
Bu bölümde sizlere, sürekli şikayet eden kişileri ve bu durumun etkilerini anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Haksızlık bu. Niye böyle şeyler hep benim başıma geliyor?
Ben çok şanssızım.
Zaten kötülükler hep beni bulur.
Bu ne biçim yemek ya? Böyle çay mı olur?
Sen ona dert mi diyorsun?
Bak ben başıma geleni anlatayım da dert nasıl olurmuş bir gör.
Durun durun kapatmayın podcast'i.
İçiniz daraldı değil mi söylediklerimden?
Çünkü etrafınızda var böyleleri.
Hatta belki de az önce kurtuldunuz o kişinin elinden.
Ya da şu an ona doğru gidiyorsunuz.
Çünkü aynı odada çalışıyorsunuz.
Belki de o kişi sizsiniz.
Herkesin çevresinde mutlaka her şeyden şikayet eden, hiçbir şeyden memnun olmayan, beğenmeyen vardır birileri.
Ya da biz bizeyiz burada, o kişi sensindir.
Ne var canım bunda diyebilirsin.
Çok şey var aslında.
Zaman zaman hepimiz bir şeylerden şikayet ederiz.
Hatta bazen şikayet etmek içimizde biriken duyguları ifade etmek için işe yarayabilir, içimizi rahatlatır.
Bizim toplumumuzda da çok sevmezler şikayet edeni.
Hep böyle içine atmanı isterler.
Sesini çıkarmamanı isterler.
Tabi her şeyde içinize atarsanız hasta olursunuz.
Bu nedenle de bazı durumlarda şikayet etmek aslında iyidir.
Sorgulatır, değişimi sağlar.
Hayatınıza sıkıntı veren durumları uzaklaştırmanızı sağlar.
Toplumda sesinizi duyurmanızı sağlar.
Bazı durumlarda şikayet etmek iyidir.
Ancak ben bugün diğer durumlarda şikayet edenlerden bahsedeceğim.
Bu hiçbir şeyden memnun olmayın.
Bıdı bıdı konuşanlardan bahsedeceğim.
Ayrıca bu durum psikolojide Kalimero sendromu olarak geçiyor.
Kalimero 1970'li yıllarda yayınlanan bir çizgi film karakterinin adı.
Bu çizgi filmde başında yumurta kabuğu ile dolaşan sevimli siyah bir civciv var.
Kalimero o. Sürekli adaletsizlikten bahsediyor Kalimero.
Haksızlık bu diyerek her şeyden şikayet ederek dolaşıyor ortalarda.
Bu nedenle de her şeyden şikayet etme durumu Kalimero etkisi ya da işte Kalimero sendromu olarak...
olarak adlandırılmış. Psikanalist ve Kalimero Sendromu adlı kitabın yazarı Saverio Tomasella Kalimero etkisini iki grupta incelemiş.
Birinci grupta şikayet edenler işte kişinin deneyimlediği veya deneyimleyemediği duygular, haksızlıklar, işte adaletsizlik üzerine şikayetler.
İkinci grupta şikayet eden kişiler her şeyden şikayet edenler, hiçbir şeyden memnun olmayanlar.
Birinci gruptakiler sorunlara çözüm bulurken, adaletsizliklere karşı dururken...
İkinci gruptaki şikayet edenler hiçbir sorunlarına çözüm bulamıyorlar ve aksine daha çok sorun oluşturuyorlar.
Bugün en çok ikinci gruptakilerin üzerine konuşacağız sizinle.
Çünkü maalesef toplumun çoğunluğu bu ikinci gruptaki şikayet edenlerden oluşuyor.
Bu gruptaki insanlar her durumda memnuniyetsizdir.
Eminim hepinizin çevresinde vardır böyleleri.
Ne yaparsanız yapın o kişileri asla memnun edemezsiniz.
Onayını alamazsınız.
Durakta otobüs bekler.
Beklediği otobüs gelir ancak otobüsü beğenmez.
Bir yere yemek yemeye gidersiniz.
Yemeğin lezzetine söyleyecek bir şey bulamaz.
Ancak işte sofradaki ne bileyim böyle çatala kaşığa böyle bir şeylere takılır.
