
Bu bölümde son zamanlarda yaşadığım iş arama sürecinden, iki işe başlamanın bende yarattığı duygulardan ve neden bu dönemde parayı önceliklerimden biri haline getirdiğimden bahsediyorum.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar.
Ben Merve. Hayat Deneyleri'ne hoş geldiniz.
Biliyorsunuz ki üniversiteden mezun oldum.
Sonunda diplomamı aldım.
İnanılmaz mutluyum.
Çünkü büyük bir stres geride kaldı.
Ama başka büyük bir stres yerini aldı da diyebilirim.
Yani okulu bitirmek evet beni rahatlattı.
Ama okulun bitmesiyle beraber başka sorular, başka stresler.
yüklenmiş oldu. Yani şöyle ki artık hayatımda düzenli bir işim olsun, düzenli bir gelirim olsun istiyorum ve üniversitede tabii ki bunun için okudum.
Yani amaçlarım arasında bu da vardı.
Baktığımda bu süredin şu an kolay olmadığını görebiliyorum, hissediyorum.
Geri dönüşler her seferinde olmuyor.
Olduğunda da maalesef olumsuz oluyor.
Şeyden bahsedebilirim ama geçenlerde Bir interview görüşmesi, bir mülakata çağrıldım ve sonunda o kadar başvuru yapıp sonunda birinin
beni çağırması beni çok mutlu etti.
İşi almış kadar mutlu oldum gerçekten o görüşmeye giderek.
Tecrübe de kazanmak istiyorum çünkü.
Yani o iş olur, olmaz bilmiyorum ama tecrübe kazanamadığım bir şey değilim.
Geriye dönüşler hep...
Olumsuz olarak teşekkürler başvurumunuz için vs.
vs. Devamını gerçekten artık okumak bile istemiyorum.
Mail aldığımda çünkü artık ezberledim.
Üzülerek söylüyoruz ki olmadı.
Ben sizden daha çok üzülüyorum.
Mail aldığımda.
Her neyse. İlk defa dediğim gibi bir mülakata çağrıldım.
Önce telefon açıldı.
İşte kısa bir konuşma yaptık.
Beklentiler, işte vize, neye sahibim.
Orada bir... Vizeyle alakalı da küçük bir yalan söylemiş oldum.
Çünkü vize başvuru aşamasındaydım.
Ben de vizemi almış gibi söyledim.
Dedim ki zaten belki hiç çağırmayacaklar.
Belki hiç yüz yüze görmeyeceğim bile mülakatta.
Zaten gizleyebileceğim bir şey değil.
Kabul edilirsem vs.
vs. Her belgeyi göndermek zorunda olduğum için o tarihe kadar hal olmazsa yalan söyleyebileceğim bir durum zaten değildi ama telefon konuşmasında vizem varmış gibi davrandım.
Evet dürüst bir yaklaşım değildi ama merak ediyordum mülakata beni çağıracaklar mı?
Ve ilginç bir şekilde dediler ki sizinle görüşmek isteriz hani önümüzdeki hafta hangi gün müsaitsiniz?
Ben de bir gün dışında her gün müsait olduğumu söyledim.
Onlar da bana işte önümüzdeki haftanın ilk günü yani pazartesi günü olarak mülakat saatini mail olarak attılar.
Çok heyecanlandım çünkü benimle sanırım cuma günü konuşmuştular.
Sadece hafta sonu vardı mülakata hazırlanmak için.
Pazartesi günü de mülakattı.
Biraz işte chat GPT ile pratik yaptım.
Bir de işte mülakatla alakalı internetten sorular bulmaya çalıştım.
Ne tarz şeyler çıkar, sorular.
LinkedIn'de de bazı yararlı kaynaklar var.
Onlara falan baktım. Ama bence en yararlısı chat GPT ile olan mülakat konuşmalarıydı.
Çünkü... Gerçekten çok hızlı bir şekilde sorular sorup çok hızlı bir şekilde de size feedback verebiliyor.
