
Hep “anlayan” taraf mısın?
İstemediğin şeylere evet deyip sonra içten içe yoruluyor musun?
Bu bölümde sınır koymayı konuşuyoruz:
kendini kaybetmeden insan ilişkilerinde kalmak mümkün mü?
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve.
Hayattan deneylere hoş geldiniz.
Bu bölümde konuşacağımız şey, nasıl hayır deriz, nasıl sınır koyarız.
Hadi gelin başlayalım.
Öncelikle sınır tanımını bir netleştirerek başlamak istiyorum.
Çünkü bence sınır biraz kafa karıştıran bir tanım.
Sınır denilince aklımıza ilk gelen şey ya da yaptığımız şey tamamen duvar örmek.
Kendimizi tamamen kapatmak.
Ve koruma altına almak.
Ama sınır bir ev olduğunuzu düşünün.
Ya da bir eviniz olduğunu düşünün.
Onun bir kapısı var değil mi?
O kapıyı herkese açmazsınız.
Herkes giremez ama gelen insanlar da istediği saatte gelemez.
Ya da içeride bulunan insanlar da istediği gibi davranamaz.
Yani o evin bir kuralları var ve kurallara uymak zorunda.
Ama tabii ki siz o insanları misafir edersiniz.
Sizin kurallarınıza göre.
Yani sınır bu demek.
Umarım birazcık anlaşılır olmuştur.
Ben sınır konusunda zorluklar yaşayan bir insanım.
Dım demek isterdim açıkçası ama maalesef halen daha bu konu için olabildiğince farkındalığımı artırmaya çalışıyorum.
Bu bölümü de o yüzden çektim.
Hem kendi deneylerimden yine bahsedeceğim.
Hem de ne yapabiliriz, neler öğrenebiliriz beraber konuşalım istedim.
Ben... Dediğim gibi sınırlar konusunda zorluk yaşayan bir insanım.
Ama beni tanıyan insanlar genelde çok yani sınırlarımın gayet belirgin ve sınır konusunda bir problem yaşayan bir insan olarak görmezler.
Çünkü onlara göre şöyle bana yanlış yapıldığında hayır diyebilen bir insan olarak karşıya yansıtıyorum.
Ama bana göre ben o raddeye gelene kadar maalesef birçok şeye evet demiş ya da birçok şeyi tolere etmiş oluyorum.
İçin içe rahatsızlık duyup evet dediğim şeyler aşırı fazla.
Ama dışarı yansıttığım genelde son damlası olduğu için insanlar o son damlayı gözlemleyebiliyor ve sınır konusunda iyi olduğumu düşünüyorlar.
Ama keşke. Keşke gerçekte de yani ben de keşke sınır konusunda iyi olduğumu düşünebilsem.
Ama bu konuda gerçekten büyük bir çabam var.
Neler yaptığımı da zaten sizlerle paylaşacağım.
Sınır konusunda en önemli gördüğüm şeylerden biri de ya da karıştırılan şeylerden biri de sınır koymak biz kontrol etmekle karıştırıyoruz.
Yani diyelim bir şeyi sevmediniz.
Size bir yanlış yapılıyor.
Biz karşımızdaki insana sen bana bunu yapamazsın diyoruz.
Yani bunu söyleyebiliriz ama karşımızdaki insanı kontrol etme...
Yeteneğine sahip değiliz.
Karşımızdakini kontrol edemeyiz.
Bununla ne demek istiyorum?
Hoşlanmadığımız bir davranış olduğunda, bize bir söz söylendiğinde, bir davranışta bulunulduğunda ya da süregelen bir eylem de olabilir ve siz o davranıştan hoşlanmıyorsunuz.
Karşınızdaki insana bunu yapma dediniz ama siz herhangi bir sözden başka bir şeyde bulunmadınız.
Bu sınır koymak değil arkadaşlar.
Bu karşıdaki insanı kontrol etmeye çalışmak.
Yapacağımız şey, evet ben bu davranışından hoşlanmıyorum.
Bu davranışı yapmaya devam edersen ben bu şekilde artık sizin yaptırımınız neyse onu söyleyerek ben de bu şekilde davranacağım.
