
Bu bölümde sizlere Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’i anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Bugün çok özel bir konu anlatmaya geldim size.
Temelde konuyu biliyordum ancak bilmediğim şeyler varmış.
Sizlere anlatmak için araştırma yaparken öğrendim.
Öğrendiğim şeyler beni çok üzdü ama bu anlatacaklarımın hepsi maalesef yaşanmış şeyler.
Muhteşem bir projenin sonu nasıl hüsranla bitmiş?
Bugün sizlere devrim arabalarını anlatıyorum arkadaşlar.
Konumuz devrim arabaları.
Devrim arabaları Türkiye'nin ilk yerli otomobili ve şöyle de bir durum var podcast'e başlamadan önce konuyu anlatmaya başlamadan önce açıkçası beni biraz böyle rahatsız eden şeyler oldu
bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birçoğumuz tarihte böyle bir araba yapıldığını bilmiyoruz bence ya da aranızda ne bileyim böyle illaki bilenler vardır ama böyle bir arabanın bence toplumdaki ya da böyle bir olayın toplumdaki herkesin
bilmesi gerekir. Ancak bilenlerin sayısının az olduğunu düşünüyorum.
Bir de neden okullarda, derslerde falan anlatılmadı yani bu bize?
Sonuç olarak sonu ne kadar hüsranla bitmiş olsa bile bizim tarihte böyle bir denememiz, böyle bir girişimimiz olmuş yani.
Bu olay okullarda, derslerde anlatılmalı.
Belki aranızda işte meslek liselerinde otomotiv bölümleri falan oluyor.
Böyle kulaka aşinalığım var yakınlarımda.
O tarz okullarda... Fakat bence bütün eğitim sisteminde bu konuya yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hikayenin bütün detaylarını öğrenince ben de bugün bu konuyu size anlatmaya karar verdim.
Hatta bunu bir borç bildim kendime.
Öyleyse lafı uzatmadan konuma başlayayım.
Yıl 1960, 27 Mayıs günü sabaha karşı Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk askeri darbesi gerçekleşir.
Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçilir.
Bu yıllarda da dünya genelinde yeni teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır.
Elektrikli süpürgeye, televizyondan uçağa kadar birçok yeni ürünler piyasaya çıkar.
15 Mayıs 1961'de Ankara'da Otomobil Endüstri Kongresi yapılır.
Bu kongreye Cemal Gürsel de davetlidir.
Açılış konuşmasında makine mühendislerine seslenir.
Türkiye sanayileşmek zorunda sizlerden %100 Türk işçi ve mühendislerine ait bir otomobil yapmanızı isterim.
Evet biz... Pamuk üretiyoruz ama kaç balya pamukla kaç gemi alınır der.
Kongreden sonra bazı mühendisler gazetecilere Türkiye'de yerli otomobilin yapılmasının mümkün olmadığını söyler.
Gazeteciler Cemal Gürsel'i sürekli sıkıştırır bu söylemin üzerine.
Ortalığı adeta kızıştırmak istercesine mühendisleri şikayet eder gibi.
Sayın Cumhurbaşkanım, mühendisler biz Türkler araba yapamayız diyorlar.
Koskoca Türk milleti otomobili yapamaz mı?
Cemal Paşa sinirlenir.
Nasıl yapamazmış? Türkiye'de otomobil yapılmaz diyenler kara bir düşüncenin ürünüdür.
Biz Türkler her şeyi yaparız der.
Ağzından bir kere lafı almışlardır.
Gazeteciler bu defa mühendislere gider.
Siz yapamayız diyorsunuz ama Cemal Paşa yaparız diyor.
Gazetecilerin bu söylemi üzerine mühendisler odası yine yapamayız yanıtını verir.
Artık bu olay inatlaşmaya dönüşür.
Cemal Gürsel madem yapamayız diyorlar.
Ben yaptırayım da oluyor mu olmuyor mu görsünler bakalım diyerek Ulaştırma Bakanlığı'na çok gizli damgasıyla yerli otomobilin üretilmesiyle ilgili bir yazı gönderir ve yerli otomobilin
üretilmesine... adeta emreder.
16 Haziran günü Ulaştırma Bakanlığı tarafından Devlet Demiryolları fabrikaları, CER dairelerinin yöneticileri ve mühendisler Ankara'da bir toplantıya çağrılır.
Ulaştırma Bakanlığından gelen yazı okunur.
