
Mezuniyet, iş arayışı, yeni bir hayat kurmaya çalışmak… Bazen önümdeki yolu göremediğim oluyor. Böyle zamanlarda insan nereye gittiğini değil, neden yola çıktığını unutmaya başlıyor.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve.
Hayattan Deneylere hoş geldiniz.
Bugün sizlerle farklı bir bölüm yapacağım.
Tam olarak daha önceki bölümlere benzemeyen, bir tık içimden geldiği gibi yaşadığım, yaşamakta olduğum bu süreci sizlere anlatmak istiyorum.
Gelin başlayalım. Son zamanlar benim için biraz yoğun ve stresli geçen bir dönem.
Çünkü mezuniyetim yaklaşıyor ve umuyorum ki bu dönem mezunu olacağım.
Benim için gerçekten yapılması gereken çok fazla işlerin olduğu, yetişmekte de zorlandığım, zihnimi toparlamakta zorlandığım bir dönem.
Çünkü mezun olmak istiyorum.
Artık bu kadar kendime fazlaca yüklediğim bu sorumluluktan birazcık azat etmek istiyorum kendimi.
Çünkü bu süreçte sadece okul değil, sadece mezuniyetle uğraşmıyorum.
Hayata atılma isteği, yani düzenli gelirin olduğu, düzenli bir iş yaptığım bir iş bulmak istiyorum.
Bunların hepsini bu dönemde yapmaya çalıştığım için gerçekten zihnen yorgun düştüğüm bir dönem.
Evet stresliyim, evet belki biraz kaygılıyım ama mezuniyete doğru adım adım ilerliyorum.
Ve belirsizlikle beraber bazen unuttuğum şeyler olabiliyor ve bu bölümü...
Aslında kendime şunu hatırlatmak istediğim için çekmek istiyorum.
Çünkü son zamanlarda sürekli ne yapmam gerektiğini düşünüyorum.
Ama neden burada olduğunu unutuyorum.
Evet, hayatım şu an çok net değil.
Mezun olmak üzereyim ama henüz olmadım.
İş arıyorum ama henüz istediğim işi bulamadım.
Laboratuvarda çalışıyorum ama hala öğreniyorum.
Kendime bir geriye kurmaya çalışıyorum ama nasıl görüneceğini bilmiyorum.
Ve bazen...
Bazen değil açıkçası.
Bu dönemde kendimi başarısız görüyorum, başarısız hissediyorum.
Çünkü elimde gösterebileceğim, kendime gösterebileceğim hiçbir sonucum yok.
Henüz hiçbir sonucu elime alamadım ve gördüğüm tek şey sadece çaba.
Sadece beklemek, sadece devam etme motivasyonunu bulmaya çalışmak ve bulmak.
Ama hatırlatmak istediğim şey belki de şu anki hayatımın gerçeği tam olarak bu.
Yani ben bir sonuç döneminde değilim.
Ben inşa etme dönemindeyim.
Ve inşa etmek dışarıdan bakınca çok etkileyici görünmüyor.
Çünkü temele bakmıyorsun.
Binaya bakıyorsun. O bina neye benzeyecek?
Ama o bina yükselmeden önce uzun süre bir temel yapılma aşaması var.
Ben biraz sanırım oradayım.
Geçtiğimiz hafta laboratuvarda gerçekten zor bir haftaydı benim için.
Ben yaklaşık...
Bu süreç için konuşursam, şu anki projem için konuşursam, 4 aylık bir projenin sonuna geliyorum.
Bu proje okulumla alakalı bir proje.
Şu an bir araştırma merkezinde kanser araştırması üzerine yapılan bir çalışmada bulunuyorum.
Benim background'um hemşirelik.
Hemşire olarak çalıştım daha önce.
Yani kanser araştırmaları ile alakalı hiçbir geçmişim, tecrübem yok.
Hatta... Ders olarak da yani okulumda da hemşerilik derslerini alırken üniversitede liseyle belki birazcık alakalı sayısaldan mezun olmuştum.
Onunla alakalı belki birkaç bir şey vardı şu an okuduğum bölümde.
Ama ve lakin temelimde ne bu dersleri aldım ne bu işi yaptım.
