
Güncel yaşadıklarımı yine sohbet ederek paylaşıyorum. Para, iş ve neden böyleyim sorusu.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve.
Hayat Deneyleri'ne hoş geldiniz.
Şu an saat burada, akşam 10'u geçti.
Ben işten geldim.
Size bahsettiğim o yeni bir restoranda başlayacağım.
Nasıl geçecek vesaire bilmiyorum dediğim yerden bahsediyorum.
Bugün orada ilk şiftimde, ilk çalışma günümdü.
Dün gittim aslında...
Ama dün sadece iki saatlik bir eğitim verdiler.
Şöyle olacak, böyle olacak diye.
Kısa, keyifli, güzel.
Açıkçası stresli sayılırdım.
Stresli sayılırdım değil, stresliydim yani.
Şu an çok emin olmamakla beraber tam olarak ne hissettiğimi kelimelere dökmeye çalışıyorum ama stresliydim, kaygılıydım.
Nasıl geçecek bilmediğim bir süreç.
Ve size bir önceki bölümde bahsettim.
Parasal hedeflerim var.
Düzenli bir gelir elde edip kendimi rahat ettirmek istiyorum.
İyi hissetmek istiyorum açıkçası parasal anlamda.
Böyle bir hedefim olunca daha doğrusu bu işte başarılı olmak istiyorum.
Bir gerçeğe dönelim. Böyle bir hedefim olmasaydı da bu işte başarılı olmak isterdim.
Ben yaptığım şeylerde başarılı olma isteği, arzusu çok olan bir insanım.
Kendimi nasıl diyeyim?
Yaptığım her işte bu kız bu işin nasıl işte erbabı.
Bu kız bu iş için yaratılmış.
Takdir dolu cümleler duymaya alıştım sanırım bu yaşıma kadar.
İlla muhteşem şeyler duymama gerek yok ama kötü şeyler de duymadım yani.
Şu an size bir yandan anlatırken bir yandan da düşünüyorum.
Neyse ama Avustralya'ya geldiğimde ya size de hep aynı şeyleri yani.
Şu cümleleri çok kuruyorum.
Avustralya'ya geldiğimde şöyle Avustralya'ya.
Gerçekten öyle. Buraya geldiğimde çoğu şey değişti.
Hayatımda farklı yapmadığım kadar bir şeyleri farklı yaptım.
Olmadığım kadar farklı bir insan oldum.
Ve olmaya da devam ediyorum.
Çünkü her gün yeni bir tecrübe, her gün yeni bir bakış açısı.
Hem kendimi geliştirmeye çalışırken hem de farkında olmadan.
Yani bu istek var ama istek olmasa da zaten zaruri bir şekilde bazı şeyleri yapmak zorunda kaldığım için o zaruri bir şekilde yapmak zorunda kaldığım şeylerin sonucu da beni geliştiren şeyler.
Bundan dolayı da hem mutluyum ama genelde neticelendiğinde mutlu oluyorum.
Süreçte bazen o zorluklar beni stres kaygı gibi zor duygularla baş başa bırakabiliyor.
Şimdi geleyim bu yeni işime.
Geçen hafta bahsettiğim gibi işte bugün.
İlk günümdü. Dünü saymıyorum çünkü dün sadece iki saatlik bir menüyü anlattılar.
Şöyle olacak, böyle olacak.
Her detay hakkında bilgi verdiler genel restoran için.
Bilgi verirlerken aslında ekiple alakalı çok pozitif bir etki almış olsam da işle alakalı giderek...
Beklentimi daha da yukarı çıkardım.
Çünkü masaya bir şeyleri bırakırken diyelim bir yemeği servis ediyorsunuz.
Tabii ki o servis ettiğiniz yemeği bilmek zorundasınız.
Müşteri size ne olduğunu soruyor.
Bazen o kadar detaya hakim olmasanız da en azından nasıl bir şey, tadı neye benziyor gibi.
Genelde karar vermeden önce size bunları sorarlar ama masaya getirdiğinizde de...
ne olduğunu tekrar açıklamanızı isteyebilirler.
