
Bu bölümde Antik dünyanın ilk kadın filozofu Hypatia'yı konuşuyoruz.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Hayal Perestin Sesi Podcast'ine hoş geldiniz.
Ben Melis. Tarih, bilime ve felsefeye adanmış hayatları anlatırken bazen unutulmaz bir ışık bırakır geride.
Bugünkü hikayemiz o ışıklardan birinin hikayesi arkadaşlar.
Bir kadın düşünün, cesur, bilge ve yol gösterici.
Elinde yıldız haritaları.
Zihninde sonsuz sorularla İskenderiye sokaklarında cesurca yürüyen bir kadın, antik dünyanın ilk kadın filozofu olan Hipatya'yı konuşacağız bugün arkadaşlar.
Hipatya'nın hayatı aslında bilginin gücü ve cehaletin tehlikesini gözler önde seren ders niteliğinde bir hikaye.
Hipatya'nın doğum tarihi kesin olarak bilinememekle birlikte M.S.
350'li yıllarda doğduğu tahmin ediliyor.
Hipatya o dönem Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olan Mısır, İskenderiye'de dünyaya gelmiş.
Hipatya'nın babası ünlü filozof, matematikçi ve astronom Theon'du.
Theon aynı zamanda İskenderiye kütüphanesinde yöneticiydi.
Bu kütüphane tarihte eşine benzerine az rastlanan bir kütüphaneydi.
Kütüphanenin içinde o dönem bilinen tüm ülkelerdeki hayvan ve bitkilerin bir örneği bulunuyordu.
Ayrıca matematik, astroloji, fen bilimleri gibi birçok alanda kaynakta bulunuyordu.
Kütüphane olarak geçiyor ama aslında üniversite gibi bir kütüphaneydi ve birçok filozof da bu kütüphanede yetişmiştir.
İşte Hipatya da babası Theon sayesinde bu kütüphanede eğitim almış.
Theon kızı Hipatya'ya matematik ve astronomiye öğretmiş ve Theon'un bazı çalışmalarında da Hipatya babasıyla birlikte çalışmış.
Babası Theon'dan eğitim alan matematikçi ve astronom olan Hipatya kendi yorumlarını yazıyor ve evinden bir dizi öğrenciye dersler veriyormuş.
İskenderiye kütüphanesi ve Hipatya'nın etrafında Kötülük hızla yayılırken Hipatya bu durumu fark etmemiş.
Çünkü Hipatya'nın derdi yıldızlar, evren, doğa ve matematikmiş.
Yaşadığı dönemin ekonomik ve dinsel sorunlarıyla ilgilenmemiş Hipatya.
Hipatya'nın bu durumu tehlikelere karşı savunmasız bir hedef haline gelmesine yol açmış.
Hipatya, insanlığa ve bilime katkı sağlayan bilimsel çalışmalarıyla uğraşıyordu ve çalışmaları sonuçta vermişti.
su seviyesini ölçmek ve zaman hesaplamalarını yapmak için kullanılan hidroskopu ve gök cisimlerinin konumlarını hesaplamak için kullanılan astrolabe adlı cihazı icat etmiştir.
Aramızda KPSS çalışan varsa onlara genel kültür bilgisi olsun.
Artık evinde değil, İskenderiye kütüphanesinde dersler veriyordu Hipatya ve dünyanın dört bir yanından öğrenciler geliyordu Hipatya'dan ders almak için.
Öğrencileri arasında ileride İskenderiye valisi olacak olan Orestos ve baş psikopos olacak Sinesis de vardı.
Psikopos ne demek onu da söyleyeyim arkadaşlar.
Belki aramızda bilmeyen vardır.
Bazı Hristiyan kiliselerinde fetva verme yetkisi olan din adamı ve papazdan sonraki yetkili kişi anlamına geliyor psikopos.
Hipatya'ya tekrar dönecek olursak Hipatya öğrencileri arasında din, dil ve ırk ayrımı yapmadan dersler vermeye devam ediyordu.
Sınıfta ders vermediği zamanlar ders vermek için halka açık alanlara çıkıyordu.
Diğer filozofların çalışmalarını dinlemek isteyen herkese halka açık alanlarda dersler anlatıyordu.
Bir kadının bu şekilde davranması alışıldık bir durum değildi.
Hipatya'nın bu davranışı bir kesim tarafından saygıyla karşılansa da bir kesim tarafından doğru kabul edilmiyordu.
O dönem İskenderiye Roma İmparatorluğu himayesindeydi.
Dini çatışmalar her gün artıyordu.
Çünkü Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı yaymak istiyordu ve halk buna karşı çıkıyordu.
Hipatya'nın Hristiyanlık yerine pagan inancından olduğu düşünülüyordu.
Yahudi ve Pagan ayrımı yapmadan tüm öğrencilere ders vermeyi kabul ediyordu Hipatya.
