
Alışkanlıkların Gücü: Küçük Adımların Büyük Sırrı
16 Haziran 2026 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hayatımızın büyük kısmını alışkanlıklarımız yönetiyor. Peki onları gerçekten biz mi seçiyoruz? Bu bölümde alışkanlıkların beynimizde nasıl oluştuğunu, bizi fark etmeden nasıl yönettiğini ve onları değiştirmek için kullanabileceğimiz bilimsel yöntemleri konuşuyoruz
Transkript
Herkese selamlar arkadaşlar, hoş geldiniz.
Ben Berit. Bugün hayatımızı biz farkında bile olmadan yöneten o gizli güçten yani alışkanlıklarımızdan konuşmak istiyorum.
Çünkü son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında bana en çok farkındalık yaratan ve her sayfasında gerçekten böyle mi dedirten Charles Duhigg'in Alışkanlıkların Gücü kitabı oldu.
Hemen size de anlatmak istedim.
Hani çoğumuz ya ben neden yeni bir alışkanlık kazanamıyorum, istesem de olmuyor diye hayıflanıyoruz hatta Bazen bu durumu tembellikleyip geçiştiriyoruz.
Bende de bu çok oluyor. Aylardır mesela sadece spor yapma alışkanlığı edinmek istiyorum.
Hala rutinimi ekleyemedim arkadaşlar.
Görünen o ki bunu sadece bekleyerek yapamayacağım yani.
İşte tam bu yüzden bu kitabı okuyunca gerçekten böyle yerimde duramadım adeta.
Çünkü Duhig bunu havada kalan sözlerle değil böyle sarsıcı vaka ve bilimsel araştırmalarla anlatıyor.
Ve şunu söyleyeyim yeni alışkanlıklar edinmek düşündüğümüzden çok daha uygulanabilir bir şey.
Alışkanlıklarımız kader değil arkadaşlar gerçekten değil yani.
Hatta en köklü alışkanlıklarımızı bile baştan tasarlamak mümkün.
Kitap bu konuda o kadar iddialı.
Başlamadan önce bu arada bir parantez açmak istiyorum.
Mesela sabah uyandınız, telefona uzandınız, sosyal medyaya şöyle bir baktınız, kahvenizi yaptınız.
Şimdi bir durduruyorum sizi burada.
Bunların kaçına siz karar verdiniz?
Yani gerçekten. Bunu böyle bir saniye düşünün arkadaşlar.
Ben bunu sorduğumda kendime cevap veremedim ya.
Yani bir kere zaten yarı uykulu bile o telefonu fark etmeden böyle elime alabiliyorum.
Gerisini siz düşünün.
Nasıl bir otomatik moda geçmişim.
Ve şunu söyleyeyim bu bir tesadüf değil.
Neden? Çünkü işte gün içinde yaptığımız şeylerin %40'ından fazlası zaten aslında bilinçli kararlar değil.
%40 ya ne demek bu yani neredeyse yarısı arkadaşlar.
Biz sabah kahvaltısında işte bugün ne yapayım diye düşünürken beyniniz böyle çoktan otomatik pilota geçiyor ve sizin yerinize kararlar almaya başlıyor bile.
Ben bunu ilk okuduğumda biraz tuhaf hissettim açıkçası çünkü kendimi farkında böyle bilinçli kararlar alan biri olarak görüyordum.
Sonra günün sonunda ne yaptığımı şöyle bir gözden geçirince fark ettim ki Sabah rutinimden akşama kadar o büyük zaman diliminin çoğunda ben yokum ya.
Beden orada ama ben yokum.
Beyin kendi başına yönetiyormuş her şeyi.
Felaket bu yani. Biz tabii alışkanlık deyince genellikle kötü beslenme işte ya da düzenli spor gibi büyük başlıkları düşünüyoruz.
Ama aslında bütün günümüzü neredeyse attığımız her adımı farkında bile olmadan alışkanlıklar üzerine kuruyoruz arkadaşlar.
Böyle küçük küçük tüm eylemlerinizi bir gözden geçirin mesela.
Neleri farkında olmadan yapıyorsunuz, neleri yaptıktan sonra pişman oluyorsunuz ya da işte değiştirmekte zorlanıyorsunuz gibi.
Psikolog bilim James şöyle diyor, bütün hayatımız bir yığın alışkanlıktan başka bir şey değildir.
Bütün hayatımız, düşünsenize işte sadece o sabah telefon anı değil, sadece kahve rutini değil.
Bütün hayatımız ne kadar çarpıcı değil mi?
Ama dediğim gibi alışkanlıklarımız kader değil arkadaşlar, gerçekten değil.
O otomatik pilotun şifresini bir kez çözdüğünüzde her şey değişiyor yani.
En köklü alışkanlıklarınızı bile baştan tasarlayabiliyorsunuz.
Bölümün sonunda zaten bütün detaylar aklınızda iyice yerine oturur diye düşünüyorum.
Peki şimdi şunu soralım.
Beynimiz neden böyle yapıyor?
Yani neden her şeyi her sabah sıfırdan düşünmüyoruz?
Biz her şeyi her gün baştan kontrol edemiyor muyuz?
