
Bu bölümde her eleştirinin aynı olmadığını, hangi eleştirileri ciddiye almamız gerektiğini ve egomuzun ötesine geçebildiğimizde eleştirinin nasıl güçlü bir gelişim aracına dönüşebileceğini konuşuyoruz.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve.
Hayattan deneylere hoş geldiniz.
Şunu fark ettiniz mi hiç?
Bazen bir gün boyunca her şey güzel gider.
İnsanlar size teşekkür eder, yaptığınız iş beğenilir, güzel bir geri bildirim alırsınız.
Sonra günün sonunda bir kişi gelir ve küçük bir eleştiri yapar.
Ve gece yatağa yattığınızda düşündüğünüz şey o eleştiri olur.
Sanki gün boyunca yaşanan onlarca şey silinmiş gibi.
Bu aslında... İnsan olmanın bir parçası.
Bugün sizlerle bu konuyu konuşmak istiyorum.
Hadi gelin başlayalım. Psikolojide buna negativity bias yani olumsuzluk yanmalığı denilir.
Araştırmalar gösteriyor ki beynimiz olumsuz deneyimlere, olumlu deneyimlerden daha fazla dikkat gösteriyor.
Daha uzun süre hatırlayıp daha derin işleyebiliyor ve maalesef daha fazla anlam yükleyebiliyor bazen.
Peki neden bu şekilde?
Çünkü beynimiz mutlu olmak için değil, hayatta kalmak için evrimleşti.
Binlerce yıl önce yaşayan atalarımızı düşünelim.
Bir gün ormanda yürüyorsunuz.
Bir tarafta güzel bir manzara var.
Diğer tarafta çalılıklardan gelen bir ses.
Eğer manzaraya odaklanıp tehlikeyi kaçırırsanız bunun bedeli çok ağır olabilir.
Ama tehlikeye odaklanıp manzarayı kaçırırsanız büyük bir şey kaybetmezsiniz.
Bu yüzden beynimiz zamanla şu soruya odaklanmayı öğrendi.
Burada yanlış giden ne?
Ve ilginç olan şu ki bugün artık vahşi hayvanlardan kaçmıyor olsak da beynimiz aynı sistemi kullanmaya devam ediyor.
Artık tehditler fiziksel değil, sosyal.
Birinin bizi eleştirmesi, dışlanmak, yetersiz görünmek, hata yapmak.
Beyin bunları da bir tehlike olarak algılayabiliyor.
Çünkü insan ait olmak için var.
Ait olmak insan için her zaman önemliydi.
Bir grubun parçası olmak hayatta kalmak anlamına geliyordu.
Belki de bu yüzden eleştiri aldığımızda sadece söylenen cümleyi duymuyoruz.
Onun altında yatan başka şeyler duyabiliyoruz.
Yeterli misin? İnsanlar seni yetersiz mi görüyor?
Bir şeyleri yanlış mı yapıyorsun?
Ve işte bu yüzden eleştiriler zihnimizde yer edebiliyor.
Ama bence olay sadece biyoloji değil.
Bir de kimlik meselesi var.
Övgüler genellikle bize yeni bir bilgi vermez.
Birisi bize çalışkan olduğumuzu söylediğinde çoğu zaman bunu zaten biliyoruzdur.
Ama eleştiri farklıdır.
Eleştiri mevcut hikayemizi tehdit eder.
Kendimiz hakkında kurduğumuz resmi sarsabilir.
Örneğin kendinizi iyi bir iletişimci olarak görebilirsiniz.
Sonra biri size beni dinlemediğini hissediyorum der ve bir anda savunmaya geçersiniz.
Çünkü eleştiri sadece davranışa değil kimyenize dokunmuştur.
Belki de bu yüzden...
Bazı eleştiriler yıllar sonra bile hatırlanabilir.
Çünkü onlar sadece bir cümle değildi.
Kendimiz hakkında düşündüğümüz yerlere çarpışan anlardı.
Ama burada daha da ilginç bir şey var.