Yazı şu şekilde başlar.
Öncelikli olarak ordunun binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipi geliştirilecektir.
Bu görev Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına verilmiştir.
Bu amaçla 1 milyon 400 bin ödenek ayrılmıştır.
Bu bir emirdamidir.
Mühendisler hem korkar hem heyecanlanır.
Böyle bir projenin içinde yer almayı canı gönülden isterler.
Ancak otomobillerin teslim tarihini duyunca herkes şok olur.
Çünkü 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerine kadar araçların yapılması istenmiştir.
22 genç mühendis ve bir mimar bu tarihe kadar otomobili yapmak zorundadır.
Olaya bakar mısınız arkadaşlar ya?
Gazetecilerin bir ortalığı kızıştırması konuyu nereden nereye getirdi?
4,5 ay gibi kısacık bir zaman vardır önlerinde.
Mühendisler şaşkınlık içindedir.
Ancak Cemal Gürsel inanmıştır ve yapılacak der.
Bakın bu anlattıklarım böyle bir roman ya da işte bir öykü hikaye falan değil.
Gerçekten 4,5 ayda sıfırdan bir otomobil yapmaları istenmiştir.
Mühendisler de Cemal Gürsel'in inanmıştır.
Ve onlar da inanırlar.
Hayatında hiç otomobil yapmamış hatta otomobili bile olmayan kullanmayı bilmeyenler vardır aralarında.
Teknik olarak yeterli değillerdir.
Mühendislerin ellerinde hiçbir şeyleri yoktu.
Pat diye projenin ortasında buldular kendilerini.
Şaka gibi değil mi ya resmen yoktan var etmeleri istenmiş ama istenilen şey yerli bir otomobil.
Eskişehir'deki bir atölyeyi çalışma alanı haline getirirler mühendisler için.
Ankara, Sivas ve Adapazarı devlet demiryolları fabrikaları da aynı proje kapsamında görevlendirilir.
Yalnızca 130 gün süreleri vardır.
Bakın yanlış duymadınız.
Önlerinde sadece 130 günlük bir zamanları var ve bu süre içerisinde sıfırdan yerli bir otomobil üretecekler.
Projeye başlamak için atölyeye geldiklerinde kapının üzerine kocaman rakamlarla 128 gün yazarlar.
Her sabah geldiklerinde bu sayıları bir bir eksiltirler.
22 mühendis gruplara ayrılır.
Bir kısmı kaportaya, bir kısmı motor tasarımına, diğer grupta yürüyen aksanla ilgilenecektir.
İçlerinde yalnızca bir kişinin arabası vardır.
Bütün parçalarını sökerler.
En baştan tekrar toparlarlar.
Çünkü ellerinde hiçbir somut örnekleri yok.
Yani düşünün 1960'lı yıllardan bahsediyoruz.
İşte şimdiki gibi böyle bir telefon, fotoğraf, işte kamera görüntüsü vs.
Yani tabii ki dergiler, gazeteler falan var ama şimdi bir şey merak ettiğimiz zaman videoyu açıp işte her türlü detayını öğrenebiliyoruz.
Yani bu mühendislerin ellerinde hiç o şekilde bir şeyleri yok.
Sadece aralarından bir tanesinin arabası var.
Bütün parçalarına kadar söküyorlar.
Sonrasında tekrar toparlıyorlar.
Ve bu şekilde de fikir sahibi oluyorlar.
Mühendislerin üzerlerindeki baskı da çok büyük.
Asla kopya bir araç da yapmak istemiyorlar.
Bu otomobili yapmayı o kadar çok istemişler ki yani hiçbir şekilde işin kolayına da kaçmamışlar.
Oysa ki önlerinde kısacık bir zaman var.
Farklı parçaları hazır olarak işte alıp ya da işte benzer bir şey yaparak hani bu kadar kısa sürede böyle yaptık falan diyebilirlerdi.
Asla o şekilde yapmamışlar.
Her şeyi kendileri yapmışlar.
Böyle kendi alın teriyle yapmışlar.
Makine mühendisi Nurettin Erguvan o anları şöyle anlatıyor.
Daha çizimler sırasında sorunlar çıkıyordu.
Çiziyoruz, biçim veriyoruz.
Bir bakıyoruz bu Ford'un bilmem ne modeline benzemiş.
Tekrar çiziyoruz bakıyoruz bu Opel'i andırdı.
