
Bu bölümde, çoğu zaman kaçtığımız ama kimi zaman özlem duyduğumuz bir duyguyu konuşuyoruz: Yalnızlık. Yalnız olmakla tek başına kalmak arasındaki fark nedir? Yalnızlık sadece bir acı mı yoksa aynı zamanda bir öğrenme alanı mı? Bilimsel veriler, psikolojik etkiler ve içten paylaşımlarla dolu bu bölümde, yalnızlığı birlikte yeniden keşfediyoruz.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Selamlar Hayalperestin Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Beliz. Umarım keyifler yerindedir, her şey yolundadır.
Sahi nasılsın gerçekten?
Kendini nasıl hissediyorsun?
Bugün sizlerle kendimizi sorgulayacağız arkadaşlar.
Çünkü bugünkü konumuz yalnızlıkla ilgili.
Kulağa ağır gelebilir ama aslında yalnızlık düşündüğümüzden çok daha renkli bir konu.
Hem bilimsel tarafını hem psikoloji tarafını inceleyeceğiz birlikte.
Konuma başlamadan önce her zamanki hatırlatmamı yapmak istiyorum.
Unutmayın, sizin belki sıradan ya da önemsiz bulduğunuz bir bölüm bir başkasının hayatında yepyeni sayfalar açabilir.
Bu yüzden bu podcast'i Spotify'da takip etmeyi ve çevrenize önermeyi unutmayın.
Birlikte daha fazla hayata dokunalım, daha çok kişiye ulaşalım.
Şimdi hazırsanız konuma başlıyorum arkadaşlar.
Yalnızlık kimi zaman içimizi burkan, kimi zamansa içimizde yepyeni yollar açan bir his bana göre.
Bazen bir boşluk, bazen bir özgürlük hissi.
Sözlüklerde kendini dünyadan kopmuş hissetme durumu olarak tanımlanıyor.
Ama bu tanım her şeyi açıklamıyor.
Çünkü yalnızlık kişiye, zamana ve duruma göre değişiyor.
Kalabalıklar içinde yalnız hissedebiliriz.
Tek başımıza olduğumuzda da huzurlu hissederiz.
Hatta son dönemlerde konuşulan bir cümlede var.
Yalnız olmakla tek başına olmak diye.
Yalnız olmakla tek başına olmak arasında aslında çok fark var.
Hem duygusal hem de felsefi anlamda.
Yalnız olmak duygusal bir haldir ve genellikle bir eksiklik hissiyle gelir.
Biriyle paylaşmak istediğin ama paylaşamadığın, içinde boşluk bırakan bir durumdur.
Kalabalık içinde bile yalnız hissedebilirsin.
Bu yüzden yalnızlık bir durum değil, bir hissetme biçimidir.
Tek başına olmaksa bilinçli bir seçimdir.
Daha çok karar ve ihtiyaçla ilgilidir.
Kendinle vakit geçirmeyi, dış uyaranlardan uzaklaşmayı seçmektir.
Bu bir tür özgürlük aslında, kendinle kalabilme gücü.
Sabah kahveni alıp pencere kenarında kitap okuduğun bir anı düşün, kimseyle konuşmuyorsun.
Ama o an bir yalnızlık değil, bir huzur içindesin.
İşte bu tek başına olmak.
Benim çok tercih ettiğim bir durum arkadaşlar.
Tek başına olmayı o kadar çok seviyorum ki hatta bağımlısı bile oldum diyebilirim.
Fazlası zarar çünkü bir süre sonra insan görmek istemiyorsunuz.
Ben de o aşamaya gidiyorum ama bakalım zaman ne gösterecek.
Yalnızlık aslında tek bir kalıba sığmayan çok boyutlu bir duygu.
Bunu düşündüğümüzde biraz da algı meselesi gibi.
Hepimizin zaman zaman yaşadığı bu duygu bazen bir özlemle, bazen bir korkuyla, bazense bir özgürlükle iç içe geçiyor.
Tarihte pek çok sanatçı, yazar ve filozof yalnızlığı ilham kaynağı olarak kullanmış.
