
Bugün sizlere hepimizin hayatta bir şekilde başına gelen pişmanlık üzerine konuşacağım.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Hayatın içinden bir konu anlatmak için geçtim bugün mikrofonun başına.
Biraz da doğaçlama takılmak istedim.
Böyle aklıma gelen şeyleri söyleyerek ilerleyeceğim bu bölümde.
Çünkü bu podcast'i hazırlarken böyle konumla alakalı neler neler geldi aklıma.
İşte durup durup düşündüğüm bir konu oldu.
O yüzden de biraz da böyle sohbet havasına gitsin istedim.
Pişmanlıklardan, pişmanlıklarımızdan bahsedeceğim bugün size.
Biraz önce dedim ya doğa...
Açılama takılacağım diye böyle bir şeyleri podcast'e hazırlarken böyle aklıma unuttuğum şeyler geldi.
Onları hatırladım. Bir tur daha böyle pişman oldum falan.
Yaşıya yaşıya hazırladım size bu bölümü.
Öyleyse konumuza başlayalım.
Öncelikle pişmanlığın kelime anlamını söyleyeceğim.
Pişmanlık sözlükte geçmişte yapılan bir şeyden dolayı duyulan olumsuz bir duygu olarak geçiyor.
Anlamı ne kadar basit değil mi böyle ne kadar kolayca söyleniyor.
Oysa ki pişmanlık ağır bir duygu yani bazen bir ömür bile sürebiliyor.
Hepimizin bir hikayesi vardır bu hayatta ve nadiren bazılarının hikayesi peri masalı gibidir.
Hayat karmaşık bir labirenttir ve bu labirentte attığımız her adım geride mutlaka bir iz bırakır.
Bazen attığımız bu adımlar pişman olmamıza neden olur.
Pişmanlık kaçınılmaz bir eylemdir.
Hiçbirimiz yapacağımız bir işten sonra ya da söylediğimiz cümlelerden sonra pişman olmak istemeyiz.
Ya da pişman olacağımızı bile bile yapmayız o durumu.
Ya da ne bileyim bizim söylediğimiz, yaptığımız bir eylem sonucunda karşımızdakini pişman etmek istemeyiz.
Ama maalesef bu duyguda tıpkı üzülmek gibi, huzursuz olmak, mutsuz olmak ve diğer tüm negatif eylemler gibi engel olunamaz ve kaçınılamaz bir durum maalesef.
Toplumumuzda pişmanlık böyle genel olarak yapılan bir hata sonucu ya da böyle pişmanlık sadece işte bir hata yaptığında pişman olursun gibi algılanıyor.
Ama pişmanlık bence çok genel bir kavram ve hatta yapılan bir hata sonucu böyle pişmanlık duymak da bana göre en basiti.
Çünkü söylemek isteyip de söylenilmeyen sözler, çeşitli sebeplerden anı yaşayamamak, işte sınavda buradan soru gelmez diye çalışmadığınız yerden en az iki soru gelmesi, diyeti bozduran...
Bu listeyi çok daha uzatabiliriz ama bunlar da insanın pişman olmasına neden olan durumlardır.
Pişmanlık negatif bir eylem arkadaşlar ve aynı şekilde pişmanlık üzerine sürekli düşünmekte bu negatifliği uzatıyor.
Dolayısıyla bu durumda yıllarca o pişmanlıklarımızı, o duygularımızı tekrar tekrar yaşatıyor bize.
Biz ne yaparsak yapalım, kendimizi ne kadar kontrol edersek de edelim, pişmanlıktan hiçbir zaman kaçamayız ya.
Ya da böyle aman işte konuşmayayım, konuşursam şöyle olur, böyle olur ya da bunu yapmayayım gibi olaylara hiçbir zaman girmemek lazım.
Sonuçta pişmanlık bu hayatta kaçamayacağımız bir şey.
Önemli bir şey söylemek istiyorum burada size.
Mesele pişman olmamak ya da pişman olmayacağımız şeyler yapmak değil.
