
Hilekâr, düzeni bozan bir figürdür. Bizi rahatsız eder, kafamızı karıştırır, alıştığımız bakış açısını dağıtır. Ama tam da bunu yaptığı için hayatımız değişmeye başlar.
Bu bölümde Hilekâr’ın neden “yanlış”, “tuhaf” ya da “tehlikeli” görüldüğünü ve neden bizi hayatın içine sıkıştığımız kalıplardan çıkaran şey olduğunu konuşuyoruz.
Hayata hep baktığımız yerden bakmak zorunda mıyız? Yoksa asıl dönüşüm, kafamız karıştığında mı başlıyor?
iletişim: hilekarinhikayesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba, Hilekar'ın hikayesine hoş geldiniz.
Ben Beril. Bugün size bir karakterden bahsetmek istiyorum.
Bu karakter düzeni bozar, kuralları çiğner ve insanların en çok güvendiği doğruları ters yüz eder.
Ama garip olan şu arkadaşlar, bazen dünyayı gerçekten ileriye taşıyan kişiler de tam olarak onlardır.
İşte bugün Hilekar'dan bahsetmek istiyorum.
Hiç o hissi yaşadınız mı mesela böyle hani?
Her şey yolunda gibi görünüyor yani.
İş var, okul var, ilişkiler devam ediyor, hayat kendi ritminde akıyor.
Ama içeride bir yerde sanki dar bir kutuya sıkışmış gibi hissediyoruz.
Her şey siyah ve beyaz, doğru ve yanlış.
Bir yandan tabii güven veriyor bu ama bir yandan da insanı boğmaya başlıyor.
Geçen hafta sabah hazırlanırken aklıma bir şey geldi.
Kahve yapıyorum, bir anda fark ettim ki ben hep aynı sorunlara aynı tepkileri veriyorum.
Sanki böyle zihnimde bazı kalıplar var ve o kalıplar otomatik olarak aynı davranışları üretmeye devam ediyor.
Hatta böyle çoğu zaman farklı tepki vermek aklıma bile gelmiyor.
Bazı meseleleri de böyle inanılmaz içselleştirmişim.
Ve kendime şöyle demişim, bu sorunun tek bir çözümü var.
O olmazsa bu mesele benimle sonsuza kadar gelecek ve hep sorun olarak kalacak, asla çözülemeyecek.
Sonra durup düşündüm, gerçekten mi ya?
Gerçekten başka bir yolu yok mu?
Ben bu soruna...
Hiç başka bir açıdan bakmayı denedim mi mesela?
Size de oluyor mu? Sürekli böyle tekrarladığınız davranışlar, düşünce kalıpları, inançlar, sonucunun kesin böyle olacağına inandığımız şeyler mesela.
Bazen bir şeye o kadar inanıyoruz ki ve şöyle diyoruz.
Ben böyleyim, değişemem, ben buyum yani.
Ama bu sadece bireysel değil, toplumsal olarak da öğrenilmiş kalıplar var değil mi?
Aile sohbetlerinde duyduğumuz o tanıdık cümleleri bir düşünsenize.
Evlen, çocuk yap, düzgün bir iş bul.
Bunlar elbette kötü şeyler değil tabii ki.
Ama bazen hayatta sanki tek bir doğru varmış gibi davranıyoruz.
İşte ben tam olarak bundan bahsediyorum.
Şimdi birlikte küçük bir hayal kuralım.
Kocaman bir salon düşünün.
İçeride herkes baştan aşağı siyah giyinmiş olsun.
Kıyafetlerin kesimi aynı, insanların duruşu aynı, adımların ritmi bile aynı.
O odada yazılı olmayan ama herkesin uyduğu bir normal algısı var.
Günlük hayatımızda da böyle değil mi?
Herkesin uyduğu normal.
Ve sonra kapı açılıyor arkadaşlar.
İçeriye biri giriyor.
Bu kişi diğerlerinden tamamen farklı.
Renkarenk kıyafetler içinde.
Üstelik çok mutlu böyle gülüyor.
Kendi kendine dans ediyor ve odaya girer girmez.
Herkes şok ona bakıyor.
Çoğumuzun aklına gelen ilk düşünce şu oldu sanki.
Bu deli galiba. Ama o kişi deli değil arkadaşlar.
O kişi hilekar.
Hilekar düzen içinde tehdit gibi görünüyor değil mi?
Çünkü toplum bize dünyayı siyah ve beyaz gibi öğretir.
Doğru ve yanlış, iyi ve kötü, sen, ben, biz, siz, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, biz ve onlar zihnimiz dünyayı birleştirmek için bu
ayrımları kullanıyor. Adeta böyle steril bir oda ama hilekar ne yapıyor?
O sınırları pek umursamıyor.
Duvarların üzerinden atlıyor ve bambaşka bir ihtimalin mümkün olduğunu gösteriyor.
Bizi en çok rahatsız eden bu aslında.
Çünkü birisi geliyor senin yıllarca inandığın, doğru saydığın şeye diyor ki ya o doğru değil.
