
Babalarımızla kurduğumuz ilişkiyi, çocukluğun bıraktığı izleri ve bugün içimizde yankılanan baba sesini keşfediyoruz.
İyi dinlemeler🎧
Transkript
Selamlar arkadaşlar. Hepiniz hoş geldiniz.
Nasılsınız? Bu bölümü çekerken o kadar zorlanıyorum ki kaçıncı dönemem ben de bilmiyorum inanın.
Ama artık bu son dönememde olmasını istiyorum.
Çünkü böyle size bir şeyleri aktarırken aslında hepimizin ortak dertlerinden bahsetmeyi umuyorum bu bölümde.
Çünkü şunu düşündüm.
Dedim ki hepimiz aslında günlük hayatımızda yalnız değiliz.
İçimizde seslerle yaşıyoruz.
Ve bunlardan bir tanesinin ve belki de en unuttuğumuz seslerden birinin babamızın sesi olduğunu düşündüm.
Bugün bizimle belki de ömrümüz boyunca içimizde yaşayan baba seslerini konuşacağız.
Hazırsanız başlıyorum.
Geçenlerde şeyi fark ettim.
Annemle ilgili düşündüğümde böyle yüzlerce anı geliyor aklıma.
İşte çatışmalarımız, kavgalarımız, tartışmalarımız ama konu babama gelince aklıma inanır mısınız?
Hiçbir şey gelmiyor ya.
Zihnim böyle çöle dönüyor.
Ve bu bölümü çekerken bu yüzden çok zorlandım.
Ben de dedim ki kendime bir defter alayım babamla ilgili.
Hatırladığım her şeyi yazayım ve yazdıktan sonra aklıma gelenlere inanamadım resmen.
Dedim ne kadar çok anım varmış meğersem.
İsmini de bu arada baba defteri koydum.
Çok güzel bir egzersizmiş size de tavsiye ediyorum.
Sonra şunu fark ettim ya dedim neden hiçbir şey hatırlayamıyoruz.
Sizde de şöyle bir şey olmuyor mu arkadaşlar?
Babalar sanki evde kendilerine böyle konforlu bir delik buluyorlar mağara gibi.
Ve sonra bütün ev ahalisine oradan sesleniyorlar.
Hani işim var, annenize halledin, ne kadar para lazım.
Bu ses böyle giderek kuyunun dibine doğru çekiliyor ve bir uğultu halinde geliyor.
Hani babam hep orada işte televizyon izliyor, haberleri açıyor, kahvaltı hazırlıyor.
Orada bir insan var ama ne zaman ona gerçek anlamda hani küçüklüğümden beri bir ihtiyaç duysam babamı böyle sabit bir halde bulamadım ben.
Ben de hani bir şeyleri hatırlayamamamın nedenini buna bağladım.
Hiçbir anımda babamı göremedim çünkü.
Bu arada amacım asla şey değil.
İşte bakın ben ne kadar travmatik bir çocukluk yaşadım.
Acıyın bana. Ya da işte bakın Kafka da daha fenasını yaşamış.
Ya da siz de şey demeyin mesela.
O bir şey mi ya? Ben neler yaşadım?
Böyle bir amacım yok. Aslında amacım hepimizin zihninin derinliğine gömülen o baba defterini biraz böyle karıştırmak.
Bu yüzden de kendi anılarımı size açmak istedim.
Sonuçta kendi babama anlatmadan böyle bir bölüm çekemezdim diye düşünüyorum.
Bu bölümü çekmeden annem aradı.
Ona biraz bahsettim böyle.
O da şey dedi ya. E çocuklar da annelerine çok kötü davranıyor.
Biraz da onu anlat. Hani bu böyle bir şeymiş sizce de yani.
Hani şunu düşündüm. Demek ki bana hiçbir duygum hissettirilmemiş yani.
Neyse. Baştan başladım öfkelenmeye.
Böyle yapmayacaktım bölümü.
Bir dakika. Defterimi yazdım.
İlk anılardan bir tanesini hemen paylaşayım sizinle.
Çok enteresan. Diyeceksiniz ki Beril bunda ne var ya?
Ama benim hafızama kötü kazınmış işte.