Ama en sonunda tümüyle bize ait olan bir otomobil çizmeyi başardık diyor.
Bize ait olan bir çizimi başarmışlar ama bunu böyle sadece fiziksel olarak düşünmeyin.
Her türlü ayrıntıyı düşünmüşler.
Ben bu her türlü ayrıntının içerisinde sadece böyle çok küçük birkaç tane bir şeyden bahsedeceğim.
Aslında küçük değil ama hani diğer teknik özelliklerin yanında küçük kalıyor.
Şöyle örnek vereyim. Sokaklarda o dönem yeterince ışıklandırma olmadığı için çift far kullanılmış.
Yollarımız o dönemlerde asfalt olmadığı için daha böyle toprak yol olduğu için ona uygun böyle lastikler yapmışlar.
Yine işte Türkler geniş aile olduğu için kalabalık aile olduğumuz için de böyle koltukları falan bayağı geniş yapmışlar.
Bunları şunun için söylüyorum.
ayrıntıdan kaçmamışlar.
Mühendislerimiz her türlü ayrıntıyı düşünmüşler.
Yani böyle bizi yansıtan, bize ait olan otomobilin çizimleri biter.
Önce onda bir ölçeğinde alçıdan küçük bir model yaparlar.
Sonrasında da birebir otomobil ölçüsünde alçıdan kalıp yaparlar.
Bakın sıfırdan yerli otomobil yapıyorlar.
Alçıdan kalıp yapıyorlar.
O kadar hiçbir şeyleri yok ki yani siz düşünün durumlarını.
Alçıdan otomobilin tamamının kalıbını yaptıktan sonra da diğer parçalara geçmeye başlıyorlar.
Büyük pres kalıpları olmadığı için...
Betondan kalıp döküyorlar.
Otomobilin tavan sacını beton kalıbın üzerinde koyup uçlarından yere bağlıyorlar.
Sonrasında da krikolarla yukarı doğru iterek bombeli şekli verip otomobilin tavanını elde ediyorlar.
Her bir ayrıntıyı bildiğiniz beden kuvvetleriyle yapıyorlar arkadaşlar.
Tamamen fiziki güç.
Kendi elleriyle yapıyorlar.
Makine yok, teknoloji yok, hiçbir şey yok.
Tamamen kendi alıntıları, kendi fiziki güçleri.
Bu ilkel koşullar ve olanaksızlığa rağmen bu 23 Don Quixote otomobili üretmekte kararlıdır.
Hepsinin umudu vardır ve ellerinde ne var ne yoksa her şeyleri de ortaya koyarlar.
Yüksek mühendis Kemalettin Vardar devrim projesi bizim için mesleki namustur der.
Demir yolu işçilerinin de mühendislere büyük destekleri olmuştur.
Mühendislerin yağ filtresine ihtiyaçları vardır.
Ellerinde demir kalıptan dökülmüş bir filtre vardır.
Görevli bir işçi parçayı alır sabaha kadar hiç uyumaz ve sabah mühendislere kusursuz bir şey.
Bu şekilde parçayı getirir.
Bir demir parçasını sabaha kadar kendi elleriyle işleyip filtre üretmiştir.
Bakın ellerinde herhangi bir örnek yok.
Ne bileyim böyle işte teknolojik bir şey yok.
Kamera yok, video yok, o yok, bu yok.
Sadece bir kalıp var ve o kalıba bakaraktan sıfırdan işleyip filtre yapıp getiriyor.
Düşünün bakın yemek yapmıyorlar, kek yapmıyorlar.
Burada otomobil yapıyorlar.
Azimlerini görüyor musunuz?
Bu arada tüm sosyal hayatlarını, eşlerini, çocuklarını, bazıları evlilik tarihlerini erteleyerek bu projeye koşuyor mühendisler.
Ben hep böyle mühendis diye anlatıyorum ama yani olayın arka planında da böyle işte demirle dökümle ilgili uğraşan ustalar küçük yaştan çıraklıktan çok iyi yetişmiş ustalar da var
aralarında ya da o bölgede.
Onların da bu araç için mühendislerimize çok fazla katkısı oluyor.
Bunu da söylemeden geçmeyeyim.
Ayarlı direksiyon fikri ortaya atılmıştır ama kabul edilmez.
Türk mühendislerinin düşündüğü bu yeni fikir.
2 yıl sonra Cadillac markası tarafından yeni bir buluş olarak tanıtılır.