Edemiyoruz çünkü arkadaşlar beynimiz inanılmaz bir enerji tasarruf makinesi.
Her eylemi tek tek düşünmek istemiyor.
O da diyor ki dur ben bunları bir paketleyeyim otomatik moda alayım da enerji de bende kalsın.
Bilim insanları da bunu anlamak için fareleri bir labirente koyuyorlar.
Beyin dalgalarına bakıyorlar.
Fare labirente ilk girdiğinde beyni böyle harıl harıl çalışıyor tamam mı?
Burnunu duvarlara sürtüyor, sağa dönüyor, sola dönüyor.
Nerede o peynir diye böyle ortalığı tarıyor adeta.
Bulun o peyniri bana diye.
Hani biz de mesela bir şey yeni başlarken aynen böyle hissediyoruz ya.
Yani arıyoruz, enerji harcıyoruz.
Ben öyle oluyorum mesela.
Büyük bir hevesle başlıyorum.
Sanki her şey çok kolay gidecek gibi.
Sonra enerjim ilk zamanlarda böyle hızla tükeniyor.
Pes etmek istiyorum. Neden bu kadar zor diye soruyorum kendime.
Çünkü beyin gerçekten enerji harcıyor o anda arkadaşlar.
Ama labirent alışkanlık haline gelince ne oluyor?
Beyin aktivitesi neredeyse sıfıra iniyor.
Beyin de diyor ki ben burayı artık biliyorum.
Full enerji tasarrufuna geçiyorum.
Fare de böyle düşünmeden koşuyor artık.
Sorgulamadan sadece hedefe ilerliyor.
İşte tam burada alışkanlıkların 3 aşamalı bir döngüden oluştuğu keşfediliyor.
İşaret, rutin ve ödül arkadaşlar.
Bu var ya arkadaşlar bizim bütün günlük hayatımızın neredeyse tamamının formülü.
Bizim hayatımızda da bu işaret bazen masadaki o çikolatayı görmek, bazen telefon bildirimi.
Bazen işte aslında bırakmak istediğimiz ama bir türlü bırakamadığımız kötü alışkanlıklarımız var ya işte onlar.
İşte o işareti gördüğümüz an beyin diyor ki tamam şimdi otomatik moda geçiyorum ve biz orada yokuz artık arkadaşlar.
Tıpkı o farelerin labirentin içinde hiçbir şey düşünmeden hedefe doğru koşması gibi biz de o fiziksel, zihinsel ve duygusal eylemi gerçekleştirmeye başlıyoruz.
Burada artık yani şimdi ne yapsam?
Ne yapmasam diye düşünmüyoruz ve karar verme mekanizmamız resmen kapanıyor.
Düşünebiliyor musunuz? En sonunda da ödül geliyor.
O ödül anında beyin diyor ki ya bu iyi bir şeydi.
Bunu hatırlayayım, bunu cebe atayım ve döngü hafızamıza böyle adeta kazınıyor.
Yani aslında çok basit görünüyor değil mi?
Ama bu üç adım bir kez yerleşti mi beyindeki ilkel bölge sizin yerinize karar veriyor.
Ve zamanla bu üçlü yapı öyle sıkı kenetleniyor ki artık böyle işte karar vermiyoruz bile.
Hatta beyin o ödülü daha gelmeden bekliyor.
Onu aşarmaya başlıyor.
Hani akşam dolapta sizi bekleyen o çikolatalı pastayı bilmeniz gibi eve gitsem de işte çayı hemen demleyip o pastayı bir yesem diye böyle bunun hayalini kurmaya başlıyor.
Peki bu olay beynin neresinde oluyor arkadaşlar?
Beyinde bir bölge var. Golf topu kadar böyle küçük.
Tam ortada duruyor.
Adı Bazal. Ganglia söyleyemiyorum.
Ve hayatınızın önemli bir kısmını o yönetiyor.
Ben bunu okuyunca bütün hatalarımı böyle mi yaptım dedim ya.
Hani koca koca kararlar aldığını sanırken o sırada beynim arkada yönetiyor.
Biraz üzdü açıkçası yani.
Ama şu var bu bölge mantık yürütmüyor yani.
Dur bu bana zararlı mı diye sormuyor.
Sadece o böyle tıkır tıkır işleyen döngüyü takip ediyor.
Hani bazen ya ben bunu neden yaptım hiç düşünmedim bile diyoruz ya.
İşte o anlarda ipler tamamen beynimizin tam merkezinde duran minicik bölgenin elinde oluyor.
Hatta bu yapının gücü o kadar korkutucu ki mesela işte farenin ödül yiyeceğinin içine zehir eklense bile fare o işareti gördüğü an zarar göreceğini bilse bile alışkanlığı gereği gidip
yine de aynı şeyi yapıyor arkadaşlar.
Farelerin başına gelen de hiçbirimizin başına gelmemiştir herhalde.
Bilmiyorum ya size de tanıdık geldi mi zararlı alışkanlıklarımızı işte yapmamam lazım dediğimiz halde kendimizi yaparken bulduğumuz o anları bir düşünün mesela.