Ben beğendim.
Reklamını yapmıyorum ama kullanmak isteyenlere kesinlikle tavsiyemdir.
Dipnot ben ücretlisini kullanıyorum.
O zaman da sesli olarak görüşmüştüm.
Gerçekten daha önce hiç kullanmamıştım bu özelliğini.
Çünkü maalesef henüz interview ve davet edilmediğim için yani mülakata.
Bu özelliğini kullanmakla kısmet oldu.
Dediğim gibi çok beğendim. Her neyse o gün gittiğimde...
Sanırım ilk ben gitmiştim.
İlk mülakatı aldıkları kişi 9'da mıydı?
9'daydı sanırım saatte.
Şu an saatini tam hatırlamıyorum ama çok da önemli değil.
Kurum yeni açılıyordu.
Ve bu beni çağırdıkları iş tanımı, iş diyeyim artık.
Benim gelecekte yapmak istediğim işin böyle ilk basamağı.
Çok yüksek, çok iyi bir iş diyemeyeceğim.
Ama kesinlikle bana o kapıyı açılacak bir rol.
O yüzden... Gerçekten çok hevesli gittim ve elimden geldiğinde de çalışmaya çalıştım.
İngilizce ile alakalı size kaygılarımdan bahsetmiştim İngilizce bölümünde.
Ama artık bunlara çok da takılmıyorum.
Yani İngilizcem de belli, yapayacaklarım da belli.
Kendimi ne kadar paralarsam paralıyım orada daha çok strese giriyorum.
Ve strese girmenin bana ne gibi bir avantajı olacak?
Gerçekten kendimi bu şekilde sakinleştirebiliyorum.
Orada otururken de soruları işte...
Sorular hazırlamıştım, cevaplar hazırlamıştım.
Ne şekilde cevap verebilirim diye.
Onlara bakarken böyle bir an bir heyecan yükselir gibi oldu.
Sonra dedim ki ya dedim herkes geliyor interview.
Kim bilir kaç kişiyi çağırdılar.
Herkes bu yoldan geçecek.
Belki bir kişiyi, belki iki kişiyi.
Orada kaç kişiye olacakları yazmıyordu ama diyelim ki bir kişiye olacaklar.
Yani seçilirsem ne âlâ ama seçilmezsem de o kadar heyecanla gidip de o şeyi...
O deneyimi kaçırmak istemedim.
Çünkü ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum gitmeden önce.
Ve mülakatta yaşanacaklar da artık şans ve tabii ki biraz da benim o mülakata götürdüklerim artık.
Çalıştıklarım, ettiklerim, ne söyleyeceğime bağlı ama tabii ki şans da çok önemli.
Her neyse mülakat odasına beni aldılar.
İki kişi vardı.
Gerçekten çok sıcak bir şekilde karşıladılar.
Bir şey içmek ister misin? Gibi soruyla başlaması beni daha da rahatlattı.
Kendimi iyi hissettim.
Hani bir heyecan.
Daha öncelerinde konuşmuştum.
Industry Night'da.
Bazı süreçler ya da koşuya başlamadan önce hissettiklerim.
Orada inanılmaz aşırı stresli ve kendimle bir kavga içerisindeydim.
Burada tamamen bir barış, huzur.
Çünkü... Ne yapabilirim ki?
Hep kendime onu söylüyorum.
Yani ne yapabilirim? Elimden geleni yaptım.
Geldim. Oturuyorum. Bakalım ne soracaklar?
Hissettiğim en yoğun duygu meraktı.
Sonra sorular sormaya başladı.
Başta kendimi tanıttım.
İşte neden o rolde çalışmak istediğimi vs.
sordular. Cevaplandırmaya çalıştım.
O kurumla alakalı bilgim olup olmadığını sormuşlardı.
Ben zaten yani seceresini ezberleyip gitmiştim.
Onları falan da söyledim.
Bir yere kadar çok iyi gitti.
Çalıştığım yerden sordular.
Sonrasında sorular şu şekle büründü.