Bakın dinleyin bana hak verecek misiniz?
Şimdi bizim önceden bahçeli bir evimiz vardı Konya'da.
Şu an öyle bir şey kalmadı ama neyse oraya girmeyelim.
Babam her bahar işte toprağı havalandırmak gerekiyor ya.
Havalandırmak için bahçeyi kürekle kazardı.
Şimdi ben size dedim ya babalar hep uzakta diye.
Ben de aslında şunu düşünüyorum.
Babamın evde olduğu her anı belki bir fırsat gibi düşünüp babamla bir ilişkiye iletişim kurmak isterdim.
Ben de alacağım küreği ben de yapacağım falan diye elinden almaya çalışırdım.
Babam da sürekli kızım sen kazamazsın bu kürek büyük falan.
Neyse zorla aldım arkadaşlar elinden.
Bakın aldığımın üzerinden 10 saniye geçti.
Babam inanılmaz huzursuz.
Yani küreği benden geri almak için orada böyle adeta çırpınıyor.
Ve böyle mırıltı halinde bir gülme sesi geliyor tamam mı?
Hani bak hep şöyle. O öyle olmaz kızım bak kazamadın.
Ver kızım ben yapayım.
Yapamadın kızım. Belini acıtacaksın kızım.
Ya bir müsaade et değil mi?
Ve o kadar huzursuz oldum ki.
Hatırlıyorum o duyguyu. Babama geri verdim.
Verdikten sonra da şöyle bir senaryo da canlanmasın gözünüzde.
Bak kızım işte toprak böyle kazılır.
Küreği böyle yapacaksın.
Şimdi al sen dene. Bunu yapmadı.
Tamamen kendi dünyasına gömüldü.
Küreği aldı arkadaşlar. Kendisi toprağa kazmaya devam etti.
Ve bana bir daha bakmadı biliyor musunuz?
Kendi dünyasına o kadar gömüldü ki orada böyle mutluydu adeta.
E sen ne oluyorsun? Sen de orada hani bekliyorsun ya babanla bir ilişki kurmak istiyorsun.
Hani özür dilerim ama böyle bir kalıyorsun yani.
İşte özgüven aslında böyle bir şey değil mi?
Yani böyle minik minik anlarla öğreniyoruz.
Yoksa hiçbirimize ailemiz hiçbir zaman gelip de Şey demiyor yani ben sana şimdi nasıl özgüvenli olunur onun kursunu bir göstereceğim.
Sen bundan sonraki hayatında hep özgüvenli olacaksın.
Böyle bir şey yok. Bu küçük anlarda öğreniyoruz.
Hani sizde de belki böyle küçük küçük anlar vardır.
Bilmiyorum bu arada her anlattığım şeyde biraz huzursuz oluyorum arkadaşlar.
Her şeyde anlatmak istemiyorum.
Nasıl duracağımı dair de bir fikrim yok.
Ama işte devam etmeye çalışıyorum.
Çünkü bunu sadece ben yaşamış olamam diye düşünüyorum.
Bunun en büyük örneklerinden biri bu arada Kafka.
Bilmiyorum onun o kitabını okudunuz mu?
Babaya mektup. Aslında bunu bir kitap olarak tasarlamıyor mesela.
Babasına mektup yazmak istiyor.
Artık nasıl bir iletişimsizlik varsa, nasıl bir zulme uğramışsa kitabı okursanız göreceksiniz zaten.
Ama şunu söyleyeyim. Yani bir tek biz yaşamadık bunu.
Kafka'ya mesela babası yapmadığını bırakmamış.
Su istedi diye onun odayamı kilitlememiş.
İşte sofrada... Hiçbir şey demeyeceksin yemek hakkında susacaksın.
İşte sen asalaksın diyen otoriter böyle iğrenç bir adam.
Benim durumumda mesela bana sorsanız ne hissediyorsun diye tek kelimeyle söyleyecek olursam belirsizlikti.
Aslında babam mesela yasaklar koyan işte onu yapamazsın bunu yapamazsın diyen biri de değildi.
Ne istiyorsan yap okumak mı istiyorsun oku.