Bu bazen olan şeyler ama bu işte kesinlikle yapılması gereken bir şey.
Masaya yemeği bırakırken kesinlikle detaylı bir şekilde işte şu şekilde içinde bu var gibi 3-4 kelimeden oluşan o kelime dediğim şeyler de böyle
ezberlenmesi gereken şeyler.
Çünkü garip yani garip dediğim domates tostu Hani Türkçesinde bilmem domates yatağında labne peyniri içinde yüzen
böyle böyle hani sıfatlarla kullanılan şeyler var ya.
Bu restoran birazcık onu anımsatan türde şeyler söylemem gereken bir yer.
İngilizceyi geçtim.
Ezberlemesi de zor.
Hani bazı Fransızca kelimeler var.
Telaffuzunu söyleyemiyorum.
Nasıl telaffuz edileceğini önce anlamam gerekiyor ki.
Her neyse.
Dün gördüğümde menüyü zaten daha önce görmüştüm ve bakmıştım.
Ama şöyle düşünmüştüm.
Herhalde bu kadar her şeyi söylemem.
Gördüm ki beklenti olarak işte dün beklentilerini daha doğrusu yapılan işleri anlattılar.
Her şeyi tek tek açıklamam gerekiyor.
Bu biraz gözümü korkuttu.
Her neyse geleyim bugüne.
Bugün işte başladık.
Ben yemek kısmında yemeği alıp masalara götüreceğim.
Burada masa numarası yok.
Bu çalıştığım restoranda.
Masa numarasının olmaması gerçekten çok büyük bir dezavantaj.
Kafanız karışabiliyor.
Bir de öyle 1, 2, 3, 4, 5 diye gitmiyor.
İşte köşeden başlayan masa 10, 15'e kadar.
Sonra 15'in yanında 20 ile başlıyor.
Benim beynim bazen A dediyse o A.
Ama o B yani hatırladığım gibi değil.
Olması gereken ne olduğu arasında ya da Benim hatırladığımla gerçekte olan arasında büyük bir fark olabiliyor.
Benim beynimde o masayı ta ilk trial'a yani denemeye o işi alıp almayacağımı görmek için gittiğimde benim beynim onu o şekilde kodladı.
İçimden dedim ki eyvah ben yandım.
Çünkü bazı şeyleri düzeltmek beynimde zor.
Onu nasıl bilmiyorum sizde öyle bir şey oluyor mu?
Hani nasıl o kadar...
Bir şeyleri bir şeylere benzetip o şey zihnimde o şekilde kalabiliyor.
Ve o en başında 10 ile başlayan yeri benim zihnim 20 ile başlatıyor ama sebebini bilmiyorum.
İlk anda zaten onu anladım.
Orayı ben 20 ile başlatacağım.
Her neyse özellikle de dikkat etmeye çalışıyorum.
20 değil, 20 değil demeye çalışıyorum ama 20 değil dedikçe o 20 daha da çok şey oldu.
Zihnimde orası 20. İngilizcesini söylüyorum çünkü.
Şimdi bugün başladım.
Yemekleri alacağım. Bize zaten her şeyi tek tek söylüyorlar.
Bize diyorum, benimle beraber çok şükür ki bir kişi daha başlamış.
Yanınızda bir kişinin olması her zaman avantaj.
Beraber hata yapıyorsunuz.
Göze daha az batıyor.
Ya da kendinizi yalnız hissetmiyorsunuz.
Ben biriyle yeni bir işe başlamayı çok seviyorum.
Kader yoldaşı, kader arkadaşı.
Her neyse. Şimdi bu arada dün ben...
Devam etmemiştim. Dün sadece iki saatlik işte öyle bir eğitim ermişlerdi.
Sonra ben gece nöbetine gittim.
O arkadaş dün restoranda çalışmaya devam etti.
Eğitim aldıktan sonra akşam normal şifte orada devam etti.
Birazcık benden daha iyi.
Sonuçta bir günde olsa orada çalıştı.
Bir tek de olsa dediğim gibi tecrübesi var.
