
Belki sen de konuşurken duraksıyor, yanlış yapmaktan korkuyor ya da kendini eksik hissediyorsundur. Bu bölüm, o hislerle yalnız olmadığını hatırlatmak için.
Çünkü bana göre denememek en büyük risk.
Transkript
Herkese merhabalar.
Hayattan Deneylere hoş geldiniz.
Bu bölümde benim kanayan yarımı konuşacağız.
Diğer bölümlerde daha çok kısa süreli olaylar, yani deneyimlediğim, beni korkutan, adım atmakta zorlandığım olaylardan daha çok bahsettim.
Bugün uzun bir süreçten ya da deney ne zaman bitecek bilemediğim bir süreçten bahsetmek istiyorum.
İngilizce. Hadi gelin başlayalım.
İngilizce konuşmak gerçekten beni zorlayan bir süreç oldu.
Avustralya'ya gelmeden önce, bu arada ben bölümlerden birinde İngilizce konuşmaya burada başladığımı söyledim.
Bunu kısaca açmak istiyorum çünkü İngilizce öğrenme sürecim aslında Türkiye'de tabii ki başladı.
Aldığımız eğitim vs.
ama İngilizceyi hiçbir zaman aktif kullanmadım.
Kullanmak çok istedim.
İngilizce konuşmak için kurslara da kayıt oldum.
Bunların hiçbirinden fayda alamadım.
Hatta o yüzden Avustralya'ya İngilizce konuşulan bir ülkeye geldim.
Parantezi kapatıyorum.
Buraya geldiğimde İngilizce konuşma konusunda inanılmaz kendimi geri çekiyordum.
Çünkü ne söyleyeceğim, anlayabilecek miyim?
İnsanlar ne konuşuyor?
Yani... Beni aptal zannedecekler, beni aptal zannedecekler, beni aptal zannedecekler.
Beynimde dönen plak sadece bana bunu söylüyordu ve insanlarla etkileşime geçmemek için kaçıyordum.
Gerçekten kaçıyordum. Konuşmak istemiyordum.
İngilizce eğitimi aldım.
6 aylık bir dil eğitimiyle geldim Avustralya'ya.
Hocalarımdan biri bana dedi ki konuşmazsan gelişemezsin.
Hani ben hocaya şey diyorum.
Nasıl İngilizcemi geliştirebilirim?
Taktik almaya çalışıyorum.
Ders nasıl çalışabilirim?
Neyi yanlış yapıyorum? Yanlış yaptığım şey tabii ki insanlarla iletişim haline geçmemek.
Çünkü korkuyorum yani.
Çünkü su çok basit.
Korkuyorum. Öyle olunca İngilizce her gün bir işkence, her gün bir ızdırap haline geliyordu.
Bir de burada yani hem maalesef hem de baktığında bir tık pozitif sayılabilecek.
olaylar yaşadım ya da kendimi ifade etmek zorunda kaldığım çok fazla talihsizlikler vardı.
Avustralya'da çalışabilmeniz için bir numara almanız gerekiyor.
Ben ona başvurduğumda yani ne hikmetse o yorgunlukla işte Türkiye'den buraya geldiğimde jetlag olmuştum.
Jetlag oldum, uykusuzum, midem çok kötü, kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
Bu başvuruların hepsini de o şekilde yaptım.
Ve ben daha önce de söylemiştim buraya tek başıma geldim.
Kimseyi tanımıyordum.
Onda yine internette zaten nasıl yapılacağı yazıyordu.
İşlemleri okuyarak hallettim.
Ama ve lakin bir insan ismini sanırım soy ismimi yanlış yazmıştım.
Şu an tam hatırlamıyorum ama yapmamam gereken ya da hiç kimsenin yapmayacağı belki bir hata yaptığım için.
O numarayı çok fazla bekledim.
Karın ağrısı çekiyorum hani.
O şey belge ne zaman gelecek?
Resmi olarak çalışırsam işte problem olur mu?
Bunları çözebilmek için ne yapmamız gerekiyor?
E-mail atmak ya da telefonla konuşmak.
E-mail kısmında değil de telefonla konuşma kısmını yapmak zorundaydım.
Şu an neden e-mail atmadığımı ya da attıysam da sanırım attım ve geri dönmediler.
Uzunca bir bekleme süresi vardı.
Ben de o belgeyi ne zaman alacağıma dair telefon açmak zorunda kaldım.
Ve İngilizce.
Tabii ki İngilizce konuşup tabii ki İngilizce anlamak zorundayım.
Çeviri için size işte soruyorlar çeviri desteği ister misiniz diye.