O yüzden de gerçekten kendimi bir bilinmezliğin içine atmıştım.
Merak ettiğim okursam ne olacağını.
Görmek istediğim bir bölümün içine girdim.
Pişman değilim ama gerçekten çok yorucu, çok emek vermem gereken bir bölüm okuyorum.
Emeğimin karşılığını umuyorum ki alacağım.
Ama geçen hafta yaşadığım şeyi anlatmak üzereydim.
Konuyu dağıtmadan.
Bu kadar ayrıntıyı vermemin sebebi şundan dolayı.
Temelle hiçbir bilgim, hiçbir ilgim yok.
Şu an okuduğum iş, yaptığım, yani laboratuvarda yaptığım...
işlerle alakalı her şeyi burada öğreniyorum.
Bir yandan İngilizce öğreniyorum.
Bir yandan laboratuvarda kanser çalışmaları yapan bir laboratuvarda projeye başladım ve bu projede başarılı olmaya çalışıyorum.
Yapmam gereken o uygulamam gereken deneyleri ya da uygulamam gereken o protokolleri doğru anlayıp yapmaya çalışıyorum.
Tabii ki bir öğrenme süreci var.
Tabii ki size yardımcı olmaya çalışıyorlar, gösteriyorlar.
Ama sizden beklentileri, yani onların da tabii ki sizden bir beklentisi var.
Şimdi bana gösterilen bir şeyi, ben kendime her zaman şunu inanmıştım.
İnanmıştım değil, inanıyorum.
Bana bir şey gösterildiğinde gerçekten hızlı öğrenilen bir insan olduğuma inandım bu zamana kadar.
Ama her şey, yani öncelikle şunu sorguluyorum.
Ben bunu doğru mu duydum, doğru mu anladım?
Çünkü bir dil bariyeri var.
Bazen ses kaydı almaya çalışıyorum ki tekrar dinleyeyim ya da...
İşte Çeçipiti'ye vs.
sorayım. Bunlar doğru mu?
Doğru mu anladım? Doğru mu gidiyorum?
Ama tabii ki bunlar her zaman mümkün değil.
Çok hızlı bir şekilde sana orada bir şey söyleniyor.
Bazen atıyorum 1'e 20 sulandırılması gereken bir şey.
Ben sadece dua ediyorum inşallah 1'e 20 diyedir.
1'e 20 bin değildir.
Çünkü bu tarz şeyleri en başta yanlış anladığım da oluyordu.
Hatta hatada yaptığım...
Fazlaca hata yaptım hatta bir dönemde olmuştu.
Ama gerçekten şu şeyden çok şanslıydım.
Benim Supervisor'larım çok iyiydi.
Yani anlayışlı diyebileceğim bir Supervisor'ım vardı.
Anlayışlı soru işareti.
Çok anlayışlı yani hiçbir zaman şey değildi.
Kötü bir insan asla değildi ama bir kere onu söylediyse ikincisini de kesinlikle yapmam gerekiyordu.
Hatta bir deneyi.
projemden değil, bir önceki projemden bahsediyorum.
Hatta o hocam, o supervisor'ım beni bu proje için önermişti.
Şu anki supervisor'ımı.
Önceki supervisor'ım, yani ilk supervisor'ım bana yapacağımız o deneyi anlattı, gösterdi.
Bu bir cihazla yapılan bir deney.
O cihazı da gerçekten kullanabilmek için eğitim alıyorsunuz.
Çok komplike, yani çok zor bir bana göre şey gözükmedi gözüme.
Hoca anlatırken de işte notlarımı almıştım.
Şöyle böyle yapacağız ama ben şunu hiç beklemiyorum.
İkinci defa yapmamız gereken şey de benim onu tek başıma ona hiç soru sormadan yapmamı beklediğini hiç beklemiyordum çünkü kendisi aşırı pimpirikliydi.
Bana diyecek ki ben yarın burada olmayacağım ve bu deneyi tek başına yapacaksın.
Ben o deneyi nasıl tek başıma yapabileceğime dair hiçbir şey Yani bir anda nutkum tutuldu.
Aşırı korkmuştum. Yanımda ya da yöremde eğer hoca olsa o özgüveni biraz daha alabilirim.
