
Bu bölümde Platon un 7 hayat öğretisini anlatıyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
İnsan kendinde olmayanı sevmeye eğilimlidir.
Kimde ne eksikse hayatının merkezine koyduğu şey de odur.
Herkese merhabalar, ben Melis.
Hayalperest'in podcastine hoş geldiniz.
Umarım keyifler yerindedir, her şey yolundadır.
Bugün beyinleri yakacağımız, hayatı sorgulayacağımız bir bölümle geldim.
Biraz felsefe yapmak istedim.
Felsefeyi duyunca korkup kapatmayın lütfen podcast arkadaşlar.
Böyle atıştırmalık gibi mini bir bölüm, mini bir felsefe sadece.
Bu bölümü hazırlarken Taner Şanlıoğlu'nun yazdığı İnsanın Kendini Yenmesi En Büyük Zaferdir kitabından faydalandı.
Okuması çok keyifliydi bana göre.
Ben bir günde bitirdim bu kitabı.
Platon'un öğretilerinden sadeleştirilip yazılan bir kitap.
Ben de o kitabın içindeki Platon'un 7 öğretisinden bahsedeceğim.
Modern dünyada günlük hayatın koşturması içinde...
Birçok değerlerimizi gözden kaçırıyoruz.
Robotlaşmaya başladığımız bu monotonluk içinde dengeli yaşamı, dengeli ilişkiler kurmayı unutuyoruz.
Hatta bazen duygularımızı, kalbimizin sesini bile dinlemeyi unutuyoruz.
O kadar durup düşünecek vaktimiz yok ki hiçbir şeye.
Sonra da kendimizi oradan oraya savrulurken buluyoruz.
Çünkü neyi neden yaptığımızı anlamıyoruz, düşünmüyoruz.
Özümüze dönüp asıl ben ne istiyor diye bakmıyoruz.
Hadi o zaman başlayalım.
Platon'un hayat formülüne bakalım birlikte.
En çok nelerin altını çizmişim bu kitapta.
Öncelikle kısaca Platon'dan bahsetmek istiyorum.
M.Ö. 428 ile 347 yılları arasında Atina'da varlıklı bir ailede doğmuş olan Platon, hocası Sokrates'in ölümünden sonra kendini tamamen felsefeye adar.
Yazdığı kitapların günümüze kadar gelmiş olması da onun felsefesini diğer filozoflara göre daha iyi anlamamızı sağlar.
Bazı kaynaklarda asıl isminin Aristokles olduğu ancak geniş omuz ve göğüs yapısından dolayı spor hocası tarafından kendisine Platon lakabı takıldığını öğreniyoruz.
Platon çok derin ve önemli bir filozof arkadaşlar ama ben bu bölümde kısa tutuyorum onun hayatını.
Belki başka bir bölümde daha uzun konuşuruz.
O halde Platon'un bize ilk öğretisi şu arkadaşlar.
İnsan etrafındaki her şeyi kendine göre yargılayan, kendi gözünce değer veren bir canlıdır arkadaşlar.
Bizler çevremizde olup bitenleri kendi bilgimize, öğrendiklerimize göre yorumlarız.
Peki iyilik ve kötülük gibi kavramların ölçüsü nedir?
Size göre iyi ya da kötü ne demek?
Bizler dünyaya geldiğimizde iyi olarak mı geliriz?
Kötü olarak mı? Platon bu soruya şöyle cevap verir arkadaşlar.
Sadece bir iyi vardır bilgi ve sadece bir kötü vardır cehalet.
O halde Platon'a göre dünyada iyi ya da kötü insanlar değil bilgili ya da bilgisiz insanlar vardır.
Bilgi deyince sadece eğitim geliyor belki aklımıza ama bilgi her şeydir arkadaşlar.
Ve Platon şöyle devam ediyor.
Hiç kimse bile bile kötülük işlemez.
Kötülük bilginin eksikliğinden ileri gelir.
İnsanları değil onların kötülüğünü yani bilgisizliğini terk etmek.
Bu aşamada atacağımız adım...
En büyük adım olacaktır der.