Asıl mesele, asıl önemli olan pişmanlıklarımızdan ders alıp...
Aynı hataları tekrar yapmamak.
Bu arada aynı hata deyince de aklıma şey geldi.
Buz devrinde sit var ya sit şey diyor ben asla aynı hatayı iki kez yapmam.
Genelde 8-9 defa yaparım diye.
Başta ben olmak üzere kimler böyle ya sayımız çöktür bence.
İnsan yaşımı zamanla ağır ağır işlenen bir nakış gibidir ve her an Geçmişin izlerini bırakır.
Hadi hem kendimden anlatayım hem de sizlere sormuş olayım.
Biraz beyin yakalım.
Yer yer gözlerim doldu bu bölümü hazırlarken ama olsun.
Sizin bu hayattaki en büyük pişmanlığınız ne mesela?
İç çekişinizi duyuyor gibiyim.
Çünkü hepimizin o kadar çok ki.
Kendimle ilgili en basit ve en sıradan bir örnek verecek olursam benim mesela en büyük pişmanlığım üniversitede daha farklı biri olmayı isterdim mesela.
Ailemin isteklerine göre hareket etmek değil de böyle daha çok kendi isteklerimi...
Diretmeyi isterdim. Şimdiki aklım olsaydı.
Ya da şimdiki aklım bence o zamanda vardı da böyle şu anki cesaretim o dönemde de olsaydı mesela.
Daha çok böyle kendi isteklerimi yapma konusunda diretirdim.
Böyle üniversiteyle ilgili bir konu olduğunda bu benim aklıma hep takılan bir duygudur.
Keşke yapsaydım derim.
Herhalde aradan yıllar da geçse söylemeyi de devam edeceğim.
Bir de mesela benim şey var.
Çalışmak için seçtiğim şehir.
Yani o şehrin yanlış olduğunu biliyordum ama başlangıç için de biraz gitmem gerekiyordu.
da oraya. Şu anki aklım olsaydı ya da yine dediğim gibi cesaretim olsaydı asıl istediğim yere gitmeyi isterdim böyle ilk çalışma yerim olarak.
Gençleri ailelerine karşı böyle kışkırtmış gibi olmayayım ama işte aradan ne kadar zaman geçerse geçsin maalesef pişmanlık böyle bir şey işte.
İnsanın aklında kalıyor bir şeyler.
Bunlar en basitleri benim kendi hayatımla ilgili.
Sizde özel olmayan pişmanlıklarınızı böyle sıradan pişmanlıklarınızı paylaşın benimle.
Birbirimizi teselli edelim.
Bu arada bir şey söylemek istiyorum.
Beni dinlediğiniz platformlardan da takip edip bildirimlerinizi açarsanız yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Genelde her çarşamba bölüm yayınlıyorum ama takip edip bildirimlerinizi açarsanız dinlediğiniz platformlarda bölüm yayınlandığı anda da sizin haberiniz olur.
Konumuza devam edecek olursak pişmanlık ağır bir duygudur arkadaşlar.
Bazılarımız tüm hayatını utanç ve pişmanlık duyarak geçiriyor ve bu duygular arasında da hayatının geçip gittiğini fark etmiyor.
Elizabeth Kübler Ross'un Ölüm ve Ölmek Üzere isimli kitabında ölümcül hastalığı olan kişilerle yapılan röportajlar var.
Kitapta yer alan insanların pişmanlıklarından bazıları başarısızlık, kaybedilen fırsatlar ve geride kalanlarla ilgili bazıları...
Karının pişmanlıkları ise yaşayamadıkları hayatlar için duydukları üzüntü.
Daha çok bunlarla ilgili pişman olmuşlar.
Kitaptaki insanların söylemlerinden birkaç örnek vermek istiyorum size.
Keşke vücuduma daha iyi baksaydım.
Biz böyle pişmanlıkla ilgili genelde hep işte duygulardır, hatalardır o tarz şeylerin üzerinde duruyoruz.