İşte İstanbul'da mı kalmak istiyorsun tek başına mı yaşamak istiyorsun yap.
E o zaman... Hani ne oluyor da ben bunları söylüyorum değil mi?
Zaten enteresan olan da bu.
Mesela aşağıda uçurum var.
Siz de çimenlerin başındasınız.
Babanıza soruyorsunuz tamam mı?
Koşayım mı baba? Koş diyor.
Ama orada bir uçurum olduğunu koştuktan sonra görüyorsunuz.
Yani sizi koruyan bir sistem yok.
Sonra da sizden daha çok üzülüyor.
Niye böyle oldu? Neden böyle oldu?
Yani yaptığınıza da pişman oluyorsunuz gibi bir durum oluyor sonunda.
Ben bu arada ergenliğimde inanılmaz...
Agresif bir çocuktum.
Hani bir taraftan çok bağımsızlaşmak istiyordum ama bir taraftan da hiç ayrılmasınlar istiyordum.
Mesela markete gideceksem gelmesinler.
Ben yalnız alışveriş yapayım.
Siz sakın gelmeyin. Arkada onları gördüğümde inanılmaz sinirleniyordum.
Niye geldiniz? Tek başıma gidecektim.
İlkokulda şunu çok net hatırlıyorum.
Babama şey demiştim bir kere.
Baba hiç ayrılmayacaksın.
Bütün teneffüslerde burada olacaksın.
Seni her teneffüse çıktığımda burada göreceğim.
Galiba benimki bu arada kaygılı bağlanma mı oluyor bilmiyorum.
Size az önce bu arada belirsizlik dedim ya.
Belirsizlik şöyle yaşanıyordu bizim evde.
Babamla annem birbirine küstüğünde babam çok mantıklı bir şey yapıyordu.
Hepimize birden küsüyordu.
Nasıl fikir? Yani parçalı iletişim herhalde onu yoruyor olsa gerek.
Hepimizle konuşmamayı tercih ediyordu.
İşte o süre zarfında suratı beş karış.
Eve işte geç geliyor, çok erken çıkıyor.
Kahvaltı yaptığını bile görmüyoruz.
Evde hiçbir şey dahil olmuyor.
Şimdi sen bir çocuk olarak anne ile babanın yaşadığı bu tartışmaya neden dahilsin mesela?
Hani bana neden küstü?
Bunu bilmiyorsun anlatabiliyor muyum?
Ve bazen odaya gidip işte bunu anlamaya çalışıyordum.
Baba nasılsın? Hiç cevap alamıyordum arkadaşlar.
İşte küs konuşuyordu benimle.
Bana da yüzünü asıyordu.
Ben de sonra işte açıklamaya çalışıyordum.
Baba bak aslında annem öyle demek istemedi.
Şu yüzden oldu. Neyse ertesi gün oldu babam kahvaltıya geldi.
Ben şok arkadaşlar. Nasıl mutlu, nasıl neşeli.
Bize en güzel yiyecekleri almış, kahvaltıyı hazırlamış.
Biz kuş süt eksik derler ya öyle.
Ama babam o gün çok enteresan bize neden mutlu olduğunu açıklamadı.
Önceki gün neden öfkeli olduğunu da açıklamamıştı.
Ama ben ikisine de maruz kaldım.
Anlatabiliyor muyum? Ya bunlara ne gerek var ya?
Hani... Neden böyle oldu?
Bazı şeyleri çok sorguluyorum.
İşte bunlar benim içimde zaten çok öfke biriktirip belki de ergenliğim bu yüzden çok agresif geçti bilmiyorum.
Mesela sizin babanız eğer otoriterse ben tabii ki otoriteyi övmüyorum ama ne yapacağınızı bilirsiniz değil mi?
Babanızın kurallarını, neye kızacağını, nerede ne yapmamanız gerektiğini.
Bendeki durum şöyleydi bir öngörülemezlik.
Hani bir gondola bindiniz bir yukarıdasınız bir aşağıdasınız.
Acaba... Bugün babanızın hangi haline denk geleceksiniz?
Hani babam orada mı değil mi?
Kızgın mı, neşeli mi?