O yemekler vesaire aman tanrım söylenmemizi bekliyorlar ya.
Bir de ben şimdi hiç çalışmamışım.
Otobakları hakkında gerçekten bilgim yok.
Çocuğa bakıyorum. O bir tık daha hakim alabiliyor.
Hani yemek adını söylediklerinde bir tık daha ne olduğunu farkında.
Yemeği gördüğümde bu ne diyorum.
Yemek dediğim de yemek değil başlangıçlar.
Biz başlangıç kısmındaydık.
Sonra zaten biriyle çalışıyoruz.
Supervisor'ımız vardı başımızda.
O zaten öğretiyordu, anlatıyordu.
Bana dedi ki senden...
Gerçekten hiçbir beklentim yok.
Sadece olabildiğince dinle.
Ha dedi kendini eğer dedi iyi hissedersen tabakları götürmek yani tek başına bu tabakları götürmek istersen dedi alabilirsin.
Ama benim öyle bir beklentim yok.
Ben de tamam dedim.
Şimdi beklentim yok diyor ama yanımdaki insan alınca ve biz onunla daha dün beraber başlayınca bu tabii ki benim yapmış olduğum benim psikolojim ama kendimi bir zorunlu hissettim
hani. O yapıyor da ben yapamıyormuşum gibi.
Zaten maalesef bir şeyleri yarış haline getirmek.
Ya arkadaş işte söylemiş sana.
Beklentimiz yok. Ne diye kendini parçalıyorsun?
Bazen gerçekten öyle. Kendimi paralıyorum.
Hani orada paralamadım da.
Yani şey olarak yapayım yapayım öğreneyim.
Öğreneyim dedikçe hata yapma payım daha da artıyor.
Bu arada size şeyi de bahsettim ya.
Hani dün dedim. İki saat çalıştıktan sonra.
Çalışmadım daha doğrusu. İki saatlik eğitimden sonra gece nöbetine gittim.
Ben gece nöbetinden çıkıp sadece birkaç saat uyudum.
Sonra bu restoranın içine gittim.
Yani dikkatim de zaten dağınıktı.
Öyle bir korkum da vardı.
Uykusuz olunca, bir tık da stresli olunca dedim ki umarım hata çok yapmam.
İlk günden göze batmak istemiyorum.
Artı zaten anlatacağım.
Kendimle alakalı şeyleri.
Her neyse. Sonra şey yapıyorum işte bu bu bu bu bu diye.
Hani bu bu bu bu çok güzel bir açıklama olmadı ama.
İşte bu A, B, C kendimce işte ezberlemeye çalışıyorum.
Sonra işte supervisor ara ara işte soruyor.
Merve nasıl hissediyorsun? Nasıl gidiyor?
İşte keyifler, moraller yerinde mi?
Keyfim, moralim yerindeydi.
Aşırı stres de yapmadım.
Yani... Aşırı stres yapılacak bir ortam oluşturmadılar zaten.
Mutfak tarafı da gerçekten iyiydi ki genelde restoranda çalışmış insanlar beni şu an dinliyorsa restoran kısmının en stresli yeri mutfak tarafı oluyor.
Çünkü büyük bir sorumluluk hissediyorlar.
Yemekleri yetiştirmek zorundalar vs.
vs. Genelde çok stresli olabiliyorlar.
Ama bu çalıştığım ortam mutfak tarafı da bizzat mutfaktan zaten şey çıkıyor.
Açık mutfak. çalıştığım yer.
Direkt şeften tabağı alıyorum ve stres hissetmedim.
Onlar da gayet sakindi.
Sonra ortam öyle olunca dedim yani ben de birkaç yemek götüreyim sonuçta.
Sonuçta vakti geldi.
Hani kime göre geldiyse.
Ah Merve ah. Bazen öyle kızıyorum kendime.
Gerçekten. Hani ağrısız başımı ağrıtmakta üstüme yok.
Biraz Bir önceki bölümde söyledim ya hani sabırlı olmayı öğrenmem lazım.
Her şey zamanla.
Yani bir atılma her şeye.
Ben dedim ki şimdi ben tabii onları hep takip ediyorum.