İşte bilmiyorum belki sevgiliniz size geç mesaj atıyor ya da mesajı atmıyor.
Günaydın mesajı bekliyorsunuz ama günaydın mesajı gelmiyor.
Eğer bu mesaj işte geç gelirse...
Ben son dakika plan yapamayacağım için başka bir zamana plan yapalım ve bana son dakika haber verme ya da geç yazdığın için ben başka bir plan yaptım.
O yüzden işte bu tarz anlayışlardan hoşlanmıyorum ve son dakika ya da geç cevap yazıldığı için ben kendi planımı yaptım ya da yaparım.
Öncesinde söylersiniz, o kişi eylemine devam ederse siz de söylediğiniz sözün arkasında durup sınırınızı, tavrınızı gösterirsiniz.
Çünkü... Karşımızdaki insanı kontrol edemeyiz ancak biz kendi eylemlerimizden sorumluyuz.
Sınır koymak neden önemli?
Bence burası önemini anladığımızda gereğini yapma sorumluluğuna daha iyi bürünebiliriz.
Sınır yoksa insan bir süre sonra şunu hisseder.
Görülmüyorum. Bazen siz ne olacak ki dersiniz.
Ne olacak ki bu sefer de bunu altına alayım.
Ne olacak? Bu sefer onun dediği olsun.
Ne olacak bu sefer onun dediği restoranta, onun dediği işte kafeye gidelim.
Ya da bu sefer ona yakın bir yerde buluşalım.
Ama bu seferler arttıkça ve karşı taraftan çünkü siz de bir beklenti içerisindesiniz.
Yapıyorsunuz ama almak gibi bir beklentiye de tabii ki giriyorsunuz.
E bu olmayınca diyorsunuz ki ben görünmüyorum.
Yani sınır sadece hayır demek değil.
Beklentilerini gerçekçi hale getirmek.
Yani sınırı olmayan insanların içinde genelde şöyle bir sistem vardır.
Ben hep anlayışlı olacağım.
Karşı taraf da bunu fark edecek ve bir gün bana aynı şekilde davranacak.
Ama gerçekten ne olur?
Sen verdikçe bu normal olur arkadaşlar.
Yani karşı taraf sizi bu şekilde tanır.
Sizin gerçekten farklı bir şey istediğinizi ya da farklı beklentiniz olduğunu bilemeyebilir.
Ve normalleşir.
O beklediğiniz ben de bir gün karşılığını alacağım alamayabilirsiniz.
Genellikle de karşıdaki insanla aranızdaki dinamik bu şekilde ilerler.
Yani sen verdikçe bu davranışın normal olur.
Bu sen olursun onun gözünde.
Ama sonra içeride şu başlar.
Ben hep bu kadar veriyorum.
Neden karşılığını alamıyorum?
Neden karşımdaki kişi beni düşünmüyor?
Neden ben hep anlayan tarafım?
İşte sonra patlama buradan başlıyor.
Çünkü sınır koymayan insan beklentisini söylemeden yaşar.
Ve karşı taraf o beklentiyi karşılamayınca önce hayal kırıklığı yaşarız.
Çünkü beklentimiz gerçekleşmedi.
Sonra işlenince bir kırgınlık başlar karşı tarafa.
Sonra öfke duyarız.
Çünkü görülmüyoruz.
Ve en sonunda da yumurta kapıya dayandığında da patlama şeklinde.
ortaya çıkabilir ki bu patlama da genelde çok hani anlayışlı bir insansanız gerçekten bir zaman, bir süreye ihtiyaç vardır ama sonu patlama şeklinde biter
maalesef. Peki iyi, güzel, hoş yani sınır nedir ya da ne değildir ya da neden önemlidir konuştuk.
Bunları anladık ama biz halen daha neden sınır koyamıyoruz?
Çünkü bazen bu farkındalığımızın hepsi oluşabilir.
Eyleme dökmek, zaten eyleme dökmek her şey için zaman gerektirir ama bazen de dökemeyiz.
Bildiğimiz halde dökemeyiz, adım atamayız.
Bu neden oluyor ya da sınır neden koyamıyoruz?
En önemli şeylerden biri sevilmemekten korkuyoruz.
