
Bu bölüm, iş bulma sürecinde yaşanan o sessiz yorgunluk ve çaresizlik hissi üzerine.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve.
Hayattan deneylere hoş geldiniz.
Bu bölümde biraz iş arama süreci, zorlukları ve neler yapabiliriz, ben neler yapıyorum bu süreçte bunları konuşmak istiyorum.
Hadi gelin başlayalım. İş arama süreci insana neden kendinden şüphe ettiriyor?
Öncelikle bu soruyla başlamak istiyorum.
Çünkü bir karar veriyoruz.
Diyelim ki uzun zamandır bizi mutlu etmeyen bir işten ayrıldık.
Belki kariyer değiştirmeye karar verdik ya da mezun olduk.
Hayat bizi istemeden bu sürecin içine soktu ve sonunda başvurmaya başladık.
İşte çoğu insanın iş arama süreci hakkında konuşmadığı kısım da bence burada başlıyor.
Çünkü iş aramak sadece bir iş bulma süreci değil maalesef.
Aynı zamanda insanın kendisiyle olan ilişkisini test eden bir süreç.
İlk başlarda her şey heyecanlı.
Yani şöyle CV'mizi hazırlıyoruz.
İlanları inceliyoruz. Başvuruları gönderiyoruz.
İnsanın içinde gerçekten güzel bir umut taşıyor.
Güzel bir iş bulacağına dair.
Belki bu görüşme iyi geçer.
Belki hayatım değişir.
Ama zaman geçtikçe başka duygular da maalesef ortaya çıkıyor.
Önce beklemek geliyor.
Sonra sessizlik.
Sonra bir sessizlik daha ve bir tane daha.
İş arama sürecinin en ilginç taraflarından biri şu diyebilirim.
Hayatımızın başka hiçbir alanında bu kadar sık değerlendirilmiyoruz.
Bir yabancı CV'mize bakar, bir yabancı deneyimize bakar, bir yabancı bizim hakkımızda karar verir.
Üstelik çoğu zaman bizi tanımadan, nasıl çalıştığımızı bilmeden, karakterimizi bilmeden, ne kadar emek vereceğimizi ya da verdiğimizi bilmeden hayatımızın...
Birkaç satırına bakarak orada ne yazmışsak artık.
Ve bazen bütün bunlar birkaç dakika içinde olur maalesef.
Bir noktadan sonra insan kendine şu soruyu sormaya başlıyor.
Acaba eksik olan ne?
CV mi, deneyim mi, yaş mı, İngilizce mi, sektör mü yoksa ben mi?
Bence tehlikeli nokta tam olarak burada başlıyor.
Çünkü başlangıçta sorguladığımız şey özgeçmişimizken zamanla sorguladığımız şey kendimiz olmaya başlıyor.
Ve fark etmeden bir şirketin kararıyla kendi değerimize ölçmeye başlıyoruz.
Ve belki de bu yüzden iş arama sürecinde en çok duyulan ama en az konuşulan cümle şu.
Ya gerçekten yeterli değilsem?
Bu soru çok ağır bir soru çünkü mesele artık iş değil.
Mesele insanın kendisi.
Belki de bu yüzden bazı reddedilmeler düşündüğümüzden de daha fazla canımızı yakıyor.
Çünkü yalnızca bir pozisyonu kaybetmiş gibi hissetmiyoruz.
Sanki bir parçamız reddedilmiş.
Bir de buna karşılaştırma ekleniyor.
Özellikle bugün. Yani bugünlerde LinkedIn'i açıyorsunuz.
Birisi terfi almış, birisi yeni işe başlamış, birisi öldüğü kazanmış.
Oh! Hayat herkes için sanki muhteşem.
Birisi yani özellikle şunu gördüğümde sanırım birazcık kıskançlık duyuyorum.
Hayalimdeki işe başladım.
Bu paylaşımlar LinkedIn'de biraz canımı yakan paylaşımlar.
Her neyse. Yani bunların hepsi olurken siz hala bekliyorsunuz.
Bakıyorsunuz o... Postlara, şeylere sadece geçiyorsunuz.
Yani istediğiniz en büyük şey karşılaştırma.
Normalde kendi yolunuza odaklanabilecekken başkalarının sonuçlarına bakmaya başlıyoruz.
Üstelik bu yolculuk onların yolculuğu bile değil.
Yani sadece sonuçlarını, kimse LinkedIn'de yüzüncüyü reddedilişini paylaşmıyor maalesef.
Aylarca cevap alamadığı başvuruları paylaşmıyor ama bizim gördüğümüz şey sadece sonuçları.
Bu da işte kendimizde görünmeyen mücadelemizle karşılaştırıyoruz onları.
Ve bu karşılaştırmayı kazanmamız çok da mümkün değil.
Ve sonra bir duygu daha geliyor.
Imposter sendromu.
Yani bulunduğumuz yere ait olmadığımız esisi.
Belki diplomamız var, belki deneyimimiz var, belki bunların hepsi var ama belki yeterli değiliz.