İşte o supervisor dediğim kişiyle beraber biz hep masalara gidiyoruz.
Ben bazen tabakları bırakıyorum.
O da hemen açıklamasını yapıyor.
Ya da kendisi masalara bırakıyor.
Açıklamasını da kendisi yapıyor.
Sonra ben dedim ki ben yaparım.
O da bana şey demedi şöyle işte.
Yapamazsın ne demezsin. Aldım götürdüm.
Yani şu an gülüyorum çünkü çok hevesli bir şekilde.
Hani küçücük çocuk gibi hissediyorum bazen kendimi ya.
Aldım. İki tane tabak aldım.
Bir tane zaten çok basit.
Smoke butter diyorlar.
Yani normal bildiğiniz tereyağı.
Tereyağının üstüne de işte şey serpmişler.
Hafif tuzlu böyle tütsülü.
İşte tuz şeyi düzgün anlatamadım.
Tereyağının üstünde Tütsülenmiş tuz.
Öyle bir şey atıyorlar üstüne.
Ben tadına bakmadım ama anlamı o.
Onu zaten söylemesinde bir şey yok.
Diğer aldığım başlangıç işte domatese söyledim.
Hani tostlu domates işte tomato dedim.
Şu an aklıma gelmiyor.
İşte üstüne bir tane yaprak atmışlar.
Carpulik diye bir şey geçiyordu sanırım.
Ondan sonrası gelmedi.
Ama ezbere gittiğimde o kadar belli ki bir çift vardı masada.
Bekliyorlar. Ben de şimdi gerçekten hazırlamaya çalışıyorum.
Yani hissediyorum da yanaklarım kızarmaya başlıyor.
Sonra bir şey diyorum.
Böyle hani Türkçe, İngilizceyi karıştırdım.
İnsanların da zihni karışsın diye.
Çünkü kendim de o an hani gerçekten bazen bir kelimenin Türkçesi gelir, İngilizcesi gelmez.
Bazen de işte Türkçesini şey yapamazsınız, getiremezsiniz.
İngilizcesi gelir. O iki kelimeden oluşuyordu.
Kelimenin yarısını Türkçe, yarısını İngilizce kattım, karıştırdım, bir şeyler söyledim.
Bu arada söyleyene kadar da aradan vakit geçti.
Masanın önünde böyle bekliyorum.
İnsanlar da bekliyor. En son dediğim gibi bir şey söyledim.
Hemen çıktım yukarı.
Sonra dedim ki ya niye bu kadar acele ediyorum?
Biraz sakin ol.
Hani bu akşam hani ilk gün...
Olduğu için zaten onlar tek başıma gidip de o yemekleri açıklamamı vesaire beklemiyorlar.
Adam yüz kere söyledi.
Yok ama illa hani kendini ispat etme çabası var ya.
Ben iyiyim. Yani ben yapabilirim.
Yani niye hani işte kendime kızdığım noktaları.
O çocuksu yönlüm dediğim nokta da o.
Kendimi zor duruma sokmaya gerçekten bayılıyorum.
Ha bu yetmedi bu arada. Böyle bir başladım.
Bir tık bir...
şey oldum. Dedim acele oldu ya.
Hani çok hızlı hareket ettim.
Ha bu arada şeyi anlatmadım.
Yani bir saat içinde yapıyorum bunların hepsini.
Bir saat dolmadan. Yani ilk 40 dakika içerisinde kendi başıma masaya gittim.
Belki dinleyenler vardır.
Çok büyük bir şey değil. Yapan yapar.
Ama yapmamam gerekiyordu.
Bir konsantrasyonum zaten hani konsantrasyonum yüksekti gerçi ama nöbetten çıktığım için Bir tık algım düşük olabilirdi.
Ki bence öyleydi bugün, bu akşam.
İkincisi de bir tık daha sakin.
Hani şunu öğrenmem gerekiyor.
O kadar acele yapıp kendimi ispat etme çabasına girmemem gerekiyor ama böyle böyle umarım öğrenirim.
Umarım öğrenirim de bazen ders almıyorum.
