
Bu bölüm bir koşu deneyi.
Koşmaya başlarken hissettiklerim, zihnimdeki direnç ve o ilk adımın ağırlığı…
Koşmak sadece fiziksel bir şey mi, yoksa zihinsel bir eşik mi?
Bu deneyde cevabı arıyorum.
Transkript
Herkese merhabalar. Hayattan Deneylere hoş geldiniz.
Öncelikle bu benim ilk bölümüm.
Kısaca kendimi tanıtmak, bu kanalda neler anlatacağım, onlardan bahsetmek istiyorum.
Ben Merve. Şu an Avustralya'da yüksek lisans yapıyorum.
Ve bu kanalda, kanalın adından da anlayabileceğiniz gibi, hayatta deneyimlediğim ya da deneyimleyeceğim şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Her bölümde... Yeni bir şeye deniyor olacağım ve bunları sizinle paylaşıyor olacağım.
Çünkü bana göre hayat deneylerden oluşan bir süreç.
Ve denememek en büyük risk.
Yani ben buna inanıyorum.
Öyle. Kanalın amacı ya da içeriği bu şekilde olacak.
İlk bölümümüzün konusuyla başlayalım o zaman.
İlk bölümde anlatacağım şey çok yakın zamanda...
Deneyimlediğim, deneylerime kattığım bir eylem.
Koşmak. Çünkü size bahsettiğim gibi Avustralya'dayım şu an.
Yaklaşık 3 yıldır buradayım.
Buraya geldiğimde maalesef İngilizceyi iyi konuşuyor halde değildim.
Asla kendimi özgüvenli hissetmiyordum İngilizce konuşurken.
Bu da beni arkadaş edinme konusunda çok geri plana attı.
Ki normalde kendimi sosyal bir insan olarak tanımlarım.
Ama... Anlayamayacağımı ve anlatamayacağıma inandığım için kendimi çok geri plana attım.
Neyse bu sebeplerden ötürü arkadaş edinmede Avustralya'da maalesef zayıftım.
Kendime geçen sene bir söz verdim.
İki tane yakın arkadaş edineceğim.
Hatta bunlardan da bahsetmek istiyorum ilerleyen bölümlerde.
Koşu kulüpleriyle beraber eğer bunu yaparsam hem sosyalleşebilirim hem de çok merak ettiğim bu sporu deneyimlemiş olabilirim.
Sonra bunun kararına vardım.
Bunu deneyecektim. Ama dediğim gibi yiyecek konusunda ben şu an 3-3 yıldır buradayım.
Gerçekten kendimi halen daha da yeterli hissetmiyorum maalesef.
Hani derler ya bir yerden başlamak lazım.
Ben hep ona inanıyorum. Kendimi bir şekilde atayım.
Kervan yolda düzülür.
Kendini attıktan sonra bir şekilde o ortamda çırpınsan da yani ölsende kalsan da bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyorsun.
Ölsende kalsan da kısmı şey oldu da.
Yani hayatta kalmaya çalışıyorsun.
Ben de buna inanıyorum.
Her neyse. Çok uzattım bu kısmı.
Sonra işte dediğim gibi koşu kulübüyle koşmaya karar verdim.
Öncelikle nehir kenarında yürüyüşü normalde çok severim.
Orada koşan bir koşu kulübü buldum.
Yani en azından lokasyon olarak bildiğim bir yerdi.
O anlamda tek bildiğim şey o oldu diyebilirim.
Ne insanları biliyorum.
Yani hiç kimseyi tanımıyorum oraya giden.
Daha önce hiç koşu deneyimim yok.
Daha hiç koşmamışım.
Hatta spor salonunda azıcık denediğimde orada bile kendimi çok yetersiz hissediyordum.
Yani bir 5 dakika koşmak benim için yetiyordu.
Her neyse gittim.
Çevrede çok fazla insan vardı.
Herkes sabahın köründe.
Gerçekten koşmak için orada hazır bulunuyordu.
Ben bir de arkadaş edinmek için de gittiğim için biraz da konuşabilir miyim acaba diye de bir gözlemliyordum.
Neyse orada bir kızla... Böyle göz yüze geldik.
Günaydın dedi. İşte o da yeni gelmiş.
İlk defa katılıyormuş vs.
Kendisinden bahsetti.
Ben de kısaca kendimden bahsettim.
Sonra koşmaya başladık.
Baktım herkes konuşarak koşuyor.