John Milton mesela Kayıp Cennet adlı eserinde yalnız bir karakteri şeytan olarak betimlemiş.
Arthur Schopenhauer ise yalnızlığı övmüş, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevemez demiş.
Tam tersi bir bakış açısıyla da Göthe yalnızlığın söylenmesi kolay ama yaşanması zor bir şey olduğunu dile getirmiş.
Bu da gösteriyor ki yalnızlık evrensel ama aynı zamanda kişisel de bir deneyim.
Kimisi üretmek için yalnızlığı seçerken kimisi de yalnız bırakıldığı için acı çekiyor.
Yapılan araştırmalarda yalnızlığın son dönemlerde ciddi sayılarda artış gösterdiği gözlemlenmiş.
Bana göre özellikle Covid-19 pandemi dönemi de yalnızlıkla yüzleştiğimiz en kolektif dönemlerden biriydi.
Evlerimize kapandık, fiziksel temas azaldı, insanlarla olan bağlarımız sarsıldı ve bu sadece bireysel değil toplumsal bir yalnızlığa dönüştü.
2018 yılında artan intiharlar nedeniyle dünyada ilk olarak Yalnızlık Bakanlığı İngiltere'de kurulmuş arkadaşlar.
Japonya'da yapılan bir çalışmada ise yarım milyondan fazla insanın en az 6 ay kimseyle temas kurmadan yaşadığı ortaya çıkmış ve yine Japonya'da Ulusal Polis
Teşkilatı'nın açıkladığı rakamlara göre Japonya'da 2020'de 20.919 kişi intihar etmiş arkadaşlar.
Ayrıca intihar eden kişilerin büyük ölçüde kadınlar ve gençler arasında olduğu belirtilmiş.
Japon Times gazetesinin paylaştığı bir rapora göre de aynı yıl intihar ederek ölenlerin sayısının Covid-19'dan ölen kişi sayısından 3 kat daha fazla olduğu belirtilmiş ve
bunun üzerine de Japonya'da Yalnızlık Bakanlığı kurulmuş.
Sayılar gerçekten çok ciddi arkadaşlar.
Son dönemlerde yapılan bir araştırmada yalnızlığın günde 15 sigara içmek kadar sağlığı olumsuz etkileyebileceği söylenmiş.
Kalp sağlığından bağışıklık sistemine hatta zihinsel sağlığa kadar birçok alanı etkilendiği tespit edilmiş.
Düşünün artık yalnızlık bir halk sağlığı meselesi olarak ele alınıyor.
Son dönemlerde şöyle bir durum da var arkadaşlar, artık gençler de yalnız.
Özellikle sosyal medyanın çok olduğu ama gerçek bağların azaldığı bu dönemde.
Her şey bağlıymışız gibi görünüyor ama aslında çoğu zaman sadece bağlantıdayız, bağlı değiliz.
Ve işin bir de şu tarafı var, kimi insanlar yalnızlıktan korktuğu için kalabalıklara karışıyor, gruptan dışlanmamak için kendini değiştiriyor ama bu benliğimizden uzaklaşmak demek.
Sadece bir gruba ait olalım diye kendimizi kaybetmek demek.
Bu da daha çok büyük bir yalnızlık aslında.
Peki yalnız kalmanın bize nasıl faydaları olur?
Biraz da ondan konuşalım arkadaşlar.
Yalnızlık doğru kullanıldığında bize çok şey öğretebilir.
Kimseye bağımlı olmadan yaşamayı öğrenmek, kendini tanımak, üretmek, düşünmek.
Sanatla uğraşan birinin yalnızlık anlarında yaratıcılığı artabilir.
Yazmak, çizmek, düşünmek hepsi o sessizlikte ortaya çıkabilir.
Bazen de kendimizle baş başa kalmak, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak ve kendi iç sesimizi dinlemek bu da bize kim olduğumuzu, ne istediğimizi anlamak için bir
alan oluşturur.
Yalnız kaldığımızda kendimizi daha iyi tanırız.
Neye güldüğümüzü, neye ağladığımızı, hangi sesleri sevdiğimizi, kendi iç sesimize kulak vermeyi öğrendikçe daha güçlü bir benliğe sahip oluruz ve bu kişisel gelişimin en
önemli adımlarından biridir.