Şimdi anlatacağım. Ders almadığımı zaten gösteriyor.
Şef bana...
Şimdi ben orada artık dikiliyorum ya.
Söylüyorlar, ediyorlar.
Hani supervisor bir şey anlatıyor.
Gelen herkes bir şeyler söylemeye çalışıyor sağ olsunlar.
Bir şeyler katmaya çalışıyorlar.
Ama ya menüde bir sürü yemek var, tatlı var.
Hepsi bilmem balık Japonya'dan gelmiş.
İşte Oster, New South Wales.
Buranın bir state'i, bölgesi.
Şimdi böyle şeyler söyleniyor.
İyi, güzel, hoş da kardeş.
Hani hangi birini aklıma tutayım?
Her şeyi tamam diyorsun. Not alıyorum ama notlarıma baka...
O şu an işte anlatacağım o an daha doğrusu şu an diyorum.
Anlatacağım o an notuma bakamadan bir masaya işte gitmek zorunda kaldım.
O da yanlış numaraya gitmişim.
Size dedim ya benim zihnim 10 diye 20'yi kodladı.
Şef bana dedi ki 23 numaraya git.
Hani 23 numaranın bunlar.
İşte ben tabakları aldım.
Bir yandan o notuma bakamadığım için kafam orada.
Hani... Ne söyleyeceğim diye düşünmeye çalışıyorum.
Uydurmaya... Şaka şaka.
Uydurmalık zaten bir şey söylemem.
Yarın söylerim ama uyduracak bir şey bilmiyorum zaten.
Her neyse. Gittim.
23 numara diye 13 numaraya gittim.
Ama tabii ben onu 23 numara zannediyorum o an.
İnsanlar dedi ki biz yedik ki bunları.
Nasıl? Nasıl yediniz?
Dedi biz ana yemeği bekliyoruz.
Aa tamam ben de hemen aldım.
Tabakları geri götürdüm.
Şef dedi. Nasıl ya?
Adamın da kafası karıştı.
Dedim yemişler. Dedim yemişler.
Onlar dedim şey bekliyormuş.
Ana yemek bekliyormuş. Biraz da kendimden eminim.
Hani bunları söylerken.
Kendime emin bir şekilde söyledim.
İçten emin değilim de dıştan emin gözüküyorum.
Allah Allah. Şimdi ben gittim falan.
Geldim. Adam tekrar sorduğu gibi.
23 numara. Ben diyorum evet 23 numara.
Bir kere daha sordu. Bir masaya gittim geldim.
Dedi ki hangi numara dedi.
Dedim 23. İşte şu şu yemek.
Tamam dedi hani. Artık çünkü adamı ikna ettim hani.
100 kere 23 dedim. Sonra hani bir an olur ya böyle.
Şimşekler çakar. Dedim o 13 numaraydı.
Sonra koşa koşa şefe gittim.
Kusura bakmayın dedim böyle böyle.
Supervisor da geldi o sırada.
Dedim ben böyle böyle bir hata yaptım.
Yemek alması gereken yani başlangıçları gitmesi gereken masa başlangıçları gitmemiş oldu.
Şef muhtemelen birazcık gıcık kaptı bana.
Haklı da ben kendime ondan daha çok gıcık kaptım açıkçası.
Neyse benim modum düştü sonrasında.
Sonra işte supervisor dedi ki hiç büyük bir hata değil.
Lütfen hiç böyle şey yapma.
O kadar kibar yaklaştı ki ben zaten şaşırdım.
Böyle insanlarla uzun zamandır çalışmamıştım gerçekten.
Gel dedi masaya beraber gidelim.
Aldı götürdü işte tabakları.
Güzelce anlattı dedi.
Umarım beni çok beklememişsinizdir.
Allah'tan ki başka bir başlangıç daha gitmiş masalarına.
Bu restorantın şeyi, olayı nasıl?
Tek tek götürdükleri yemeği atıyorum.
Şu an uyduruyorum yani öyle bir şey yok da.
Diyelim peynir götürecek.
Peynirden önce ekmek.
Hani sıralaması çok belli.