Aslında bizi yaralayan şey çoğu zaman eleştirinin kendisi değil o eleştiriden sonra kendimize söylediklerimiz.
Birisi bize bu sunum daha iyi olabilirdi der.
Bizim zihnimiz bunu bazen şöyle çevirir.
Yeter sesin. Birisi...
Bu konuda daha fazla çalışman lazım der.
Biz bunu başaramıyorsun olarak duyabiliriz.
Yani bazen hatırladığımız şey eleştiri değil, eleştiriyi yorumlama biçimimizdir.
Ve belki de bu yüzden aynı eleştiri iki farklı insan üzerinde tamamen farklı etkiler yaratabilir.
Birisi onu geliştirmek için kullanır, diğeri yıllar yılda taşır.
Bu yüzden şu soruyu sormak gerekir.
Eğer eleştiriler zihnimize bu kadar büyük bir yer kaplıyorsa, Acaba hangileri gerçekten değerli?
Çünkü her eleştiri aynı değil.
Bazıları bizi büyütebilir, bazıları sadece yara bırakabilir.
Ve belki de öğrenmemiz gereken şey eleştiriden kaçmak değil, hangisini dinlemeye değer olduğunu ayırt edebilmektir.
Eğer eleştiriler bu kadar güçlü bir etkiye sahipse o zaman şöyle bir risk de ortaya çıkabiliyor.
Duyduğumuz her eleştiriyi gerçek sanmak.
Özellikle de O eleştiri canımızı yakabiliyorsa, çünkü çoğumuz bilinçsizce şöyle düşünüyoruz.
Bu kadar etkilendiysem demek ki doğru.
Ama aslında bir şeyin bizi etkilemesi onun doğru olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor.
Bazen sadece hassas olduğumuz bir noktaya dokunabilir, geçmişteki bir yarayı tetikler.
Bilmiyorum, belki en büyük korkumuzun üzerine basıyordur o eleştiri.
Bu yüzden bence eleştirileri değerlendirirken sormamız gereken ilk soru şu.
Bu eleştiri doğru mu?
Değil. Bu eleştirinin amacı ne?
Olmalı. Çünkü bütün eleştiriler aynı yerden gelmiyor.
Bazıları gerçekten gelişmemizi ister.
Bazıları kendi hayal kırıklığını üzerimize bırakır.
Bazıları ise sadece gerçekten yargılıyordur bizi.
Mesela düşünün bir arkadaşınız size son zamanlarda seni çok yorgun görüyorum.
Kendine dikkat etmiyorsun galiba diyor.
Bu da bir eleştiri aslında ama altında bir ilgi var.
Bir gözlem var ve yardım etme isteği var.
Ama başka bir örnek düşünelim şimdi.
Birisi de sen zaten hiçbir şey düzgün yapamıyorsun diyor.
Bu da eleştiri gibi görünebilir ama aslında içinde gelişim için kullanılabilecek hiçbir bilgi yok.
Yargı, etiket ve saldırı var bu söylenen eleştiride ya da bu söylenen cümlede.
İşte bu ayrımı yapmak gerçekten önemli.
Çünkü yapıcı eleştiriler davranışa odaklanır, yıkıcı eleştiriler kişiliğe.
Yapıcı eleştiriler der ki bu yaptığın şey geliştirilebilir.
Ama yıkıcı eleştiri der ki sen yetersizsin.
Aradaki fark küçük gibi görünse de ki değil, insanın üzerinde bıraktığı etki tamamen farklıdır.
Birinde değişebilecek bir davranış varken diğerinde ise değiştirilemez gibi görünen bir kimlik.
taşıdığı yaralar da buradan geliyor.
Çünkü zamanında duydukları bazı cümleler davranışlarına değil kim olduklarına hedef aldı.
Belki bir öğretmenimiz sen bu konuda yetenekli değilsin dedi.
Belki annemiz ya da babamız senden bir şey olmaz dedi.
Belki eşiniz, sevgiliniz, sen çok hassasın dedi.