İşte senaryo sormaya başladılar.
Şu olursa buna nasıl tepki verirsin?
Bu olursa buna nasıl tepki verirsin?
Sordukları bazı şeyler mantıklı, makul, hemen bir şeyler söyleyebileceğim senaryolardı ama bazıları da bana göre çok, bana göre diyorum, absürt.
Yani ne alaka, böyle bir şeyde yaşar mıyım diye düşündürdü.
Hatta orada şey dedim.
Hiçbir şey gelmedi o an aklıma sorduklarında.
Aa çok ilginç bir soru.
Biraz düşüneyim dedim. Hiç böyle bir durumla karşı karşıya kalmadım ve duymadım.
Onlar da bana biraz müsaade ettiler.
Gerçekten ne söyleyebilirim diye düşündüm.
Orada yaptığım, kendimle en takdir ettiğim nokta paniğe kapılmadım.
Bir şeyler söylemeye çalıştım.
Mülakat o şekilde bitti.
Mülakatın sonucu...
Ne gelecek ya da ne gelir gerçekten bilmiyorum.
Çok başarılı mıydı?
Değildi. Özellikle senaryolar, işte o senaryo soruları sorulmaya başladığında iyi cevaplandırdığıma inanmıyorum.
Ama güzel bir deneyimdi.
Nasıl bir ortamda, nasıl bir ya da nasıl sorularla karşı karşıya kalacağımı bizzat deneyimlemek bana çok iyi geldi.
İnsanlarla göz teması kurabildim.
Beden dilimi kullanabildim.
Ve sesimi kontrol edebildim.
İngilizcem gayet iyiydi.
Yani o ortamda kendimi ifade edebildim.
Bunlar bana kendimi çok iyi hissettirdi.
Sonuç tabii ki bu arada mülakattan başarılı olmak çok isterim.
Ama olmazsa da evet bir hayal kırıklığı hissederim.
Ama çok büyük olmaz.
Çünkü gerçekten o odadan da çıkarken böyle bir mutlu olarak çıktım.
Bir şeyi başarmış hissiyle çıktım.
Sonunda bir mülakata katılmış olmanın vermiş olduğu bir gururla çıktım.
Bu bana kendimi çok iyi hissettirdi.
Şu an aradan yaklaşık 3 hafta geçti.
Henüz bana ulaşmadılar.
Belki de olumsuz sonuçlandı.
Tabii ki bilemeyeceğim. Tabii ki önemli olan o işi almak gibi de düşünebiliriz ama oraya katılmış olmaktı sanırım.
Bunu gerçekten öylesine söylemiyorum.
Bana çok iyi geldi.
O ortamda bulunmak, sonunda bir mülakattan...
İşte davetiye almak, insanlarla konuşmak bana iyi geldi.
Sonucunu bilmiyorum. Eğer olumlu sonuçlanırsa zaten sizinle paylaşırım.
Ama iş arama sürecinde gözlemlediğim bir şey bu süreç kolay olmayacak.
Özellikle tam zamanlı bir iş arıyorum.
Kendi bölümümle alakalı.
Hayal ettiğim bir alan var.
Özellikle hayal ettiğim bir alan.
Hem hemşireliği hem de şu an mezun olduğum biyoteknoloji alanını kullanabileceğim.
Filmlik denemelerin yapıldığı bir alanda çalışmak istiyorum.
Bunun için bütün iş başvurularımı buraya yönlendirdim.
Yani yoğunlaştırdım.
Ama gördüğüm kadarıyla kolay bir süreç olmayacak.
Sabırlı olmam gereken bir dönem.
Sabırlı olmak benim için çok kolay bir şey değil açıkçası.
Hayatımda hep sabırsız bir insan oldum.
Yani ilkokulumda okula giderken heyecandan ilk benim gitmem gerekiyordu.
O okul açıldığında...
Erkenden kalkar, üstümü giyer.
İlk ben azalanırdım ve okula gitmeye hazır bir şekilde beklerdim.