Eğer o masada işte önce işte peyniri görüyorsan masada aa şey diye düşünüyorsun.
Demek ki ekmeği zaten yemişler diye düşünüyorsun.
Bu insanlar da işte hemen açıklama yaptı supervisor.
Dedi siz işte bu başlangıcı aldınız ama almanız gereken işte iki başlangıcı getirdik.
Bir karışıklık oldu dedi.
Böyle çok da kibara işte açıkladı.
İnsanlar zaten çok tatlıydı.
Onlar da tebessüm ettiler.
Böyle hani şakalaşma oldu.
Ben hiç üstüme alınmıyorum.
Çünkü beni katmadılar yani.
Benden kanayın aklı vs.
Ben sadece dinledim.
Supervisor'ın ortamı ne kadar güzel yönettiğini, bana ne kadar iyi davrandığını görünce gerçekten bir tık rahatladım.
Sayılır. Sonra benim tabii ki şeyim başladı.
Nasıl böyle bir hata yaparım?
Yeni bir işe başlarken yaşadığım en büyük korkulardan biri insanların beni aptal sanması.
Yetersiz görmesi.
Aslında bu yeni iş değil.
Belki de herkes için geçerli bilmiyorum ama bir insan sizi tanımıyorsa siz o insana kendinizi göstermek istiyorsunuz.
Şimdi ben bunu biraz genelleyerek anlatmış oldum ama gene geleyim kendi özelime.
Yeni bir işe başladım, yeni bir okula başladım diyelim.
Yeni bir ortamdayım.
İnsanların benim hakkımda hiçbir bilgisi yok.
Düşündüğüm şey beni orada iyi görsünler, iyi bilsinler tabii ki.
Ama bir de aptal sanmasınlar.
Aptallıkla alakalı bilmiyorum bir alıp veremediğim var sanırım.
Gördükleri kişinin yeterli o işi yapabilecek kapasitede bir insan olduklarını düşünmeleri.
Yani öyle bir insanla çalışıyor izlenimi vermek çok istiyorum.
Böyle düşününce size bir önceki bölümde de söylemiştim.
İstekli olmak, çabuk olmak.
Her işi yapabilecek kabiliyette olduğunu göstermek.
Ve bunlar daha bu liste uzar da gider.
İlk gün. İlk daha yani hiçbir şey bilmiyorum.
Bir de tam olarak çok normal bir restoran değil.
Anlatılması gereken şeyler aşina olduğum kelimeler değil.
Türkçeyi geçtim hani İngilizce olarak da aşina olduğum telaffuz ettiğim kelimeler değil.
Ve oluşturdukları hani anlatım tarzı...
Biraz değişik.
Bu kadar değişiklik, bu kadar farklılık varken kendimi tabii ki hemen gösteremem.
Tabii ki hemen oranın en iyisi olmaya falan çalışmıyordum gerçi.
Hani bu kadar da kendimi yer miyim?
Ama iyi bir çalışan da o gün için ya da bugün için olamam.
Çünkü çok farklı, çok yeni.
Ama öyle bir şeyin altına giriyorum.
Öyle bir sorumluluğun altına giriyorum ve kendimi gereksiz bir strese sokuyorum.
O yeni başlayan çocuk...
Gerçekten takdir ettim.
Bende olmayan şeylerin hepsi onda vardı.
Hata yaptığını gördüm.
Ben artık kendi başıma tabak taşımaya böyle gayret gösteriyorum.
Kendi kendimin güvenini kırdım diyebilirim.
Sonra o çocuğu takip etmeye başladım.
Bakıyorum o da hata yaptı.
O da yanlış masaya gitti ama yanlış masaya gittiğinde işte diyelim 61 dediler o 62'ye gitti diyelim.
O daha kabul edilebilir bir şey.
Ben sonuçta tabakları alıp geri geldim.
Bir de onlar yemek yedi dedim.
Az daha insanlar başka bir masa.
Yemek alamayacaktı benim yüzümden.
Onun yaptığı hata bir tık daha makul.
Benim yaptığım hata da gerçi makul.