İçimizdeki ses şöyle diyor olabilir.
Bir hata olmalı. Herkes benden daha iyi biliyor.
Yani ya da bir gün benim aslında yeterli olmadığımı anlayacaklar.
İlginç olan şu, bu duygular çoğu zaman gerçekten yetersiz olan insanlarda değil, kendine karşı çok sert olan insanlarda ortaya çıkabiliyor.
Ben bunu okuduğumda çok şaşırmıştım.
Umarım öyledir.
Çünkü ben inanılmaz derecede özellikle de bu yüksek lisans yapmaya başladığımda farklı bir alan, her şey çok farklı.
Bunlardan çokça kez bahsetmiştim.
Hissettiğim şey ben buraya ait değilim.
Herkes kesinlikle benden daha iyi ve benim buraya ait olmadığımı herkes görüyor ve hissediyor.
Bunu okuduğumda gerçekten yeterlisi olanlar da değildi.
acımasız eleştiri yapanlar da kendimize karşı bir tık olsun içime su serpmişti açıkçası.
Buna inanmak isterim.
Her neyse. Bütün bunların sonunda fark etmeden gerçekten bir hata yapabiliyoruz.
Hatta büyük bir hata. Çünkü bunları kimlik haline dönüştürürüz.
Sanki sahip olduğumuz pozisyon bizim değerimizi belirliyormuş gibi ya da işsiz olmak değersiz olmakmış gibi.
Sanki bir şirketten kabul almak insan olarak değerimizi artırıyormuş gibi.
Oysa bunlar... Gerçekten aynı şeyler değil.
Evet biliyorum. Özellikle şu an beni böyle bir sürecin içinde olan bir insan dinliyorsa biliyorum bunları kabul etmek kolay değil.
İnsan bir süreden sonra eğer iş arama süreci uzunsa maalesef kendi değerini bunlarla kıyaslıyor olabiliyor.
Ama ben de bu sürecin içerisindeyim.
Şu an okulum bitmek üzere.
Henüz mezuniyet belgemi elime almadım.
Çok heyecanla bekliyorum. Bu arada henüz sınav sonuçlarım da açıklanmadı.
Ben mezun olacağıma dair yoğun umut besliyorum ama umarım her şey yolunda gider.
Her neyse. Ben de şu an aktif bir şekilde iş arama süreci içindeyim.
Mezun olmadan zaten başlamıştım.
Networking yapmaya, insanları tanımaya, istediğim pozisyonlarda iş bakmaya.
Ama gerçekten kolay değil.
Hele ki o süre, o zaman uzadıkça.
Ama... Yani biliyorum işte bunları kendimize hatırlatmak bazen düşündüğümüzden daha zor olabiliyor.
Çünkü iş arama süreci sadece CV göndermeyi değil özgüvenimizi korumayı da gerektiriyor maalesef.
Belki de bu yüzden bu süreçte kendimize sormamız gereken sorulardan biri şu.
Gerçekten yetersiz olduğum için mi kendimden şüphe ediyorum?
Yoksa uzun zamandır değerlendirilmenin ya da belirsizliğin içinde yaşadığım için mi?
Ya da bu gerçekten çok normal bir süreç mi?
Peki şimdi ne yapacağız? Yani hissettiğimiz Duygular tabii ki gerçek.
Çünkü yaşanan bir süreç var.
Bu süreç de gerçekten kolay değil.
Çok fazla duygunun içinde olduğu, bahsettiğim gibi umut, sonra bir hayal kırıklığı, çok sabırlı olma ve o sabırın sonunda sürekli kendinle
alakalı olumsuz düşüncelere, olumsuz düşüncelerle yüzleşme.
Yani bu süreç evet kolay değil ama ne yapacağız?
Bu zamana kadar hep korkularımızdan bahsettim bu bölüm boyunca.
Belirsizlikten, kendimizden şüphe ettiğimiz anlardan bahsettim.
Ama sanırım en önemli soruya geldik.
Ne yapacağız? Keşke burada yani uyabilecek, herkese uyabilecek tek bir cevap verebilseydim ama sanırım iş arama ve kariyer değişimi konularında öğrendiğim en önemli şey şu.
Herkesin hayatı farklı. Bu yüzden herkes için doğru cevap da farklı.
Ya da tek bir doğru cevap varsa.
Bu yüzden bazı insanlar için hayallerinin peşinden gitmek mantıklıdır.
Bazıları için önce güvenliği korumak gerekir.
Ve bu bir karakter meselesi değildir.
Yani bir hayat meselesidir.
Çünkü aynı tavsiye herkes aynı sonucu doğurmaz.
Şöyle ki bekar bir insanın alabileceği risk ile ailesine bakan bir insanın alabileceği risk tabii ki aynı değil.
Birikimi olan biriyle maaştan maaşa yaşayan biri aynı noktada değil.
Ya da 20'li yaşların başındaki biriyle Kırkları yaşlarını yaşayan biri aynı koşullarda tabii ki değil.