Kötülük gördüğümüz zaman bize bu kötülüğü yapanı değil yapmış olduğu kötülüğü terk etmemizi söyler.
Bu bölümü okurken aklıma bana kötülük yapan insanlar geldi arkadaşlar.
Hepimizin hayatında eminim vardır böyle bir canınızı yakan birileri.
Ben konuya Platon'un bu öğretisiyle yaklaşmaya çalıştım.
Hani şimdi böyle işte okuyorum ediyorum kendimi geliştiriyorum ya falan.
Biraz böyle bu açıdan yaklaşayım dedim ama açıkçası çok başarılı olamadım.
Bana kötülük yapan biriyle karşılaşsam ilk aklıma gelecek şey herhalde yine yapılanlar olur.
Sizin bu konuda düşünceniz ne olur?
Peki size kötülük yapan birine bu felsefi yaklaşımla yaklaşabilir misiniz?
Merak ettim fikirlerinizi yazın bana.
Platon'un ikinci öğretisi de önce kendini sev sonra başkalarını sev diyor.
Platon'a göre gerçek aşk ancak akıl eşliğinde bulunabilir ve aşk sadece aklın bilgeliği sayesinde açığa çıkabilir diyor.
Kurtlar kuzuları nasıl severse aşıklar da sevgililerini öyle sever diyor.
Kurtlar aslında kuzuları değil.
Onları yedikten sonra alacakları hazın peşindedir diyor.
Bu örnek benim çok hoşuma gitti arkadaşlar.
Toplumda sevgiye, aşka bu şekilde yaklaşan çok fazla kişi var.
Ve bunlara inanan da çok fazla kişi var.
Aşka ve sevgiye bu şekilde yaklaşanlar da iki sevgili gibi değil de böyle.
Kendilerini sürekli birbirine benzetmeye çalışan rakipleri ortaya çıkarıyor.
İlişki gibi değil de böyle sanki bir yarışta gibi.
Durum böyle olunca da kişiler birbirine...
Birilerine değil, sevgiye, aşka değil aralarındaki yarışı kazanmaya odaklanıyor.
Benim dediğim olacak, ben ne dersem o olacak.
Oysa ki bu yarışın hiçbir zaman kazananı olmaz.
Hatta bazen evliliklerde de eşler birbirlerini özgürleştirmek yerine köleleştirmeye çalışıyor.
Maalesef ki dünyada ve özellikle ülkemizde de yoğun bir şekilde meydana gelen kadın cinayetlerinin sebebi de bazen bunlardan kaynaklanıyor.
Bakıyorsunuz ki kadın boşanmak istiyor, öldürülüyor.
Sevgilisinden ayrılmak istiyor.
Öldürülüyor. Umarım bunların son bulduğu günleri görürüz.
Sevmek, aşık olmak asla böyle bir eylem değil.
Lütfen bunlara dikkat edin.
Bir de kıskançlığı sevgi ve aşkın göstergesi sananlar var.
Sakın bu düşüncelere kanmayın arkadaşlar.
Kıskançlık tamamen hastalıklı bir düşünce.
Gerçek aşık aşık olduğu kişiyi geliştirir, özgürleştirir.
Hatta birlikte gelişirler.
Ama sahte aşık sevgilisinin ya da eşinin isteklerine uymasını ister.
Ben gitme diyorum gidemezsin.
Onu giyme diyorum giymeyeceksin gibi.
Eğer eşi veya sevgilisinden böyle cümleler duyan varsa aranızda bu durumu bir kez daha düşünün derim.
Sizce bu özgürleşmek mi yoksa köleleşmek mi?
Ailenizden, anne babanızdan doğru ve yeterli sevgi görmemiş olabilirsiniz.
Şiddete eğilimle insanlar tarafından büyütülmüş olabilirsiniz.
Şiddeti sevgi zannedebilirsiniz ki buna psikolojik şiddet de dahil.
Ancak sevmek böyle bir şey değil arkadaşlar.
O içinizde eksik kalmış sevgiyi biraz önce anlattığım kişilerde aramayın.
Önce kendinizi sevin, doğru bir şekilde sevin.
Sonra gerisi zaten gelir.
