
“Bilim ve sanat değer görmediği ülkeyi terk eder.”
Yüzyıllar öncesinden bize seslenen bu sözün sahibi, hekimler sultanı İbni Sina… Bu bölümde hem hayat hikâyesini hem de günümüzde bile geçerliliğini koruyan sağlık ve yaşam öğütlerini konuşuyoruz
Transkript
Selamlar Hayalperestin Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Miliz. Çok özel bir biyografi bölümüyle geldim arkadaşlar.
Bugün sizi bin yıl öncesine bilimin altın çağına götürmek istiyorum.
Tıp, felsefe ve bilimin kesişim noktasında duran, çağının çok ötesinde bir isimden bahsedeceğim.
İbni Sina. Batı dünyasının Avicenna dediği bu büyük düşünür yalnızca yaşadığı dönemi değil, Yüzyıllar sonrasını da etkilemiş bir bilim insanı.
Neden Avicenna demişler?
Çünkü Avicenna bilginlerin hükümdarı anlamına geliyor.
İbn-i Sina dünyayı değiştiren 100 bilim adamı listesinde ilk sıralarda yer almaktadır.
Tıp ve felsefe konularında yaklaşık 200 adet kitap ve 450 makalesi bulunan İbn-i Sina, bilim dünyasında hekimlerin piri, modern bilimin kurucusu,
Tabipler Sultanı olarak bilinmektedir.
Önce genel olarak hayatından, sonrasında eserlerinden ve günümüz tıp dünyasına katkılarından bahsedeceğim arkadaşlar.
İbn-i Sina hayatının ilk safhasını hem öğrencisi hem de dostu olan Cüzcani'ye yazdırmış.
Daha sonraki hayatını ise Cüzcani'nin kendisi tamamlamış.
Bu bilgiler daha sonraki yazarlar tarafından da nakledilmiş olduğundan İbn-i Sina hakkında birçok bilgiye ulaşabiliyoruz.
Asıl adı Ebu Ali Hüseyin olan İbni Sina, 980 yılında Özbekistan'ın Afşana kentinde dünyaya gelmiştir.
Babası Sina oğlu Abdullah, Şamanoğullarından 2.
Nuh zamanında Buhara'ya gelen güvenilir bir tüccardı.
Annesi aynı kasabadan Yıldız isimli bir Türk kadınıydı.
İbni Sina'nın ata adı Sina olup dedesinin dedesi de bu ismi kullanmışlar.
Sinani Arapça ne de Farsça bir isim olarak kullanılmıyor.
Sadece Uygur Türkçesinde isim olarak geçiyor ve zengin adam anlamına geldiği de Ordinaryus Profesör Şemsettin Günaltay'ın çalışmalarıyla belirlenmiş.
İbn-i Sinan'ın zekası daha çocuk yaşlarında bile fark edilmiş.
5 yaşında eğitime başlamış ve 10 yaşındayken o dönemin klasik eğitimini bitirmiş.
Bu arada babasından geometri, aritmetik ve felsefe konusunda ilk eğitimini almış.
Mantık ve öklit geometrisini o dönemin ünlü matematikçisi Abdullah Natili'den öğrenmiş.
Hatta öğretmenlerinin yanlışlarını bile bulmaya başlamış.
10 yaş için gerçekten hayret edilesi bir durum.
Sonrasında 16 yaşına kadar astronomi, fizik ve metafizik konularında kendini ilerletmiş.
Bu süreçte kendisine en çok zorlayan eserin Aristoteles'in Metafizik isimli kitabı olduğunu söylüyor.
Bu kitabı anlayabilmek için tam 40 kez okumuş arkadaşlar.
Sonrasında Farabi'nin bir eserini okuyunca bu kitabın maksadını anlamış.
Bazı kaynaklara göre İslam hukukuyla da ilgilendiği hatta 10 yaşında Kur'an'ı ezberlediği geçiyor.
İbn-i Sina 16 yaşında tıp ve fizyoloji okumaya başlamış arkadaşlar ve bir yıl gibi kısa bir süre içinde o günkü tıp dünyasında adını duyurmuş.
Neden böyle dedim hemen açıklayayım.
İbn-i Sina o yıllarda Özbekistan'ın Buhara şehrinde yaşıyor ve aynı zamanda Buhara şehri Samani devletinin de başkenti.
Dönemin Samani devletinin hükümdarı hastalanıyor.