Kendinle iyi geçinebilmek.
Kabul edelim, yalnızlık bazen de ağır gelir insana.
Kalabalıkların içinde görünmez olmak, birinin gözünün içine bakarken bile anlaşılmadığını hissetmek.
İşte asıl yalnızlık belki de budur.
Gecenin bir vakti duvarda beliren gölgemize bakarız ve içimizden geçen o sessiz soruyu fısıldarız.
Ben gerçekten birileri için var mıyım?
Bazen yalnızlık içsel bir huzur değil, bir boşluk, bir eksiklik hissidir.
Zorla değil, zorunluluktan yalnız kalırız.
Kalmak istemeyiz ama kimse bize yaklaşmaz ya da biz kimseye yaklaşamayız.
Ben de zaman zaman bu duyguyla karşılaşıyorum.
Bazen bir cumartesi akşamı kahkahaların ortasında birden içime çöken o sessizliği fark ediyorum.
O an anlıyorum ki insan bazen yalnız kalmıyor, yalnız bırakılıyor arkadaşlar.
Bu noktada Hakan Günday'ın Kinyas ve Kayra adlı kitabındaki şu cümle gelir hep aklıma.
Çok da sevdiğim, beğendiğim bir kitapları okumayan varsa okusun da.
Sorarlarsa ne iş yaptım bu dünyada diye rahatça verebilirim yanıtını.
Yalnız kaldım, kalabildim, 6 milyar insanın arasında doğdum ve hiçbirine çarpmadan geçip gittim aralarından.
Düşünsenize bir ömür boyu kimseye çarpmadan geçmek, kimseye dokunamadan, kimsenin dokunmasına izin vermeden yaşamak.
Bu bir tercih değil her zaman.
Bazen bir zorunluluk, bazen bir savunma.
Bazen de derin bir hayal kırıklığı.
Bu yüzden eğer şu an kendinizi yalnız hissediyorsanız bilin ki bu duygunun içinde haklısınız ve yalnız da değilsiniz.
Peki yalnızlıkla nasıl baş edebiliriz arkadaşlar?
Kendinize alan tanıyın.
Duygularınızı bastırmak yerine tanımlayın.
Yalnız hissediyorum demek bile bunu dile getirmek bile bir başlangıçtır aslında.
Yaratıcı yönlerinizi geliştirin.
Yazın, çizin, dans edin, düşünün, yemek yapın, artık sevdiğiniz eylem her neyse.
Yalnızlık üretmek için eşsiz bir zaman olabilir.
Anlamlı bağlar kurun.
Kalabalık değil, nitelikli ilişkiler kurmaya odaklanın.
Kendinizi kabul ettirmek için o grupların içine girmek yerine nitelikli ilişkiler kurun arkadaşlar.
Doğaya dönün. Sessizliği doğada dinlemek bazen insanın içini çok rahatlatır.
Ve en önemlisi de yardım istemekten çekinmeyin arkadaşlar.
Yardım istemek bir zayıflık değil.
Kendini tanımanın ve iyileşmenin bir parçası.
Benim de yalnızlıkla aram hep gel gitti oldu arkadaşlar.
Bazen beni koruyan bir kalkan oldu.
Bazense içimden çıkmakta zorlandığım bir boşluk oldu.
Ama ben şunu öğrendim.
İnsan yalnızken kendini dinlemeyi öğreniyor.
Sessizlik size kim olduğunuzu fısıldıyor.
Ve ben yalnız kalmaya başladığım anlarda yazmaya başladım.
İşte kimi zaman bir deftere dökücü duygularım, kimi zaman böyle podcastlerde konuşmaya başladım.
Ve gördüm ki yalnız kaldığım anlar aslında en çok kendime yaklaştığım anlarmış.
Yalnızlık size bir yük değil.
Keşif cesareti olsun arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Eğer bu bölüm size iyi geldiyse lütfen paylaşmayı ve Spotify üzerinden takip etmeyi unutmayın.
Belki bir başkasına yalnız olmadığını hissettirmiş oluruz.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