Eğer hayır dersem gider ya da giderler ya da istemezler beni.
Ya da iyi insan olmak isteriz.
Eğer hayır dersek kafamızdaki düşündüğümüz, kafamızda yaratmaya çalıştığımız ben kötü insan olur sizin gözünüzde.
Ben buna hayır dersem ben iyi bir insan değilim.
Suçluluk hissederiz.
Hayır demek genelde hele ki alışkın değilseniz sınır koymak ya da hayır demek ilk başta genelde suçluluk hissiyle beraber gelir.
Çünkü dediğim gibi ilk başta belirttiğim gibi.
Kötü insan olarak kendimizi görürüz.
Hayır dedim, karşıdakini kırdım.
Beni bir daha istemeyecek.
Bu korkuların hepsi suçluluk hissetmemize sebebiyet verir.
Ve bir sonraki şey de alışkanlıktan.
Alışkanlıktan sınır koyamayabiliriz.
Biz hep veren taraf olmuşuzdur.
Biz hep anlayan, anlayış gösteren, karşıdakinin ihtiyaçlarını tahmin eden, ona göre davranan.
Bunu bir... Benliğimiz haline getirmişizdir.
Ve bu alışkanlıktan dolayı da sınır koymakta zorlanabiliriz.
Bir diğer önemli sebep de çatışmadan kaçınma.
Aman ortamın tadı kaçmasın.
Konuşmak yerine susmak daha kolay olur.
Yani orada bizim de ihtiyacımız vardır.
Bizde aslında hoşumuza gitmeyen bir şeyler vardır.
Herhangi bir konudan bahsediyorum.
Ama aman ben şimdi konuşmayayım.
Burada çıkıntı ben olmayayım.
Yani orada huzuru kaçıran kişi ben olmayayım.
Ben burada kendi alemden bir örnek vermek istiyorum.
Ben en büyük çocuğum.
İki tane daha kardeşim var.
Ve bizim ailemizde babam hep şöyle söylerdi.
Aman yüksek sesle konuşmayın.
Yani tadımız tutumumuz kaçmasın.
Herhangi bir şeyde birazcık sesimiz farklı bir tonda çıksa hemen çocuklar sessiz konuşun.
Sakin konuşun.
Öyle olunca sen...
Düşüncelerini ya da duygularını ifade ederken bir düşünüyorsun.
Çünkü öyle hani bunu söylersem ortamda işte farklı bir atmosfer yaratır mıyım?
Benim yüzümden ortamın havası bozulur mu?
Bir de en büyük çocuk olmuş olmamın verdiği bir sorumluluk var.
Yapılan bir şey olduğunda kızım sen büyüksün.
Sen ablasın. Sen görmezden gel.
Öyle olunca aileden aldığımız o...
Güzel eğitim. Canım annem ve babam.
Gerçekten güzel yetiştirdiler.
Ben burada onları eleştirmek için değil.
Onların doğruları o şekildeydi ama hayata ilk adım attığımda yanlış insanların ya da almamam gereken kişilerin de sorumluluklarını alarak bunu da ben alttan alayım.
Bunu da görmezden geleyim.
Kardeşlerin için tamam hani aile düzeninde öyleydi ama sonrasında da maalesef bunu yapmaya devam ettim.
Dediğim gibi halen daha Bu konuda zorluk yaşıyorum.
Son olarak şunu eklemek istiyorum.
Nasıl yani deneylere geçmeden önce sınır koymayan insan genelde karşı tarafı kaybetmekten korkmaz arkadaşlar.
Genelde kendini yalnız kalmış bulmaktan korkar.
Burayı tekrar etmek istiyorum.
Sınır koymayan insan genelde karşı tarafı kaybetmekten değil kendini yalnız kalmış bulmaktan korkar deyip nasıl sınır koymayı öğreniriz kısmına
geçmek istiyorum. Şimdi birazcık artık sınırlar konusunda alacağımız mesajı aldık.
Bizi rahatsız eden durumlar olduğunda, sınır koymak istediğimiz, hayır demek istediğimiz durumlar olduğunda nedenini, nasılını biraz anladık.
Şimdi harekete geçmek istiyoruz.