Eğer yanlış yaparsam hani birine sorabilirim diye düşünebilirdim.
Ama o zaman için laboratuvara da gelmeyeceğini, ofiste de olmayacağını söylemişti.
Ve öyle de yaptı. Birçok stepten oluşan bir deneydi.
Yani bütün günümü alacak bir deneydi.
Şu an baktığımda evet gerçekten aşırı zor bir şey değil.
Ama o anki ilk defa görmüş ve ikinci defasında kendi başına uygulayan biri için benim gözümü çok korkutmuştu.
Ama bunu yaptım.
Bir şekilde yaptım ve bir şekilde bitti.
Hayatım boyunca da unutmayacağım bir deney.
Ondan önce de deney yaptım.
Ondan sonra da deneyler yapmaya devam ettim.
Ama o hiçbir zaman unutmayacağım bir deneydi.
Çünkü onda başarısız olma ihtimalim yoktu.
O zamana kadar yaptığımız bütün deneylerin...
sonucuna yaklaşabilmek için son bir adımdı.
Yani onda başarısız olamazdım.
Yaptığımız o ürünleri diyeyim kaybetme ihtimalim vardı.
Hoca da gözümü birazcık korkutmuştu.
Ne kadar dikkatli olmam gerektiğiyle alakalı.
O yüzden de aşırı bir baskı hissetmiştim.
Ama bir şekilde o deney başarılı sonuçlandı.
Şimdi geçen haftaya değinmek istiyorum.
Bir türlü geçen hafta deyip deyip o şeye gelemedim.
Geçen hafta yaşadığım şey Şuna değinmek istiyorum geçen haftaya geçmeden önce.
Bu hocam dediğim gibi benim ilk hocam, ilk supervisor'ım şu anki supervisor'ıma beni tavsiye etmişti.
Bana ama şunu söylemişti.
Merve orası gerçekten çok yoğun, gerçekten çok emek vermen gereken bir yer.
Buna hazır mısın?
Ben de evet kesinlikle hazırım.
Tabii ki yani yaparım.
Gerçekten... Bir de yapmak istediğim için bu cümleleri kurdum ama bir yandan da hani içten içe de korkmaya da başladım.
Yani ne kadar zor ki? Neden bunları söyledi?
Birincisi benim tabii ki temelim bununla uyuşmuyor.
Ben her şeyi burada öğrenmeye çalışıyorum.
Onun bir zorluğu var iki taraf içinde.
Bundan dolayı uyardığını düşünüyorum.
Hani orada daha da çaba sarf etmem gerektiğini hissettirmişti bana.
İkincisi de şunu düşündüm.
Beni oraya hazırlamak istiyor.
Yani ona inandım ama hani hafif bir korku vardı.
Bu korku çok büyük aman ya yapamam falan getirmemişti beni.
Neyse hocam sağ olsun beni işte diğer şu anki süpervizörümle tanıştırdı.
Tavsiye etti. Sonra ben de bu projeye devam ettim.
Ama başladığımda gördüm ki şu an orada yüksek lisans yapan tek insan benim.
Hepsi ya...
bilim insanı ya da doktora yapan insanlar.
Bu ne demek oluyor? Kimse benim halimden anlayamaz.
Yani tabii ki onlar da yüksek lisans yapmış, oralara gelmiş insanlar ama biz olduğumuz kişiyi çabucak unutabiliyoruz.
Sanki şu an işte ben yetkin ve bilgin bir insansam sanki hep bunları yani ben bu şekildeydim.
Ben hep bu deneyimle doğduğum gibi hissedebiliyoruz.
Bunu ben de yapıyorum. Ben o insanları eleştirmek için söylemiyorum.
Ama o insanların ortamı gördüğümde hocanın neyden bahsettiğini kesinlikle anladım.
İlk başta çok güzel başladı.
Halen daha da yani problemli asla diyemeyeceğim ama şunu gördüm, o kadar yoğunlar ki benim onlara gerçekten kısıtlı soru sorma hakkım var.
Yani asla bana böyle bir şey söylemiyorlar ama O enerjiyi hissediyorsunuz.
Çünkü insanlar yoğun.
İnsanların başka işi var.
Yani seninle uğraşamazlar.
Bu detaylar önemli.