Az önce bana şaka mı yaptı yoksa gerçekten mi kızdı?
Hiçbirini tam olarak anlayamıyorsun.
Sevgi de böyle ansızın geliyor, küslüğü de.
Yanımda mı duracak yoksa her şey sınırsızca izin mi verecek mesela?
Bunların hiçbirini bilmiyorsun.
Ve evdeki sloganımız şuydu arkadaşlar, olmuyor.
Sizde nasıldı bu slogan mesela?
Bizdeki olmuyordu ya. Ne yeterince iyi yemek yiyorduk, ne derslerimizde yeterince başarılıydık.
Neden mesela dizlerimiz sürekli yara içindeydi?
Ya da ben neden mesela teniste işte çok uyanıkça oynayamıyordum gibi.
Sürekli böyle bir şey vardı, yetememe hali.
Ağlayınca da bana mesela şey derdi, bu kadar güçsüz olma.
Peki baba ne yapayım, susayım mı mesela?
Yaşamayayım mı o hissimi?
Olmuyor en çok nerede hissettim?
İki tane yerde hissettim arkadaşlar.
Bu da defterimi yazdığım şeylerden biri.
Baba defterinden çıkarıyorum.
Bir tanesi uçurtma anası.
Ben uçurtma yarışmasına katılmıştım küçükken.
Bu arada işte benim çocukluğumun şeyi renkliliği yapmadığım şey de yokmuş ya çocukluğumda.
Şu anki hayatım çok daha sıkıcı gerçekten.
Neyse bunun işte çıtalarını falan bulduğum böyle ince çıtalar var ya.
Buna da teyzemin dükkanındaki bir abi yardım etmişti.
O çocuğa o zaman hayran olduğumu hatırlıyorum mesela.
Bize yardım etmesi, işte şurayı şöyle yapalım.
Bütün süreçte var. Rengarenk kağıtlarla uçurtmamızı böyle yaptık falan.
İnanılmaz heyecanlıyız.
Yarışma günü geldi. Bakın sürecin hiçbirinde olmayan babam o gün katılmaya karar verdi.
İşte uçurtmayı uçurduk ve biz de başka yere geçtik.
Öyle dinleniyoruz piknik alanı gibi düşünün.
Babam dedi ki ben şu uçurtmaları bir teftişe çıkayım.
Peki dedim baba tamam.
Geri döndü. Dedim baba baktın mı uçurtmalara?
Evet baktım kızım dedi.
Bizimki kazanamaz maalesef dedi.
Niye baba dedim? Daha yukarıda olanlar var ben onları gördüm dedi.
Ya bir çocuk ne hisseder bunu duyunca arkadaşlar?
Ne hissederdiniz size soruyorum.
Ya da sizde böyle bir şey yaşadınız mı mesela?
Ama o gün gerçekten iyi hissetmedim.
Mesela büyük ihtimalle kazanmadık yarışmayı.
Kazansaydık zaten hatırlardım ama.
Ben o günü mesela niye şöyle hatırlamıyorum.
Ya babamla öyle bir güzel uçurtma yaptık ki.
Sonra işte oraya gittik.
Önce babam çekti. Sonra ben şey yaptım.
Sonra uçurtmamız uçmadı.
Yere bir çakıldı var ya.
İkimiz de birbirimize bakarak nasıl güldük falan.
Kazanma ya da kazanmama yok yani değil mi?
Ama ben böyle hatırlıyorum o günü.
Ya da işte bu olmuyor kısmını.
Mesela matematikte çok yaşardım.
Arkadaşlar bakın. Benim kendimi böyle inanılmaz başarısız hissettiğim.
Aptal gibi hissettiğim bir anda babam matematikte çok iyiydi tamam mı?
Hatta işte köyde en iyisiymiş diğer arkadaşlarına matematik dersi veriyormuş.
O kadar başarılı. Ve dedem de babamın okuması için hiçbir şey yapmamış.
Çoban olun diyormuş. Babam da kendisini okutsunlar diye kuyuya atmış falan.
Öyle bir okuma sevdası var.
Neyse bize ödevlerimizde de yardım ediyor.
Ettiğini sanıyor daha doğrusu.
