
Şiddetsiz Direnişin Önderi:Mahatma Gandhi’nin Yolculuğu
9 Nisan 2025 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
"Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.” diyerek milyonlara ilham veren Mahatma Gandhi sadece bir lider değil, bir felsefe. Bu bölümde Hindistan ‘ı bağımsızlığa götüren adamın hayatını ve mücadelesini ele alıyoruz.
---
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Önce önemsemezler, sonra gülerler, sonra kıskanırlar.
En sonundaysa yenilirler.
Mahatma Gandhi Hayalperestin Sesi
podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Selamlar Hayalperestin Sesi podcast kanalına.
Hoş geldiniz. Ben Melis.
Umarım keyifler yerindedir, her şey yolundadır.
Bugün sizleri dünyayı sadece sözleriyle değil, eylemleriyle de değiştiren bir insanla tanıştırmak istiyorum arkadaşlar.
Mahatma Gandhi. Savaşmayı seçmeyip şiddetsiz direniş felsefesiyle tarihe adını yazdıran bir isim Mahatma Gandhi.
Hatta bazı yerlerde Hindistan'ın Atatürk'ü bile deniyor kendisi için.
Çayınız kahveniz hazırsa haydi başlayalım Gandhi'yi tanımak için.
Mahatma Gandhi 2 Ekim 1869'da Hindistan'da dünyaya gelir.
Asıl adı Mohandas Karamçand Gandhi'dir.
Sonraki yıllarda Hindistan'ın bağımsızlığı için verdiği mücadeleden dolayı kendisine yüce ruh anlamına gelen mahatma ünvanı verilmiş.
Gandhi'nin babası Karamçand Gandhi, Porbandar eyaletinin başkanlığını yapar.
Annesi Putlibai Gandhi ise oldukça dinler bir kadındır ve Gandhi'yi de bu konuda çok etkiler.
Vejeteryanlık, kendisini arındırmak için oruç tutmak, farklı kastlardan insanlara hoşgörülü olması konusunda annesinin Gandhi üzerinde büyük etkisi olur.
O yıllarda Hindistan'da çocuk yaşta evlilik çok yaygın bir durumdur ve Gandhi 13 yaşındayken kendisiyle aynı yaşta olan eşi Kasturbai Makanji
ile evlenir. Gandhi 15 yaşındayken ilk çocuğu dünyaya gelir.
Yalnızca bir gün yaşar ve ölür.
Sonrasında Gandhi'nin dört çocuğu daha olur.
Babası Gandhi'nin kendisi gibi yönetici olmasını ve siyaset içinde olmasını istiyordu.
Bu nedenle Gandhi'ye avukat olması için baskı yapıyordu.
Gandhi hiç istemediği halde babasının baskılarının üzerine 18 yaşındayken hukuk okumak için İngiltere'de bulunan University College London'a gider.
Londra'da yaşadığı süre boyunca dans dersleri alarak İngiliz geleneklerini denemeye çalışır.
Ancak dindar bir ailede büyüyen Gandhi, annesine verdiği sözün etkisinde kalarak burada da dinine sadık kalır.
İngiltere'de Et Yemezler Derneği'ne katılır.
Annesinin isteklerine körü körüne inanmak yerine et yemezlik üzerine araştırmalar yapar ve entelektüel olarak da bu felsefeyi benimser.
Gandhi'nin gelenekleri sorgulayıp kendi doğrularını araması onun ilerleyen yıllarda daha büyük ideallerin peşinden gitmesine de zemin hazırlamış olabilir aslında.
Gandhi avukat olduktan sonra İngiltere ve Galler barosunda avukatlık yapmaya başlar.
Ancak müvekkillerini yeterince savunamadığı için buradan ayrılır.
Lise öğretmeni olarak görev yapmak için iş başvurusu yapar ancak burada da başarılı olamaz.
Rajkot'a geri döner.
Rajkot da arzuhacilik yapmaya başlar fakat bu sırada Britanyalı bir subayla aralarında anlaşmazlık çıkınca o işi de bırakmak zorunda kalır.
İki yıl boyunca kariyerinde elle tutulur hiçbir başarı gösteremez.
O yıllarda İngiltere'nin bir kolonisi olan Güney Afrika'nın Natal eyaletinde Hintli bir şirketin avukat aradığını öğrenir.
Bu şirketten gelen iş teklifini kabul eder ve bir yıllık sözleşme imzalar.
Gandhi'yi Gandhi yapan yolculuk işte tam da burada başlıyor arkadaşlar.
