
Bu bölümde sizlere hepimizin bir şekilde maruz kaldığı yada uyguladığı bir sendromu anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Geçenlerde bir psikoloğun yazısını okuyordum.
Konusu çok etkileyiciydi.
Çünkü hepimizi ilgilendiren, karşılaştığımız bir durumdu.
Dedim bunu herkese anlatmam lazım.
Bugün sizlere yengeç sepeti sendromunu anlatıyorum.
İngilizce'de crab mentality olarak geçiyor.
Öyleyse başlayalım.
Neymiş yengeç sepeti sendromu?
Önce hikayesini anlatacağım.
Sonra işin psikoloji tarafına değineceğiz.
Kumsalda yürüyen bir adam avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür.
Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur.
Bu durum adamı şaşırtır.
Çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür ve bunu balıkçıya söyler.
Balıkçı kovadan bir tane yengeci alır ve havaya kaldırır.
Aldığı yengecin diğer kıskaçlarında iki tane daha yengecin asılı halde olduğunu gösterir ve şunları söyler.
Evet. Tek bir yengeç olsaydı kesinlikle bu kovadan kaçardı.
Ancak pek çok yengeç varsa biri kaçmaya çalıştığında diğeri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar diye açıklar.
Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır.
Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine aşağı çekerek engellerler.
Sonunda kimse kazanamaz.
İşte yengeç sepeti sendromunun çıkış noktası.
Bu hikayedir. Peki diyeceksiniz ki bunun psikoloji ile ne alakası var?
Çok alakası var arkadaşlar.
Filipinler arasında çok yaygın olan bu kavram.
İlk olarak aktivist yazar Ninot Karoska tarafından kullanılıyor.
Ben sahip değilsem sen de olamazsın, ben başaramıyorsam sen de başaramazsın anlayışını ifade ediyormuş.
Örgütsel davranış çalışmaları isimli bir makalede doçent doktor Burak Özdemir yengeç sepeti sendromunu şu şekilde açıklamış.
Psikolojik ve sosyolojik bir olgu olan yengeç sepeti sendromu bireylerin belirli bir topluluk içinde ilerlemek isteyenleri veya ilerleme çabalarını...
değişik motivasyonlarla, değişik şekillerde engelleme davranışları olarak ifade edilebilir diye tanımlamış.
Aramızda bu duruma maruz kalmayan yoktur diye düşünüyorum.
Ya da içten içe bazen biz de yapıyoruz.
Doğru kıskançlık, haset, küçümseme.
Yengeç sepeti sendromu farklı şekillerde de tezahür edebiliyormuş.
Örneğin kişilerin öz güvenini azaltmaya yönelik söylemler.
Diyelim ki diyet yapmaya karar verdiniz.
Kendinizde bir plan yaptınız.
Boş ver içi uğraşma. Sen zaten iki gün sonra uyumazsın o diyete.
Ya da iş çıkışlarında kendinizi geliştirmek veya hobi olarak kurslara katılırsınız.
Ya ne gerek var? Git evine dinlen.
Sen önce şu işini hallet.
Veya öğrencisiniz, ders çalışmak istiyorsunuz.
Gel bir kahve içelim.
Geçecek kadar bir not alsak yeter.
Sen zaten bu derste iyi değilsin gibi söylemlerle sizi kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunanlar da Bu sendromun üyesi yengeçler.
Nörobilimciler bu tür davranışların artık kolektif bilinçaltımıza kodlandığını söylüyor.
Ne üzücü bir durum. Çok çarpıcı bir bilgi paylaşacağım sizinle.
Nörobilimci Tara Svart kaybetmekten kaçınma içgüdüsünün kazanma içgüdüsünden iki kat daha güçlü olduğunu söylemiş ve şöyle açıklamış.
Birinin başarılı olduğunu gördüğümüz zaman kendi elimizdekini kaybetmekten korkuyoruz diye vurgulamış.
Çok garip değil mi ya? Özellikle iç dünyasında hele ki terfi söz konusu ise insanlar akıl almaz şeyler yapabiliyor.
Aranızda yaşayanlar olmuştur eminim.
Demek ki bu güdüden kaynaklı ama kabul edilebilir bulmuyorum ben yine de.
Benim bir arkadaşım vardı.
Bir yerde işe başladı. Özel bir şirkette raporlama ile ilgili bir bölümde işe başladı.
Çok da çalışkan birisiydi.
O işe çok ihtiyacı vardı.
İki yıl boyunca tek kuruş zam bile almadan çalıştı.
Ama yine de işini kaybetmemek için hiçbir şekilde sesini çıkarmadı.
Diğerlerinden fazla mesai yaptı.
Hafta sonları çalıştı.
Mesaisi bitip eve gittiğinde bilgisayardan çalışmaya devam etti falan.
Ama yine de bir kuruş zam almadı.
İki yılın sonunda bir projede kendini...
kanıtladı. Projeden güzel bir iş çıkardı.
Bundan dolayı da arkadaşımın maaşına zam yapıldı.
Aynı odada birlikte çalıştığı herkes bildiğiniz cıngar çıkardı.
Niye sadece ona zam yapılıyor?
İşte biz kaç yıldır çalışıyoruz falan.
Genel müdürleri de artık patronları da böyle Allah'tan çalışanı anlayan birisiymiş ki kendisine şikayete gelenlere şunu söylemiş.
Ya hani tamam siz kıdemlisiniz burada çalışıyorsunuz uzun süredir ama iki yıl boyunca ben ona tek kuruş vermedim.
Ve bu projede de bizi o kurtardı falan diye böyle arkadaşımı savunmuş.