Ben çeviri desteği istemiştim ama çeviri her seferinde böyle seni bekletiyorlar.
Tercüman bulduktan sonra o kişiyle tekrar iletişime, o işinizi halledecek kişiyle iletişime geçiyorsunuz.
Bu da bana çok uzun ve yorucu gelmişti ve çok streslenmiştim artık.
Kendi başıma da konuşmak zorunda kaldım.
Ve gerçekten yanaklarım İngilizce konuşurken genelde böyle...
Sanırım utanç hissettiğim için hemen kızarır.
Benim telefonumu açsalar bir dert benim için, açmasalar bir dert.
Yazıyordum ne soracağım, ne şey yapacağım diye.
Neyse, konuşuyor konuşuyor bir şekilde resmi yerlerle ya da insanlarla beni bir tık kırdı hani.
Yani konuşabilirim vesaire ama öyle bir inandım ki hani İngilizceyi konuşamayacağımı dair çok güçlü bir inanç vardı.
The eki parantez içinde.
Halen daha bununla gerçekten mücadele ediyorum.
Yani burada şu an daha önce bahsetmiştim.
Yüksek lisans yapıyorum.
Tabii ki Avustralya'da olduğu için İngilizce eğitim alıyorum.
Arkadaşlarımın neredeyse %90'ı yabancı İngilizce konuşuyorum.
Burada günlük hayatımda assignment yazarken ya da herhangi bir şeyde İngilizce hallediyorum.
Ama ve lakin... Yine de kendimi tam hissedemiyorum.
Bu deney dedim ya bir süreç.
Şu an 3 yıldır Avustralya'dayım.
Ve halen daha hedeflediğim, olmak istediğim bir yer var İngilizce konuşurken.
Bazen ona yaklaşıyormuşum gibi hissediyorum.
Bazen sanki o basamağa hiç çıkamamışım gibi hissediyorum.
Ama devam ediyorum.
Size daha önce de söylemiştim.
Bir yola başladıysam o yılın sonunu görmek isterim.
İngilizce için belki o yolun sonu hiçbir zaman olmayacak.
Belki hiçbir zaman kendimi yeterli hissedemeyeceğim.
Ama ve lakin İngilizceyi hayatıma katmaya devam edeceğim.
Korku her zaman var.
Başarısızlık her zaman yüzleşmem gereken bir şey.
Hatta Avustralya'da çok fazla yüzleşmem gereken bir durum.
Sanırım belli bir süre sonra buna da alışıyorsun.
O his, o başarısızlığı kabul etmek iyi.
Benim için başarısızlık, çok başarılı bir insan olduğumu düşünmüyorum.
Ama yaptığım işi de en iyi şekilde örnek denilebilecek şekilde yapmaya çalışan biriydim.
Ama burada her şeyi mükemmel yapamayacağımı fark ettim.
İstesem de yapamam.
Yapamıyorum yani. İngilizce konuşmak evet çabalıyorum, ediyorum.
Ama bazı şeyler olmayınca olmuyor.
Ya da hemen olmuyor.
O sabırsızlığımı biraz törpülemek zorunda kaldım ki bu güzel bir şey.
Ya da başarısızlık yetememe, tam olamama hali de yani bu da hayatın bir gerçeği.
Avustralya'da kendimi sürekli bu duygularla baş ederken buluyorum.
İngilizce'de ilk başladığımda 6 aylık o süreç işte dil kursunda hissettiğim şey Ben yok yapamayacağım, konuşamayacağım.
İşte Türk ev arkadaşlarım vardı.
Onlara sürekli yok ben yapamayacağım, yok siz nasıl geliştirdiniz, nasıl olabiliyor?
Hani sanki bir mucizeymiş gibi kafamda o kadar bilmiyorum çok zorlaştırmıştım.
İngilizce konuşmak benim için çok büyük bir tabuydu.
Onlar da zamanla yaparsın, şöyle olur, böyle olur.
Sağ olsunlar motive edici şekilde konuşuyorlardı.
Ama inanmıyordum. Çünkü 6 ay dil eğitimi aldım.
Ama o 6 ayın sonunda hiçbir değişim olmamış gibi hissediyordum.
Şu an bakınca kendime ne kadar haksızlık ettiğimi görebiliyorum.
Haksızlık etmeye devam da ediyorum bu arada ama en azından o kadar katı değilim artık.
Çünkü 6 ayda ben İngilizceyi çok akıcı bir şekilde konuşacağıma inanmıştım.
YouTube'da... Karşınıza sizin de çıkıyordur.