Buhara ve çevresindeki şehirlerden devrin en önemli isim yapmış doktorları getiriliyor.
Ancak hiçbiri hükümdarın hastalığını bir çare bulamıyor.
17 yaşında genç bir hekim olan İbn-i Sina da bu olayı öğreniyor ve hükümdarı görmek istiyor.
Devrin ünlü doktorlarının iyileştiremediği hükümdarı İbn-i Sina iyileştiriyor arkadaşlar.
Bu olay İbn-i Sina'nın hayatında büyük bir dönüm noktası olmuş ve ünü her yerde duyulmuş.
Hükümdara iyileşmesinin ardından İbn-i Sinan sarayın doktoru olmuş ve bu sayede sarayın özel kütüphanesinde çalışmalarına devam etmiş.
Tıp alanında birçok kitap inceleme fırsatını bulmuş ve yazdığı ilk eserlerinden bazılarını da bu dönemde bu kütüphanede yazmış.
İbn-i Sina saray kütüphanesinde çalışmalarına devam ederken hayatında bazı problemler olmuş arkadaşlar.
Öncelikle babasını kaybetmiş.
Babası onun eğitim hayatında çok önemli bir rol oynuyor.
Sonrasında o çalıştığı sarayın kütüphanesinde bir yangın çıkıyor ve bu yangından İbn-i Sina'yı sorumlu tutuyorlar.
Saraydan ayrılmak zorunda kalıyor.
Üstüne Samani Devleti'nin siyasi durumunun bozulmasıyla 21 yaşında doğduğu, büyüdüğü Buhara'yı terk etmek zorunda kalmış ve kendisine uygun bir yer bulabilmek amacıyla çeşitli
bölgelere seyahat etmiş.
Bu süreç oldukça meşakkatli geçmiş İbn-i Sina için.
Gittiği yerlerde rahat edememiş, ekonomik sıkıntı çekmiş.
Fakat hem öğrencisi hem de ömürlük dostu olan Ebu Übeyt el-Cüzcani ile de bu sürede tanışmış.
Podcast'ın başında da söylemiştim ya hani İbn-i Sina'nın hayatında bu kadar çok bilgiye sahipsek onun sayesinde ulaşabiliyoruz bu bilgilere.
Çeşitli bölgelere seyahatinden sonra Cüzcani ile de tanışan İbn-i Sina, Harizm'de bir kasaba olan Gürgenç'e yerleşir.
Gürgenç de rahat bir ortama kavuşmuş, bir yandan önemli bir eserlerinde kalemi almıştır.
Bir yandan da ilmi ve felsefi konularda da dersler vermeye devam etmiştir.
32 yaşına gelen ve çalışmalarına hiç ara vermeden devam eden İbn-i Sina o dönemin önemli hükümdarlarından Büveyhi hükümdarını ağır bir hastalıktan kurtarır.
Bu başarısı onun vezirliğe yükselmesine sebep olur.
Bu sırada İbn-i Sina öğrenci yetiştirmeyi de ihmal etmemiş.
Gündüzleri devlet işleriyle meşgul olduğu için geceleri de öğrencilerine ders veriyormuş.
Özellikle eş şifa ve en önemli eseri olan El Kanun gibi kitapların yazılmış bölümlerini öğrencilerine okutuyormuş geceleri.
Aslında vezir olduktan sonra devlet idaresinde önemli bir isim olmuş İbn-i Sina ama bu durum bazı tatsız olayları da beraberinde getirmiş.
Kendisine düşmanlık besleyen bazı kişilerin aleyhinde konuşması üzerine iftiraya maruz kalmış.
1023 yılında Ferdecan kalesine hapsedilmiş.
Kaledeki zindanda 4 ay geçirmiş ve dostu Cüzcani tarafından zindandan kaçırılmış.
Daha sonra büyük bir öğrenim merkezi olan Isfahan'a gitmiş.
İbn-i Sina Isfahan'da kaldığı yıllar boyunca aslında huzurlu bir dönem geçirmiş.
Bu sırada çok sayıda önemli eserlerini kaleme almış.
Gazneli hükümdarı Sultan Mesut'un Isfahan'ı almasının ardından evi ve kütüphanesi yağmalanmış, kitap ve aletleri savaşta hasar görmüş.
Bu dönemde İbn-i Sina büyük bir sarsıntı geçirmiş ve sağlık durumu da bozulmuş.