Kıyafet beğenmez ama güzel de giyinmez.
Bu kişilerle sakın bir organizasyon işte bir tatil gezmezi bir planı yapmayın burnunuzdan getirir yani.
O yaptıysa sorun yoktur ama eğer yapılmış bir yere çağrıldıysa geçmiş olsun.
Yani o gününüzü mahveder.
Bu insanlar mükemmeliyetçi midir?
Hayır mükemmeliyetçi. Biliyetçi falan da değildir.
Bu insanlar şikayet etmeyi bir rutinleri haline getirmişlerdir.
Onların hayatta ellerindeki oyuncakları diyeyim artık.
Tek şey şikayet etmektir.
Şikayet ederek var olurlar.
Sartre'nin bu kişiler üzerine söylediği çok güzel bir sözü var.
Sartre şöyle diyor. Her şeyden şikayet edenler ille de durumlarından memnun olmayanlar değildir.
Tam tersine şikayetiyle mutludur diyor.
Çok da doğru söylüyor. Bana göre tamamen bir ruh emiciler yani.
Çünkü içinde ne varsa size bütün şikayetini söylüyor, söylüyor, söylüyor.
Sizin modunuzu düşürüyor.
Ondan sonra çekip gidiyor. Siz böyle hiçbir şey yokken bir anda böyle demoralize oluyorsunuz.
Kalıyorsunuz. Canınız sıkılıyor.
Ama ona hiçbir şey olmuyor yani.
Lafını söylüyor söylüyor gidiyor.
Amerika'da bulunan Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada sürekli şikayet etmek veya bir başkasının olumsuz cümlelerini dinlemek beynimizin hafıza merkezi olan Hipokampüsü?
kötü etkiliyormuş. Bakın görüyor musunuz yani onun yüzünden benim beynim de etkileniyor.
Ne kadar çok şikayet edilirse olumsuz düşünme olasılığı da o kadar çok artıyormuş.
Sonra da işte o kadar negatif enerji, yoğun stres derken hayatınız alt üst oluyor ve arkasından başka problemler de geliyor.
Burada da Jim Rohn'un o meşhur sözü aklıma geliyor.
Diyor ya insan en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır diye.
Bu nedenle etrafınızdaki insanlara da çok dikkat edin.
Farkına varamasak da sürekli şikayet eden bu kişi Kişiler bizim ruh halimizi de olumsuz etkiliyor.
Bir süre sonra bu insanlara maruz kalan kişiler de şikayet etmeye başlıyorlar.
Ben bunu bizzat kendim yaşadım.
Önceki çalıştığım yerde birisi vardı.
Bana göre o kişi klinik vakaydı.
Yani kesinlikle bir psikolojik destek alması gerekiyordu onun.
Onun gibi iki kişiyle karşılaştım.
Yani böyle her şeyden şikayet eden ve klinik vaka diyebileceğim.
Umarım bir daha hiç karşılaşmam.
Güne hava sıcaklığını şikayet ederek başlardı.
İşte biz aynı iş yerindeydik.
Kışın soğuğa söylenirdi.
İşte yazın sıcaklığa söylenirdi.
İşe başlamadan önce küçük bir yarım saat kadar bir kahvaltı saatimiz vardı.
Böyle küçük bir mola saatimiz.
başlardı. Tam böyle herkes yanında bir şey getirirdi.
Masaya otururduk. Başlar yiyeceklerden şikayet etmeye.
İşte yok bunlar şöyle kalitesiz.
Bunların içinde o var.
Yok işte şu kanser yapıyor.
Bu böyle yapıyor. Herkes böyle ağzı açık.
Böyle çatalı ağzına götürüyor falan.
Hadi. Sonra işte işe başlardık.
Çalışmaya başlardık. Bütün gün söylenmekten hiçbir iş yapamazdı.
Sadece böyle bıt bıt bıt konuşur dururdu.
Bir süre sonra ben işimi değiştirdim.
İşte başka bir yere geçiş yaptım.
Dedim ki oh be dünya varmış yani.