Ama bence sağlıkta çok...
önemli bir konu. Çünkü bazı sağlık sorunlarının geri dönüşü olmuyor ya da telafisi olmuyor.
O yüzden vücudumuza iyi bakmamız, sağlığımıza da mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor.
Diğer örneklerime devam edecek olursam.
Keşke duygularımı ifade edecek cesaretim olsaydı.
Keşke işi bırakıp aileme daha çok zaman ayırsaydım.
Keşke kin tutmayı bıraksaydım.
Keşke daha çok seni seviyorum deseydim diye devam ediyor.
Bakın hepsi ne kadar da canım.
alıcı cümlelerde mi? Eminim hepinizin vardır böyle cümleleri.
Ben mesela ikinci cümlede takılı kaldım.
Kaç yaşında olursanız olun bu saydıklarıma benzer pişmanlıklarınız olabilir.
Farklı bir pencereden pişmanlıklara farkındalık ile bakıldığında aslında pişmanlık çok kıymetli bir deneyim insan olmakla ilgili.
Hepiniz daha önce birilerini incitmiş, hayal kırıklığına uğratmış, birilerinin arkasından hoşuna gitmeyecek işler yapmış olabilirsiniz.
Konulara yüzeysel olarak bakıp sınavlara çalışmış olabilirsiniz sevgili öğrenciler.
Bunları yaptığınız için evet pişmanlık duyabilirsiniz.
Bunlar çok normal. Ancak asıl pişmanlığı bunları yaptığınız için değil.
Telafi etmediğiniz için.
Bugün bizi biz yapan karakterlerimizde tabii ki geçmişin ve geçmişte yaptığımız hataların da payı var.
Ancak bu hatalar ve pişmanlıklar da asla bizi tanımlamaya yetmez.
Çünkü sadece bu hata ve pişmanlıklardan ibaret değildir insan.
Ve hayatta hep böyle pişmanlık üzerine düşünmekle geçmez.
Üzerinden zaman geçtikçe bizi rahatsız eden şey daha çok yapmadıklarımızla ilgili.
Hatta klinik psikolog Tuna Tüner'in Bu duruma şöyle bir yakıştırması var.
Çok hoşuma gitti bu kelimesi.
Tühlü geçmiş zaman diyor.
Çok da güzel söylüyor.
Bu yüzden yaşam yolculuğunda pişmanlık her zaman var ve daima olacak.
Yıllarca dert babası olacak kadar uzun değil bu hayat.
Kendinize bu eziyetleri etmeyin.
Çünkü tüm bunlar insan olmanın bir parçası.
Podcast boyunca hep pişmanlık pişmanlık dediğim geçmişin yükünden bahsettim.
Ama biraz farkındalığımızı artırırsak pişmanlık duygusuyla biraz da olsa baş edebiliyoruz.
Olaylara biraz da pozitif acıdan bakalım.
Neler yapabiliriz? Bunun üzerine konuşalım.
Bana diyebilirsiniz ki bunları şimdi nasıl yapacağız?
Ben size söyleyeceğim. İlk olarak kabullenmek lazım arkadaşlar.
Kabullenmek de çok zor bir eylem.
Bana göre çok çok zor.
Ama maalesef bazı şeyleri kabullenmemiz gerekiyor.
Pişmanlık duyduğunuz olayı ve o duyguyu anlayın.
Neden pişman oldunuz da bu duygu, bu pişmanlık duygusu ortaya çıktı?
Önce bir kendi içinizde bu durumu analiz edin.
Bu nedeni ortaya çıkardınız.
Değiştirebiliyor musunuz?
Çözüm üretebiliyor musunuz?
Bir şeyler yapabiliyor musunuz?
Önce bir bunu düşünün.
Bazen şöyle de olabiliyor.
Bir kişiyle sorunlarınız var, küskünlüğünüz var ve o kişi hayatta değil.
İşte tam da bu durumda yapacağınız tek şey kabullenmek.