Bu yüzden bazen sosyal medyada duyduğumuz tavsiyeler bence eksik kalıyor.
Başarı hikayelerini çok dinliyoruz.
Ama insanların şartlarını yeterince konuşmuyoruz.
Sadece mesele hayallerinin peşinden gitmek değil.
Mesele kendi gerçeklerini inkar etmeden ilerlemek.
Bazen bu bir istifa dilekçesi yazmak olabilir.
Bazen sadece ilk CV'ni göndermek bile olabilir.
Bazen akşamları yeni bir beceri öğrenmek olabilir.
Geçici bir işte çalışırken asıl hedefin için hazırlık yapmak olabilir.
Ya da bazen yarı zamanlı bir işte çalışıp ama aynı zamanda da eğitimini tamamlıyor olmak olabilir.
Bazen de bir süre beklemek olabilir.
Evet beklemek. Çünkü bazen sosyal medyada sabretmek çok küçümseniyor.
Oysa her hareket ilerlemek değildir.
Ve her beklemek de vazgeçmek değildir.
Ben gerçekten çok sabırsız bir insanım.
Bu geçmişte kalan bir şey değil.
Halen daha çok sabırsız bir insanım.
Ve o yüzden de zaten bu tür olumsuz duygularla hemen boğuşuyorum.
Çünkü sabredemiyorum.
Neden gelmedi? Hani o kadar işte benim...
Şunu yapmışım, bunu yapmışım.
Şu sertifikam var. Şöyle projelerde bulunmuşum.
Görünen CV çok iyi gözüküyor.
Ben neden hala bir geri dönüş almıyorum?
Olumlu. Maşallah hep olumsuz geri dönüş aldım.
Böyle olunca bu sabırsızlığın size direkt getirdiği şey stres, kaygı, yetersizlik hissi.
O yüzden bazen insanın biraz daha zamana ihtiyacı vardır.
Daha fazla hazırlanmaya, daha fazla güç toplamaya, biraz daha netleşmeye.
Ama burada dikkat edilmesi gereken bence şu.
Beklemek ile ertelemek aynı şey değil.
Beklemek bilinçli bir karar olması lazım.
Ertelemek ise çoğu zaman bence korkunun başka bir adı.
Yani bu ayrımı dürüstçe yapabilmek önemli.
Bir de başka bir gerçek de şu.
Hayat bazen bizi hayal ettiğimiz yoldan götürmez maalesef.
Ve bu da her zaman kötüsü bir şey demek değil.
Çoğumuz geleceğimizi düz bir çizgi gibi planlıyoruz.
Ben size kaza bölümünde anlattım.
Hayatımı 3 yerden yaşıyordum.
Ev, iş, okul. Sonra her şey değişti.
Kazadan sonra çalışamadım.
Derslerimle alakalı.
Yani her şey değişti.
Ve bazen bu değişimlere de hayatın bize getireceği kötü sürpriz, bazen iyi sürpriz.
Yani farklı...
olaylara da hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Dediğim gibi geleceğimizi düz bir çizgi gibi planlayabiliyoruz.
Şu işi bulacağım. Şurada çalışacağım.
Sonra bunu yapacağım. Ama maalesef gerçek hayat çoğu zaman böyle değil.
Bazen bir iş reddi bizi başka bir yere götürüyor.
Bazen istemediğimiz bir iş yeni bir kapı açıyor.
Bazen başarısızlık sandığımız şey yön değişikliği olabiliyor.
Ve bunu genellikle geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz.
Belki de bu yüzden iş arama sürecinde ihtiyacımız olan şey sürekli motivasyon değil.
Kendimize biraz daha anlayış göstermek.
Çünkü bu süreç zaten zor.
Ve insanlar kendilerine sürecin kendisinden daha sert davranabiliyor.
Nereden biliyorum? Belki bugün hala aradığınız işi bulamadınız.
Ben bulamadım. Hala dediğim gibi arama süreci içerisindeyim.
Belki hala ne yapmak istediğinizden emin değilsiniz.
Yoruldunuz. Ama şu an burada olmanız bile bir şey gösteriyor.
Hala düşünüyorsunuz.
Hala arıyorsunuz. Hala ihtimalleri değerlendiriyorsunuz.
Ve kesinlikle bu küçümselecek bir şey değil.
Belki de bu bölümün sonunda kendimize şunu hatırlatabiliriz.
Hayatımızın geri kalanını bugün çözmek zorunda değiliz.
Bir sonraki adımı görmek yeterli olabilir.
Bazen cesaret bütün yolu görmek değildir.
Sadece önündeki birkaç metre görebildiğin halde yürümeye devam etmektir.
Ve belki bugün yapmamız gereken tek şey de budur.
Bir sonraki adımı atmak.
Umarım keyifle dinlemişsinizdir.
Sevgiyle kalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu arada küçük bir hatırlatma.
Instagram hesabım açıklamalarda.
Beni Instagram'dan da takip etmek isterseniz açıklamalardan bulabilirsiniz.
Sevgiyle kalın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