Çünkü yeni iş yerimdekiler o kadar pozitif ki mesela hava işte soğuk, kış gelmiş diyor ki o yumoş yumoş kazak giyineceğim işte böyle bere takımı, atkı takımı aldım kendime onlara takınacağım.
İnsanlar yani bakış açısı ne kadar önemli.
Bakın kışı bu şekilde karşılıyor.
İyi ki o iş yerinden ayrıldım ve şu anki iş yerinde daha pozitif insanlarla çalışıyorum.
Dolayısıyla bu bakış açısı tamamen sizin elinizde olan bir şey ya.
Yani kışın soğuğuna söylenmek de veya o kışın soğuğunu işte ben güzel güzel kazak giyineceğim, atkı bere takacağım gibi bakış açınızı değiştirmek de tamamen sizin elinizde.
Peki bu insanlar neden her şeyden şikayet ediyor?
Bu durumun kökeninde yatan duygular ne?
Biraz da bunun üzerine konuşalım sizinle.
Her şeyden şikayet eden kişilerin bu durumu özgüven eksikliğinden kaynaklanabilirmiş.
Uzmanlar o şekilde açıklamışlar.
Kişi hatalarını kapatmak ve gerçek duygularını göstermemek için bir savunma mektubu.
ve her şeyden şikayet ediyormuş.
Özgüven eksikliğini kapatmak için.
Ya da ebeveynleri her şeyden şikayet eden ve öyle bir ortamda büyüyen bir kişi ise öğrenilmiş bir davranış olarak her şeyden şikayet ediyormuş.
Aslında bilinçli olarak değil de öğrenilmiş bir davranış.
Öyle bir ortamda yetişmiş çünkü.
Ya da çocukluk travması olanlar travmalarını kapatmak için şikayet ediyorlarmış.
Sebeplerden birisi de buymuş.
Altında yatan diğer bir sebep de değersizlik duygusu.
Duygusu yaşayanlar dikkat çekmek için, fark edilmek için her şeyden şikayet ediyormuş ki bu duyguyu bastırıp kendini göstermeye çalışmak için her şeyden şikayet ediyormuş.
Eğer beni bugün ilk kez dinleyenler varsa aranızda değersizlik duygusu ile ilgili de bir podcastim var.
Mutlaka dinleyin. Size bu duyguyla baş etme konusunda yardımcı olur.
Altında yatan sebeplere baktığımız zaman aslında bu kişiler de böyle kolay şeyler yaşamamışlar.
Çok ciddi sebepler gerçekten altında yatan sebepler.
Yani bu duygularını tamamen saklamaya çalışıyorlar gördüğünüz gibi.
Odur olmaz her şeyden şikayet ederek.
Dolayısıyla evet kızıyoruz, bu kişilerden kaçıyoruz.
Ancak bu davranışlarımızla onları da daha çok yalnızlaştırırız.
Gördüğünüz gibi altında yatan sebepler zor şeyler.
Dolayısıyla onları yalnızlaştırmayıp topluma kazandırmaya çalışırsak bence daha iyi olur.
Böyle yapmak gerekir. Ama şöyle de bir durum var ki böyle insanlarla birlikte vakit geçirmek de çok zor.
Bir kere gerçek bir ilişki kuramazsınız.
Arkadaşınız, komşunuz, işte ebeveyniniz, flörtünüz.
Kim olursa gerçek anlamda bir ilişki kuramazsınız.
Çünkü sizi de dibe çeker.
Böyle insanları tolera etme konusunda psikologların tavsiyeleri var.
Şimdi de size ondan bahsedeceğim.
En azından üzerimize düşeni yaparsak belki o bireyi topluma kazandırırız.
Belki ona bir faydamız olur.
O kişi bulunduğu ruh halinin farkında değildir.
Mesela bir şeyleri fark etmesini sağlarız.
Ama baktığınızda olmuyorsa da yapacak bir şey yok yani.
Bakın psikologlar ne önermişler.
Bazı olayların kendi kontrol...
rollerinde olduğunu gösterebilmek için Destek almalarını önermişler uzmanlardan.
İkinci olarak da çeşitli yönlendirmelerle bakış açılarını değiştirme, işte farklı açılardan bakabilmelerini sağlamayı önermişler.
Buna şöyle örnek vereyim.