Sen uydurdun bunu. Senin mutlak doğru sandığın şey belki de sadece bir hikaye.
Ya buna kızmaz mısınız?
Düşünsenize bütün doğruyu yıkıyor.
Yıllarca inandığın bir şeyin aslında kesin olmadığını duymak kolay değil sonuçta.
Ama belki de hilekar bize başka bir şey hatırlatıyor.
Belki de yıllardır peşinden gittiğimiz hikayeler.
Ne tamamen gerçekte mi, ne tamamen yalan.
Hikaye onlar, kendi hikayemiz, kendi inançlarımız.
Yani kendimize anlattığımız hikayeler.
Hilekarı böyle düşünün, böyle eli avuca sığmaz bir karakter.
Ne tamamen iyi, ne tamamen kötü.
Gerçekte hayalin, ışıkla karanlığın birbirine karıştığı o ince çizgide duruyor.
Bizi kızdırıyor, güldürüyor, bazen çileden çıkarıyor.
Onu sınıflandırmak neredeyse imkansız arkadaşlar.
Peki bu hilekarlar sadece hayal ürünü mü?
Hayır, sanatta da varlar.
Mesela Salvador Dali.
Bir sanat etkinliği düşünün.
Herkes ciddi takım elbiseleriyle gelmiş.
Dali ne yapıyor? Oraya dalgaç kıyafetiyle geliyor.
Gerçekten mi ya? Etrafındaki insanlar böyle ciddi.
Ortalarında Dali astronot gibi oturuyor.
Bir başka sefer mesela Paris sokaklarında karınca yiyenle dolaşıyor.
Kedi köpek değil yani karınca yiyen.
Şimdi düşünün kimin aklına gelir böyle bir şey yapmak?
Ama Dali tam olarak bunu yapıyor işte.
Çünkü onun sanatında gerçeklik sabit değil.
Mesela en meşhur eserlerinden biri olan Belle'in Azmi tablosunu düşünün.
Eriyen saatler, zaman akıyor sanki saatler böyle yumuşamış.
Dali bize şunu söylüyor belki de zaman sandığımız kadar katı değil.
Tam da bu noktada başka bir hilekar geliyor aklıma.
Charlie Chaplin. Chaplin'in yarattığı o küçük karakteri düşünün.
Şapkası, bastonu, dar ceketi ilk bakışta biraz böyle sakar gibi görünüyor değil mi?
Ama aslında o karakter tam bir hilekar.
Mesela bir sahne düşünelim.
Bir fabrikada çalışıyor, her şey düzen içinde.
Makineler çalışıyor, insanlar aynı hareketleri tekrar ediyor.
Ve Chaplin o düzenin içine giriyor ama makinenin ritmine uyamıyor.
Vidaları sıkması gerekirken insanların düğmelerini sıkmaya başlıyor.
Düzen dağılıyor. Biz gülüyoruz.
Ama aslında Chaplin çok derin bir şey yapıyor değil mi?
O sahnede modern dünyanın düzeniyle alay ediyor ve işin paradoksu şu.
Chaplin'in karakteri toplumun en güçsüz insanı.
Ama yine de bütün sistemi sarsabiliyor.
İşte hilekarın paradoksu tam burada.
Bazen en büyük soruları soran kişi en güçlü olan değil en dışarıda olandır.
Bizde de böyle biri var aslında mesela.
Nasreddin Hoca. Hocanın eşeğe ters binmesini bilirsiniz.
Köylüler sorar. Hoca neden ters bindin?
Nasreddin Hoca da cevap verir.
Ben size değil siz bana terssiniz.
İşte bu cevap aslında bütün algıyı ters yüz eder.
Ve belki de asıl soru şu arkadaşlar.
Bu hikayelerdeki hilekarlar gerçekten hep başkası mı?
Ya bazen bizim içimizde ortaya çıkıyorsa?
Belki yıllardır kendimize şöyle diyorduk ben böyleyim ama ya bu sadece bir hikaye ise belki de hilekar kendi zihnimizin kalıplarını kıran tarafımızdır.
Şimdi size soruyorum kendi içinizdeki hilekarla tanışmaya hazır mısınız?
O konforlu ama dar siyah beyaz dünyadan çıkıp olasılıklarla dolu muğlak bir yolda yürümeye hazır mısınız?
Belki bugün küçük bir şey deneyebilirsiniz.
Her zaman yürüdüğünüz yoldan farklı bir yol seçebilirsiniz mesela.
Her zaman verdiğiniz kararı tersinden düşünebilirsiniz.
Kendinizi tek bir etikete tanımlamak yerine yeni bir tanım bulabilirsiniz.
Çünkü bu yolculukta bazen cevaplardan çok sorular önemli.
Belki de biz ne tamamen oradayız ne tamamen burada.
Belki bambaşka bir yerdeyiz.
Olasılıklarla dolu bir yerde.
Haftaya yeni bir Hilekar hikayesinde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