Onun devrinde yaygın olan kulunç hastalığına yakalanmış.
Kendisini tedavi etmeye çalışan İbn-i Sina bir ara tekrar sağlığına kavuşur gibi olduysa da tam iyileşememiş ve 1037 yılında 57 yaşındayken hayatını kaybetmiş.
Buraya kadar İbn-i Sina'nın genel olarak hayatını konuştuk arkadaşlar.
Şimdi eserlerinden ve İbn-i Sina'nın tıp alanındaki çalışmalarından hatta nasıl çalıştığından bahsedeceğim sizlere.
İlk olarak en meşhur ve en önemli esere olan El Kanun Fit Tıp adlı eserinden bahsetmek istiyorum.
Bu kitap doğuda ve batıda tıp eğitiminde başyapıt olarak kullanılmış.
Toplamda 5 ciltten oluşuyor.
Anatomi, fizyoloji, tedavide kullanılan ilaç maddeleri, bağırsak hastalıkları, zührevi hastalıklar, ateşli hastalıklar, kırıklar, çıkıklar, kızamık, çiçek gibi döküntülü
hastalıklar, tedavide kullanılan ilaçların reçeteleri ve bu reçetelerin nasıl hazırlandığıyla ilgili çok önemli bilgiler yer alıyormuş arkadaşlar bu beş cidden oluşan kitapta.
Binlerce yıl öncesinden bahsediyoruz.
İmkanlar, kızıklığı, teknoloji yok.
Olağanüstü bir akıl gerçekten ve emsalsiz bir dahi İbn-i Sina.
16 yaşında tıp eğitimine başladığını söylemiştim.
Sonrasında hükümdarı iyileştirip işte 17 yaşında saray doktoru oluyordu ya hani.
O sürede geceleri hiç uyumadığını söylüyor arkadaşlar.
Kendi yaptığı özel bir ilacı var.
Uykusu gelince onu içiyormuş ve hiç uyumadan tekrar çalışmalarına devam ediyormuş.
Yani bu durumu aklım almıyor.
Çalışmam gereken bazı dönemlerde ben de böyle sert kahveler içip geceleri ayık kalmaya çalışırım ama ertesi gün benim için kabus gibi geçer.
Hiç uyumadan geçen yaklaşık bir yıl nasıl dayanmış gerçekten en çok merak ettiğim şeylerden birisi oldu.
Diğer bir önemli eseri de eş şifa olarak geçen kitabı.
Bu kitapta mantık, fizik, felsefe ve metafizik gibi konulara yer veriyor.
Diğer bir eseri de Danışname-i Ala.
Bu kitap İbn-i Sina'nın Farsça yazmış olduğu önemli eserlerinden biri.
Bu kitapta da mantık, fizik, astronomi, musiki ve metafizik alanları üzerinde durmuş.
İbn-i Sina sadece tıpla değil birçok alanla ilgilenmiş arkadaşlar.
Özellikle astronomiyle ilgili de çalışmaları, gökyüzünü incelemek için yaptığı çeşitli aletleri varmış.
Şimdi sizlere beni en çok etkileyen yerlerden bahsedeceğim arkadaşlar.
Bugün bile geçerliliği olan birçok hastalık ve tedavi yöntemlerini binlerce yıl öncesinde bulmuş olması araştırırken çok şaşırdığım şeylerden birisi oldu.
İbn-i Sina hastaları muayene ederken bünyelerine, mizaçlarına, yaşayışlarına, aldıkları gıdalara, yaptıkları beden hareketlerini büyük bir dikkatle
hastaya sorar ve dinlermiş.
Hastalıkların kaynağının gözle görülmeyen mikropların olduğunu ilk kez ortaya koyan İbn-i Sina'dır.
Mikrop kavramını tıp literatürüne getirilen ilk hekim de İbn-i Sina.
mikroskobun olmadığı bir dönemde mikroplardan bahsediyor.
Düşünebiliyor musunuz? Ameliyatlarda hastayı uyuşturan, böylece daha az acı çekmesini sağlayan ilk hekim de İbn-i Sina, kanın besinleri taşıyan hayati bir sıvı olduğunu,
şeker hastalığının idrardan alınacak numune ile belirlenebileceğini de ilk kez dile getiren İbn-i Sina olmuştur.
Kanseri hacmi gittikçe artan, ve kökleri civar hücreler içine giren tahrip edici bir ur olarak tanımlamış.