Diyelim ki çevrenizde böyle birisi var.
İşte hava yağmurlu.
Şu an aklıma o geliyor. Yağmurdan şikayet ediyorsa hani bunun doğa için işte gerekli olduğunu, susuz kalmamamız için gerekli olduğunu o kişiye hatırlatarak bakış açısını değiştirmesini sağlayabilirsiniz diye
öneriyorlar. Örnek vermiş psikologlar.
Podcast'ın başında da söylemiştim ya Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmadan bahsetmiştim.
Eğer bu önceki söyledikleriniz işe yaramıyorsa da bu kişilere ancak işte mesafede davranarak kendinizi korursunuz.
Çünkü böyle kişilere maruz kalmak da bireylerin kendi ruh sağlığını olumsuz etkiliyor.
Maalesef bütün enerjinizi de sömürebiliyorlar.
Çok da yapılabilecek bir şey yok ama işte birkaç bir şey var.
Yine biz üzerimize düşeni yapıp belki topluma kazandırırız.
Peki eğer şikayet...
Şahit eden kişi sizseniz neler yapmanız gerekir?
Bence en önemli yerlerden birisi burası.
Hiçbir şeyden memnun değilsiniz.
Tüm aksilikler, talihsizlikler sizi buluyor.
Bir de bunun üzerine yalnız kalıyorsunuz.
Bakıyorsunuz iş yerinde veya okulda işte birlikte toplanıp bir şeyler yapılıyor.
Yemeklere gidiliyor ama siz çağrılmıyorsunuz.
Ya da siz bir organizasyon yapıyorsunuz.
Etrafınızdakileri çağırıyorsunuz.
Herkesin işi çıkıyor.
Kimse gelmek istemiyor.
Telefonla konuşmak istiyorsunuz, birilerini arıyorsunuz.
O telefonlar ya açılmıyor ya da karşınızdaki bir bahaneyle konuşmayı sonlandırıyor.
Ya da şey yapıyor, mesaj atıyorsunuz işte görüldü atıyor falan.
Sonra bundan da şikayet ediyorsunuz.
Neden size böyle davranılıyor?
Bu kez muhalefet olup savunmaya geçmeden önce bir durun, düşünün ve bu podcast'ı dinleyin.
Sürekli karşı tarafı suçlamayın, onlardan şikayet etmeyin.
Belki sizde de bir şeyler vardır.
O yüzden bu kez bir durun, düşünün.
Günümüzde yaşam oldukça karmaşık ve hayat çok zor.
Kimsenin sizin negatif enerjinizi kaldırabilecek bir durumu yok.
Dolayısıyla harekete geçip bir şeyler yapmalısınız ki insanlar sizden kaçmasın.
Peki ne yapabilirim? Yapabileceklerinizden bir tanesi kendinizi olduğunuz gibi kabul edin.
Evet, içinizde bastırmak istediğiniz...
Bir şeyler olabilir, travmalarınız olabilir, dikkat çekip değer görmek istiyor olabilirsiniz.
Ancak şikayet etmek bu sorunları çözmez.
Başka sorunları da beraberinde getirir.
Ben onları şikayet etmek için söylemiyorum ki diyebilirsiniz.
Onların bir şikayet olduğunu, her şeyden şikayet eden biri olduğunuzu fark edin ve kendinize olduğunuz gibi kabul edin.
Burayı kabul ettiğiniz an düğümler kendiliğinden çözülmeye başlar zaten.
Kendinizle yüzleşerek fark edin.
Kındalık sağlamış olursunuz.
İlk başta yapacağınız şey bu.
Kendinize olduğunuz gibi kabul edin.
Yapabileceklerinizden ikincisi şikayetlerinizin kökenini anlayın.
Altta yatan nedenlerinizi bulun.
Ne demek istedim? Yani şikayet etmelerinizin nasıl başladığını, işte ilk ne zaman şikayet ettiniz, neyi şikayet ettiniz bir bunu belirleyin.
Travmanız mı var? Sağlık sorunlarınız mı var?
Geçmişten gelen ailenizden öğrendiğiniz bir alışkanlık mı?