Sadece bunlar değil arkadaşlar işte tekrarladığımız her şey yani araba kullanmak, diş fırçalamak veya kapıyı kilitlemek gibi karmaşık bir dizi günlük eylemlerimiz de ek bir paket halinde
oraya kaydediliyor. Biz o eylemi yaparken işte beynimiz o sırada akşam ne yesem diye düşünüyor ya da yarınki toplantıda ne yapsam.
Ona nasıl cevap versem falan diye düşünüyor.
Bunun en sarsıcı örneği bu arada Eugene Polly vakası.
Bu adamın beynindeki hafıza merkezi böyle tamamen tahrip olmuş tamam mı?
Hafıza falan kalmamış adamdan o kadar düşünün.
Bir dakikadan fazla aklında tutamıyor.
Hafıza yok yani.
Ama her nedense acıktığında mutfağı eliyle koymuş gibi buluyor.
Yani dışarıda tek başına yürüyüşe çıkıp evine geri dönebiliyor.
Neden? Çünkü alışkanlıklar o bilinçli hafızadan tamamen bağımsız bir şekilde o bölgede depolanıyor.
Yani orada duruyor. Hatta çok enteresan hafızası olmamasına rağmen yeni alışkanlıklar da edinebiliyor.
Düşünebiliyor musunuz? Beynin o bölgesi nasıl aktif?
Ama şimdi şunu soracağım size.
Peki bu döngüyü asıl güçlü kılan ne değil mi?
Yani işaret ve ödül mü?
Hani o farenin aldığı işaret ve sonunda ulaştığı ödül var ya.
Bir şey daha var sanki buraya eklenmesi gereken.
Yani bizim de mesela yeni bir alışkanlık geliştirmek için bir şeyi arzulamamız lazım değil mi?
Çünkü bu işin asıl yakıtı içimizdeki o aşerme hali, o istek.
Dolayısıyla hani bir arzu geliştirmemiz gerekiyor.
Arzu dediğimiz şey de şöyle oluyor.
Şimdi siz o işareti gördüğünüz an henüz ortada hiçbir şey yokken beyniniz o ödülü aşermeye başlıyor.
Ödülü almadan önce böyle bir haz dalgası geliyor yani.
Hani küçükken olurdu ya size de söylenmiştir mutlaka.
Ödevini bitir sana çikolata vereceğim.
Ay bilmiyorum ben kaç çikolata için ne ödevler bitirdim.
Tam tersini söylemem gerekiyordu ama gerçekten ödevler çikolata için yapıldı bir dönem.
Aynı böyle yani. Maymun Jülio deneyinde bunu çok net görmüşler zaten.
Jülio bilgisayar karşısına oturtuluyor.
Ekranda böyle renkli bir şekil görünce bir kola basıyor.
Ardından da ağzına böyle pıt diye böğürtlen suyu geliyor.
Başta işte beyin sadece o suyu içince seviniyor ama alışkanlık yerleştikçe ne oluyor?
Jülio daha şekli görür görmez haz dalgası üretmeye başlıyor.
Yani ödülü daha almadan o arzu duymaya başlıyor bile ve eğer meyve suyu gelmezse Jülio bu sefer öfkeleniyor.
Çünkü beyin artık o ödülü beklemeye programlanmış bir kere yani.
Bizim de böyle anlarımız yok mu ya?
Kötü alışkanlıklarımızı düşününce değil mi?
Yapmadan rahat edemiyorsun.
Birisi sana dese ki... Ya bak yapma bu sana zarar veriyor.
İçme, yeme. O anda o kişiyi de ezip çekil kenara.
Çabuk söyle yerini.
Hemen ver. Şimdi yapacağım.
Ben sonra düzeltirim.
Şu an karışma bana diyoruz ya.
Hani kontrol edemiyoruz kendimizi.
Yani arkadaşlar eğer o an beklenen ödül gelmezse beynimizde böyle müthiş bir engellenmişlik hissi doğuyor.
İşte bizi o rutini yapmaya mecbur bırakan asıl itici güç de tam olarak bu his.
Kendimize o tamamlanmışlık hissini almazsak eksik hissetmeye başlıyoruz.
Hatta bu bazen öyle bir noktaya geliyor ki obsesif döngü oluyor.
Yani o rutine takıntılı hale geliyoruz.
Çünkü alışkanlıklar beynimizde böyle nasıl desem bağımlılığa benzer reaksiyonlar yaratıyor.
Ve bu istekler bizi otomatiğe bağlanmak zorunda bırakan obsesif arzulara dönüşüyor arkadaşlar.
İşte zaten. Hayatımızda o hiç istemediğimiz hani ya keşke yapmasaydım dediğimiz alışkanlıklarımız da bu sürecin bir parçası aslında.
Hani şekerli bir şey yerken aldığımız o keyif ama hemen ardından gelen o bin pişmanlık hali ya da işte alkol tüketimi veya erteleme hastalığı vs.
vs. bizi durduran o an her neyse.
Şimdi şunu bir kabul edelim arkadaşlar.
Bir alışkanlığı hayatımızdan çat diye söküp atmak tamamen yok etmek neredeyse imkansız.
