
Bir dönemin kapandığını düşün. Bildiğin hayat geride kaldı. Her şey sustu, kocaman bir boşluğun içinde kaldın.
Joseph Campbell’ın “balinanın karnı” dediği yer tam olarak burası.
Eski hayatından koptuğun, yalnız kaldığın ve ne olacağını bilmeden beklediğin o belirsiz yer.
Bugün tam da burayı konuşuyoruz.
iyi dinlemeler🎧🙂↔️
Transkript
Bir an için hayatınızda bir dönemin kapandığını, o bildiğiniz güvenli, tanıdık dünyayı artık arkanızda bıraktığınızı hayal edin.
Eşeği geçtiniz, artık geriye dönüş yok ve kocaman, sessiz bir yerdesiniz.
Her şey bir anda durdu, tüm sesler kesildi ve sanki dünya yoluna devam ederken siz öylece kala kaldınız.
Mutlak bir belirsizliğin sizi sardığı o tuhaf boşluğa düştünüz.
Yani balinanın karnına.
Herkese selam. Hilekar'ın hikayesinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Beril. Bugün size öyle bir kavramdan bahsedeceğim ki ilk duyduğumda bana da böyle biraz masası gelmişti.
Ama okudukça ve üzerine düşündükçe fark ettim ki aslında hepimizin hayatında içinden geçtiği bir dönemi temsil ediyor.
Bu kavramın ismi balinanın karnı.
Hani bazen böyle işte olur ya illaki büyük bir kriz ve travmatik bir olay yaşamamıza gerek yok.
Her şey böyle normal görünür.
Sabah işe kalkıp gideriz.
Arkadaşlarımıza buluşuruz.
Kahve içeriz falan. Ama içimizde bir yerlerde adını böyle koyamadığımız bir yabancılık hissi büyür.
Yani bir çatışma hali.
Artık böyle bir şeyler olmamaya başlar.
Tam hissetmemeye başlarız.
Eski hedeflerimiz, eski rutinlerimiz artık böyle...
Bize dar gelmeye başlar ve sanki böyle eski hayatımızın elbisesi sökülüyor gibi olur.
Ama üzerimize geçirecek yeni bir elbise de yoktur henüz ortada.
O dönemde her şey böyle anlamsızlaşıyor, biraz yalnızlaşabiliyoruz.
Ve bu anlarda genelde faturayı hep kendimize kesiyoruz.
İşte bende mi sorun var, neden herkes yol alırken ben böyle...
Dura kaldım, kala kaldım, asılı kaldım.
Belki siz de şu an hayatınızda her şeyin durduğunu, görünmez olduğunuzu, bir belirsizliğin içinde yutulduğunuzu hissediyor olabilirsiniz.
Burası neresi derseniz, burası balinanın karnı arkadaşlar.
Benim de işte kendimi böyle hissettiğim bir dönemde işte arkadaşlarım azaldı o hareketli hayatım daha yavaş daha sakin daha izole bir hale dönüştü evim değişti yaşadığım yer değişti
böyle bir değişim.
Ama buranın işte özelliği daha böyle izole yani o badinanın karnı metaforu var ya tam da orada hissettiğim bir dönemdi.
İşte bu noktada size Joseph Campbell'ın tesellisini söylemek istiyorum.
Birazdan kendisinden de bahsedeceğim zaten.
Bu bir son değil.
Binlerce yıldır her kahramanın geçtiği o karanlık odadasınız.
Önce size Joseph Campbell'dan bahsedeyim ve neden herhangi bir pazar akşamı yaşadığımız bu iç sıkıntısı için balinanın karnından bahsediyor.
Şimdi Joseph Campbell aslında ömrünü dünyadaki tüm masalları ve efsaneleri incelemeye adamış bir bilge.
Dünya mitolojilerindeki ortak kalıpları inceleyen, kahramanın yolculuğu kitabındaki monomit teorisine ortaya atan ünlü Amerikalı mitolojist ve yazar.
Ve kendini aslında dünyadaki bütün masalları ve efsaneleri incelemeye adıyor.
Ve fark ediyor ki masallardaki kahramanlar ya da bütün okuduğumuz masallarda kim olursa olsun aslında hepsi tek büyük bir macera yaşıyor.
Buna da monomit diyor.
Yani monomit dünyadaki farklı kültürlerin mitlerinde, masallarında, dini anlatılarında ve modern filmlerde görülen ortak bir hikaye kalıbı.