Ailem uyansın, hadi hep beraber gidelim.
İlkokuldan bahsediyorum. Hep sabırsız bir çocuktum.
Büyüdüğümde de öyle. Gerçekten bir şeyler olacaksa hemen olsun, bir şeyi duyacaksam hemen duyayım.
Özellikle de çok merak ettiğim şeyleri inanılmaz bir sabırsızlıkla beklerdim.
Ama... Bazı süreçler var ki işte iş arama süreci gibi özellikle de istediğiniz bir alanda çalışmak istiyorsanız sabırlı olmak kesinlikle gerekiyor.
O şans, iş bulma birazcık da şans, biraz tanıdıklar, işte o networking bunların hepsini yapmaya çalışıyorum ama beklemem gereken de belki belli bir süre olacak.
Umarım bu çok uzun bir süreye, uzun bir sürece yayılmaz ama dediğim gibi beklerken...
Sabırlı olmam gereken bir süreç.
Sabırla beraber de tabii ki çalışmam gerekiyor.
Tabii ki para kazanmam gerekiyor.
Ve kendimi güvende hissetmem gerekiyor.
İş başvuruları...
Yani burada şu an Avustralya'dayım.
Evimin kirası var.
Belli giderlerim var.
Tabii ki önceliğim şu an yakın gelecekte para kazanmak.
Şimdi bu aralar bu süreçten geçerken kendime sürekli de sorular soruyorum.
Geleceğimle alakalı en mantıklı adımları atmak için hangi yol en iyisi ya da en doğrusu.
Belki enini bulamasam da en azından mantıklı bir harita, mantıklı bir yol oluşturmaya çalışıyorum kendimce.
Ve geçenlerde kendime sorduğum sorulardan biri önümüzdeki 6 ay boyunca hayatımın en büyük önceliği ne olacak ya da ne?
Düşündüğümde evet podcast, spor, iş arama süreci.
Bunların hepsi ilk aklıma gelenler arasındaydı ama kendime karşı dürüst olduğumda önümüzdeki ilk 6 ay boyunca sanırım önceliğim para kazanmak olacak.
Şimdi bu cümleyi söylemek biraz sanırım garip geliyor.
Bu arada kuşlar da bize eşlik ediyor.
Avustralya'da en sevdiğim şeylerden biri.
Kuş sesini, ağaçların hışırtısını çok çok rahat bir şekilde duyabilirsiniz.
Neyse şu an uzaklaştı.
Her neyse, dediğim gibi para konuşmak biraz garip geliyor.
Çünkü bize paranın amaç olmadığı öğretildi.
Ben de buna inanıyorum.
Ama bazen hayatın bazı dönemlerinde para amaç olmuyor, araç oluyor.
Fark ettiğim bir şey var. İnsanlar para konuşmayı sevmiyor.
O insanların en başında da ben varım.
Para benim için büyük bir tabu konusu.
Para konuşulmasını da konuşmayı da hiç sevmem.
O yüzden şu an konuşuyorum.
Podcast çünkü benim için gerçekten bir challenge alanı.
Neyden kaçınıyorsam ona doğru yürümek, onu daha belirgin hale getirmek bana keyif veriyor.
Kendimi keşfetme yolculuğu çünkü bu.
Her neyse, bazen para konuşunca sanki yüzeysel ya da materyalist ya da sanki lüks peşinde koşuyormuşsun gibi bir algı oluşabiliyor.
Ama ben giderek bu algıyı yıkıyorum.
Kendimde olan bu algıyı yıkıyorum çünkü...
Para aslında ilginç bir şey.
Herkes onu farklı bir şeye dönüştürüyor.
Kimisi için statü, kimisi için güven, kimisi için özgürlük.
Benim için para neyi ifade ediyor diye ben de düşünüyorum.
Sanırım benim için lüks değil, benim için bir seçenek.
Mesela sevmediğim bir işte sadece maaşı iyi diye kalmak, zorunda olmamak.