Ama ne yapalım Beril derseniz değiştireceğiz.
Ama biz ne yapıyoruz?
Tamam bugün son, yarından sonra bir daha asla yapmayacağım, tamamen bırakıyorum diyoruz.
Bu işte sistemi tamamen çökertmek demek.
E ne oluyor sonra? Bir gün dayanıyorsun, iki gün dayanıyorsun, biraz dişini sıkıyorsun, üçüncü gün hop o eski halimize fersah fersah geri dönüyoruz.
Yaşandı, yaşadık hepimiz yani.
Kendimizi kandırmayalım şimdi.
Siz belki o an hiç farkında bile olmuyorsunuz ama beynimiz orada siz sabretmeye çalışırken böyle gizli bir işaret buluyor.
Ve o bildiği, alışık olduğu rahatlama ödülüne kavuşmak için böyle müthiş bir istek duymaya başlıyor.
Siz daha ne oluyor demeye kalmadan o kurtulmak istediğiniz eylemi, o rutini yapıveriyorsunuz.
Beyin de diyor ki oh be rahatladım, ödülümü kaptım diyor.
Düşünebiliyor musunuz yani beynin o bölgesi nasıl aktif?
Beynimiz orada aslında kendine muazzam bir konfor alanı inşa etmiş.
Yani o meşhur enerji tasarrufu modunda.
Halinden gayet memnun takılıyor yani.
E sen şimdi ona yarından sonra hiç yapmayacağım dersen o sistemi direkt bozmuş oluyorsun.
Anlatabiliyor muyum yani? Peki ne yapalım Beril derseniz kuralımız çok net.
Değiştireceğiz dediğim gibi.
Çözüm o alışkanlığı yok etmek değil arkadaşlar.
Onun yeni ve daha sağlıklı bir rutinle değiştirmek.
Yani aynı işareti kullanacağız, beynimize o beklediği aynı ödülü vereceğiz ama sadece o aradaki eylemi değiştireceğiz.
Bu işte sistemi çökertmek yerine sistemin içindeki o paslı parçayı çıkarıp yerine böyle gıcır gıcır iğnesini koymak gibi bir şey.
Mesela işte stres anında sigara mı içiyorsun?
Aslında beynin o an sadece rahatlama ödülünü arzuluyor ama eğer bu alışkanlığı bırakmak istiyorsak beynimize o beklediği ödülü başka bir yolla vermemiz lazım.
O zaman diyoruz ki ya git kısa bir yürüyüş yap ya da işte kendine güzel bir kahve molası ver.
Ama yeter ki beynine o beklediği ödülü sun.
Ya da mesela şekeri bırakmak üzerinden gidelim.
İşin sırrı o arzuyu neyin tetiklediğini bulup aradaki rutini değiştirmekten geçiyor arkadaşlar.
Önce kendinize bir dürüstçe sorun tamam mı?
Ben bu şekeri sevdiğim için mi tüketiyorum yoksa sadece bana bir ödül gibi mi geliyor?
Eğer amacımız sadece işte Biraz böyle kendimizi mutlu hissetmekse şeker yerine sürekli kahve diyorum ama o örnekten gidelim.
Kahve içmenin ya da işte kısa bir yürüyüşe çıkmayı deneyebiliriz.
Yani aslında beynimizi kandırıyoruz ama ona istediği canlanma ödülünü başka bir yolla veriyoruz gibi.
Şimdi tabii bu alışkanlıkları artık o kadar fark etmeden yapıyoruz ki bizi neyin tetiklediğinin bile farkında değiliz.
Görmüyoruz yani artık. Ne ara istedik, ne ara yaptık.
O süreç böyle ışık hızıyla geçiyor.
Çünkü işaret artık böyle bilincin tamamen dışına itilmiş durumda.
Farkında bile olmadan o döngünün içine hapsoluyoruz adeta.
İşte bu yüzden o minicik işareti yani o tetikleyiciyi o anı yakalamak çok önemli arkadaşlar.
İşte ilk saniyeyi fark ettiğiniz an hop diyorsun bir dakika dur orada dur devam etme.
İşte orada eski rutini yapmayın tamam mı?
Sonra zaten araya yeni bir rutin sokabildiğiniz an değişime giden yolu yarılamış sayılıyoruz.
Mikro eyleme geçmek dediğimiz şey tam olarak bu aslında.
Böyle küçük bir adımla o sistemi değiştirmek gibi.
Mesela kitapta Mandy isminde bir kadından bahsediyor.
Tırnak yeme alışkanlığı var Mandy'nin.
Ve neden yediğini başta artık hiç hatırlamıyor bile.
O kadar otomatik gerçekleşen bir durum ki onun için işaret ne bilmiyor.
Ama terapistiyle konuşunca fark ediyorlar ki Mandy aslında sadece canı sıkıldığında tırnaklarını yemeye başlıyormuş.
Ve tırnakları tamamen yediğinde beyni o tamamlanmışlık hissiyle yani ödül demiştik ya arkadaşlar.
Böyle ödüllendiriyor kendisini.
Peki ne yaptı Mandy?