Gandhi Afrika'ya geldikten yalnızca bir hafta sonra Hintli bir şirketin davasına bakmak için Afrika'dan Pretoria'ya gitmek için yola çıkar.
Bileti birinci mevkiidir.
Kondüktör Gandhi'nin başına dikilip öfkeyle birinci mevkinin beyazlar için olduğunu söyler ve o siyah kıçını kaldırıp üçüncü mevkiye geç yoksa ilk istasyonda
seni trenden atarım der.
Gandhi Londra barosunda kayıtlı bir avukat olduğunu, Hintli bir şirketin davasına bakmak için Pretoria'ya gittiğini, biletinin kesildiği...
kompartmanda yolculuk etmesi gerektiğini söylese de görevli Gandhi'yi asla dinlemez ve ilk istasyonda Gandhi'yi trenden atar.
Bu trajik olay Mahatma Gandhi'nin hayatında bir dönüm noktasıdır.
Gandhi trenden atıldıktan sonra istasyondaki boş bekleme odasına gider.
İçeride beyaz bir adam vardır.
Mevsim kış, vakit gece ve hava soğuktur.
Korkusundan fırlatılan bavulundaki paltosunu dahi isteyemez.
Hindistan'a dönmekle Güney Afrika'da kalmak arasında düşünür durur.
Tanrı'nın da yardımıyla kalıp mücadele etmeye, acı çekmeye karar verir.
Kendi ifadesiyle sivil itaatsizliği fiilen o tarihten itibaren başlamıştır.
Bazen bir insanın hayatını değiştiren en önemli karar en zor anlarda şekilleniyor galiba arkadaşlar.
Gandhi için de bu gece pasif direniş felsefesinin ilk tohumlarının atıldığı an olmuş.
Bu olay Gandhi'nin adalet duygusunu ve insan hakları mücadelesini de şekillendirmiş.
Eğer o gece korkularına yenilip Hindistan'a geri dönseydi belki de dünya tarihi ondan bir lider olarak hiç bahsetmeyecekti.
Gandhi bir yıllığına geldiği Güney Afrika'da tam 21 yıl kalır.
O dönem Afrika'da Hintlilerin kaldırımdan yürümesine izin verilmez.
Kaldırımlar sadece beyazlar içindir.
Ayrıca Hintlilerin mülk edilmesi yasaktır.
Geceleri dışarıya çıkması yasaktır ve sadece özel izinlerle dışarıya çıkabilirler.
Gandhi Hintlilerin yaşadığı bu sorunlara çok öfkelenir.
Ve çözüm bulmak için çalışmaya başlar.
İlk olarak intikam peşinde koşmanın hiçbir işe yaramayacağını fark edip ayrımcılıkla mücadele etmeye, nefrete karşı iyilikle cevap vermeye başlar.
Burada geçirdiği bir yıl boyunca ilk olarak işe Hintlileri hakları konusunda bilgilendirmeyle başlar.
Bence burası çok önemli arkadaşlar.
Bir toplumu köleleştirmenin en etkili yolu onlara haklarını unutturmaktır.
Gandhi bu zinciri kırmak için önce insanlara kim olduklarını hatırlatır.
Bu aslında her mücadelede yeterli bir kural.
Önce neye hakkın olduğunu bilmelisin ki elinden alındığında onu savunabilesin.
Eğer insanlar kendilerine reva görülen adaletsizliği normalleştirirlerse değişim hiçbir zaman başlamaz.
Gandhi de bunun bilincindeydi ve diğer insanlarda da bu bilinci uyandırır.
Gandhi'nin Afrika'daki şirketle yaptığı anlaşmanın süresi dolar ve Gandhi Hindistan'a dönmek için hazırlıklara başlar.
Tam da bu sırada İngiliz hükümetinin Hintlilerin oy kullanma hakkını elinden almasıyla ilgili bir yasa hazırladığını öğrenir ve bunun üzerine Afrika'da kalıp mücadele etmeye
karar verir. Gandhi 1894'de Afrika'da Natal Hint Kongresini kurar.
Böylece onları siyasi bir güç altında bir araya getirir.
1903'de Indian Opium adlı bir gazete çıkarır.
Adaletsiz vergilendirilmeye, geçiş izni yasasına, oy verme ve grev haklarının engellenmesine karşı Satyagraha adını verdiği bir felsefi hareket başlatır.
Gandhi'nin Satyagraha felsefesi şiddetsiz direnişin temelini oluşturur.
Bu felsefe gerçeğin gücünü vurgular ve şiddet kullanmadan adalet ve hakikate ulaşmanın mümkün olduğunu savunur.