Ben çok fazla dinleyen, okuyan, özellikle Avustralya'ya taşındıktan sonra kendime daha Baş başa kaldığım zamanlar daha fazla oldu.
Ve değiştirmek istediğim şeylerden biri de sınır koyma konusunda gerçekten adım atmak istiyordum.
Sınırlar konusunda adım atmaya başlamam gerektiğinin farkındaydım.
Dediğim gibi dinlemek, okumak farkındalığımı çok artırmıştı.
Zaten rahatsız olduğum bir şey vardı ama sınırlar konusunda yeterli olmadığım için bu rahatsızlığın buradan geldiğini reçetelemiştim kendime.
Artık adım atma vaktiydi.
Neler yapacağımı belirlemiştim.
Bunlardan biri küçük başla.
Kendime hep söylediğim şey küçük başla.
Hemen her şeye insanoğlu bir günde değişmez.
İnsanoğlu bir günde sihirli değnek yok.
Kaç senenin vermiş olduğu bir birikim var.
Öğrenilmişlik var. Değişim evet.
O yüzden küçük olacak.
Küçük başlayacağız. Benim sloganım küçük başlaydı sınırlar konusunda.
Yaptığım şey de... İstemediğim bir şey olduğunda istemiyorum de.
Evet, zaten bu da bu kadar kolaydı.
Yapacağım, yaptığım daha doğrusu.
Bir şey olduğunda, diyelim ki biri benden bir şey istedi.
Ya da hoşuma gitmeyen bir davranış, hoşuma gitmeyen bir söz oldu.
Önce anlamaya çalıştığım şey, kendimi dinliyorum.
Buna nasıl bir rahatsızlık hissi, onu hissetmeye çalışıyorum.
Genelde otomatik bir şekilde evet diyebiliyoruz.
Bir şey sorulduğunda. Merve şunu da sen yapar mısın?
Atıyorum işte. Sana dediler ki işte sen çok hızlı çalışıyorsun.
Sen iyisin bu konuda.
Şunu da yapar mısın?
Hani diğerleri yapana kadar sen çoktan hani yapıp bitirirsin.
Bakıyorsunuz o sizin sorumluluğunuz değil.
Ama dediğiniz ilk şey evet.
Tabii yaparım. O an vücudunuzda oluşan şey rahatsızlık.
Ya neden yine hani bana söylendi?
Ben... Bazen oluyor hani hemen kendi kendime kızıyorum.
Kızıyorum ama kızmaya bazen şeyim yok.
Hani dışımdan söylesem her şey evet deyince insanların oluşturduğu, sizin için düşündüğü şey Merve bunu da yapar.
O zaten bugüne kadar hayır dememiş.
Neden şimdi farklısını düşünsünler ki?
O yüzden ekstra bir şey mi var?
Merve'ye sorarız. Hani ben burada kendimden örnek veriyorum.
Siz de kendiniz için düşünebilirsiniz.
Yaptığım... Sınır konusuna ağırlık verdiğimde ilk yaptığım şey gerçekten bedenimi dinlemek.
Rahatsızlık mı duydum?
Bazen değil. İlk başladığımda şu şekilde bir cesaretimi topluyordum.
Tamam şimdi hayır diyeceğim.
Böyle bir daha tamam şimdi hayır diyeceğim.
Şimdi diyeceğim ki istemiyorum.
Evet dedim ama böyle kendimi iç sesimle konuşa konuşa eğer otomatik bir evet çıktıysa onu hemen farkındalıklı bir hayıra çevirmeye çalışıyordum.
Ya ben evet dedim ama aslında benim işim vardı.
Yapamayacağım. Ya da bugünlük yaptım diyelim.
Bugünlük yaparım. Ama ben de artık işiniz neyse.
Burası benim görevim değil.
Hızlı yapacak olsam bile bir dahakine yapamam.
Bu cümleleri hiç kurmadım bu arada.
Böyle bir şey olmadı.
Sadece örnek veriyorum.
Ama böyle bir şey yaşamadım.
Ama yaptığım şey beni rahatsız eden ve otomatik bir evet.
onu gerçekten rahatsız olduysam, gerçekten hayır demek içimden çok geçiyorsa, onu farkındalıklı bir hayıra çevirmeye çalıştım.