Çünkü o geçen hafta ne olduğunu şimdi size detaylarıyla anlatmak istiyorum.
Ben 4 ay boyunca yürüttüğüm bir proje var.
Bu proje ilk projemle çok benzer.
İlk projem de yine kanser araştırmasıyla alakalı bir şeydi.
Ama bu bir tık daha ilerletilmiş versiyonu.
Şimdi 4 ay boyunca yaptığım çalışmanın...
En sonu artık yani bitiriyorum.
Gösterebilmem için yapacağım bir deney var.
Bu proje başarılı oldu mu olmadı mı onu gösterebileceğim bir deney.
Ve tabii ki stresliyim.
Çünkü ben bu deneyi yani bir kere gördüm.
O da hayatta yani aklımda bütün o stepleri tutup da yapabileceğim bir şey değil.
Çünkü... Bir sürü matematik hesabı var.
Bana şunu söyledi hoca.
Merve işte elimizdeki işte ürettiğimiz ürün çok fazla değil.
O yüzden biz iki tane hani şey yapacağız.
Deney yapacağız. Ben size öyle söylüyorum artık.
Sadeleştirmeye çalışıyorum.
Ya da işte isimlerini vermeden anlatmaya çalışıyorum.
Her neyse. Ürünlerimiz az olduğu için işte bunu şununla dülü edeceğiz.
Şöyle yapacağız, böyle yapacağız.
Çok güzel. Hoca çok güzel anlattı.
Ben de çok güzel anladım. Ama arkadaş bir sor Merve sen bunları daha önce yaptın mı?
Hani şimdi hocaya sormak istiyorum ama bir yandan görüyorum çok yoğun.
Gerçekten o kadar stres oldum ki.
O bana sadece işte yapmam gerekenleri söyledi.
Sana gösteririm.
En azından o matematik kısmını nasıl yapacağını bir tanesini görsem ben devamını yapacağım zaten.
Çünkü çeşitli ürünler vardı yani tek bir tane değil.
Dokuz tane. Ayrı ayrı proteinin işte ben hesaplamasını yapacaktım.
Dediğim gibi ilkini görseydim devamını halledebilirdim.
Sonra kendi başıma bir denedim.
Denedim derken işte yine çatı pitiye falan sordum emin olmak için.
Yok ama içime sinmiyor.
Çünkü ürünüm çok az.
Eğer bundan başarısız olursam gerçekten yani her şey bitti demeyeyim ama gerçekten her şey bitti.
Hani demek istemiyorum ama o şekilde.
Hissettiğim de o. Hatta gerçeği de o diyebilirim.
Her neyse sonra ben başka bir oradaki çalışan, işte bilim adamı diyeyim.
Ona sordum. O da sağ olsun bana açıkladı.
Şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın.
O bana çok farklı bir şey söyledi.
Söylediklerine göre ben başladım işte hesap etmeyi.
Sonra benim hocam geldi.
Ben genelde işte dediğim gibi çok soru soran bir insan olduğum için şey istiyorum çünkü.
Her şeyin benim için sade olması gerekiyor.
Yani o sadeleştirmeye gelene kadar gereken soruları soruyorum insanlara.
Ve ben zaten kendimi anlatmıştım hani temelim vesaire vesaire.
Onlar bana elinden gelen desteği gerçekten gösterdiler.
Ama o dediğim gibi o atmosferle beraber ben sorularımı azaltmaya ve işleri daha çok kendi başıma yapmaya başladım.
Bu arada dipnot. Ben bireysel çalışmayı aşırı severim.
Yaptığım şeyi, kendi başıma yapmayı, onu göstermeyi çok severim.
Ama onu gösterene kadar da önce doğrusunu öğrenmek de isterim.
Hani her şeyi aa tamam deyip kafama göre başlamayı sevmiyorum.
Hani o özgüveni alana kadar birazcık o öğrenci modunda takılmayı severim.
Öğrenmeyi severim ama o şey de hani fazlaca o öğrenci modu olduğunda sizi de etkiliyor ya hani o bireyselliğimizi.
Yaratıcılığınızı bazen kaybedebiliyorsunuz.
Hatta özgüveninizi de belli bir yerde kaybedebiliyorsunuz.