Bir gün gerçekten istediğim kariyer fırsatı karşıma çıktığında sadece maaşı biraz daha düşük diye vazgeçmemek.
Ailemden biri bana ihtiyaç duyduğunda.
Uçak biletinin fiyatını düşünmeden gidebilmek.
Kendime bir gün izin verdiğinde suçluluk hissetmemek.
Yani aslında fark ediyorum ki ben para istemiyorum.
Paranın satın aldığı seçenekleri istiyorum.
Belki çoğumuzu bu şekilde.
Şimdi hayatımın son birkaç yılında yaptığım, özellikle Avustralya'da olan bir dönem bir sonrakiyi düşünmek hep.
Bir sonraki sınav, bir sonraki dönem, bir sonraki iş, bir sonraki maaş.
Yani fark ettinmeden yaptığı bir şey var bu bir sonrakilerin.
Sürekli hayatta kalma modunda yaşıyorsun.
Ben bu işle alakalı da bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Avustralya'da çalışma sistemi olarak tam zamanlı çalışabilirsiniz, yarı zamanlı çalışabilirsiniz ve saatlik çalışabilirsiniz.
Şimdi Türkiye'de daha çok çalışma sistemi olarak bir işe gidersiniz ve o işte düzenli çalışırsınız.
Çok saatlik işlere ben denk gelmedim.
Ya da o kadar yaygın mı bilmiyorum.
Ben hep tam zamanlı işlerde çalıştım.
Tam zamanında işte çalıştığımı da yani ne demek olduğunu açıkçası buraya geldiğimde anladım.
Çünkü bu kadar farklı çalışma tiplerinin olduğunun farkında değildim.
Bir işe girersin o işte 8-5'te 8-5.
Belli bir çalışma saati vardır ve siz o saatler arasında çalışırsınız diye hep kafamda düşünüyordum.
Ya da hep o tarz işlerin içinde bulundum.
Avustralya'ya geldiğimde şunun farkına vardım.
Özellikle öğrenci olarak geldiğinizde...
Daha çok saatlik işlerle çalışıyorsunuz.
Çünkü öğrenci çalışma izni 24 saat.
Yani siz full time olarak, tam zamanlı olarak çalışamazsınız.
Öğrenci olarak 24 saat çalışma izniniz var.
Ya part time ya da saatlik işlerde çalışacaksınız.
Part time iş bulmak da kolay değil.
Saatlik olarak çalıştığınızda da oluşan bence büyük sorunlardan biri belirsizlik.
Büyük bir belirsizliğin içinde...
Önümüzdeki hafta kaç saatlik bir şifte çalışacağınızı bilmiyorsunuz.
Bunu bilmediğiniz için de gelirinizin ne kadar olacağını bilemiyorsunuz.
Ve sürekli bir belirsizliğin içerisinde olmak ve sürekli sanki bir de yarış hissediyorsunuz.
O şifte beğen almam lazım işte.
Çalışabilirim, şey yapabilirim.
Sürekli böyle bir istekli, motivasyonlu olma halinizi göstermeniz ve onu hissettirmeniz gerekiyor.
Bu yorucu olduğu gibi...
Bu belirsizlikle yaşamak çok da stresli.
Aniden işinizi kaybedebilirsiniz.
Ya da size diyelim ki önümüzdeki hafta 24 saatlik çalışma izninizin 24 saatinde dolduracak şekilde şifler ayarlandı.
İşte akşam çalışacaksınız diyelim.
Sabah size bir mesaj gelebilir.
İşte bugün seni es geçtik.
İşte çalışmıyorsun.
Aynı bir mesajla o gün işte çalışmayacağınızı öğrenebiliyorsunuz ve Sizin bütün planınız da ona göre hazırlanmış, ona göre kurulmuş.
Bir anda gerçekten hem düzeniniz hem de elde edeceğinizi inandığınız o para avuçlarınızdan gidebiliyor.
Bu giderek bende gerçekten kaygıya sebebiyet veriyordu.