Ama ben normalde hiç koşmadığım için ve koşmada da kendimi aşırı yetersiz hissettiğim için konuşarak koştuğumda ay nefesim yetemeyecek, ay nefesim yetemeyecek diye böyle bir panikle
gidiyorum. Birazcık da çevreden işte acaba nasıl görünüyorum.
Herkes sanki çok iyi koşuyor.
Ben orada koşamıyormuşum gibi bir algım vardı.
Yani gidiyorum ama sanki iyi gitmiyorum.
Hani ne yaptığını bilmeden koşuyor gibiyim.
Sanki bu çok iyi bir şekilde bilinmesi gereken bir şey.
Ama ben hiç bilmeden ilerliyor gibi hissediyordum kendimi.
Her neyse hem İngilizce hem koşu orada bana biraz gerçekten fazla geldi.
Oradaki arkadaşa dedim ki...
Sen ilerle. Çünkü benim nefesim gerçekten kesilmişti.
Yani mesafe olarak yaklaşık bir kilometre, bir buçuk kilometre en fazla gitmişimdir.
Sonra biraz yürüdüm.
Sonra tekrar hafif koştum.
Sonra yürüyerek başladığımız noktaya geri döndüm.
Normalde beş kilometrelik bir koşu mesafesi.
Ama ben bunu işte dediğim gibi taş atasın bir buçuk kilometre koşmuşumdur.
Ama şunu fark ettim.
Yani koşabiliyorum bir şekilde hani.
Az da olsa hani gittim ve ortamı da çok sevdim.
Çok fazla insan vardı.
Orada herkes sabah saatlerini değerlendirmeyi çok severim normalde.
Herkes bir şekilde o enerjisini getirmiş.
Yani benim hissettiğim o şekilde.
Ve keyifli vakit geçiriyor gibi görünüyorlardı.
Ben de kendimi orada ne kadar korkularım olsa da fazla hissetmedim.
Ya da o korkularım bana şey gelmedi.
Ya bir daha... deneyemeyeceğim, çok aşırı kötüydüm gibi hissettirmedi.
Ya ben dedim ki ben bir daha deneyeceğim.
Önümüzdeki hafta bir daha geleceğim.
Sonra önümüzdeki hafta tekrar gittim.
Bu sefer kulaklığımı da getirmiştim yanımda.
İnsanlarla konuşmak için değil, koşuya odaklanmak istedim.
Çünkü iki şeyi aynı anda yapamayacak kadar İngilizce konuşmak da benim için gerçekten çok efor sarf ettiren bir şey.
Yeni bir insanla İngilizce konuşmak.
Artı koşu benim için.
Yeni bir deney. Ben koşuya yoğunlaşmaya karar verdim.
Kulaklığımı taktım. Sonra biraz ilerledim.
Baktım yoruluyorum. Ama dedim bu sefer birazcık daha gidebilirim en azından.
Sanırım iki kilometreye yakın koştum.
Sonra yarı da işte gene bıraktım.
Biraz yürüdüm. Birazcık daha koşar gibi oldu.
Sonra dedim ki yok. Benim için bugün yeterli.
İşte yürüyerek tamamladım.
Sonra bir arkadaşım bana eşlik etmeye başladı.
Fark ettim ki o gerçekten iyi koşuyor.
Hatta bana yani destek de oldu gayet iyi hani iyi gidiyorsun vesaire.
O da biraz beni böyle bir pop ofladı ama yine 5 kilometrenin 2 kilometresini falan koştum hani 3.
şeyde de. Neyse 4.
seferde bu arada ben git gide bir şevkleniyorum.
Hani o 5 kilometreyi gerçekten yapabilecek miyim?
Öyle bir inancım yok açıkçası.
Nedense kendimi o şeyi görmemiştim ama gitmeye de devam ediyordum.
Hani belki bir gün yaparım.
O gün ne zaman olur bilmiyordum ama belki bir gün yaparım.
Neyse bir sonraki gidişimde önümde giden bir kız fark ettim.
İşte 5 kilometrenin 2,5 kilometresini gittikten sonra geri dönüyorsunuz.
O dönme noktasında...
Hani ben artık böyle bırakacağım.
Gelmişim zaten 2-3 kilometre.
Yani o yarıyı tamamlamışım geri dönüyorum.
Ben artık dedim ki hani şeyimi doldurdum.
Ben yapabileceğimi yaptım gibi hissettim.
Sonra o önümdeki kızı fark ettim dediğim gibi.
Aşırı yavaş koşuyordu ve bıraktı bırakacak.
Dedim ki şu kız bırakana kadar ben de bırakmayacağım.