O küçük baştanın altında da şu şekilde, evet otomatikse bir durun, bir durdurmaya çalışın.
Size bir şey geliyorsa, o an hissediyorsanız, sizden bir şey istenecek ya da bir mesajda size işte bir şey soruldu, herhangi bir şey olabilir bu.
Ortamda sevmediğiniz bir muhabbet oldu.
Hoşlanmadığınızı ve bu tarz muhabbetlerde bulunmak istemediğinizi, duymak istemediğinizi artık ne olursa o otomatik hoşnutluğunuzu bir durdurun.
Küçükbaşlarının altındaki alt başlıklardan benim için en önemli şey buydu.
Otomatik hoşnutluğumu durdurmaya çalıştım.
Yani tabii olur, ne demek, yaparım gibi cümleleri gerçekten kırpmaya çalıştım.
İlk yaptığım... Sınır konusunda farkındalığım arttıktan sonra ilk eyleme geçtiğim şey bunlardı.
Sonrasında suçluluk hissi arkadaşlar.
İlk hissedeceğimiz şey çünkü alışkan değiliz.
Hani karşıdaki insan kırılmasın.
Yanlış anlaşılmayayım.
Bu şekilde davrandığınızda hayır dediğinizde ilk hissedeceğiniz şey suçluluk duygusu.
Ben şu an çok kötü bir insanım.
Ben nasıl hayır dedim ya?
Ya ne olacak ki? Bunu da yapabilseydim hani.
O kadar yapmışım. Şimdi bunu da yaparım.
Ben de ne kadar abartıyorum bazen.
Hani altı üstü şunu yapacağım fazladan.
Ya da altı üstü buluşacağımız yer olabilir.
Yarım saat uzakta olsun hani.
Bu defalık daha gideyim.
Kendi kendinize iç konuşmanızla suçluluk duygusunu daha da arttırabiliyorsunuz.
Ve bu hemen bir açıklama yapmaya ya da tamam tamam yaparım sıkıntı olmaz.
Hemen o söylediğiniz.
hayırı evete çevirmeye.
Çünkü alışkın değilsiniz.
Alışkın olmadığınız için hemen vücudunuzda kendinizde bir tepki olarak yo ben bunu yapamayacağım.
Ben bunu yapamayacağım. Hemen benim tekrar iyi insan olmam lazım.
Kafanızdaki iyi insan hayır demeyen bir insan.
Suçluluk duygusuna dayanmak yapacağımız en önemli ikinci adım.
Sonraki adımımız tutarlı olmak.
Şimdi bir gün hayır deyip ertesi gün Geri dönüp evet dersek sizi kimse ciddiye almaz arkadaşlar.
Yapacağımız şey tutarlı olmak.
O kası geliştirmek.
Şimdi alışkın olmadığımız bir şey yapıyorsunuz ya da yapıyoruz.
Hiçbir zaman düzgün hayır dememişiz.
Karşı tarafı genelde memnun etmeye yönelik davranmışız.
Bundan şimdi başladık.
Suçluluk hissettik.
E bu suçluluk dediğim gibi ne olacak?
Evet ya bunu hemen şöyle yapayım.
Kafanızda zaten oluşturduğunuz o senaryoyu evet demeye, o hayırınızı, o verdiğiniz tepkiyi geri almaya çok heveslisiniz.
Çünkü dayanamıyorsunuz o yaşadığınız rahatsızlık duygusuyla, suçluluk duygusuyla.
Ama bunu yaptığınız an bir sonrakinde kimse sizi ciddiye almaz.
Çünkü ben Merve'ye bunu söylerim.
O hayır der ama ben onu ikna ederim bir şekilde.
O zaten öyle şey yapmaz.
Hani karşıdaki insana bu mesajı veriyorsunuz.
Sizi ikna edilebilir.
Verdiğiniz tepkilerin, hayırların çok da geçerli olmadığı ya da bir sınırınızın olmadığını karşı tarafı göstermiş olursunuz.
O yüzden tutarlı olacağız.
Ve kısacık değindim aslında.
Karşı tarafın sizi ikna edebileceğinizi düşünebilirler.