Satyagraha felsefesi Gandhi'nin sadece bir siyasi lider değil aynı zamanda da bir düşünür ve ahlaki rehber olmasının da temelini oluşturuyor.
Bu felsefe şiddetsiz direnişin bir zayıflık değil aksine en büyük güç kaynağı olabileceğini de tüm dünyaya kanıtlamış bana göre.
Gandhi ilk Satyagraha hareketini 1906'da Transvaal hükümetinin çıkardığı Hintli nüfusu kayıt altına almaya zorlayan bir yasaya karşı gerçekleştirir.
Öyle ki her milletten insanlar aynı çatı altında birleşir.
Hatta Afrika'daki Çinliler bile bu direnişe katılır.
Binlerce insan hapse atılır.
Hapishanelerde yer kalmayınca insanları madenlere kapatmaya başlarlar.
Yapılan işkencelere her gün artan ölenlerin sayısına rağmen Hintliler direnişten vazgeçmez ve olaylar basında dikkat çekmeye başlar.
Hükümet eylemleri şiddetli biçimde bastırsa da Hintlilerin yurttaşlık hakları konusunda bir kamuoyu oluşmuştur.
Hatta General Jane Kristen Sums Gandhi ile görüşmek zorunda kalır.
Gandhi'nin ve halkın bu direnişi ilk meyvelerini vermeye başlar.
Bu görüşme sonunda Hintliler sözleşmeli işçilerin vergilerinin kaldırılması, geleneksel evliliğin yasallaşması, eyaletler arası geçiş belgelerinin iptali gibi kazanımlar
elde ederler. Böyle anlatınca kolay gibi duruyor arkadaşlar ama bu pasif diriliş tam 20 yıl sürmüş.
20 yıl boyunca yasalara itaat etmemişler, açlık grevleri yapmışlar, yürüyüşler düzenlemişler.
O dönemde basında yer bulması ve hükümetin geri adım atması da aslında dirilişin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Gandhi ve beraberindekiler sadece sabrederek değil, kararlılıkla ve stratejiyle hareket etmişler.
Konumuza tekrar devam edersek, Gandhi'de edinilen kazanımlar karşılığında Satyagraha hareketini sona erdirerek Hindistan'a döner.
Bir başkan gibi büyük bir coşkuyla karşılanır.
Gandhi ülkesinden 23 yıl ayrı kalmıştı ve Hindistan'ın tam bağımsızlık mücadelesini başlatmak için henüz yeterli araçlara sahip değildi ve yeterince çevreyi
de tanımıyordu. Bu sırada 1914'te Birinci Dünya Savaşı çıkmıştı.
Ve Gandhi seyyar bir hastane kurup İngiltere'ye yardım etmek için Londra'ya gitmişti.
Dönemin başbakanı 1.
Dünya Savaşı'nda Hintlilere celp çağrısı yaptı ve tam bağımsızlığın yaklaştığını duyurdu.
Hindistan 1.
Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin yanında tam 985 bin kişi temin etti ve onlara sadakatini gösterdi.
Savaş bitti, mütareke imzalandı.
İngiltere bırakın özgürlük vermeyi mevcut ellerindeki haklarını da aldı.
Bu olay bütün Hindistan'ı ayağa kaldırdı.
Artık Gandhi bağımsız Hindistan hareketinin lideri olmuştu.
Gandhi, Hintli yöneticileri İngiltere için çalışmaya son vermeye, öğrencileri devlet okullarına gitmemeye, askerlere görevlerini terk etmeye, İngiltere
'ye vergi ödememeye, İngiliz ürünlerini kullanmamaya davet etti.
Geleneksel Hint kıyafetlerine dönülmesiyle ilgili de dokuma alanında kullanılan çıkrık, özgürlük hareketinin bir simgesi oldu.
Bu hareket ülkeyi hareketlendirdi.
Yasalara meydan okuyan ve neşeyle hapishaneye giren binlerce Hintlinin tutuklanmasına yol açtı.
1922 yılının Şubat ayında bu hareketlilik zirveye ulaştı.
Uzak bir köy olan Çaurayi Çaurada olaylar şiddete döndü ve Gandhi hareketi durdurmaya karar verdi.
Bu olay Gandhi'nin vicdan azabına yenik düştüğü için birçok beraberindeki kişiler tarafından tepkiye sebep oldu.
Gandhi 10 Mart 1922'de bu davranışından dolayı tutuklanarak 6 yıllık bir hapis cezasına çarptırıldı.