Bu kadar abartmaya gerek yok.
Demek istediğim şey o değil.
Büyük küçük. Hatanın büyüklüğü küçüklüğü değil.
Hata yapılır ama hata yapmaya kendime pay bırakmadığım gibi.
hata yapmaya pay bırakan insanları gördüğümde gerçekten hoşuma gidiyor.
Önceden anlayamıyordum insanlar nasıl bu kadar rahat olabiliyor diye.
Şimdi takdir ediyorum.
Hani anlayamadığım şeyi anlamaya sanırım başladım ama uygulamakta zorluk çekiyorum.
Uygulamayı inanılmaz istiyorum çünkü rahatsın, hata yapabilirsin, insansın, insan olduğunu kabul ediyorsun.
Hani mükemmel olmaya çalışmak hayatta...
O kadar zor şeylerden biri ki.
Mükemmel değiliz zaten.
Yapımız gereği insanız ve hatalı mahluklarız.
Bunu kabul etmek bilmiyorum. Sanırım benim için zordu.
Ama öğrenmeye çok istekliyim.
Bu konuda gerçekten öğrenmeye çok istekliyim.
Özellikle Avustralya'da buranın kültürü biraz daha layback culture.
Yani insanlar daha rahat.
Daha... Ya hallederiz, sıkıntı yok kafasında.
Belki bizim kültürümüzden dolayı da ben kendimi bu şekilde hissettim.
Biz hata payı kendimize daha az bırakıyoruz.
Belki kültürel bir şeydir, bilmiyorum.
Belki tamamen kişisel bir şeydir, emin değilim.
Ama burada öğrenme, yani bu mükemmellikçiliği biraz daha kırmaya uygun bir ortam var.
Bu anlamda da kendimi şanslı hissediyorum ama umarım ki pratiğe daha çok dökmeye...
Restoran işçi bence bana yardımcı olacak bu anlamda.
Kendimi sürekli ispat etme, sürekli ispat etme.
İspat etmeye belki girmeyi çok değiştiremeyebilirim en azından şimdilik.
Ama en azından şunu yapabilirim.
Biraz daha yavaş, biraz daha sabırlı olmayı öğrenebilirim.
Sabırsızlığım hemen kendini devralıp hızlıca harekete geçmeme sebebiyet verebiliyor.
Hızlıca harekete geçmemden kastım da.
Hızlıca hemen yapayım. Hemen bir o ortamda parıldayım.
Aman Allah'ım. Maalesef.
Yaptığım en büyük yanlışlardan biri.
Bugün bunları anlatmak istedim.
Kendime sormam gereken sorulardan biri insanlara ne kadar akıllı göründüm değil ve bugün ne öğrendim.
Eve götürmek istediğim mesaj.
Size de bırakmak istediğim.
Bölümlerde sürekli bu kısma zaten geliyorum.
Mükemmeliyetçilikle alakalı ara ara değiniyorum ama kendimle alakalı bahsettiğim Eleştirel düşünce.
Ki hepsi doğru.
Yani gerçekten öyle.
Kendimi gösterme, mükemmelliyetçilik, aptal görünme korkusu vs.
Bu da küçük hataları gözümde çok büyütüp çok büyük bir hata yapmışım hissine kapılabiliyorum.
Artı mükemmel görünmeye çalışırken de aslında öğrenme hızımı yavaşlatıyorum.
O sabırsızlık, o telaş.
Ve... Hem kendime hem de size söylemek istediğim şey, insanlara ne kadar akıllı göründüğümüz değil bence.
Kendimize sormamız ya da kendimizde olması gereken şey.
Bugün ne öğrendim? Bugün kendime ne kattım bu yeni ortamda?
Yeni bir işe başlarken amaç kusursuz görünmek kesinlikle değil.
Öğrenmeye açık olmak.
Bence bu bakış açısı hem kaygıyı azaltacak hem de gerçek gelişmeyi mümkün kılacak.
Umarım keyifli bir bölüm olmuştur.
Sıkılmadan dinlemişsinizdir.
Sevgiyle kalın, hoşça kalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