Şimdi çalıştığı yerde aynı odada çalıştığı arkadaşlarının hiçbirisi onunla konuşmuyorlar.
Yani bildiğiniz böyle kızı dışladılar.
Yemeğe çıkarken çağırmıyorlar.
Balkonda sigara içiyorlar diyor.
Arkadaşım da sigara kullanıyor.
Ben de sigaraya çıkıyorum diyor.
Ben sigaraya çıkınca herkes bir anda içeriye giriyor falan diyor.
Yani bunlar 30 yaş 40 yaş üstü insanlar ama çocuk gibi davranış gösteriyorlar.
Demek ki onlar da bu yengeçler.
derdenmiş işte Konumuza tekrar dönecek olursak, Yeni Zelanda'da 2015 yılında bir araştırma yapılmış.
Araştırma şu şekilde, bir sınıfta sınav yapılmış, sonra sınav sonuçları öğrencileriyle paylaşılmış.
Sonrasında tekrar bir sınav yapılacağı ve bunun sonuçlarının kimseyle paylaşılmayacağı söylenmiş öğrencilere.
İkinci sınavda öğrencilerin %18 oranında daha yüksek puanlar aldığı görülmüş.
Peki sizlere de sormak istiyorum, siz bu kovadaki yengeçlerden hangisi siz?
Ben bu soruya cevap veremedim.
Podcast'ı hazırlarken bayağı bir düşündüm.
Böyle örnekleri falan gözden geçirdim.
Çoğu zaman aşağıya çekilmişim ama çoğu zaman aşağıya çektiklerim de olmuş.
Tamamen iyi niyetle aşağıya çekmişim ama onların da şimdi içeriğini tek tek açıklayacağım size.
Aşağı çeken yengeç olmak da çekilen yengeç olmak da kötü.
Hangi rolü oynarsak oynayalım bu durum kimseye fayda sağlamaz.
Karşımızdaki kişinin başarısına engel olmak size kendinizi iyi hissettiriyor olabilir ama inanın bu durum uzun sürmez.
Çünkü birini kötülemek, yıldırmak sağlıklı bir eylem değil.
Peki Melis bu durumla baş etmek için ne yapalım dediğinizi duyar gibiyim.
Hemen söylüyorum arkadaşlar.
Öncelikle hayatın değişmez kurallarından birisi de şudur ki her zaman sizden daha zengin, daha akıllı, daha şanslı, daha iyi, daha daha daha diye devam edeceğimiz birileri
vardır, var olmuştur ve gelecekte de var olmaya devam edecektir.
Bu yüzden kendinizi başkalarıyla kıyaslıyorsanız önce bundan vazgeçin.
Çünkü siz birini tutup aşağıya çekmek isterseniz kovadaki diğer yengeçlerden biri de sizi tutup aşağıya çeker.
aşağıya çekilmeye çalışılan siz iseniz sınırlı düşünmekten kaçının.
Yani bu ne demek derseniz, baktınız ki biri sizin yapmak istediğiniz iş olur, plan olur, işte diyet yapmak, spora başlamak vs.
size olumsuz söylemler de bulunuyorsa, size engel olmaya çalışıyorsa öyle insanlardan uzak durun, ortamdan bir şekilde uzaklaşın.
Çünkü size bu şekilde yaklaşan kişi sizi rakip veya tehdit olarak gördüğü için vizyonunuzu daraltmaya çalışır.
İçten içe kendinizin değişimine izin verin ve size ne derlerse desinler kendinize olumlu telkinlerde bulunun.
Ben bunu yapabilirim deyin.
Şöyle de bir durum var.
Bu durum bizim bilinçaltımıza o kadar işlemiş ki biz bazen bunu böyle kendiliğimizden düşünmeden yapıyoruz.
Podcast'ı hazırlarken bunu fark ettim.
Bir önceki hayal kurmak ile ilgili podcastinde bahsettiğim bu icat çıkarma meselesi var ya.
Çünkü yengeç sepeti sendromu her zaman kıskançlık olarak değil.
Bazen de kişilerde utangaçlık, yetersizlik hissi, korku ve üzüntü olarak da kendini gösterebiliyormuş.
Sevdiğini korumak ya da ebeveynlerin çocuğumun başına bir şey gelir diye korumak istemesi gibi.
Biraz önce size dedim ya bazen aşağıya çeken bazen aşağıya çekilen olmuşum diye.
İşte bu sebeplerden dolayı benim de aşağıya çektiğim kişiler olmuş.
Amerikalı eğitimci Stephen Covey Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı adlı kitabında bu tarz düşünen insanlar için şöyle öneride bulunmuş.
İnsanlara duygusal anlamda...
daha cömert yaklaşmamız gerektiğini söylemiş.
İnsanların başarılarının iyi yanlarını düşünmek, onların iyiliğini istemek ve onların elde ettikleri başarıların bizim başarılarımıza da katkı sağlayacağını düşünmenin bu psikolojiden çıkış
anahtarı olduğunu söylemiş.
Konumuzu toparlayacak olursak kurbağana dönüşmemek için ne diyor Cimron?
İnsan en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.
Aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız size bu sendromu yaşatıyor olabilir.
Zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamen koparamasak da hayatınıza yön verecek kişi sizsiniz.
Kiminle ne kadar vakit geçireceğinizi Kova'daysak
da... Oradan çıkmak bizim elimizde.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Bu arada aşağıya Instagram adresimi bırakıyorum.
Beni Instagram'dan ve podcastlerimi dinlediğiniz platformlardan takip etmeyi, bildirimlerinizi açmayı unutmayın ki yeni bölümlerden hemen haberiniz olsun.
Başka podcastlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