Ve yıllar içinde bu cümleler eleştiriden çıkıp kimliğinin bir parçası haline geldi.
Oysa bazen bunlar bir kişinin görüşüydü sadece.
Bir gerçek değil, teşhis değil, kader hiç değil.
Bir başka önemli nokta da bence şu.
Eleştiri yapan kişinin kim olduğu.
Çünkü hepimiz herkesten gelen eleştiri aynı ağırlıkta değerlendirebiliyoruz maalesef.
Ama etmemeliyiz.
Eğer birisi hiç yaşamadığı bir konuda sizi eleştiriyorsa, sizi tanımıyorsa, sizin hikayenizi bilmiyorsa, onun yorumu ne kadar değerli olabilir?
Gerçekten bir düşünün.
Hayatınızda en çok hatırladığınız eleştirilerden bazıları gerçekten bilgili olan insanlardan mı geldi?
Yoksa sadece doğru zamanda söylenmiş oldukları için aklınızda mı kaldı?
Bence bunu sorgulamak da çok önemli.
Çünkü bazen hayatımızı bir uzmanın cümlesi değil, tesadüfen söylenmiş bir yorum yönlendirebiliyor.
Ve biz bunu fark etmeden onu yıllarca taşıyabiliyoruz.
Ama bütün bunları söyledikten sonra da şunu da kabul etmek gerekiyor.
Bazen en çok kaçtığımız eleştiriler en çok ihtiyacımız olanlar olabiliyor.
Çünkü bazı eleştiriler can yakıyor.
İçinde gerçeklik payı var.
Belki dinlemeyi bilmiyoruzdur.
Hata yapmaktan korkuyoruzdur.
Sürekli erteleyen biriyizdir belki.
Belki kendimizi olduğumuzdan daha farklı görüyoruzdur.
Hatta bununla alakalı ben de bir örnek vereceğim.
Ve biri bunu gösterdiğinde rahatsız olabiliriz.
İşte burada önemli olan şey savunmaya geçmek değil.
Şunu sorabilmek. Bu eleştirinin içinde benim öğrendiğim, benim öğrenebileceğim küçük de olsa bir gerçek payı var mı?
Çünkü olgunlaşmak belki de her eleştiriyi kabul etmek değildir de eleştiriyi reddetmek de değildir.
Yani olgunlaşmak hangi eleştirinin çöpe atılacağını, hangisinin üzerinde düşünülmeye değer olduğunu ayırt edebilmektir.
Ve belki de hayatımızı değiştirilen eleştiriler...
En sert olanlar değil, ilk duyduğumuzda canımızı yakan ama sonradan dönüp baktığımızda bize bir şeyler öğretenler olabilir.
Bununla ilgili bir örnek vereceğimi söylemiştim.
Uzun yıllar kendimi çok duygusal, hassas ve çabuk alınan biri olarak tanımadım.
Ama kendimi hiçbir zaman sanırım ikinci demezdim.
Hatta biri bana, bilmiyorum öyle bir şey de duymadım kimseden ama insanlar bana Bir şey söylediğinde bir eleştiri yaptığında kırılıyordum, üzülüyordum.
Onu unutamıyordum o söylenen şeyi.
Sonra bir gün arkadaşım lisedeyken hiç unutmuyorum.
Merve sen çok kinci birisin dedi bana.
İlk tepkim evet savunmaya geçmek oldu.
Çünkü nasıl benim hakkımda böyle bir şey düşünebilir?
Gerçekten hiç beklemediğim bir eleştiriydi.
Hiç kendim için de düşünmediğim bir şeydi.
Dediğim gibi ilk tepkim savunmaya geçmek oldu.
Çünkü eleştiriler canımızı acıttığı için değil belki bazen doğru olduğu için rahatsız eder.
Ben kendimi evet hiç ikinci olarak görmüyordum.
Sonra düşününce darlanışlarımı hatırladım.
Birine kırıldığımı da açık söylemeyip küsüyordum.
Karşımdaki insanın benim kırıldığımı anlamasını bekliyordum.