İşte şu kadar sürede akıcı konuşabilirsin.
Şunu yaparsan şöyle olur.
Ben sorunun bende olduğumu düşünmeye başlamıştım.
İnsanlar bir şekilde yapıyorsa ve ben yapamıyorsam sorun bende.
Benim zekamda ya da bilmiyorum her gibi problem var.
Buna kendimi inandırmıştım.
Zamanla gördüm ki İngilizceyi konuşa konuşa yanlış yapmaya izin verdikçe bir şekilde aşina alıyorsunuz.
Ben kendimi çok fazla ifade etmem gereken durumlarla baş başa kaldım.
Haliyle yeri geliyor sunum yapmak zorunda kalıyorum.
Yeri geliyor burada poster sunumu yaptım, sözel sunum yaptım.
Daha önceki bölümlerde bahsetmiştim.
Industry Night. O standlarda tek tek gezerken insanlarla iletişim kurmak zorunda kaldım.
Ya da bir işe girerken görüşmede, mülakatta...
Çok fazla şekilde o İngilizceyi konuşmak zorundasınız.
Ve bu zorunluluk bana iyi geldi.
Ne kadar o karın ağrılarıyla gitsem de sonunda iyi geldi.
Çünkü şu an bir şekilde kendimi ifade edeceğime inanıyorum.
İstediğim seviyede değilim ama şunu biliyorum.
Oraya gittiğimde o insanları anlayabilirim.
Kendimi de ifade edebilirim bir şekilde.
Dediğim gibi seviye olarak kendime biçtiğim yer maalesef çok...
Native olmayı, ana değil İngilizce olan insanlar gibi konuşmayı ileride istiyorum.
Ama yani gerçekten çok zor.
Hatta bu belki de imkansız.
Bu ulaşılamayacak seviye bazen sizi çok yetersiz hissettirebiliyor.
Ama bazen de size o motivasyonu verebiliyor.
Daha iyi olabilirim, daha iyi olabilirim.
İşte İngilizce kitaplar okumanıza ya da İngilizce podcastler dinlemenize ya da...
İngilizce konuşacağınız çevrelerde bulunmaya daha çok teşvik ediyor.
İşte bazen nereden baktığınıza bağlı.
İngilizce öğrenmek bir süreç.
O deney yani bilemiyorsunuz hani ne kadar uzun sürecek.
Dediğim gibi bu muhtemelen hayatım boyunca sürecek bir deney.
Ama hani bazı deneyleri ilerletmek ya da bitirmek için bir anlık deneyler olabilir.
Ya da süreç olabilir bu anlattığım.
Deneye gidelim gibi. Önemli olan o motivasyonu tekrar tekrar bulabilmek.
Yani sonunu düşünmek değil de süreçte keyiflenebilmek.
Bu tarz şeyleri duyduğumda biraz inanması güç geliyordu ama gerçekten anlayabiliyorum.
Şu an yapmaya çalıştığım özellikle 3.
yılımı doldurmak üzereyim Avustralya'da.
Geç oldu ama bunu anlamam.
Umarım güç olmaz. Şu an daha keyifli hissediyorum.
Çünkü bir şekilde...
Yapabilirimi kendime verdiğimde o çok yüksek bir beklentiyi kendimden aldığımda daha eğlenceli hale gelebiliyor.
İnsanlarla konuşmak, anlamaya çalışmak, bulmaca gibi hatta karşınızdaki insanların sizi anlamaya çalışması, beden dilinizi bazen daha fazla kullanmanız bazen
keyifli anılara sebebiyet verebiliyor.
Bunlar da güzel şeyler.
Güzellikleri bunlar.
Tabii süreç sancılı başlasa da işte keyifli gidiyor diyelim.
İyice konuşmak bir süreç.
Bazı deneyler gerçekten çok uzun bir süreçten oluşabiliyor ki bu süreç muhtemelen benim ömrümün sonuna kadar devam edilecek bir deney olacak.
Sadece şunu eklemek istiyorum.
Siz benim yaptığım yanlışı yapmayın.
Süreci sonunda kendinizi hayal edip ki bazı deneylerde hatta birçok deneyde bu çok yararlı olabiliyorken Uzun süreç gerektiren, uzun zaman gerektiren deneylerde
bu tam tersi olabiliyor.
Çünkü o sizin sabırsızlığınıza, kendinizi daha fazla yetersiz hissetmenize sebebiyet verebiliyor.
Süreçte eğlenmeye bakın.
Ya da eğlenmeye bakalım.
Umarım keyifle dinlemişsinizdir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