Parmak uçlarında o ilk gerilmeyi yani o minicik işareti fark etti.
Sonra tırnaklarını kemirmek yerine ellerini cebine sokmayı ya da işte bir kalemi sıkıca tutmayı denedi.
Bakın işaret aynı, ödül aynı ama aradaki o minicik rutin bambaşka.
Ve böylece zaten hani o alışkanlığından kurtuluyor.
Peki arkadaşlar ya her şeyi aynı anda mı değiştireceğiz?
Yani kim bilir kaç tane var böyle döngü hayatımızda?
Tabii ki hayır. Şimdi şöyle yapıyoruz.
Ya bir tane, bir tanecik alışkanlık buluyoruz.
Onu değiştiriyoruz. Buna da kilit taşı alışkanlıklar diyorlar arkadaşlar.
Yani işte bu taş bir kez yerinden oynadı mı?
Yeme, harcama, iletişim tarzımız gibi hayatın her alanı.
baştan aşağı böyle dönüşmeye başlıyor.
Bunun yine en meşhur örneği hikayesiyle hatta böyle sarsıcı bir etkiye sahip olan Lisa Allen.
Lisa başlangıçta da hayatı böyle mahvolmuş bir durumda ağır bir depresyon geçirmiş, eşi tarafından terk edilmiş ya yıllardır bağımlılıklarla ve borçlarla boğuşan bir kadın tamam mı?
Ama işte bir sabah o kadar kötü halde uyanıyor ki o çaresizlik anında tesadüfen sigara yerine elindeki kalemi yakmaya çalışıyor.
İşte o an hayatında kontrol edebileceği tek bir şey bulmaya karar veriyor arkadaşlar.
O da sigarayı bırakmak.
Bakın Lisa her şeyi aynı anda değiştirmiyor.
Sadece o tek bir kilit taşına odaklanıyor ve o taş yerinden oynayınca her şey böyle domino taşı gibi devrilmeye başlıyor arkadaşlar.
Koşmaya başlıyor, 30 kilo veriyor, borçlarını ödüyor ve işinde tarifiye alıyor.
Lisa sadece tek bir kilit taşına odaklanarak aslında beynini baştan yeniden programlıyor.
Hatta işte beyin görüntülerini incelediklerinde çok sarsıcı bir şey görüyorlar mesela.
Yemek gördüğünde beyninde o eski alışkanlıklara dair arzu ve açlık sinyalleri hala orada duruyor.
Ama tek bir farkla Lisa'nın o tek bir alışkanlığı değiştirmesi beynindeki mantık merkezini öyle bir güçlendirmiş ki bu yeni bölge eski dürtüleri resmen dur demeyi öğrenmiş.
Lisa tek bir taşı oynatarak beynini adeta yeniden programlamış arkadaşlar.
İşte kilit taşı alışkanlık böyle bir şey arkadaşlar.
Doğru taşı yerinden oynattığınızda tüm yaşamınız otomatik olarak hizalanmaya başlıyor diyorlar.
Peki bizim için bu ne olabilir?
Mesela yatağımızı toplamak.
Ya aman bereli alt tarafı yatak.
Akşam yine yatacağım zaten ne gerek var diyebilirsiniz.
Elisa örneğinden gidersek mesela yatağımızı düzelterek güne başladığımızda belki sadece yatağımız düzelmiyor.
O minicik rutin size gün boyu sürecek bir verimlilik veriyor olabilir.
Mesela ben de işte ev toplu olduğunda zihnim böyle daha verimli oluyor.
Ya da işte o gün sağlıklı beslendiğimde daha kendime özen gösteriyorum.
Ne bileyim belki giyinme dikkat ediyorum.
Sonra daha iletişime açık oluyorum.
Böyle zincirleme gidiyor arkadaşlar.
Mesela aynı mucize egzersiz yapmaya başladığınızda da oluyor.
Bir gün işte hadi artık spora başlıyorum diyoruz.
Beynimizde öyle bir süreç başlıyor ki o andan sonra hiç farkında bile olmadan daha sağlıklı beslenmeye başlıyoruz.
İşimizde daha verimli oluyoruz.
Hatta kredi kartlarımızı daha seyrek kullanmaya başlıyoruz.
Neden? Çünkü o sporu yapınca işte kendimizi zihnimizde sağlığına dikkat eden bir sporcu olarak görmeye başlayabilirsiniz.
Yani bu yeni bir tanım, yeni bir öz kimlik inşa ediyoruz bu şekilde.
Mesela akşam yemeklerini birlikte yiyen ailelerin çocuklarında da bu oluyormuş.
O çocuklar okulda daha iyi notlar alıyor, çok daha yüksek bir özgüvene sahip oldukları gözlemleniyor.
Yani bu minicik rutinin çocukların özgüvenini ve notlarını nasıl yükselttiğini denerseniz belki siz de gözlemleyebilirsiniz.
Ben de bu noktada bu arada bir mükemmelliyetçilik damarı var.
Ya bilmiyorum sizde de var mı?
Hani küçük rutinler diyoruz ama ben mesela hep şey diyorum ya her şey tam olsun.