Ben buraya çok üzüldüm ya.
Yani daha doğrusu bu hikayenin başlı başına her aşamasına çok üzüldüm ama buraya da bir ayrı üzüldüm.
Yani resmen dahilik bulunan bu fikir hadi uygulanmamış da bari fikrin bizden çıktığı bilinseydi.
Yani o ayarlı direksiyon fikrinin ilk olarak bizden çıktığı bilinseydi.
Bu ayrıntıya gerçekten çok üzüldüm.
Zaman hızla geçmektedir ve Ekim ayı gelir çatar.
İlk motor bir gece yarısı biter, benzin konulur sıra marşa basmaya geldiğinde Motor ekibinden mühendis Rıfat Serdaroğlu marşa basmadan önce motorun çevresine çelikten bir kafes
geçirir. İlk kez üretilen başka bir örneği olmayan ve ilk sınavını verecek olan bu Türk motor patlayabilir ve tehlikeye yol açabilir.
Çelik kafesi yerleştikten sonra marşa basılır ve muhteşem bir şekilde...
Bu arada podcast'ın sonunda daha detaylı bahsedeceğim ama aklıma gelmişken şimdi söylemek istedim.
Bir tane son kalan devrim aracı şu anda Eskişehir'de müzede sergileniyor.
O müzede hangi parçaları kendilerinin ürettiği, hangilerinin de dışarıdan alındığı kayıt altına alınmış.
Böyle listelenmiş bir şekilde müzede sergilenmiş.
İyi ki de yapılmış ya. Yoksa bence onlara da inkar ederlerdi.
Yani tamamını yurt dışından getirdi falan derlerdi.
O zihniyetteki insanlardan her şey.
Motor bloğundan parçalarına, kaportasından, iç mekan tasarımına kadar tüm parçaları kendileri üretmişlerdir.
Gösterge panelindeki tüm göstergeler Türkçe olarak yazılmıştır.
Benzin, yağ basıncı, su sıcaklığı, şarj ve yine aracın motor kaputu açıldığında içindeki yazılar da Türkçe olarak yazılmış.
Ben bunları gördüğümde çok etkilendim ya.
O kadar hoşuma gitti ki.
Podcast'ın sonlarına doğru size bir filmden bahsedeceğim.
Ayrıca devrim arabaları diye.
Kendilerinin bir internet sayfası var.
İşte bu bahsettiğim ve ileride de bahsedeceğim böyle müzenin sayfasına giriyor.
Orada her türlü detaylar var.
Ama videoyu izlerken böyle o gösterge panelindeki Türkçe yazıları falan görünce bilmiyorum ya.
Ben çok hüzünlendim. Bu hikaye beni çok etkiledi.
Konumuza devam edecek olursak.
Önce beş araba yapılır.
Ardından da ikinci araba daha resmi görülsün diye siyah renkli olarak yapılır.
Sonunda büyük gün gelip çatmıştır.
Takvimler 29 Ekim 1961'i gösterir.
Otomobiller Eskişehir'den Ankara'ya gitmek için yola çıkacaktır.
Vagonlara yüklenir.
Hatta öyle ki siyah aracın pasta cila işlemi trende yolculuk sırasında yapılır.
Ne kadar büyük bir olay değil mi?
130 günde sıfırdan yerli bir...
otomobil üretiyorlar ve son dakikasına kadar da böyle çalışmaya devam ediyorlar.
Vagonda yolculuk sırasında otomobilin pastacila işlemleri devam ediyor.
Ya gerçekten keşke hayatta olsalardı böyle önlerinde saygıyla eğilmek isterdim onların.
Siyah olan otomobil lokomotife yakın olan vagona konur.
O dönem lokomotifler kömür ile çalışmaktadır.
Vagona yakın olması nedeniyle Lokomotiften kıvılcım sıçrayıp yangına sebep olur diye siyah araca az miktarda benzin konulur.
Hareket edip manevra yapmasına yetecek kadar bir miktarda benzin konulur.
Bakın olaylar şimdi başlıyor.
Otomobiller Ankara'ya gelir.
Ankara'da büyük bir coşku ve heyecan vardır.
İnsanlar merakla beklemektedir.
Otomobiller konvoy eşliğinde meclise getirilecek ve meclisten Cemal Görsel alınarak Anıt kabire gidilecektir.
Program bu şekildedir.