Ancak 2 yıl sonra apantist ameliyatı geçirdi.
Ve Şubat 1924'te serbest bırakıldı.
Çıktığında siyasi manzaranın tamamen değiştiğine tanık oldu.
Müslümanlar ve Hintliler arasında ciddi anlaşmazlıklar çıktığını gördü.
Gandhi muhakeme ve ikna yoluyla savaşan toplulukları şüphe ve fanatizmden uzaklaştırmaya çalıştı.
Fakat sonunda ciddi bir toplumsal huzursuzluk çıktı.
1924 sonbaharında açlık oruçları tutarak Müslüman ve Hindu halkını barıştırmaya çalıştı.
1924 yılının Aralık ayında tekrar kongre partisinin başkanlığına seçildi.
Ancak çalkantılı iç politikalarla başa çıkamadı ve bir yıl sonra görevi bıraktı.
Toplumda Gandhi devrinin kapandığına dair bir intiba oluştu.
1930'lara gelindiğinde İngilizler Hintlilerin tuz üretmesini ve satmasını yasaklayan bir yasa çıkardı.
Bunun üzerine Gandhi İngilizlere karşı bu yasayı protesto etmek için sivil itaatsizlik kampanyasını tekrar başlattı.
Başta kendisi de olmak üzere Umman Denizi'ne doğru 390 kilometrelik bir yürüyüşe çıktı.
Amacı Umman Denizi'nde sembolik olarak tuz üretmek, yasayı delmek ve yönetime meydan okumaktı.
24 günlük yürüyüşün ardından büyük bir kalabalıkla Umman Denizi'ne ulaştı ve sembolik olarak deniz suyundan tuz üretti.
Gandhi'nin bu hareketi ülke çapında benzer protestoların yayılmasına neden oldu.
Gandhi dahil 60 bin kişi hapse atıldı ancak ortalık ayağa kalkmıştı.
Milyonlarca kişi İngiltere'ye itaat etmemeye devam etti ve tuz üretip satmaya da devam etti.
Bu hareketin etkisi o kadar büyüdü ki Time dergisi Gandhi'yi yılın adamı olarak seçti.
Bir yıl sonra hapisten çıkan Gandhi İngiltere valisi Lord Irwin ile görüştükten sonra ateşkesi kabul etti.
Tuz direnişini sona erdirmek şartıyla hükümlülerin salınması ve sadece deniz kenarında yaşayanların tuz üretmesi yönünde anlaşma yaptılar.
Ancak bir süre sonra İngilizler bu anlaşmaya da uymadı.
1930'lu yıllara gelindiğinde İngiltere 2.
Dünya Savaşı'na girer ve Hindistanlılara yanında yer alması için çağrıda bulunur.
Ancak Gandhi tam bağımsızlık verilmediği sürece hiçbir savaşta taraf olmayacaklarını belirtir.
Ayrıca İngilizlerin Hindistan'ı terk etmesini söyler.
Bunun üzerine Gandhi tekrar hapise atılır.
Gandhi hapiste rahatsızlanması üzerine tekrar serbest bırakılır.
İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra ülkede ciddi bir ekonomik kriz başlar.
Bu durum İngiltere'deki hem Hintlilerin hem de Müslümanların canına tak eder ve ülkede tekrar ayaklanmalar başlar.
Clement'in etli Hindistan ve diğer tüm kolonilere tam bağımsızlık vereceğini açıklar.
Ancak tek bir şartı vardır.
Hindistan Müslümanlar ve Hindular arasında bölünüp iki ayrı devlet olacaktır.
Gandhi Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkar.
Hindilerin ve Müslümanların tek bir ulusun çatısı altında yaşayabileceğine inanır.
Ancak Müslümanların lideri Muhammed Ali Cinnah da iki ayrı devlet fikrini destekler.
Bu durum üzerine Gandhi ölüm orucu tutmaya başlar.
Gandhi'nin en yakın çalışma arkadaşları Hindu-Müslüman savaşını engellemenin tek yolu olarak bölünmenin en iyi çıkış yolu olacağı konusunda Gandhi'yi ikna ederler ve
15 Ağustos 1947'de Hindistan tam bağımsızlığına ulaşır.
Tarih cesur olanları hatırlar.
Gandhi de bunlardan biriydi arkadaşlar.
Bu arada bir gazeteci Gandhi'ye şöyle bir soru sormuş.
Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz diye.
Gandhi ise bu soruya olsa iyi olurdu cevabını vermiş.
Gerçekten kapak niteliğinde bir cevap olmuş.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