Kendi kendime bir iddiaya girdim.
O aşırı yavaş koşuyor ama o kadar benzettim ki kendimi.
Nefes nefes içinde kalmış.
Artık durdu duracak gibi ama gene de gidiyor.
Dedim o bırakmıyorsa ben de bırakmayacağım.
Gitti gitti gitti.
Baktım gerçekten biz tamamlıyor gibiyiz.
Hani ben 5 kilometreye çok yakınlaştım.
Heyecan yapmaya da başladım gerçekten.
Hani ne oluyor yoksa ben 5 kilometre mi koşacağım?
Sonra arkadaş gerçekten de 5 kilometreyi tamamladı.
Ve tabii ki onun kuyruğu olan ben de 5 kilometreyi tamamlamış oldum.
İnanılmaz sevindim.
Kızım benden haberi yok bu arada.
Ben arkasından geliyorum.
Diplibe değildik. Hiç neye sebep olduğunun farkında bile değil.
O sadece kendi yolunda gidiyordu.
Ama bana gerçekten büyük bir destek, kesinlikle bir guide oldu.
O duygu inanılmaz iyi geldi bana.
O 5 kilometre...
Yani ben düşünüyorum ben şimdi 5 kilometre koştum mu?
Oldu mu yani? Bu şekilde miydi?
Yapabiliyor muymuşum? Hani o kadar komik şeyler geçiyor ki aklımdan.
Ben her şeyi yaparım diyorum artık.
Ben koştuysam, ben 5 kilometreyi tamamladıysam ben her şeyi yaparım.
Öyle bir inanç getirdi bana.
Çünkü koşamayacağıma dair o kadar inanmıştım ki o 5 kilometreyi tamamlayamayacağıma dair.
O kadar büyük bir inanç vardı ki.
Onu kırmak gerçekten ilk bitirdiğimde işte o 5 kilometreyi tamamladığımda bir inanamadım.
Hani nasıl yani şimdi ben 5 kilometre koştum mu gittim geldim.
Bazı şeyler belki birçok insanın birçok sabah yaptığı ya da akşam yaptığı bir aktivite.
Belki onlar için inanılmaz normal, inanılmaz kolay.
Ama benim için hiç öyle bir şey değildi.
O gün gerçekten bugüne kadar edindiğim en büyük başarılardan...
Birini edinmiş gibi hissettim.
Ve dediğim gibi öyle bir güç vardı.
Hani ben her şeyi yapabilirim artık.
Çünkü bazen kendimize şunu kodluyoruz.
Yok ya ben bunu yapamam.
Çevrenize bakıyorsunuz.
Mesela ben koşu kulübüne katıldığımda herkes çok fit görünüyordu.
Herkes sanki doğmuş ve koşuya başlamış gibi.
Ben kendimi hiç oraya ait hissetmedim.
Ve sanki oraya hani eğreti duruyordum.
İnsanlar da benimle kadar...
Oraya ait olmadığımı hissedecekler, görecekler.
Yani kendi kendime tabii ki bu düşüncelerin hepsi bana ait.
Benim korkularım.
Ama dediğim gibi yapamayacağıma dair büyük bir inanç vardı.
Onu başarmak ve halen daha da başarıyor olabilmek.
Gerçekten bir kere yaptığımızda, yapıyor olabildiğimizi gördüğümüzde çok büyük bir şey değişiyor.
Birçok şeyin zihinde bittiğine inanıyorum.
Ve kesinlikle koşu benim için öyleydi.
Ben bir kere 5 kilometre koştum.
Şey demiyorum bu arada her seferinde kolay.
Hayır bazı günler daha böyle eğlenceli geçebiliyor.
Ama bazı günler artık bitsin 3 kilometre böyle kendi kendime artık şey sayıyorum.
Sanki işkence içerisindeymişim gibi.
Bitirme hazı halen daha paha biçilemez.
Ama o yoldaki süreç bazen zorluyor olabiliyor.
Bazen yaptığımız deneyler bize nasıl bir kapı açacak, neler hissettirecek gerçekten.
bilemiyor olabiliyoruz.
Ama en güzeli deneyebilmek.
Yani korkularımıza rağmen o adımı atabilmek.
Umarım bu podcast hazır hissetmeden başlamak isteyenler için ufak da olsa bir motivasyon vermiştir.
Çünkü en başta da söylediğim gibi denememek bence hayattaki en büyük risk.
Umarım herkes keyifle dinlemiştir, keyifli vakit geçirmiştir.
Sevgiyle ve sağlıkla kalın.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