Konvoydaki polislerin zamanında uyarılmaması sonucu siyah olan devrime benzin konulamaz.
Devrim arabaları meclise getirilir.
Başta Cemal Gürsel olmak üzere.
Yüksek mühendis Kemalettin Vardar ve Rıfat Serdaroğlu etrafta buldukları bir miktar benzini Gazete kağıdını huni şeklinde yaparak aracın içine dökmeye
çalışırlar ancak gazete kağıdı hamurlaşır, dağılır.
Son çare Kemalettin Bardar avuçlarını huni şeklinde tutar ve benzini dökmeye çalışır ancak o da işe yaramaz.
Bej olan araçta benzin vardır.
Cemal Gürsel'e bej olan otomobilin kapısını açarlar ancak Cemal Gürsel makam arabası siyah olur diyerek Diğer araca yönelir.
Siyah olan otomobil çalışır, hareket eder ancak 100-200 metre ileride durur.
Cemal Paşa ne olduğunu sorar.
Otomobili kullanan mühendis Rıfat Serdaroğlu üzülerek benzin bitti der ve Cemal Gürsel o meşhur sözünü söyler.
Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama Doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz.
Ben buraya o kadar üzüldüm ki.
O kadar böyle içim değişik oldu ki.
O duyguyu size anlatamam ya.
130 günde. tamamı bize ait olan sıfırdan yerli bir otomobil üretiyorlar ama son dakika benzin koymayı unutuyorlar.
Ya bilmiyorum ya söyleyecek bir şey bulamıyorum gerçekten ama sadece çok üzüldüm bunu söyleyebilirim size.
Cemal Gürsel otomobilden iner ve bej olan diğer araca biner.
Bej renkli devrim sorunsuz bir şekilde önce Anıtkabir'e sonra da 29 Ekim Cumhuriyet kutlamalarının yapılacağı tören alanına ulaşır.
Bu arada siyah Siyah olan devrime de hemen benzin ikmali yapılıyor ve bej olan devrimin ardından hemen o da katılıyor konvoya.
Yani siyah olan devrim aracında herhangi bir teknik arıza bir sorun bir problem hiçbir şey yok.
Yalnızca içine benzin konulması unutuluyor ve Cemal Gürsel de işte makam arabası diye ona yönlendiği için bu talihsizlik ortaya çıkıyor.
Yani bej olan arabaya binse hiçbir sorun yok ki zaten iki arabada da hiçbir sorun yok.
Ankara'da sokaklara dökülen insanlar araçlara dokunabilmek için birbirleriyle yarışırlar.
Artık Türklerin de bir otomobili vardır.
Kutlamalarda herkes sevinçlidir.
Cemal Paşa Türkler otomobili yapamaz diyenlere 130 günde cevabını vermiştir.
Her şey yolunda görünüyor burada.
30 Ekim sabahı olmuştur.
Gazetelerde çıkan haberler ise felaket ötesidir.
Bakın şimdi olaya gelin.
Devrim sözcüğünden rahatsız olmalılar ki adeta dalga geçercesine haberler yazılmıştır ya.
Ya bilmiyorum ya ben bu haberi yazan insanlardan hiç mi utanmadınız?
Gözünüzün önünde oldu şeyler.
Nasıl böyle haberler yazabilirsiniz?
Sinir oldum. Kısımlara sinir oldum.
Şimdi gazetelerde yazan haberleri söyleyeceğim size.
Devrim yolda kaldı.
Devrimin benzini bitti.
Devrim yürümedi.
Devrim ancak 200 metre gidebildi.
Kötü tarafı çok fakat Türkiye'nin ilk otomobili 900 bin liraya mal olan devrim hurda fiyatına satılıyor.
Şu ana kadar yaklaşık olarak 1 milyon 400 bin lira harcanan gizli projenin adı devrim.
Bakın bu saydıklarım gazetelerde yazılan haberler, gazetelere atılan başlıklar.
Bu arada podcast'in başında da söylemiştim.
İlk başlangıçta bu yerli otomobil projesi için 1 milyon 400 bin liralık bir ödenek hazırlanıyor, bütçe belirleniyor.
Sonradan da bu miktar 900 bine düşürülmüş.
Bunun sebebi de inanmamışlar mühendislerin böyle bir şey yapılacağına.
İşte devletin parası boşa gidiyor daha fazla boşa gitmesin diye de 1 milyon 400 binden 900.
Bin liraya düşürmüşler ödeneği.