Eğer kırıldığımı anlamadı ya da anladı gelip gönlümü almadı.
Bunu yapmadığımda daha da çok kırılıyordum.
Daha da ilginci bazen bana söylenen şeyleri unutmuyordum da.
İşte o kırıldığım şeyde benim gönlüm alınmadı.
Gönlüm alınmadığı gibi belki de umursanılmadı.
Ben o kırıldığım noktadaki şeyi tekrar tekrar söyleyebiliyordum.
Örneğin biri diyelim ki bana sen çok ineksin işte başka şeyleri önemsemiyorsun dedi.
Ben bunu...
Unutmak yerine arkadaşıma şu şekilde söyleyebiliyordum.
Zaten ben çok inek biriyim.
Zaten ben başka şeyleri önemsemem.
Aradan haftalar geçse de bu şekilde söyleyebiliyordum.
Hani o yeri geldi mi lafı gediğine sokmak dedikleri şey ben orada hazır bekliyordum.
Ve gerçekten bunun için çaba verdiğimin falan hiç farkında olmadığım gibi bu yaptığım davranışın toksikliğini de hiç fark etmemiştim.
Sıra arkadaşım o gün bana Merve sen çok kinci birisin dediğinde gerçekten ilk dediğim gibi savunmaya geçtim ama düşününce ne kadar haklıydı, ne kadar doğru,
ne kadar gerçek bir yere temas etmişti.
Bugün geriye dönüp baktığımda hayatımda beni en çok değiştiren ve dönüştüren eleştirilerden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Sanırım bu düşünce değişmeyecekti.
Çünkü o eleştiri...
Bana kötü bir insan olduğumu söylemedi.
Bana görmek istemediğim bir davranışımı gösterdi.
Ve o farkı görmek bence çok önemli.
Çünkü davranış değişebilir.
Kimlik değişmesi gereken bir şey değildir.
Ben ikinci bir insanım diye etiketlemedim kendimi.
Ama bazen ikinci davranışlar gösterdiğimi maalesef fark ettim.
Ve bunu fark ettiğim andan itibaren değiştirme şansım oldu.
Belki de değerli eleştirilerin ortak noktası budur.
Bizi utandırmaları değil, bize kendimizle ilgili daha önce görmediğimiz bir şeyleri göstermeleri.
Ve beni değiştiren eleştirileri düşünmeye başladığımda aklıma belirli cümlelerden çok belirli hisler de geliyor.
Bu verdiğim örnekler birinden duyduğum bir eleştiriydi ve gerçekten beni etkileyen bir eleştiriydi.
Ama bazen bizi dönüştüren şey birine söylediği tek bir cümle de olmayabiliyor.
Bazen bir ortamın içinde hissettiğimiz yetersizlik, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamamız, kimsenin bize söylemediği ama bizim duyduğumuz eleştiriler olabiliyor kendimizden.
Benim hayatımda bunun en büyük örneklerinden biri Avustralya'ya geldikten sonra yaşandı.
Türkiye'de yıllarca ameliyathanede hemşire olarak çalıştım.
İşimi biliyordum, kendime güveniyordum.
Bir problem çıktığında ne yapacağımı biliyordum.
Mesleki olarak kim olduğumun farkındaydım.
Sonra hayatımın yönünü değiştirdim.
Yeni bir ülkeye geldim.
Tekrar öğrenci oldum. Üstelik tamamen farklı bir alanda.
Ve ilk kez uzun yıllar sonra kendimi tekrar başlangıç noktasında buldum.
Ve beni dönüştüren eleştiriler de burada yoğunluk kazandı.
Çünkü sürekli şunu hissediyordum.
Herkes benden daha ileride.
Örneğin laboratuvarda bazı insanlar daha bilgili görünüyordu.
Bilimsel makaleleri...
Sanki herkes çok rahat okuyabiliyordu.
Herkes İngilizceyi muhteşem kullanıyordu ki ana dili İngilizce olmamasına rağmen.
Ve ben farkında olmadan kendimi sürekli aynı eleştiri yapıyorken buluyordum.