Monomit aslında kendi hayat hikayemizin psikolojik bir şablonu.
Yani sadece okuduğumuz masallarda dinlediğimiz bir şey değil.
Mesela işte hepimiz belki konfor alanımızdan çıkıyoruz.
Bir yola çıkıyoruz, krizlerle boğuşuyoruz.
Bu süreçten güçlenerek çıkıyoruz mesela.
Ve bunların hepsi aslında tamamen monomit döngüsü.
Ve bu soru üzerinden ortaya Kahraman'ın Sonsuz Yolculuğu kitabı çıkıyor.
Campbell en basit haliyle bizim hayatımızın ve evrensel bütün hikayelerin bir ölüm ve yeniden doğuş döngüsü anlattığını söylüyor.
Mesela Gılgamış ölümsüzlüğü aramak için yola çıkıyor.
Odysseus denizlere açılıyor.
Luke Skywalker uzaya açılıyor.
Harry Potter işte bildiği hayatın dışına çıkıyor.
Birbirinden çok farklı gibi görünen bu hikayeler aslında aynı temel yapıyı paylaşıyor.
Ben bundan sonra buna kahramanın yolculuğu diyeceğim.
Ama aslında o kahraman biziz.
Bu döngünün tam kalbinde işte kahramanın en büyük dönüşümü yaşadığı...
Balinanın karnı evresi var.
Peki bu evrede gerçekten ne oluyor?
Kahraman artık eski sıradan hayatına dönemiyor mesela.
Kendi iç dünyasıyla, korkularıyla yüzleştiği bir rahim, bir kuluçka dönemi burası.
Hani mesela kendi hayatımız için dışarıdan bakanlar kahramanı belki tırnak içinde ölmüş, kaybolmuş, yenilmiş gibi görüyor.
Ama içeride bir başkalaşım geçiriyor.
Ve oradan yeni, bilinçli ve dönüştürülmüş biri olarak doğuyor.
Beyin kozasındaki zorunlu bekleyişe benziyor bu biraz.
İşte kanatlarını orada güçlendiren bir şey sancılı.
Çünkü sonuçta bir doğum gibi değil mi?
Kendi hayatımıza baktığımızda da böyle dönemler vardır mesela işte.
Biraz kendi halimizde kalırız.
Orası biraz hani karanlık, depresif.
Huzursuz ve belki dış dünyaya yetişemediğimiz bir yer ama kendimizi aslında yeniden yapılandırdığımız bir alan, bir dönem oluyor.
Peki neden balina?
Neden bu imge bu kadar güçlü ve çok kültürde tekrar ediyor?
Bunu sadece işte kendi hikayemizde görmüyoruz.
Aslında birçok hikayede bu motif tekrar ve tekrar anlatılıyor.
Mesela Yunus peygamberi düşünün.
Ninova halkına öfkeleniyor.
İzin almadan bir gemiye biniyor.
Denize açılıyor.
Ve orada büyük bir fırtına çıkıyor.
Gemidekiler de yükü hafifletmek için kura çekiyor.
Kura Yunus peygambere çıkıyor.
Denize atılıyor. Denizde dev bir deniz canlısı yani bir balina balık onu yutuyor.
İşte canlının karnında kapalı kaldıktan sonra canlı tarafından kıyıya bırakılıyor ve hayatta kalmayı başarıyor.
Aslında orada bir dönüşüm yaşıyor.
Ya da işte İtalyan edebiyatından Pinokyo.
Denizde kaybolan babası Gepetto'yu aramak için denize atlıyor.
Dev bir balina tarafından yutuluyor.
İçeride babasıyla buluşuyor ve birlikte büyük bir ateş yakıp duman çıkararak balinayı hapşırtıyorlar ve ağzından fırlayarak kurtuluyorlar.
Çok tatlı. Balinanın karnı tabii aslında her zaman böyle yutulma şeklinde gelmiyor.
Bazen mesela Alice Harikalar diyarında Alice bir tavşanı kovalarken Ne yapıyor?
Kendini bir tavşan deliğine düşerken buluyor.
Orada yutulmuyor ama düşüyor.
Bir deliğe düşüyor. Karanlık bir yere düşüyor.
Düşerken zaman yavaşlıyor.
Her şey değişiyor.
Etraf artık tanıdık değil.