Çünkü sürekli bağımlısınız.
Sürekli öğrenen taraftasınız.
İş yapan değil, üreten değil.
Sürekli öğrenen taraftasınız.
Bu da belli bir süre sonra özgüveninizi kaybettiriyor bana göre.
Her neyse. Sonra dediğim gibi bana sağ olsun yardımcı oldu.
Ben başladım hesap kitap yapmaya.
Şöyle olacak, böyle olacak.
Sonra... Hocam geldi.
Merveciğim ne yapıyorsun dedi.
Hani hangi aşamadasın?
Ben daha hesaptayım.
Yani hiçbir şey yapmamışım.
Hani hesap demek daha başlamamışım demek.
Sonra hoca dedi ki anlat bana dedi hani bu yani yaptığın şey ne?
Ben dedim işte bunu da bundan vesaire vesaire işte şeye sordum Johnny'e sordum dedim.
O da bana bunların hepsini çöpe atıyorsun dedi.
Ben şok oldum. Yani...
Hesabımı yapmıştım.
Bu arada işte şeyleri de yüklemiştim o hesaba göre.
Çünkü sonuçta birine sordum ve bana göre artık emin oldum.
Hoca işte bunları istemediğini söyledi.
Yani yanlış dedi. Bunu şu şekilde yapacaksın.
Bunu bazarlayacaksın.
Şöyle olacak. Ben bir an saate baktım.
Çünkü o gün hoca ile konuştuğumuz şeye göre benim o deneyleri, iki tane deneyi bitirmem gereken bir şeydi.
Sonra işte başladım ben şeye.
Böyle bir acelecilik geldi, bir stres geldi.
Elim ayağım birbirine dolaştı.
Sanki her şeyi böyle başarısız olmuşum, yapamayacağım.
Hani o şeyi bilmiyorum.
Hiçbir zaman ben bu şekilde hissetmemiştim ama hoca gelip onu söyledikten sonra ve saati gördükten sonra ben yetiştiremeyeceğim şeyine girdim.
Ve ne kadar beceriksizim kafamda bunu söylüyorum.
Aslında yaptığım bir şey var mıydı bilmiyorum ama becerisizlikle alakalı.
Her neyse. Sonra başladım tekrar tabii ki hesaplama yapmaya.
Hesaplama bittikten sonra ürünleri, işte o proteinleri işte o hesaba göre adım adım gitmeye.
O ilk adıma gittim.
Yani basiret bağlanması mı?
Hani aptallık mı?
Ben dediğim gibi hiç kendimi bu kadar aptal görmezdim ama o gün böyle kafamın üstünde beyin olduğunu unuttum.
Böyle bir organ.
olduğunu gerçekten unuttum.
İşlevsiz bir şey. O gün kullanamıyorum.
Yani devre dışı. Etiket koymadığım için yaptığım bütün şeylerin hani A mı B mi C mi bir anda iki şey elimde kaldı.
Bu hani A mı B mi?
Şu an çok böyle belki biraz havada kalmıştır ama bir işte A tarafı diyeyim bir de B tarafı var.
Onu işaret koymazsanız tabii ki A tarafı da B tarafı da karışıyor.
Çünkü ben o salaklıkla ikisini de aynı anda alıp işte onları çeviren bir şey var.
Sistem var. Böylece siz o sıvı şeyleri liküt şeyleri koyduğunuzda o hızlı dönmeyle beraber hepsi bir araya geliyor.
Ve siz o ürünleri rahatlıkla işte pipetle beraber çekebiliyorsunuz.
Ben de güzelce döndürdüm.
Muhteşem görünüyor.
Hepsi bütün ürünler bütün birlikte.
Ama geri zekalı ben işte AB koymadığım için Ben nereden bileceğim şimdi işte bu A'sı mı B'si mi?
Yani bana bir stres, bir stres, bir stres.
Size zaten daha önce bahsetmiştim.
O kadar az ürünüm vardı ki zaten bu hesaplamayı yapmamın sebebi de oydu.
Hani elimde protein miktarı olarak çok az bir şey var ve iki deney yapmam lazım.
Biz yani o kadar hesaplama yapmamızın sebebi de o ürünleri yetiştirebilmek.