Platon'un üçüncü öğretisi de gerçeği bilmek istiyorsan ötesine bak diyor.
Platon hakikat nedir?
Elimizdeki iki bilgiden hangisinin hakikat olduğuna kanaat getirebiliriz gibi soruları ele alırken çıkış noktasını insanın ruhunun bedenden bedene geçerek çok sayıda yaşam
sürmesi aracılığıyla gerçek olan bilgiye ulaşabileceğine inanmış.
Bu yaklaşım özellikle Hint felsefesine yer alan reenkarnasyon inancının Yunan felsefesinde de bir yansıması.
Platon'a göre doğru, gerçek ve tek olan sır her şeyin ötesinde yer alan ve sahip olduğumuz, gözlerle göremediğimiz, kulaklarla duyamadığımız ve ancak Aklın açığa
çıkaracak olduğu mutlak tekliğin ve değişmez olanın bilgisidir diyor.
Dördüncü öğretisi de bildiğini bilme, bilmediğini bil diyor.
Platon kurucusu olduğu akademinin girişine geometri bilmeyen giremez yazdırır.
Bunun nedeni de şudur.
Geometri farklı iki noktayı çeşitli açı ve uzunluktaki doğru parçalarıyla birleştirme işlemidir.
Matematik ve geometri soyut olanı somutlaştırmanın en önemli yoludur.
Şey gibi ya cümlenin devamında üçgenin iç açılar toplamı 180 derece demek geldi içimden.
Tekrar konuma dönüyorum. Bu nedenle de öğrenciler geometri öğrenirken matematiksel problemleri nasıl çözebiliyorsa bu bakış açısıyla Yaşamdaki her şeyin birbiriyle bağlantılı
olduğunu öğrenir ve her bir olayın doğanın bir parçası olduğunu anlar.
Canlı veya cansız olan her şey bütünün bir parçasıdır.
Bu düşünceye göre de bütünün doğasını anlamadan ruhun doğasını anlamak mümkün değildir.
Platon'un beşinci öğretisi de şu şekilde arkadaşlar.
Yaşlı ve oldukça çirkin bir adam olmasına rağmen Sokrates'in etrafında toplanan kalabalığı gören Platon kendisine şu soruyu sorar.
Değişmeyen ve kalıcı olan güzellik nedir?
Bu arada Sokrates Platon'un hocası.
O bilgiyi de vermiş olayım.
Platon o günden sonra beden gücünden çok akıl gücüne önem vermeye başlar.
Kitapta şöyle bir cümle geçiyor.
Bu söz benim çok hoşuma gitti.
Kırmızı ne çizmişim altını.
Anlamadığımız işlerde başkasının kölesi oluruz.
Bilmediğimiz şeyler tam manasıyla malımız da sayılmazlar.
Çünkü onlardan faydalanamayız diyor.
Bilmediğimiz bir konuda fikir yürütemez ve söz sahibi olamayız.
Ve bu da bizi yönetilmek zorunda bırakır.
Mesela haklarımızı bilmek çok önemli.
Haklarımızı bildiğimiz zaman bizi yöneten devlet yöneticileriyle sorunu olduğunda hesap sorabiliriz.
Ya da kandırılıp kandırılmadığımızı anlayabiliriz bilgili olduğumuzda.
Tabii bir de şöyle de bir durum da var.
Belki daha önceki podcastlerimde söylemiş olabilirim belki ama.
Hayal Zambaklar Ülkesi kitabında geçen bir söz var ya hani bir millet nasılsa öyle yönetilir diyor ya.
İşte bence asıl bu nedenden dolayı da bilgili olmak çok önemli ki bizleri de bilgili kişiler yönetsin.
Peki hayatınızı yönetme konusunda nasılsınız?
Kendi hayatınızı kim yönetiyor?
Bu da çok önemli bir konu.
Eğer kendi hayatınızı yöneten sizseniz korkmayın.
Ancak yaşadığınız hayatı bir başkası yönetiyorsa işte o zaman kendi hayatınızın kölesi olursunuz.
Mutsuz ve huzursuz olursunuz.