Sonraki adım da tepkilere hazırlıklı olacağız.
Şimdi insanlar sizi hep veren...
empati kuran, anlayış gösteren kişi olarak tanıdılar.
Ve siz bu zamana kadar hiçbir şeye hayır demediniz.
Yavaştan başladığınızda önce şaşırırlar.
Gerçekten ne oluyor? Siz genelde onların menfaatlerine göre davranmışsınızdır.
Şimdi kendi menfaatinize, rahatsız olduğunuz eylemi yapmamaya yönelik davrandığınızda onlar rahatsız olur.
Çünkü artık onların menfaatlerine göre davranmıyorsunuzdur.
Sizi test ederler.
İkna etmeye. Ya yapıver canım ne olacak hani atıyorum.
Ya da bir şey olmaz bir şey olmaz.
Sen daha önce de yaptın gene yaparsın.
Sizi bir test ederler.
Kararınızdan dönecek misiniz dönmeyecek misiniz?
Suçlu hissettirmeye çalışırlar.
Siz de zaten suçlu hissediyorsunuz.
Zaten alışkın olmadığınız bir şey.
Karşıdaki insanlar da sizin suçluluk hissetmenize sebebiyet verebilir.
Bunu besleyebilirler.
Ve bunların hepsi çok normal.
Çünkü... Sen değişince sistem de değişiyor.
Sistem de diğer insanlar.
Şimdi bu farkındalık başladığında benim fark ettiğim, bu adım adım zaten her şeyi hissetmiştim.
Ama en bariz yaptığım şeylerden biri açıklama yapmak.
Hayır diyorum ama şunu şundan dolayı.
Şöyle şöyle. Lütfen hani beni anla.
Hayır demek zorundayım.
Bu da yapılan en büyük yanlışlardan biri.
Kendim için. Benim yaptığım en büyük yanlışlardan biri.
Açıklama yapma huyum halen daha çok var.
Karşıdaki insan beni yanlış anlamasın.
Yani karşıdaki insan seni yanlış anlamasın ama o karşıdaki insan eğer sana sorular soruyorsa, açıklama yapmanı istiyorsa yine açıklama kısmı kim olduğuna
bağlı olarak yapabilirsin belli bir dozda.
Yani saatlerce konuşmaya da gerek yok.
Benim yaptığım en büyük yanlış sınır konusuna başladığımda hayır demeye başlamıştım ama O açıklamalar Allah'ım yarabbim.
O kadar fazla açıklama yapar buluyordum ki kendimi.
Kendi kendime içimden sus artık be kadın sus diyordum ama öyle olmuyordu.
Çünkü karşımdaki insan istiyordum ki hani yanlış anla mısın?
Bak hayır diyorum ama yanlış anlama lütfen.
Bunu hayır demek zorundayım.
Hani o zaruriyeti bir anlatayım.
Beni bir anla. Yani bu da işte sınırı koymuş olmuyoruz.
Bu da yine kendimize...
Sizi rahatsız ediyorsa sizi rahatsız ediyordur arkadaşlar.
İlla ki saatlerce açıklama yapıp karşıdaki insanın sizi anlamasını beklememem lazım.
Karşıdaki insan kendi görüşüne, kendi bakış açısına göre yine o söz geçişten geçirecek.
Belki günlerce, saatlerce konuşacaksınız ama yine elde ne anlamak istiyorsa o şekilde kalacak verdiğiniz bilgiler.
Bu tarz çabalara hiç gerek yok.
Bu bölümü şu şekilde kapatmak istiyorum.
Evet sınır koymak kesinlikle kolay bir şey değil ama yapılabilir bir şey.
Sadece zaman, sadece süreç olduğunun farkına varıp ve o bahsettiğimiz suçluluk duygusu, rahatsız edici duygularla biraz dayanmamız gerekiyor.
Ve zamanla sağlıklı sınırlar koyabileceğimizi göreceğiz.
Buna gerçekten inanıyorum.
Ben de bu yoldayım.
İlerlediğime de inanmak istiyorum.
Deniyorum. Ve şunu söylemek istiyorum.
Bana göre denememek en büyük risk.
Ve bölümü kapatırken hoşça kalın, sağlıkla kalın diyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