Hani iki deneyde eşit miktar, eşit olmasa da işte.
iki deneyi de yetiştirebilmek.
Ben bir daha hata yapınca gerçekten böyle bayılmak üzereyim.
Hani böyle kelimelerin kifaysiz kaldığı yerde sonra dedim ki Merve tekrar başlayacaksın.
Yapacak bir şeyim yok zaten. O şeyi tekrar yapmak zorundayım ama hiçbir güvenim kalmadı kendime dair.
Onu yapabilir miyim, yapamaz mıyım?
Söylediğim şeyler de bu arada gerçekten basit.
Şu an hani çok büyük bir şey yapıyormuşum gibi anlatıyorum da gerçekten çok büyük bir şey değil.
Ama Gitti yani.
Hani beynim, ellerim, her şey birbirine karıştı.
Sonra bir derin nefes aldım.
Her şeyi şöyle bir bıraktım.
Bir uzaklaştım. Ve farkına vardım ki ben saatlerdir ne bir şey yiyorum, ne tuvalete gitmişim, ne su içmişim.
Dudaklarım kuru. Bir su içtim.
Tuvalete gittim. Ağzıma işte bir şey attım.
Şekerli bir şey. Tekrar sonra bir tık iyi hissettim.
Sonra laboratuvara geldim.
O deneye başladım.
İşte o... Bana göre zor kısmı ama gerçekten kolay olan kısmı atlattım.
Sonra hocaya gittim. Ağlamaklıyım ama.
Gözlerim böyle şey. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi.
Dedim ki ben ikinci deneye sanırım başlayamayacağım.
Dedim ben böyle böyle bir hata yaptım.
İlk şeyler işte yani elimden dedim işte A'sı B'si karıştı dedim.
O yüzden dedim ürünleri çöpe atmak zorunda kaldım.
Ve tekrar başladım dedim.
Diğerine dedim şu an başlarsam...
İşte zaten hoca hemen lafa girdi.
Merve dedi çok stresli görünüyorsun şu an.
Hiç dedi de şey yapma.
Diğerine başlamak zorunda değilsin.
Yarın var dedi. Yarın rahat rahat dedi yaparsın.
Şimdi karşıdan böyle çok şefkatli bir yaklaşım görünce ben artık daha da kendimi şey hissediyorum.
Çok ağlamaklıyım ama hani gerçekten koca kız ne diye ağlayacağım şimdi?
Maalesef çok stresliyim.
Hani çok stresliydim.
Hatta o hafta için konuşayım.
Şu an tabii ki... O deneyin başında değilim.
O şeyler bitti.
O stres tabii ki yok ama o gün hissettiğim şey inanılmaz bir baskı.
Sonra hoca şey dedi.
Güzel bir konuşma yaptı işte.
İyi gidiyorsun. Sıkıntı yok.
İşte bu şeye devam et.
Başladığına devam et. Ama lütfen dedi diğerine başlama.
Kendine hani biraz dedi şey ver.
Yani git sakinle şey yap.
Zaten hocayı dinledim. Ben de bunları anlatmamın sebebi de oydu ona.
Hocaya da söyledim zaten ben sanırım yapamayacağım.
Yani ikinci deneyi yapamayacağım.
Ve hayatımda da bunu arkadaşlarıma da söyledim.
İlk defa ben bir şeyi yapamayacağımı söyledim.
Bana verilen bir sorumluluğu, bana verilen bir görevi yapamayacağımı söyledim.
O gün yapamayacağımı söyledim yani o gün için.
Bu da benim için ilkti. Hani bir şeyi başarısızlığı kabul etmek belki de.
Gerçekten ilkti. O gün bitti.
O ilk deney soru işaretli.
Olsa da başarılı denebilecek şekilde bitti.
Ben projemin sonucunu söylemiyorum.
O henüz daha şu an yazma aşamasındayım.
Ama yani o yapacağım aşamalar işte ondan sonrası için elim ayağım birbirine dolaşmadan halen daha heyecan vardı ama yaptım bitti.
Ertesi günde geldiğimde tekrar bu ikinci deney birazcık daha komplike sayılabilecek bir şey.
Yani birkaç adım daha fazla.
Bu arada komplik ediyorum da işte hani gerçekten çok zor değil.