Bambaşka bir dünyaya düşüyor.
Orada da mesela ben neredeyim, ne oluyor hissi var değil mi?
Bu düşülen yer yani balinanın karnı aslında kahramanın eski dünyasından tamamen koptuğu, geri dönüşü olmayan böyle sınırı geçtiği anı simgeliyor.
Eski benliğin ölümü, kahraman buraya girdiğinde artık eski sıradan hayatına dönemiyor.
Kendi iç dünyasıyla işte korkularıyla yüzleştiği bir rahim.
bir kuluçka dönemi ve dışarıdan bakanlar için kahraman aslında ölmüş kaybolmuş gibi ancak işte içeride bir başkalaşım geçiriyor ve oradan yeni bir bilinçle Dönüştürülmüş olarak doğuyor.
Çünkü her deneyim aynı şiddette olmuyor.
Bazen işte travmatik bir yutulma gibi geliyor.
İşte işimizi kaybedebiliyoruz, yakınlarımızı kaybedebiliyoruz.
Hiç beklemediğimiz üzücü bir olay yaşayabiliyoruz.
Bazen de işte buraya sadece ben nasıl geldim ya?
Nasıl değişti hayatım diye sorduğumuz tuhaf, garip...
Bir düşüş hali yaşıyoruz.
Sizin mesela balina karnı hikayeniz hangisine daha yakın?
İşte bir travma gibi mi geldi?
Yoksa Alice gibi böyle yumuşak bir düşüş mü yaşadınız?
Bu motif bu arada eski mitlerle de sınırlı değil.
İşte Star Wars'ın yaratıcısı George Lucas da filmi aslında tamamen mesela bu yapı üzerine kuruyor.
Ne oluyor? Kahramanlar bir çöp öğütücüsü bölmesine sıkışıp kalıyorlar.
Karanlık, kirli suyla kaplı, içinde korkunç bir deniz canavarı var.
Fiziksel olarak... Balık olmasa da işlevsel olarak aslında tam bir balina karnı motifi.
Ya da Matrix'te Neo'nun kırmızı hapı yuttuktan sonra sıvı dolu bir kapsülle uyanması aslında bir rahim.
Başkalaşım geçirdiğimiz bir yeri temsil ediyor burada.
Peki bunu günlük hayatta nerede görüyoruz kendimiz?
İşte okuldan mezun olduğumuzda olabilir.
Bambaşka bir dünyaya geçiyoruz.
Uzun yıllar çalıştığımız bir işten ayrıldığımızda, bir ilişki bittiğinde, arkadaşlarımızı kaybettiğimizde ya da hayatımız bir anda izole, böyle tırnak içinde yalnızlaştırıcı
hale geldiğinde bunu yaşıyor olabiliriz.
Çünkü ne oluyor? Çok büyük bir sessizlik başlıyor.
Artık eski hayatından kimse seni aramıyor.
Yetişmemiz gereken bir yer de yok.
O eski tempo yavaşlıyor.
Biraz izole, depresif bir yer aslında.
Dayanmamız gereken bir an ama biz ne yapıyoruz?
Panikliyoruz o anda. Çünkü boşluğu sevmiyoruz.
İşte hemen telefonu elimize alıyoruz.
Asla durma diyen işte o iç ses var ya günlük hayatta bize sürekli tempo yetiyor.
O sessizliğe dayanamadığımızda oradan hemen kaçmak istiyoruz.
Hemen yeni bir karar almak istiyoruz.
Ama bu boşluğun olduğu alan aslında liminal bir alan.
Yani eşik. Ne eski hayatındasın ne yenisinde.
Tam o kapının ortasındasın.
Asıl güç işte bu eşikte bekleyebilme becerisinde.
Peki mesela sonra ne olacak?
Hani tamam ben bu karanlıkta kalayım.
Balinanın karnında kalayım ama orada sonsuza kadar kalmayacağız.
Campbell'ın dediği gibi oradan çıkan kişi içeri girenle aynı olmayacak.
Yani o karanlıktan çıktığımızda artık iki dünyanın ustası olacağız.
Bu ne demek? Hem aslında kendi içimizdeki o sessiz, o derin okyanusu bilen hem de dış dünyadaki gündelik hayatın karmaşasında dimdik durabilen biri olmak.
Ne dışarısının böyle gürültüsünde kaybolacağız ne de kendi iç dünyamızdan korkacağız gibi.