Tabi bu hoşgörü ortamı kütüphane dışındaki dini gerilim ve çatışmaların hedefi oldu.
Dini çatışmaların yoğunlaştığı bu dönemde Hipatya'nın tarafsızlığı ve hoşgörüsü hayatını tehlikeye atacak kadar yanlış anlaşılmalara açıktı ve korkulan olmaya başladı.
Hipatya'nın eski öğrencisi olan Orestos, İskenderiye valisi olmuştu.
O dönemin başpiskoposu olan Cyril, Orestos'un vali olmasını istememişti.
Çünkü gücün kendinde olmasını istiyordu.
Orestos ise kilisenin yönetime karışmasını istemiyordu ve sonunda beklenen oldu.
Cyril, dini istediği gibi kullanıyordu ve çevresindekiler ondan etkileniyordu.
Gerilim iyice arttı.
Siril'in kışkırttığı gruplar tapınaklara saldırdı ve tapınaklar Hristiyan kiliselerine çevrildi.
Pagan inancının simgeleri olan putları şeytan olarak ilan ettiler ve Mısır'daki eski heykellerin ellerini, parmaklarını ve burunlarını kırmaya başladılar.
Çok geçmeden Hristiyanlar ve Paganlar arasında isyan çıktı.
Bir yandan da Siril ve çetesi dikkatlerini Hipatya'ya çevirdi.
Cyril Hipatya'yı kendisi için bir tehdit olarak görüyordu.
Çünkü Hipatya halk tarafından seviliyordu ve son derece popülerdi.
Cyril Hipatya'nın bilgisini büyücülük olarak damgaladı ve halkı Hipatya'ya karşı kışkırttı.
O kadar ileri gitti ki İncil'de geçen bir cümleyi değiştirip eklemeler yaparak bu sözleri Tanrı'nın sözleri diye halka açıklayıp kanıt olarak söyledi.
Maalesef ki çoğunlukla bu sözlere inandı.
Cyril'in uydurduğu, İncil'de geçtiğini iddia ettiği cümleler şu şekilde arkadaşlar.
Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir.
Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim.
Suskun olacak ve sessiz kalacaktır.
Çünkü önce Adem sonra Havva yaratılmıştır.
İşte bu sözler halkı daha çok ayaklandırdı.
Buradan şunu anlıyoruz aslında arkadaşlar.
Halk cahil olursa o cehaleti kötüye kullanan siyasi ve dini otoriteler mutlaka olur.
Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen 2015 yılında Afganistan'da farkundanın başına gelenler de bunun bir kanıtı diyorum ve Hipatya'ya geri dönüyorum.
Seyril'in sözde İncil'de geçtiği uydurma cümlelerinin üzerine Hristiyan fanatiği bir grup Hipatya'yı öldürme görevini üstlenir.
Burayı iyi dinleyin arkadaşlar.
İnsanların gözü o kadar dönmüş ki Hipatya'yı canice katletmişler.
Şehirden geçen Hipatya bu grubun saldırısına uğrar.
Hipatya'nın giysilerini parçalayıp saçından sürükleyerek onu kiliseye götürürler.
İstiridye kabuklarıyla etlerini ve vücudunu parçalarlar.
Sonra da onu yakmışlar arkadaşlar.
bilimle uğraşan Hipatya'yı savunan tüm kadınları da bu şekilde canice katletmişler.
Hipatya işte böyle bağnaz, sığ düşünceli insanlar tarafından acımasızca katledilir.
Hipatya düşünce özgürlüğü istedi, düşündüğünü söyledi, inandığı ve savunduğu bilim ve akıl uğruna canını verdi.
Hipatya'nın bu trajik sonu bilimin ve özgür düşüncenin hoşgörünün cehaletin karşısında nasıl susturulmaya çalışıldığının acı bir göstergesi maalesef arkadaşlar.
Ama şöyle de bir durum var ki bilimi, özgür düşünmeyi, hipatya gibi insanlığa ışık tutan kişileri ne kadar katledip icatlarını, fikirlerini gizlemeye çalışsalar
da her şey bir çatlak bulup gün ışığına çıkıyor ve bugün bile bizlere ulaşmayı başarıyor.
Bu arada 2009 yapımı Agora filminde Hipatya'nın hayatı anlatılıyor arkadaşlar.
Instagram sayfamda daha detaylı paylaşacağım ama onu da izlemenizi bir öneririm.
Açıkçası ben beğendim filmi.
Hipatya yaşadığı dönemin en büyük zorluklarına rağmen bilimden ve akıldan vazgeçmedi.
Siz de yaşamınızda karşılaştığınız engellerin sizi yıldırmasına izin vermeyin.
Toplumun sizden beklediği rollerle sınırlı kalmayın arkadaşlar.
Kendinizi küçük görmeyin.
İnanç ve bilgi birleştiğinde inanın bana birçok şey değişir.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip etmeyi unutmayın.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