Şaşırdığım şeylerden birisi buydu arkadaşlar.
Beyinde tümör gelişebileceğini söylemiş.
Bazı bulaşıcı hastalıkların plasenta yolu ile geçebileceğini söylemiş.
Zor doğumlarda bebeği çekebilecek bir alet olmasından bahsetmiş.
Stres ve üzüntünün midede hastalıklara yol açabileceğini söylemiş.
içme suyunun temiz olmamasının hastalıklara yol açabileceğinden bahsetmiş ve suyu arıtmak için filtreyi icat etmiş.
İbn-i Sina bulunduğu döneme göre çok derin bir psikiyatri bilgisine de sahipmiş.
Psikosomatik hastalıklardan anlayan hekimlerin en iyisi olarak da kabul ediliyor aynı zamanda.
Ruh ve akıl hastalığı yaşayan insanların Karanlık bir odaya kapatılması yerine onları müzikle tedavi eden ilk hekim de İbn-i Sina arkadaşlar.
İbn-i Sina hakkında akıl hastaları ile ilgili şöyle de bir hikaye var.
Kendisini sığır zanneden bir akıl hastası var.
Kapı kapı dolaşıyor, kasaplara gidiyor.
Beni kesin, etimi dağıtın diye dolaşıyor ortalarda.
Çeşitli şekillerde tedavi etmeye çalışıyorlar.
İyileşmiyor, yemek yemiyor, verilen ilaçları kullanmıyor.
En son İbn-i Sina'ya getiriyorlar bu adamı.
İbn-i Sina tamam diyor, ben keseceğim seni.
Kasaptan bıçak alıyor, gerekli malzemeleri alıyor, gidiyor adamın yanına.
Burada kesilecek bir sığır varmış diyor.
Adam da seviniyor, beni anlayan biri çıktı diye.
Adamın ellerini ayaklarını bağlayıp yere yatırıyor ve onu kesecek gibi yapıyor.
Sonra diyor ki bu sığır çok zayıf dağıtacak eti yok.
Bu sığırı iyice besleyin yemek yedirin biraz eti olsun öyle keselim diyor.
O günden sonra adamın yemek yediğini ilaçlarını düzenli kullanıp iyileştiğini söylüyor.
Beslenme demişken tıp eserlerinde yer verdiği bir sözünü de söylemek istiyorum.
Sıhhati hıfz için lazım gelen tedbirlerin ilki perhiz, ikincisi gıda, üçüncüsü uykudur diyerek bugün her yerde karşımıza çıkan sağlığımız için en önemli
ve gerekli şeyleri söylemiş ve yine yemekte mideni tamamen doldurmadan önce yemekten elini çek.
perhis tabiatın yardımcısı ve her türlü dert ve hastalığın kurtaran şifacısı, fevkalade muhtaç olmadıkça hiçbir ilaç ve şerbeti içme, tıp
ilmi iki beyte sığdırılmıştır, az ye, yedikten sonra hazım oluncaya kadar başka bir şey yeme diye öğütlerde bulunmuştur.
Şu an belki de bütün dünyanın sağlık için faydalı gördüğü ortak görüş olan az yemek konusunu İbn-i Sina yüzyıllar öncesinde söylemiş bize.
Bir gün İbn-i Sina'ya şöyle bir soru sormuşlar arkadaşlar.
Doktora muhtaç olmamak için, hasta olmamak için ne yapmalı diye.
Bakın ne cevap vermiş.
Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve herkesle düşüp kalkmamak demiş.
Okuyunca hayretler içinde kaldığım bir sözünden daha bahsetmek istiyorum.
Bilim ve sanat değer görmediği ülkeyi terk eder demiş.
Adeta günümüzü görmüş ve bu sözü söylemiş sanki.
En çok etkilendiğim sözü de sona bıraktım arkadaşlar.
Aletlerin en faydalısı kalemdir.
Bir şişe mürekkep bir külçe altından daha hayırlıdır diyor.
İbn-i Sina'nın bu sözünden anlıyorum ki aradan yüz yılda geçse, bin yılda geçse bizi kurtaracak tek şey ilim ve bilim arkadaşlar.
Okudukça, sorguladıkça ancak bir şeyleri değiştirebiliriz.
Kısacık ömrüne sayısız eser sığdırmış, zekası çağları aşan hekimler sultanı, felsefeci, matematikçi İbn-i Sina'yı konuştuk arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