Yeterince iyi değilsin.
Merve senin burada ne işin var?
Yeterince iyi değilsin.
Bugün geriye dönüp baktığımda bunun bir gerçek değil bir yorum olduğunu görüyorum.
Ama o dönem bunu gerçek sanıyordum.
İnsan bazen bulunduğu ortamdaki En güçlü kişilere bakıp kendisini değerlendiriyor.
Kimsenin başlangıç noktasını görmüyoruz.
Bunu daha önce de söylemiştim.
Ve onların sadece bulunduğu noktaya giriyoruz.
Bu gerçekten çok adaletsiz bir karşılaştırma yaratabiliyor.
Bir başka dönüştürücü eleştiri ise sanırım mükemmel olma isteğimle ilgiliydi.
Hayatım olunca hep çalışkan biri oldum.
Bir şey yapacaksam iyi yapmak isterdim.
Bu sanırım kulağa güzel geliyor.
Ama zamanla şunu fark ettim ki bazen çalışkanlık ile mükemmeliyetçilik birbirine karışabiliyor.
Bir rapor yazarken, sunum hazırlarken, işe başlarken, podcast bölümü çekerken aklımda sürekli şu düşünce olabiliyordu.
Daha iyi olmalı, henüz yeterince iyi değil, biraz daha bekle.
Ve fark ettim ki bu da aslında bir eleştiri.
Hem de dışarıdan değil, içeriden gelen bir eleştiri.
İnsan bazen kendisine başka iş kimseye davranmadığı kadar sert davranabiliyor.
Bunu sürekli söylüyorum ama bir arkadaşım aynı durumda olsa ona da destek olabileceğim yerde konu kendime olunca acımasızlaşabiliyorum.
Belki de beni dönüştüren en önemli farkındalıklardan biri buydu.
Kendime söylediğim her şeyin gerçek olmadığını anlamak.
Çünkü zihnimizdeki her ses bilgi değil, her düşünce doğru değil, eleştiri haklı değil.
Ve sanırım yıllar içinde öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu oldu.
Eleştiriye almakla eleştiriye inanmak aynı şey değil.
Birisi bize bir şey söyleyebilir, biz de bunu değerlendirebiliriz.
Ama doğrudan kimliğimizin bir parçası yapmak zorunda değiliz.
Bugün geriye dönüp baktığımda beni gerçekten dönüştüren eleştirilerin özgüvenimi kıranlar değil, kendimi daha dürüst görmemi sağlayanlar olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bazı eleştiriler beni küçültmedi, beni büyüttü.
eksiklerimi gösterdi, güçlü yönlerimi fark ettirdi.
Ama bazıları da yıllarca taşıdığım yanlış hikayeleri sorgulamamı sağladı hatta.
Ve belki bu bölümün sonunda kendime de size de bırakmak istediğim soru şu olabilir.
Hayatınızda hala taşıdığınız bir eleştiri var mı?
Yıllar önce bir öğretmenin söylediği bir cümle olabilir.
Annenizin, partnerinizin, kendinizin.
O eleştiri bugün hala geçerli mi?
Yoksa sadece yıllardır tekrar ettiğiniz için mi gerçek gibi geliyor?
Çünkü bazen büyümek yeni bir şeyler öğrenmekten önce artık bize hizmet etmeyen bazı sesleri geride bırakabilmektir.
Burayı tekrar etmek istiyorum.
Çünkü bazen büyümek yeni şeyler öğrenmekten önce artık bize hizmet etmeyen bazı sesleri geride bırakabilmektir.
Ve bazen hayatımızı değiştiren eleştiri duyduğumuz eleştiri değil, O eleştiriyi ilk kez sorguladığımız andır.
Sevgiyle kalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu arada bir dipnot söylemek istiyorum.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için Instagram adresim açıklamalarda ekle.
Ve görüşlerinizi benimle paylaşmanız gerçekten çok kıymetli.
Şimdiden çok teşekkür ediyorum.
Görüşmek dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