Böyle bir davranış mı? Bunları düşünerek altta yatan nedeni bulursanız çözüm de daha kolay olur.
Üçüncü olarak ne yapabilirsiniz?
Duygularınızı doğru ifade edin.
Bazı insanlar her şeyden şikayet ederek dikkat çekmeye çalışıyor demiştim podcast'in başında.
Çok sevdiğim bir cümle söyleyeceğim size.
Neyi neden yaptığınızı söyleyin.
Bir defteriniz olsun. İşte bir günlüğünüz, bir not defteriniz, yanınızda böyle taşıyacağınız bir defteriniz olsun.
Yazı yazın. Bir durum mu oluştu?
Bir yere mi gittiniz? İşte öfkelendiniz.
Tam böyle şikayet cümlelerinizi sıralayacaksınız ya.
Onları karşınızdaki veya yanınızdaki insana söylemek yerine çıkartın o deftere yazın.
Otobüse mi sinirlendiniz?
O an onu o deftere yazın.
Bir yere yemeğe mi gittiniz?
Yemeği mi beğenmediniz?
Ya da işte sofradaki bir şeyleri mi beğenmediniz?
Onları o an karşınızdaki kişilere söylemek yerine, o ortamda dile getirmek yerine Çıkartın o defterinize yazın ki insanlar sizi doğru tanısınlar.
Onlara gerçek şikayetlerinize değil de böyle gerçek duygularınıza ifade edin.
Ortamda şikayet ederek var olmaya çalışmayın mesela.
Şikayetlerinizi defterinize yazın ve ortamdaki insanlarla gerçek duygularınızı konuşun.
Dördüncü olarak ne yapabilirsiniz?
Benim en sevdiğim madde bu madde oldu.
Bence en önemlilerinden biri de bu.
Hayatınızdaki olumlu şeylere odaklanın.
Her zaman minnettar olduğunuz...
Şeylerin bir listesini yapın.
Hayat her zaman kötü de değildir.
Ya minnettar olacağımız çok fazla şeyler de vardır.
Hayatınızdaki olumlu yönlere odaklanın ve sahip olduğunuz şeyler için hayata teşekkür edin, Tanrı'ya teşekkür edin, kendinize teşekkür edin.
Artık neye inanıyorsanız bir minnettarlık listesi hazırlayın ve bu listeye her gün bir madde ekleyin.
Emin olun bu liste size çok iyi gelecektir.
Bir süre sonra bakış açınızı değiştirir.
Cümlelerinizi de değiştirirsiniz bu sayede.
Mesela şu an aklıma... gelen şeylerden birini söyleyeyim size.
Siz şu an bu podcast'ı dinliyorsanız eğer kulaklarınız sağlıklı demek.
İşitme organınız sağlıklı demek.
Bunun için minnettar olun mesela.
İşitme duyusu deyip geçmeyin.
Çok önemli. Bir duyamadığınızı düşünsenize.
Sevdiğiniz müzikleri duyamıyorsunuz.
Sevdiğiniz insanların sesini duyamıyorsunuz.
Ya da şöyle örnek vereyim.
Şu an aklıma geliyor bunlar. Telefonunuzu tutuyorsunuz.
Bir şeyler yazıyorsunuz.
Ya da işte ne bileyim izliyorsunuz.
Demek ki elleriniz ve gözleriniz sağlıklı.
Lezzetli yemekler yiyebiliyorsunuz.
Onların tadını alabiliyorsunuz.
Bunlar çok önemli şeyler. döneminde yaşayanlar vardır belki aranızda.
Ben covid olduğumda benim koku alma duyum gitmişti.
Bir ay sonra falan gelmişti.
Ben mesela çok üzülmüştüm.
Dedim ki ya hep böyle mi kalacağım?
Bir daha koku alamayacak mıyım?
Ben çok parfüm düşkünü bir insanım.
Kokulara çok önem veririm.
Ve düşünsenize koku alamıyorum yani.
Çok üzülmüştüm o dönemde.
Dedim ki ben bir daha hayatım boyunca koku alamayacak mıyım?
Sürekli böyle kahve kokluyordum.
İşte tarçın kokluyordum.
Nereden ne bulursam o dönem anlamıştım mesela ne kadar önemli olduğunu.