Bu nedenle lütfen kendi hayatınızı kendiniz yönetin.
Platon'un 6. öğretisi de hayatı anlamak istiyorsan önce müziği anla diyor.
Platon müzik eğitimi için şunları söylemiş arkadaşlar.
Müzik eğitimi eğitimlerin en iyisidir.
Hiçbir şey insanın içinde ritim ve düzen kadar işlemez.
Müzik eğitimi gereği gibi yapıldı mı insanı yüceltir.
Özünü güzelleştirir diyor.
Çok klişe olacak belki ama müzik gerçekten ruhun gıdası arkadaşlar.
Ve enstrüman çalabilenler de ister hobi olarak çalsın ya da ister mesleği gereği bu işi yapanlar da bana göre birkaç adım öndeler.
Çünkü böyle bir nefesinizle veya parmak hareketlerinizle harika ritimler ortaya çıkarıyor.
Ben en çok elektro gitar çalabilmeyi isterdim.
Mevcut şartlarımda biraz imkansız gibi duruyor ama bakalım hayat ileride bana ne görür.
Tekrar kitaba dönecek olursam evrende aslında her şeyin duyulsa da duyulmasa da bir sesi vardır.
Ağaçların, bulutların, akarsuların.
Baktığımız zaman okumayı ve yazmayı öğrenmek için 29 harfin nasıl yazıldığını ve seslendirildiğini öğreniriz.
Her şey buradan sonra başlar.
Sınırlı olan 29 harften.
sınırsız bir kapı aralanır.
Platon'un yedinci ve sonuncu öğretisi de yaşamak istediğin dünyanın insanı oluyor.
Bu öğretisine şu şekilde yaklaşmış arkadaşlar Platon.
İnsanın dünyadaki yerini tam olarak saptayabilmek için Bir düşünce deneyi yapar Platon.
Önce neden tek başımıza değil de topluluk halinde yaşadığımızı anlamaya çalışır.
Günlük hayatımız içinde belki de bazen hiç aklımıza gelmeyen bir bakış açısı ama ben de böyle topluluğu kalabalığı hiç sevmem.
Platon bu düşünce deneyinin sonucunda bir insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak zamana ve yeteneğe aynı anda sahip.
olamayacağı sonucuna ulaşır.
Bunlara şöyle örnek vermiş kitapta.
Kimisi ayakkabı yaparken kimisi ekmek pişirir, kimisi berberlik yaparken kimisi ev inşa eder diyor.
Dolayısıyla zamanımızın ve enerjimizin sınırlı oluşu, herkesin bir işi yapması toplulukları doğal bir yolla ortaya çıkarır.
Toplum içinde bir kişinin işini doğru yapmamasından kaynaklanan aksaklığın toplumun tamamına yayılmasına ve düzenin bozulmasına sebep olur.
Bu nedenle herkesin en iyi yapabildiği işi yapması gerekir ve bir işi yapabilmesi gerekir.
Aynı anda birkaç iş yapmaya çalışırsak hiçbirini yapamayız.
İnsan eğer iyi adil, doğru ve güzel bir dünyada yaşamak istiyorsa önce kendisi bu değerlere sahip olmalı.
Nasıl ki tek kötü toplumun tamamını zehirleyecek güce sahip olabiliyorsa bir tek iyi de aynı şekilde büyütebilir ışığını.
Unutmamak gerekir ki her şey aslında tek bir insanla, tek bir kararla ve tek bir sözle başlamıştır tarih boyunca.
Bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Eğer bölümü sevdiyseniz çevrenize de önermeyi unutmayın ki daha çok kişinin hayatına ulaşalım.
Kitabı okuyanlar varsa aranızda düşüncelerinizi bana yazın.
Merak ediyorum kimler beğenmiş kimler beğenmemiş.
Günlük hayatımdan kendimle ilgili podcastlerimde anlattığım kitaplarımı paylaştığım bir Instagram hesabım var.
Eğer beni takip etmek isterseniz adresim aşağıda yazıyor.
Uygulamalar üzerinden takip edip bildirimlerinizi açarsanız da yeni bölümden ilk sizin haberiniz olur arkadaşlar.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