Ya da hiç olmasın. Yani bir gün her şeyi tam düzende yapacağım ya da böyle düzensiz gidecek.
Ama burada işin sırrı işte o küçük başarılarda saklı.
Yani hayatımızda her şeyi aynı anda devasa bir stresle değiştirmeye çalışıp kendinizi hırpalamanıza hiç gerek yok.
Çünkü o her şeyin mükemmel olmasını bekleyen halimiz bizi olduğumuz yere böyle adeta çiviliyor zaten yani.
Önemli olan o doğru kilit taşı alışkanlığını bulabilmek.
Onu bir kez bulduğunuzda yerinden oynattığınızda hem kendi hayatınızda hem iş dünyasında o hayalini kurduğunuz dönüşümün kapıları böyle kendiliğinden açılıyor.
O kadar yani. Hani göreceksiniz o minicik eylem hayatınızdaki diğer bütün alışkanlıkların kendiliğinden filizlenmesini sağlayacak arkadaşlar.
Bu muazzam bir domino etkisi diyebiliriz yani.
Öyle diyor kitapta. Düşünsenize düzenli egzersiz yapmaya başlayan biri sadece kalori yakmıyor, bir süre sonra kendini sağlığına dikkat eden bir sporcu olarak görmeye başlıyor.
Hatta kitapta da okumuştum, buraya not almışım.
Küçük bir başarı elde edilir edilmez, bir sonrakini kolaylaştıran güçler hemen harekete geçer.
Yani o minik avantajı bir kez yakaladığınız an beyniniz bu mümkünmüş ya demeyi öğreniyor.
Şimdi tabii yeni bir alışkanlık edinmeye çalışınca böyle ister istemez bir savunma mekanizması geliştiriyoruz.
Direnç gösteriyoruz. Yapmak istemiyoruz onu.
Yeni bir şey gördüğümüzde hemen bir iç ses devreye gidiyor.
Yok hayır ya Beril bu sana göre değil.
Şimdi sırası mı otur oturduğun yerde diyor.
Mesela işte yine spordan gidelim.
Koşmaya başlayacaksınız diyelim.
Hani o kadar yabancı bir eylem ki mesela benim için.
Bir türlü o ilk adımı atamıyoruz ya.
İşte tam burada sandviç tekniği diye bir yöntem imdadımıza yetişiyor arkadaşlar.
Aslında mantık o kadar basit ki yani yeni bir davranışı zaten her gün yaptığınız yani o iki tanıdık rutinin tam ortasına yerleştiriyorsunuz.
Sandviç yapıyorsunuz, ortaya koyuveriyorsunuz.
İşte bu sandviç tekniği.
Bu yöntemi bu arada DJ'ler yapıyormuş.
Hani bu Outkast'in Hey Ya şarkısı var.
İşte ilk çıktığında kulağa o kadar farklı gelmiş ki insanlar...
Tanımadıkları için hemen radyo kanalını değiştiriyormuş.
Beyin de diyor ki tanımıyorum ya bunu geç.
DJ'ler de ne yapmış peki?
Şarkıyı almışlar iki tane dev hit parçanın arasına sandviç yapıvermişler.
Sonuç ya şarkı kulaklara tanıdık gelmiş ve dünya starı olmuş ya.
Biz ne yapacağız? Biz dünya starlığına göz dikmedik ya.
Biz kendi hayatımızı bunu uygulayalım yeter.
Şimdi şunu soralım kendimize.
Hangi alışkanlığı edinmek istiyorum ama bir türlü başlayamıyorum.
Önce onu bulun. Sonra şunu düşünün.
Mesela sabah kahvemi içiyorum.
Mail'lerime bakıyorum. Bunları zaten hiç zorlanmadan yapıyorum.
İşte o yeni alışkanlığı tam ortaya yerleştirin.
Nasıl fikir? Çok güzel.
Kahvenin hemen ardından mail'lere bakmadan hemen önce gibi.
Mesela bu bir örnek yani.
Çünkü beynimiz tam bir tanıdıklık hastası arkadaşlar ya.
Sürekli bir patern, bir aşinalık arıyor.
Yani şu an mesela beni de tanımıyorsunuz.
Nasıl olacak bilmiyorum.
Bir gün tanışırız umarım arkadaşlar.
Bu direnci kırmak için o yeni bilgiyi bir tehdit gibi değil de zaten beklediği o güvenli sürecin, o ritmi bir parçası gibi algılamasını sağlıyoruz.
Böyle yapacağız. Şimdi bütün bu konuştuklarımız için ne lazım?
İrade lazım değil mi?
En zoru ya gerçekten irade dediğimiz şey ne kadar değişken bir şey.
Ya bir gün muhteşemsiniz, her şeyi yapabilirsiniz.
Ertesi gün böyle kalkıp yüzümü yıkamaya bile zor geliyor.
Mecalim yok ya. Neden?
Çünkü yorgun olabiliyoruz.
Yani psikolojimiz değişiyor.
Hayat her zaman istediğimiz zürolantide gitmiyor.
E siz de muhtemelen kendi kendinize.
Ya benim iradem gerçekten çok zayıf.