Yani öncesinde nasıldık mesela belki sadece dış dünyayla mücadele ediyorduk ama içimizde bir şeyleri unutmuştuk.
Kahramanın yolculuğunda hayat yolculuğunda ne zamanki o balinanın karnına düşüyoruz.
En panik olduğumuz yerlerden biri ama bizi en çok dönüştüren yerlerden birini temsil ediyor.
Ve burada kahramanın yolculuğunda ulaşacağımız asıl hedef.
Yaşam özgürlüğü aslında hani geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin kaygılarını bir kenara bırakıp tam da şu anda korkusuzca tamamen kendin olarak var olabilme gücü.
Bugün tabii geriye dönüp baktığımızda işte keşke o hiç yaşanmasaydı dediğimiz duran dönemlerin belki de bizi en çok değiştiren dönemler olduğunu bu bakışla fark edebiliriz.
Mesela işte şu an hayatınızda sesler mi kesiliyor?
Her şey duruyor mu? Herkes gidiyor belki de işte arkadaşlarınız eksiliyor belki işte belki işiniz değişiyor bir dönüşüm geçiriyorsunuz.
Kendi kozanıza çekiliyorsunuz yani o zaman şunu kendinize diyebilirsiniz.
Ben de diyebilirim bir dakika ya ben sanırım balinanın karnındayım.
Buradan bakınca tabii biraz böyle büyülü duruyor ama bu mistik hal açıkçası benim çok hoşuma gitti.
Böyle beni koruyan bir cümle gibi değil mi?
Balina böyle hem güçlü hem orada bir başkalaşım geçiriyorum.
Çünkü aslında hepimiz kendi hayat hikayemizin başrolüyüz ve kendi yolculuğumuzun kahramanıyız.
Ve kahramanlar aslında sadece...
Başaran kişiler değil değil mi?
Kendi başarısızlıklarıyla, kendi eksiklikleriyle yüzleşen kişiler.
Ve oradan çıkmayı başarabilen kişiler.
Bu modeli bilmek işte hayatımızda aslında bize farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Hayatımızın şablonu gibi düşünün.
Ve yaşadığımız acılara aslında anlam katıyor.
Bu kısmı benim çok hoşuma gitti.
İşte şu an büyük bir ayrılık, kriz yaşıyorsanız mesela.
İşte az önce dedim ya şu an ben sadece balinanın karnındayım.
Burası yok. oluş değil, dönüşüm evresi diyebiliriz kendimize mesela.
Veya işte hayatın aslında bir sınavlar yolu olduğunu fark edebiliriz.
Veya işte konfor alanımızdan çıkma cesareti veriyor.
Yeni bir karar almak zorundayız.
Kahramanın yolculuğuna baktığımızda orada duramıyoruz aslında.
Hayatın bizi çağırdığı bir yer var.
Oraya gitme cesaretini kendimize hatırlatabiliriz.
O yüzden bugün kapatırken size ne yapmanız gerektiğinizi söylemeyeceğim.
Bunu zaten ben de çözmüş değilim.
Bu bölümün amacı da bir reçete sunmak değil bu arada.
Sadece durup kendimize hayatımıza bir bakmak istedim.
Neden bu kadar boş hissediyoruz?
Neden eski heyecanların artık bizimle olmadığını düşünüyoruz?
Yani şuna değinmek istedim.
Eğer o sessizlik dönemindeyseniz sırf bu bitsin diye böyle alel acele.
Yeni bir cevap icat etmek zorunda değiliz diye düşündüm.
Zihnimizin o cevapları bulmak için kendisini zorlamasına gerek yok.
Şu an sadece soruyu taşıyabilmek bile yeterli.
Çünkü biz neredeyiz?
Balinanın karnındayız.
Yani bekleyebiliriz, durabiliriz, tekrar bakabiliriz.
Ve yeniden doğabiliriz.
Eğer Balina'nın karnı fikri hoşunuza gittiyse kitabın tamamını okuyabilirsiniz.
Zaten kahramanın sonsuz yolculuğu aslında bizim hikayemizi anlatıyor ve kendimize yeniden bakmamızı sağlıyor.
Bu bölümü beğendiyseniz podcast'i takip etmeyi unutmayın.
Haftaya yeni bir hikayeyle tekrar buradayım.
O zamana kadar kendinize çok iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