Ben de tabii bir o kadar kötüyüm matematikte babamın şansına.
Kendimi... Orada o kadar bir şey anlamıyor gibi hissediyorum ki.
Hani yanımda bir tane kuyu açsalar içine atlayacağım ya.
Oraya saklanmak isteyeceğim yani.
Öyle bir şey. Ve konuyu dağıtmak için işte sürekli hayal aleminde geziyorum.
Ağzına bakıyorum işte nasıl yazıyor eline bakıyorum.
Bazen elini tutuyorum.
Babam da o sıralarda minik minik sinirlenmeye başlıyor tamam mı?
Diyor ki işte bak böyle yaparsan anlamazsın.
Böyle olursa işte dersten geçemezsin.
Anlatmayacağım bak falan.
O anda bir soru sordu bana.
Dedi ki 3'ten 3 çıkarsa kaç kalır kızım?
Arkadaşlar ben soruyu bilemedim ya.
İnanabiliyor musunuz? O kadar dondum ki.
Böyle uzay boşluğunda yüzüyorum artık.
Elini kaldırdı tamam mı?
Bak 3 diyorum. Bundan 3'ü çıkar.
Kaç kalır? Bilemiyorum.
Annem de bu arada arkada işte dolanıyor bir şeyler yapıyor falan.
Bana yardım etmeye çalıştı.
Sıfır gösteriyor. Hani sıfırı gösterince hayal edin 3 parmak yukarı kalkar ya.
Ben sıfırı değil de o üç parmağı gördüm.
Üç dedim babama.
Babam Allah'ım babam çıldırdı ya.
Zinirden böyle dedi ki kızım kalemi böyle bıraktı.
Olmuyor, olmuyor, olmuyor dedi.
Olamadık baba ya. Ben bu arada matematikte çok kötüyüm diyorum.
Bir hobimi daha söyleyeyim.
Satranç, satrançta da derecelerim var bu arada.
Ama bir gün yeniliyorum tamam mı?
Bu anı da Allah'ım an üstüne anlatıyorum.
Neyse inanılmaz.
İyiden inanılmaz kötüye gidiyorum.
Mat olacağım yani. Karşıdan da babam izliyor.
Göz ucuyla kaldırdım gözlerimi.
Babama baktım hani ne diyor acaba diye.
Sizce ne yaptı? Dudaklarını böyle kapattı.
Başını böyle iki yana.
Olmuyor. Olmuyor diye salladı.
Olmuyor. Yani aklıma kazınan cümle bu olmuyor.
Ne yapsam, ne etsem olmuyor.
Şimdi tabii ben bütün bunları anlattım.
Sizin babalarınız nasıl bilmiyorum arkadaşlar.
Ben hep dışarıdaki babaları merak ederek büyüdüm.
Ortak bir şey yaşıyor muyuz bilmiyorum.
Dedim ya bir derecelendirme yapmayacağım.
Böyle bir amacım yok. Ama babamla alakalı şunu söylemek istiyorum.
Bakın despot ve sevgisiz bir baba değildi.
Asla değildi. Hatta ben ne istersem yapan bir babaydı.
İşte keman dersi için teptiği yollar mesela.
Beni Konya'dan Ankara'ya Bilkent'e götürürdü.
Sürekli hiç gocunmadan.
En iyi okullarda okutmaya çalıştı.
İşte 15 yıl çocukları olmamış mesela.
Beni el bebek gül bebek büyüttüler.
Evde bu arada aşırı korumacı davrandılar.
Bu iyi bir şey değil. Ama hani işte Beril mutfağa girmesin.
Beril'e sakın çeyiz gösterme falan diyordu anneme.
Beril evlenmeye heves etmesin diye.
Ne alaka? Çok özür diliyorum ama mesela şunu da diyordu.
Belediye otobüsüne binmeyin.
Yani şimdi Beril her gün uçakta.
Hadi bakalım. Hiçbirini yapamadı Beril.
Neyse ama onun üzülmesini istemiyorum.
Onun emeklerini de göz ardı etmek de istemiyorum.
Biraz böyle çocuk olmak bu değil mi arkadaşlar?
Yani daha doğrusu aile olmak.