Bakar mısınız? O kadar inanmamışlar ki ya da bu artık tamamen karalama ya.
130 günde motorundan en küçük vidasına kadar canını dişine takıp çalışan ve imkansızı başarıp kendi otomobilimizi yapan mühendisler kimsenin umurunda olmamış.
Emekleri resmen çöpe atılmış.
Çok üzüldüm ya. Çok sinir oldum ben bu podcast'ı hazırlarken.
Halk Paşa'nın yolda kaldığı araba olarak bahsetmiş.
Allah kahretsin paralar boşa gitmiş.
Gitti diyenler falan olmuş.
Ya sizin hiç mi vicdanınız yok?
Diyelim ki boşa gitmiş olsa bile.
Hadi diyelim ki otomobillerde hiçbir sıkıntı yok zaten de.
Farz edelim ki oldu.
Zaten olmaması anormal.
130 günde yoktan var ediyorlar ya.
İmkansızlık içinde böyle yokluk içerisinde 130 günde otomobil yapıyorlar ya.
Şaka gibi yani bu imkansız bir olay zaten.
Ama işte maalesef halk sahiplenmemiş.
İşin kötüsü Cemal Gürsel de sahiplenmemiş.
Elin sahip çıkmamasına da çok şaşırdım.
Sonuç olarak başlangıçta bu projeyi gazetecilere inat olsun diye...
Emretse bile de ilk başta mühendislerden otomobil yapmalarını isteyen kendisiydi.
130 günde 2 tane otomobil üretildi ve tek sıkıntı benzin konulmasının unutulmasıydı.
Cemal Gürsel gerçekten niye sahip çıkmamış?
Ben bu noktaya çok şaşırdım.
Aklımda çok soru işaretleri kaldı.
Keşke öğrenebilseydik yani bu sorunun cevaplarını.
Bu arada perde arkasında da devrim arabalarına engel olup ithalat yapmak için bekleyen fırsatçılar vardı.
Ve amaçlarına da ulaştılar yani.
Onlar bir şey yapamasalar bile maalesef sonuç onların istediği gibi oldu.
Proje kapsamında toplamda 4 tane otomobil üretilmiştir.
Bu otomobillerden 3 tanesi hurdaya çıkarılarak presle ezdirilmiştir.
Ne kadar acı ya. Bakın hurdaya çıkarılıyor, presle ezdiriliyor.
Adeta yok edilmek istenmiş.
Fakat otomobillerden bir tanesine otomobillerin yapıldığı Eskişehir'deki atölyedekiler otomobili saklıyorlar ve hurdaya göndermiyorlar.
İyi ki de böyle bir şey yapmışlar.
O son devrim arabası günümüzde Eskişehir'de Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayisinin müzesinde halen sergilenmektedir.
Ve halen de tıkır tıkır çalışmaktadır.
Benim gitmeye fırsatım olmadı.
Müzeyi ben internet üzerinden görüntüleyebildim.
Bu bahsettiğim ki sayfamda da...
paylaşacağım zaten. Oradan siz de görsellerine bakabilirsiniz.
Ama eğer Eskişehir'e yolunuz düşerse ki buna ben de dahil mutlaka bu müzeyi gidip gezmemiz gerekiyor.
Aranızda gidenler varsa bu konu hakkında bilgi sahibi olanlar varsa mutlaka benimle de paylaşın.
Çünkü bu konu benim için çok önemli ve çok özel bir konu.
Devrim otomobillerini adeta böyle tarihten silmek istemişler.
Presle ezdirmişler ama o son bir tane kalan bize tarihini korumaya devam etmiş.
Türkiye'nin tamamen kendi olanaklarıyla yaptığı ilk otomobil olan devrim arabaları eğer sahip çıkılsaydı, destek verilseydi şu an sanayi ve otomotiv
sektöründe büyük bir devrim yaşanacaktı.
Ya insanlar gözleriyle gördükleri halde Ya da bilmiyorum şöyle de düşünüyorum hani tamam Ankara'dakiler, İstanbul'dakiler, Eskişehir'dekiler otomobili gözleriyle gördüler ama sonuç olarak hani o dönemde de
televizyon yok. Ama şöyle de bir şey var ben bu bahsettiğim müzenin sitesindeki gazetelere baktım.
Her gazete de kötülememiş yani.
Kötüleyen gazeteler de var.
Devrimi olumlu olarak anlatan gazeteler de var.