Ben başladığım hiçbir şeyi sonuna kadar götüremiyorum diyorsunuzdur.
Artı bir arkadaşlar. Ben de öyleyim.
Bu bence hepimizin ama hepimizin en yaygın sorunlarından biri.
Ama işte zaten irade böyle doğuştan gelen işte bazılarına verilmiş bazılarına verilmemiş bir yetenek falan değil.
Yani bildiğiniz bir kas arkadaşlar.
Tıpkı kollarınızdaki o pazılar gibi bende olmayan o pazılar.
Gün içinde kullandıkça yoruluyor ama doğru egzersizle de inanılmaz güçleniyor.
Yani bazı insanlar hani güçlü doğmuş ben zayıfım ya yok öyle bir şey ya.
O iradesi çelik gibi gördüğünüz insanlar bunu bir günde yapmadılar yani emin olun.
Şimdi mesela düşünün sabah kalktınız yine kahvemizi koyduk tamam mı?
Bugünün rutini. Ben kahve bağımlısıyım da arkadaşlar yani itiraf edeyim.
O yüzden ben rutinde kahve koyuyorum.
Siz kendinize göre düşünün.
İşte çok istediğiniz bir şeyi yapmaya karar verdiniz.
Spor olur, kitap olur yani her neyse.
Ve yaptınız. Süper.
Akşam ne oluyor? Eve geldiniz.
Bir anda o cips paketini eline aldınız ve sonra ya ben neden böyle yapıyorum?
Niye duramıyorum diye kendinize kızıyorsunuz.
Ama o irade kasınızı sabah zaten sonuna kadar kullandınız.
Ya trafikte sabrettiniz.
İşte sinir bozucu bir şeye katlandınız.
O gıcık insana katlandınız.
O toplantıda kendinizi tuttunuz ona laf sokmamak için.
O telaşın içinde bir şeyleri yetiştirmeye çalıştınız.
Belki çocuklarınızı okuldan aldınız.
Yani her seferinde o kas, irade kası biraz daha yoruldu.
Akşam eve geldiğinde de zaten bitik yani.
Hani irade tükenmez bir şey değil arkadaşlar.
İşte o anda mesela hala kendinizi bir şeylere zorladığınızda da olmuyor yani doğal olarak.
Hatta çok çarpıcı bir deneyden bahsedeyim size.
Bu bölümde kaçıncı deneyim bilmiyorum.
İşte masanın önünde oturuyorsunuz.
Böyle sıcacık fırından çıkmış çikolatalı kurabiyeler var.
Ama size diyorlar ki hayır sen turp yiyeceksin.
Ve nasıl bir sınav bu yani değil mi?
Ve siz o kokuya direniyorsunuz ya.
Turpu çiğniyorsunuz çiğniyorsunuz ağzınızda büyüyor.
Böyle zorla yutuyorsunuz.
İşte irade kasınızı o kokuya karşı durmak için harcadınız artık.
Ve sonra başka birileri geliyor size diyor ki.
Zor bir bulmaca vereceğim.
Bunu da çözeceksin. Ne oluyor biliyor musunuz?
Kurabiye yiyenlere göre %60 daha çabuk pes ediyorsunuz.
Neden? Çünkü o kas zaten yanmış arkadaşlar.
Harcandı. Bitti yani.
Turpa kadardı. Hani ben o kurabiyeyi yemedim zaten.
Dayandım. Bir de bulmaca çözemem ya.
Kusura bakma diyor. Yani iradeniz zayıf olduğu için değil.
Onu yanlış şeylere harcayıp tükettiğimiz için son adımı atamıyorsunuz.
Ama tabii ki ne demiştik bu bir kas yorulabiliyor, tükenebiliyor ama işin güzel tarafı şu bu kas aynı zamanda büyüyebiliyor da yani düşünün.
Şimdi mesela işte kendinize yeni edinmek istediğiniz alışkanlığı düşünelim.
Spor olsun spor salonuna başladınız işte.
Bunu sadece bir vücut yapmak için değil de kendimi biraz zorlayayım hani bu irademi biraz zorlayayım diye karar verdiniz tamam mı?
İki ay sonra ne oluyormuş biliyor musunuz?
Sadece kollarınız bacaklarınız değil.
İrade kasınız da güçleniyor.
İrade kası güçlenince işte eve gelince mesela kötü alışkanlıklarınızı bırakıyorsunuz.
Yemeklerinize dikkat etmeye başlıyorsunuz.
İşte o tıpkı domino taşı etkisi gibi irade kasında da böyle bir durum var.
Peki siz mesela spor yaparken işte bunları aslında bırakmaya mı çalışmıştınız?
Hayır ama o irade kası güçlendi ya bir kere.
İşte o güç hayatın her yerine sızıyor resmen.
Yeni alışkanlıklar edinirken de başta zorlanmamızın sebebi bu aslında.
Hani hem beyin enerji harcıyor hem karar vermeye çalışıyor daha alışkanlık haline getirmediği için iradeniz çok zorlanıyor.