Bence dünyanın en toksik, en karmaşık ilişkilerinden bir tanesi.
Hani o kişilere hem kırgınsın, hem çok seviyorsun, hem kopamıyorsun.
Böyle bir ilişki ya. Ve bunu yetişkinliğinde olgunlaştırabiliyorsun.
Bütün bu yaşananları aslında çocukken yaşadın.
Ama anlayamamıştın. Onlar birer travmaya dönüştü ya.
Bunları olgunlaştırmak da sana kalıyor yetişkinliğinde.
Mesela ben şunu öğrendim artık.
Bu ses benim sesim mi yoksa babamın sesi mi?
Bir şey yaparken çok huzursuzsam, olmadığını hissediyorsam, oraya yerleşemiyorsam bunun bazen benim sesim olmadığını fark ediyorum.
Ve şu da çok önemli. Mesela anne baba içinde hatalarını fark ediyor olmak kolay değil.
Çünkü orada bir... Ne denir?
Narsistik kırılma da oluyor olabilir.
Hani ben kötü bir anne miydim yani?
Ben kötü bir baba mıydım?
Ve babam bir gün bana geldi dedi ki bu çok kıymetliydi benim için.
Böyle yarı mahcup, yarı utanır bir halde.
Tam da gözlerime bakamadan dedi ki kızım galiba ben yeterince iyi bir baba olamadım dedi.
Bakın ağlamamak için o kadar zor tuttum ki kendimi.
Dedim ki olur baba ya olsun.
Sen de elinden gelenin en iyisini yaptın.
Gerçekten de öyle arkadaşlar.
Belki sizin babalarınız da öyle.
Hani onları böyle bütün hatalarıyla anıp yani işte bak senin yüzünden yaşayamadım, senin yüzünden böyle oldu dediğimiz bir evre var kabul ediyorum ama bir yerde bundan sıyrılmak gerekiyor.
Çünkü ona da annesi babası öyle davranmış.
O da çocuklukta bazı yükleri getirmiş.
Bunu onları aklamak için söylemiyorum ama benim dedem mesela at arabasına incirleri yumurtaları alıp asla çocuklarına vermeyen biri.
Çocuğunu aç bırakıyor yani.
Hani okutmak zaten hak getire.
Ve babam kardeşlerinden okuyan tek insan.
Başarılı olan tek insan.
Babam kızmasın diye bölümü böyle kapatıyorum.
Kızmaz ya. Bu arada şu an ona dair ne hissediyorsun derseniz.
Böyle içimde bir eziklik var.
Onu çok seviyorum. Ama ona karşı böyle bir garip pis ya.
İçim eziliyor adeta.
Ve ona kızgın da değilim yani.
O da elinden geleni yaptı yani.
Elinden bu kadar geliyordu neticede.
Bu yüzden ben bir baba defteri yazdım arkadaşlar.
Size de tavsiye ediyorum.
Orada inanılmaz derine gömülü anılarınız çıkıyor.
Bunlar tabii bazen öfke yaratabiliyor.
Bazen inanılmaz duygusallık yaratıyor.
Ama onların oradan çıkması gerektiğini düşünüyorum.
Bende bunlar çıktı.
Belki sizde bambaşka şeyler çıkabilir.
Belki sizin iç sesiniz işte yapabilirsin kızımdır.
Yapabilirsin oğlumdur.
Ya da işte daha kötüsü de olabilir.
Yani sonuçta hepimizin hikayesi farklı.
Ama umarım ki bize ait olan sesi bir gün buluruz.
O sesi anne babamızın sesinden ayırmayı öğrenebiliriz.
Bu bölüm benim için bayağı cesur oldu.
Benim 10 bölüm sadece bilgi anlatıp burada böyle kabak çiçeği gibi açılmam peki.
Yani benim için büyük bir adım, sizin için küçük bir adım.
Bu büyük adımın bir karşılığı da olmayabilir bu arada.
Sadece anlatmak istedim.
Kafka'yı biraz az anlattım ama o kitabı mutlaka okuyun.
Gerçekten çoğu yerde kendinizle karşılaşacaksınız.
Haftaya tekrar buradayım.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