Ama bir şeyin hakim hissetmediğinizde kendinize ya da ait hissetmediğinizde bir ne oluyorum, ne yapıyorum bir anlamak istiyorsunuz.
O süreçlerde anlayabilecek şeye zamanım yok.
İnsanları da artık hani dediğim gibi ben oradaki en küçük insanım hani yetki anlamında.
Yani diğerleri hepsi ne yapacağını bilen, kimseye ihtiyaç duymayan.
Bireysel, orada çalışan insan ama ben bir A'ya soruyorum, bir B'ye soruyorum, bir C'ye soruyorum, bir D'ye soruyorum.
Böyle şey gibi hani orada dönen bir yapım var.
Kimden ne öğrenirsem.
O deneyi içinde maalesef sadece bir kere görmüştüm ve yeterli öğrenmeyi gerçekleştirdiğimi düşünmediğim için de o özgüvene sahip değildim.
Ama ikinci gün şey yapmadım.
Bir gidip A'ya, bir B'ye, C'ye sormadım.
Sadece gittim hocaya sordum.
Hocaya da söyledim zaten. Yoğun olduğunu biliyorum.
Onlar da bir şey için hazırlanıyor.
Çok fazla proje yapılıyor o şeyde.
Yani tek benim projem değil birçok proje var.
Ne kadar yoğun olduklarını da biliyorum.
Ama o benim için artık gerçekten son şans.
Çünkü bir önceki gün yeterince hata yaptım.
Ürünleri zaten kaybettim.
Elimde minicik bir şey kalmış.
Yani başarısız olma şansım yok.
Projemi... teslim etmek istiyorum.
Ve tek istediğim şey de hani bu derslerden geçmek.
O yüzden hocaya adım adım bunu da gösterir misiniz?
Bunu da gösterir misiniz? Sadece bir kişiye gittim.
Hoca da sağ olsun zaten anlayışlı bir insan.
Ve o da benim sona geldiğimin zaten farkında.
Yardımcı oldu. Bayağı yardımcı oldu.
Her şeyi o başlattı ben devam ettirdim.
O başlattı ben devam ettirdim.
Benim için de yine çok öğretici bir şeydi.
Artı Stresimi de yönetebildim hani bu şekilde.
Günün sonunda deney, o deney de başarılı bitti.
Ve şu an işte yazma aşamasındayım dediğim gibi.
Bugünlerde şunu düşünüyorum.
Neden? Yani neden her şeyi bırakıp buraya geldim?
Neden daha garantili yolu seçmedim?
Neden sıfırdan başladım?
Çünkü dürüst olmak gerekirse bunun bir romantik bir hikaye olduğunu düşünmüyorum.
Ben bence buraya cesur olmak istediğim için gelmedim.
Kendimi kanıtlamak istediğim için de gelmedim.
Sadece içimde bir ses vardı.
Yani merak.
Aslında mesele Avustralya değil, yüksek lisans değil ya da şu an okuduğum bölüm değil.
Kendime şu soruyu sormaktı.
Hayatının geri kalanını yaşarken merak ettiğin şeylerin peşinden gittin mi?
Yani belki şu cümle biraz romantik olacak ama ölmeden önce kendime şu soruyu sorduğumda hani ya da ölmeden önce şunu hissedecek miyim?
Keşke. Keşke şunu yapsaydım.
Böyle bir şeyle ölmek istemiyorum.
Hayat evet kısa, çok hızlı geçiyor.
Hiçbir şey anlamıyoruz. Bunu fark ettiğim an o merakımın sesine kulak verdim ve yola çıktım diyeyim.
Çünkü bilmiyorum ya.
Bazı insanların ihtiyacı güvenliktir.
Benim de tabii ki güvenliğe ihtiyacım var.
Güvenli bir yalana. Güvende hissetmeye.
Ama galiba benim başka bir şeye daha ihtiyacım vardı.
O da kendimi büyürken görmek.
O merak eden sesin peşine takılmak.
O yüzden bunları tekrar kendime hatırlatmak istedim.
Çünkü bana göre denememek en büyük risk.
Umarım dinlerken keyif almışsınızdır.
Hoşçakalın, sevgiyle kalın diyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