Ama onda böyle biraz iradenizi kullandığınızda bunun bir kasa olduğunu düşündüğünüzde beynin zaten bunu işte alışkanlık olarak aldığında enerji harcamayacağını her şeyin daha kolay olacağını
düşündüğünüzde burada irade kasanızı geliştirmeye de niyet edebilirsiniz.
Çünkü irade kası bir alanda geliştiğinde beyin o disiplini tanıyor ve diyor ki e Beril sen bunu burada yapabiliyorsan başka yerlerde de yapabilirsin.
Ve yapıyor arkadaşlar siz hiç fark etmeden o sistem içeride işlemeye başlıyor.
Yani o gün çok yorgun hissetsek bile o spora gidebilirsek ya da o çalışmanın başına oturabilirsek aslında beynimiz resmen yeniden programlanıyor.
Ve o küçük küçük zaferler hani böyle mikro eylemler demiştik ya.
Birikiyor birikiyor bir gün bir bakıyorsunuz hayatınız sanki böyle kendi kendine hizaya girmiş.
Arkadaşlar yavaş yavaş bugünkü bölümün sonuna geliyorum ama veda etmeden önce size yine çok sarsacak hani o bazen içimizde yankılanan ben böyleyim bu benim kaderim diyen o karamsar
sesi darmadağın edecek bir güçten bahsetmek istiyorum.
Bu da inanma iradesi.
Bakın modern psikolojinin babalarından Williams James'i düşünün.
Adam 30 yaşlarına kadar o kadar ağır bir depresyonla, o kadar büyük bir karanlıkla boğuşmuş ki kendini adeta kaderin elinde savrulan böyle bir oyuncak gibi görmüş.
Hani çünkü bazen bazı şeyler böyle tepeden söyleniyor gibi oluyor ya bu insan bunu yaşamış ya dibine kadar.
Ama bir gün çıkıp öyle bir şey demiş ki bütün hayatı kökten değişmiş.
Özgür irademle yapacağım ilk şey özgür iradeye inanmak olacak.
Müthiş bir meydan okuma değil mi arkadaşlar?
Biz bazen gerçekten bir bırakıyoruz ki yani o sistem bizi adeta avcunun içine alıyor değil mi?
İşte bu tekniğin özü tam olarak burada gizli arkadaşlar.
Değişebileceğinize dair elinizde henüz somut tek bir kanıt olmasa bile o değişebilirim ihtimalini inanmayı seçmekten bahsediyorum.
Yani diyelim ki diyoruz ya benim özgür iradem yok.
Varmış gibi yap. Özgür iradem varmış gibi.
Bundan sonra hayatımda olacak her şeyi sen seçebilirmişsin gibi.
İşte William James de böyle yapıyor.
Diyor ki artık ben bundan sonra özgür iradeye inanacağım.
Benim özgür iradem var.
Böyleymiş gibi yapacağım.
Tabii bu inanç öyle sihirli bir değnekle bir günde böyle pıt diye olmuyor.
James de bu deney için kendini tam bir yıl süre tanımış.
O bir yıl sürede işte ben böyleymiş gibi davranacağım.
İradem varmış gibi davranacağım.
Siz de o değiştirmek istediğiniz hani sizi rolantide bekleten o alışkanlığınız için kendinize bir söz verebilirsiniz.
İşte mesela aslında kim olmak istediğinizi seçmekle başlayabilirsiniz.
Ben spor yapan biriyim.
Ben sigara içmeyen biriyim.
Ben işte alkol tüketmeyen biriyim.
Yani bir kimlik seçip o küçük rutinleri hayatınıza uygulamaya başladığınızda hayatınızın da değişeceğinden bahsediyor.
İşte somut örnek arkadaşlar tepeden konuşmuyor yani.
Hani başına gelmiş ve bu şekilde aşmış.
Yani iradem yok demeden iradem var ya yapabiliyorum, bırakabiliyorum.
Bugün bunu yaptım, yarın bunu yapacağım gibi kararlar vererek ve aslında şunu unutmayın bu inanç tek başına değil.
O yaptıysa ben de yapabilirim diyebileceğiniz belki bir topluluk içinde çok daha kolay olacaktır sizin için.
sizlerle birlikte aynı mücadeleyi veren insanlarla bir araya gelmekten bahsediyorum.
Özellikle işte en zorlandığınız, hayatın üzerinize geldiği kriz anlarında sizi eski zararlı limanlara sığınmaktan kurtaracak o tek şey her şeyin düzeleceğine dair sarsılmaz inancınız
olacak arkadaşlar. Özetle arkadaşlar alışkanlıklar birer kader değil.
Sadece beynimizin o meşhur enerji tasarruf mekanizmasının bir sonucu.
Yani o görünmez hapishaneyi fark ettiğiniz an Anahtarın aslında sizin elinizde olduğunu da kabul etmiş oluyorsunuz.
Kendine dürüst olanlar kulübe olarak bugün o ilk düğmeyi iyilikleyelim ve eski bene bir veda buğsesi bırakalım.
Bugün o yeni alışkanlığımız için atacağımız ilk mikro eylemi gerçekleştirmeye var mısınız?
Sizi bu soruyla baş başa bırakıyorum.
Haftaya aynı saatte tekrar buluşalım.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