Artık işte insanların kendi zihinlerine göre olan gazeteci haberlerine inanmışlar.
Ama bu çok büyük bir haksızlık ya.
Hem milletin adına hem o mühendislerin adına yapılmış çok büyük bir haksızlık.
Bu arada size şöyle bir filmden bahsetmek istiyorum.
Podcast'ı hazırlarken ben faydalandım.
Daha öncesinde de izlemiştim zaten biliyordum ama biraz daha böyle hatırlamak için tekrar izledim.
2008 yılında çekilmiş Devrim Arabaları filminde başrollerinde işte Selçuk Yöntem, Halit Ergenç, Haluk Bilginer, Vahide Perçin ve birbirinden değerli isimler rol almış.
Film tek kelime ile muhteşem.
Bunu mutlaka izleyin.
O kadar böyle şey ki hatta biraz önce bahsettim ya işte siyah olan devreme işte benzin koymaya çabalıyorlar falan.
Ya film çok güzel anlatmış.
Eğer o günleri görebilseydik bence birebir bu filmdeki gibi oldu.
Ben o son sahneleri böyle ayakta izledim.
Hatta ya hadi koyun elini biraz daha şöyle yapsam dökülecek falan diye böyle o kadar heyecanlandım ki.
Yani o son benzin koyma sahnesinde.
Filmde şöyle bir şey var. Selçuk Yöntem'in çok güzel böyle vurguladığı yerler var.
Bunlardan bir tanesi bakın bunları iyi dinleyin.
Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz.
Yani bu söz muhteşem ve çok yerinde söylenmiş.
Adı devrim olan bir aracın sokaklarda gezmesine izin vermezler zaten diye.
O kadar üzüldüm ki devrim arabalarının böyle sonlanmasına.
Bir de filmde şöyle bir şey fark ettim.
Ayrı bir sinir oldum buraya da.
Ben bu filmi daha öncesinde de izlemiştim.
Ama sanırım internet üzerinden izlemiştim.
Podcast'ı hazırlayacağımdan YouTube üzerinden izledim.
İşte böyle elimde defterle kağıtla falan bekliyorum.
Film bitti. Böyle bir eksiklik fark ettim.
Beklediğim yerler vardı.
Ya işte şöyle bir şey olacaktı.
Uçak fabrikalarından bahsedilecekti falan diye.
Sonra biraz araştırma yaptım.
Ya inanamadım. Filmin içinden...
Uçak fabrikalarıyla ilgili olan yeri kesip almışlar.
Dedim ki herhalde ben gözden kaçırdım ya da bana öyle geliyor falan.
Sonra böyle yorumlara baktım.
Yok yani yalnız değilim.
Bir tek ben fark etmemişim.
Yani filmin içinden bu uçak fabrikası ile ilgili olan bölüm.
kesilip alınmış. Ya tamam hadi filmleri kaldıracaksınız.
Televizyondaki filmleri kaldıracaksınız.
İnternettekilerin de işte böyle sağından solundan keseceksiniz, kırpacaksınız.
Ama bizim düşüncelerimize, zihnimize nasıl engel olacaksınız?
Mesela fikirlerimize nasıl engel olacaksınız?
Çok sinir oldum ya. Bu filmi mutlaka izleyin.
İzlerken de bu dediğim yere dikkat edin.
Sonrasında devrim arabaları, uçak fabrikaları diye yazdığınızda böyle bir buçuk dakikalık ayrı bir sayfada çıkıyor.
O uçak fabrikaları Kısmından da bahsedeceğim şimdi.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 1926 yılında Tenyare adında uçak fabrikaları kuruldu.
İşte Tenyare fabrikası, uçak fabrikası artık nasıl derseniz.
İkinci Dünya Savaşı'na kadar bu fabrikada toplamda 112 tane çeşit çeşit uçaklar üretildi.
Sonra fabrika kendini geliştirmeye başladı.
Savaş sırasında Türkiye'ye kimse savaş malzemesi yardımı yapmadığı için de Yine bu fabrikada 185 tane savaş uçağı üretildi.
Bakın bahsettiğim tarih 1926'dan işte 1.
Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemden bahsediyorum.
Uçak fabrikası diyorum yani başka bir şey değil.
1955 yılında Hollandalılar bizim bu uçak fabrikamızdan 30 tane uçak siparişi verdiler.
Ancak bu siparişler kabul edilmedi, iptal edildi.