Hani koku almak deyip geçmeyin.
Minnettar olduğum bir şey oldu sonrasında bu benim.
Aileniz ya da sevdikleriniz hayattaysa, yaşıyorsa ve sağlıkları da yerindeyse bakın çok önemsiz gibi görünüyor ama aslında ne kadar da önemli şeyler.
Bu da minnettar olmanız gereken şeylerden birisi.
Benim şu an aklıma geldi size böyle küçük küçük örnek vermiş oldum.
Bir de ben geçenlerde bir hasta oldum.
Bu son dönemlerde böyle herkesin olduğu şey var ya iğne, ilaç, serum, serum hiçbir şekilde fayda etmiyor.
Ve gerçekten 3 gün hiç kalkamadım yerimden.
Yatarken hep böyle düşündüm.
Dedim ki ya ben hep böyle mi kalacağım?
Yemek yiyemeyiz. İstediğim işte hiçbir şeyi yapamadım.
Her yerim ağrıyor. Bir iyileşeyim dedim.
Asla bir daha hiçbir şeyden şikayet etmeyeceğim.
Benim en çok şikayet ettiğim şeylerden birisi de işe giderken ben böyle şikayetçi olurum.
O yataktan kalkıp hazırlanıp evden çıkma eylemi var ya benim böyle günlük en zorlandığım en böyle hareketi geçmekte zorlandığım her sabah söylendiğim bıdı bıdı yaptığım şey odur.
Dedim ki bir iyileşeyim. Asla söylenmeyeceğim.
Koşarak gideceğim işe.
Sağlığımızın yerinde olması bile pozitif olabilmemiz için çok Önemli sebeplerden birisi bence.
Dolayısıyla siz de şikayetlerinizi olumlu şeylerle değiştirin.
Minnettarlık listesi hazırlayın.
Değişim zordur evet biliyorum ama bunu başarmanın keyfine de paha biçilmez.
Ve tabii ki en önemlisini sona sakladığım işin uzmanlarından destek alın.
İşte bir psikologla konuşun.
Onlar sizin davranışlarınızı daha kolay ve daha objektif olarak değerlendirir ve size daha doğru yönlendirmeleri yapar.
Eğer bu durumla baş edemiyorsanız da bir uzmandan destek almakta tabii ki fayda var.
Podcast'imi toparlıyorum artık.
Küçük miktarda şikayet etmek iyidir.
Ancak unutmayın ki her şeyin çoğu zarar.
Size çok güzel bir TEDx konuşması tavsiye ederek podcast'imi bitirmek istiyorum.
Semra Çetinkaya'nın Neden Ben isimli TEDx konuşması.
Çok etkileyici. Ben çok etkilendim.
İnstagram'da paylaştım ama YouTube üzerinden de dinleyebilirsiniz.
Konuşmanın en çok etkilendiğim yerini paylaşayım sizinle.
Semra Çetinkaya'nın boyu işte 180 santimmiş ya da 180 diyeyim.
Ve bunu kendine kompleks haline getirdiğini söylüyor.
Biri bana ne güzelsin Semra işte boylu poslusun dediğinde uzun boylu olduğum için oturur ağlardım diyor konuşmasında.
Allah'ım şu bacaklarımdan biraz kırpsak da boyum bir elli olsun.
derdim diyor. Ve sonrasında Semra Çetinkaya bir trafik kazası geçiriyor.
Felç oluyor. Tekerlekli sandalyeye mahkum oluyor.
Ve şöyle söylüyor.
Tekerlekli sandalyeye diyor.
İlk oturduğumda mezro istedim.
Boyumu ölçtüm.
Boyum tam 1.50 olmuştu diyor.
Konuşmanın devamını mutlaka dinleyin.
Çok etkileyici bir konuşma.
Dolayısıyla neyden şikayet ederseniz onu çoğaltırsınız.
Lütfen evrene pozitif mesajlar gönderin.
Olumlu şeylere odaklanın.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Takip etmek isteyenler için Instagram adresim aşağıda yazıyor.
Ayrıca dinlediğiniz platform üzerinden takip edip bildirimlerinizi açarsanız da yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
