer yandan bazen devam ettikçe de kendimi tükettiğimi hissediyorum.
Sanki bir odanın içine kapanmışım.
Orada belli ki bir şeyler ilerlemiyor, akmıyor.
Yani o yol belli ki beni zorluyor.
Ama sırf pes etti demesinler diye kapıyı zorlamaya devam ediyorum.
Asla pes etme.
Gerçekten iyi bir tavsiyem arkadaşlar sizce.
Herkese uygun bir tavsiye mi?
İnat etmek bazen gerçekten cesaret mi ya?
Mesela benim keman çalıştığım zamanları düşünüyorum.
O inat odasının içinde yıllarca kalmaya çalıştım.
Sen orada kalmaya devam ettikçe tükeniyorsun, yine de bırakmıyorsun.
Çünkü niye? Birileri sana pes etti demesin istiyorsun.
Ben mesela kendi deneyimimden yola çıkarak yeni bir hayale tutunan biri olarak şunu fark ettim.
Belki de vazgeçtiğimiz şey aslında hayallerimiz olmuyor.
Yani istemekten vazgeçmiyoruz.
Sadece bizi yoran bir halimizden vazgeçiyoruz.
Hani bunu kötü bir şey olarak da görmüyorum bu arada.
Çünkü ikisinin de sancısını çok iyi biliyorum.
Bir şeye başlarken aslında hepimiz farklı eşiklerden geçiyoruz.
Hepimizin farklı sebepleri oluyor.
Kimimiz işimizden sıkılıyor.
Kimimiz olduğumuz kişi olmak istemiyoruz.
Kimimiz artık yaşadığı şehirden gitmek istiyor.
Ya da bir ilişkiyi geride bırakmak istiyor.
Ve sonra da yeni bir yola giriyoruz.
Buna kaçmak demek ne kadar doğru bilmiyorum.
Ama kalanlar da nasıl kalıyor ya?
Hani oraya nasıl sabrediyorlar?
O arayı nasıl ölçüyorlar?
Hani ışığın o görüneceği bir nokta var ya hani şöyle bir metafor var ya işte kazıyor kazıyor kazıyor.
Bir kazma daha vursa aslında ulaşacak ama ondan sonra vazgeçiyor gibi.
Bunu tartmakta gerçekten çok zorlanıyorum.
Belki de vazgeçtiğimiz şey aslında hayallerimiz olmuyor.
Yani o isteme halini bırakmıyoruz.
Bizi yoran o halimizden vazgeçiyoruz.
Bunda kötü ne var ya? Bu kadar yapmış, bırakmış birisi olarak.
Başlamanın da bırakmanın da sancısını çok iyi biliyorum.
Bir şey başlarken aslında hepimiz tabii farklı eşliklerden geçiyoruz.
İşte kimimiz işinden sıkılıyor, olduğumuz kişi olmak istemiyoruz.
Ya da artık bir şehirden mesela oraya dair işte...
Her şeyi geride bırakmak istiyoruz.
Önceki halimizden pes ediyoruz aslında.
Sadece işten değil bir ilişkiden, bir şehirden, bir hayat tarzından kaçmak için böyle yeni bir yola giriyoruz.
Buna kaçmak demek ne kadar doğru bilmiyorum ama her şeyin yolunda gitmesi mi bir sebep mesela kalmak için?
Eğer bizi kimse alkışlamayacak olsaydı mesela bu hayatı, bu işi, bu ilişkiyi yine de sürdürür müydük?
Bir de mesela bizi kime alkışlayacak değil mi?
Aferin bak yıllardır evli kaldı.
Valla çocukları için bravo sana.
Aferin sana yıllardır arkadaşının kahrını çektin.
Aferin sana işleri iyi kotardın ya.
Bu şirkette bir aile olduk.
Rahatlatıyor, cezbediyor.
Ben mesela hani bir şeye karar verdiğimde aslında çok büyük bir rahatlama yaşıyorum.
Ah oh be ben artık o kişiyim.
Buradan devam edebilirim.
Bu karardan sonra hayatım...
Kesin ve keskin akacak.
Çünkü o vazgeçme fikrinden korkuyoruz aslında.
Hani o geri dönüp en başından ne istediğimizi yeniden seçme ihtimalinin karmaşası bizi o kadar ürkütüyor ki artık başka bir yol yok noktasında bulabiliyoruz kendimizi.
Hani bu belli bir yaşta doğal karşılanıyor.
İşte 18, 20 yaş, 25 yaş ama daha sonra karar vermiş ve hayatını...
başarılı bir şekilde devam ettirmiş insanları sürekli kendimize kıyaslıyoruz.
Ya benim hala ve yine mi kafam karışık?
Ben hala mı başarısızım?
Ben yine mi vazgeçiyorum gibi kendimizi biraz zorbalıyoruz diye düşünüyorum.
Eğer bir karar verilmiş olursa seçim krizi bitiyor, bahaneler tükeniyor.
Böyle bir huzur çekiyor değil mi ya?
Hani artık karmaşık ve çatışmalı insanlar olmayı bırakıp Sadece yoluna devam eden o net figürlere dönüşüyoruz.
O kahramanlara. Bırakmayan kahramanlara.
Ve sonunda bizi bir ödül beklediğini biliyoruz.
Öyle düşünüyoruz hani.
Bir bakıma özgür oluyoruz.
Bu bölümün özü ne derseniz kendimizi vazgeçerken kaybetmiş biri gibi görmeden bırakabilmek.
Umarım hepimiz bize iyi gelmeyen şeyleri fark edip gerektiğinde onlardan özgürce vazgeçebilecek cesareti bulabiliriz.
Haftaya umarım tekrar buradayım.
O zamana kadar kendinize çok iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