Hatta Hollandalılar da bu 30 tane uçağı İngilizlere yaptırdılar.
Fabrika kapatıldı. Fabrikanın kapatılma gerekçesini söylüyorum.
Türkiye'nin uçağa ihtiyacı yok.
Traktöre ihtiyacı var diyerek bu fabrika uçak fabrikası kapatıldı ve yerine Traktör fabrikası yapıldı.
Bu konu zaten başlı başına konuşulacak bir konu.
Ancak filmden bu biraz önce uçak fabrikalarıyla ilgili söylediğim bölümü kesip çıkarmışlar.
Niye bilmemizi istemiyorsunuz?
İstediğiniz kadar kesin, kırpın, ekranlardan kaldırın.
Bir gün bir yerlerde bir şekilde anlatanlar olacaktır.
Şöyle de bir şeyden bahsediyorum.
Eğer beni ilk kez aranızda bugün dinleyenler varsa benim ilk podcast'im.
köy enstitüleriyle ilgiliydi.
Köy enstitüleri de bence devrim niteliğinde bir eğitim sistemi.
Bu bahsettiğim otomobilin yapımındaki mühendislerin hepsi köy enstitülerinden mezun olan kişiler.
Bakın o dönem ne kadar her şey iyiymiş.
Yani eğitim sistemimiz, işte mühendislerimiz, fabrikalarımız zaman geçtikçe herkes ileriye giderken biz daha çok geriye gitmişiz maalesef.
Eğer bugün beni ilk kez dinliyorsanız lütfen önceki podcastlerimden de köy Böyle enstitülerini mutlaka bir dinleyin derim.
Podcast'ı hazırlarken bilmediğim bir şeyle karşılaştım.
Ben bunu bilmiyordum. İlk kez bu podcast'ı hazırlarken öğrendim.
Aranızda bilenler varsa bana anlatsın bu konunun detaylarını da.
2015 yılının 30 Ağustos'unda Hacettepe Üniversitesi'nden 11 tane Türk mühendis %100 elektrikle çalışan kendi yaptıkları spor arabalarını tanıtmışlar.
11 mühendis 2011 yılında çalışmalara başlayarak 4 yılda Türkiye'nin ilk elektrikli otomobilini yaparlar.
Tüm parçalarını ülkemizde kendi üretirler.
Adını verirler. Fakat bu da bulamaz.
Hatta 11 mühendis sonumuz devrim gibi oldu derler.
2015 çok yakın bir tarih aslında.
Ben bunu niye bilmiyorum.
Kendi adıma şaşırdım.
Açıkçası çok detaylı bilgi de bulamadım.
Aranızda eğer bilenler varsa lütfen bu konuyla ilgili beni de aydınlatırsanız çok sevinirim.
Podcast'imi toparlamak istiyorum.
Bu konu hakkında gerçekten sabaha kadar konuşabilirim.
Hem çok üzüldüğüm hem çok sinirlendiğim böyle değişik değişik duygu geçişleri yaşadığım bir konu oldu benim için.
Keşke bu otomobilleri o yıllarda kötülemek.
Küçümsemek yerine sahip çıksaydık daha çok destek verip eksiklerini giderseydik şu an dünya markası olabilirdik.
Asıl düşman bizim kendi içimizde ya.
Biz maalesef birbirimizin iyiliğini istemeyen bir toplumuz.
Ben devrim arabalarından bunu gördüm ya.
Asıl kötüler bizim kendi içimizde.
Sonuç olarak yapılan bu otomobiller hepimize fayda sağlayacak ki sadece o otomobilleri yapan kişilere değil.
Birçok kişiye istihdam sağlanacak.
Başkalarını zengin etmek yerine kendi ülkemizi...
Bizi zengin edeceğiz. Bu sadece otomobil konusunda da değil ya.
Biz böyle millet olarak birbirimizin iyiliğini istemiyoruz.
Bir bir şey yapmaya kalktığı zaman hemen böyle onu bir küçümsüyoruz.
Aman işte o öyle mi olur, o böyle mi olur, o onu yapamazsın.
Yapamazsın dedikleri kişi yaptığı zaman da yapa yapa işte bunu mu yaptın gibi eleştiriler.
Umarım bu... Zihniyeti değiştiririz.
Bu düşünceleri değiştiririz.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Beni dinlediğiniz platformlardan da takip edip bildirimlerinizi açarsanız yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