Sürekli bir belirsizliğin içerisindeyim.
Okula gidiyorum, çeşitli işlerde çalışıyorum.
Ama o işler bir okulunla çakışmaması için bir çaba içindeyim.
İki, işlerden yeterli geliri elde etmeye çalışıyorum.
Üç, okulunda başarılı olmaya çalışıyorum.
Şimdi işte okulum bitti.
Artık gündelik, saatlik işler yerine gerçekten kendi alanımla alakalı.
Hadi kendi alanımı belki kısa dönemde bulamayacağım ama en azından sabit bir şekilde haftada en az şu kadar şif saat alacaksın denilen işlerde
çalışmak istiyorum ki...
Kaygı olsun, stres olsun.
Bunların seviyesini düşürmem lazım.
Bunun için de önceliğim evet para kazanmak.
Bu bölüm birazcık uzun bir bölüm olmaya doğru gidiyor.
Biraz toparlamak istiyorum.
En azından güncel şu an bu işlerle alakalı ne aşamadayım onlardan bahsedip bölümü yavaştan kapatsam iyi olacak.
Şöyle ki ben burada hemşire yardımcısı olarak bir işte zaten çalışıyorum.
Ama bu... Gece nöbetleri şeklinde gittiğim bir işti.
Okul bittikten sonra daha fazla shift almak istedim ama maalesef genelde bu tarz yerler belli oluyor.
Çalışan sayısı, çalışana düşen shift sayısı belli oluyor.
Eğer biri gelmezse o zaman işte ekstra bir shift alabilirsiniz.
Ben de yani bu çok düşük bir ihtimal.
Sürekli bu ihtimal dahilinde bir işe bağlı kalıp da işte daha fazla çalışabilirim.
O ihtimali kovalamak istemiyorum.
O yüzden bir iş daha buldum.
Önümüzdeki hafta yeni bir işe daha başlayacağım.
Yine buna benzer yani saatlik ücret üzerinden para kazanabileceğim bir iş.
İlginç bir iş olacak.
Çünkü daha burada restoranda çalıştığım bir işim olmuştu.
Hemşire yardımcısı olarak çalıştığım bir işim olmuştu.
İkisini aynı anda götürdüğüm bir dönemden geçmiştim.
İkisini yine aynı anda yapmak istiyorum.
Çünkü dediğim gibi para kazanmak öncelik verdiğim bir şey.
İlginç olan şu ki...
Bu çalışacağım restorant Brisbane'daki en iyi restoranların başında geliyor.
Premium restoranlar arasında geçiyor.
Yani böyle bir restoranda bir tecrübem olmamıştı.
Nasıl olacak bilmiyorum.
Halledebileceğime dair bir inancım var.
Ama tabii ki deneme süreci gibi olacak önümüzdeki hafta.
Umarım ki her şey başarılı, iyi geçer ve devamlı, daimi olan bir yer olur.
Çünkü önceliğin para olduktan sonra ne kadar...
Zorluk şu an için çok şey değil.
Çünkü bunların hepsi geçici işler.
Bu tarz geçici işlerde çalışırken kalıcı kendi alanımla alakalı iş bulmak önceliğim.
Önceliğim değil, ikinciliğim.
Önceliğim tabii ki ama önceliğim şu an bu işte kendimi birazcık ispat edip düzenli olarak şiflere gitmek.
Para anlamında biraz kendimi iyi hissetmek.
En azından düzenli bir...
kazancım olacak. Bu işlerle çalışırken de bir yandan iş arama sürecine yoğunlaşmak.
Umuyorum ki süreç biraz yoğun olacak benim için.
Ama umuyorum ki iş arama süreci çok çok daha uzun zamanı, uzun sürece yayılmadan hayırlısıyla işi bulurum.
Neyse. Bu bölüm çok çok uzun konuştum.
Burada artık kapatmak istiyorum.
Kendinize iyi bakın diyorum.
Umarım keyifle dinlemişsinizdir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın diyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