Elinizden gelen tüm çabayı gösterdiniz.
Baktınız sonu yok, çözümü de yok.
Bu durumu kabulleneceğiz.
Bu olayı yıllarca yaz haline getirmek hem sizin fizyolojinizi hem de psikolojinizi bozar.
İkinci olarak pişmanlık duygusuyla nasıl baş edebiliriz?
Kendi içsel konuşmanızı şekillendirmeniz gerekiyor.
Hemen detayını söyleyeceğim.
Pişmanlık duygusu kendi içimizdeki en acı sestir.
Hiç durmaz. Hiç susmaz ve acıtır.
Kendimizi sürekli olarak olumsuz bir şekilde değerlendirmek yerine olumlu ve yapıcı içsel bir dil geliştirmek gerekir.
Öz şefkat geliştirmek gerekir.
Keşke şunu söyleseydim.
Böyle yapsaydım.
O telefonu açmasaydım.
Ben zaten böyleyim, sen zaten şöylesin gibi gibi gibi.
İçinizdeki hiç susmayan o en acı sesi bir şekilde susturun.
Susturamıyorsanız da sesini kısın.
Az önce söylediğim gibi önce kabul edin sonra da kendinizi olumlu bir şekilde teselli edin.
Pişmanlık duygusuyla baş edebilmek için de üçüncü olarak meditasyon yapın.
Ben kendim de yapıyorum ve meditasyon yapmak bana çok da iyi geliyor.
Bu konuyla ilgili de bir bölüm çekmeyi planlıyorum size.
Meditasyon zihninizde bir denge ve huzur sağlıyor.
Düzenli meditasyonu uzmanlar da tavsiye ediyor zaten.
Kendi hayatımda uygulayan biri olarak ben de mutlaka size meditasyon yapmanızı öneriyorum.
Pişmanlıkla baş etmekle ilgili dördüncü olarak affedin ve ilişkilerinizi güçlendirin.
Hayatta gerçekten çok ağır yükler taşıyan var, olaylar yaşayan insanlar var.
O durumları tabi ayrı tutuyorum ancak inatlaşmak, küsmek, tavır, trip insanı daha çok strese maruz bırakan negatif duygular.
Ama affetmek kişiyi hafifletir.
Geçen gün Tuna Tüner'in bir videosunu izliyordum.
Son yıllardaki boşanma artışlarının nedenlerini araştırmışlar.
Çarpıcı bir sonuç söyledi.
Boşanmaların %80'i tepkisel davranıştan ve iletişimsizlikten kaynaklanıyor dedi.
Nedir bu tepkisel davranış?
Sen bana öyle söylersen boşanırım.
Onu yaparsan boşanırım.
Bunu almazsan boşanırım gibi gibi gibi.
Aslında bu tepkisel davranışlar...
iletişimi güçlendirerek çözülse ne bileyim birçok ailede dağılmaz bence.
Boşanma konusunu kenara bırakıp biz tekrar pişmanlık konumuza dönersek, iletişim sorunlarınızı çözer, affedici olursanız...
ilişkileriniz güçlenir ve pişmanlıklar da ortadan kalkar diyor uzmanlar.
Bir de burada çok sevdiğim bir oyuncu olan Rasim Öztekin'in sözünü paylaşmak istiyorum sizinle.
Şöyle söylüyor Rasim Öztekin, kısa ve öz.
İşe gitmek için çıktığın eve bir daha dönememe, sabah sarıldığın kızını bir daha öpememe, sevdiğinden geriye bir not kalma ihtimalini unutma.
Çok sev. Çok konuş, çok özür dile, çok affet, çok anı biriktir, çok sarıl sevdiklerine.
Hayat. bir şeyleri ertelemek için uzun değil.
Demiş büyük ustam.
Hayata olumlu bakma ve farkındalığımızı artırma konusunda günlük hayatımızı da uygulayabileceğimiz çok küçük şeyler de var mesela.
Bunlar bize kendimizi iyi hissettirir.
Bir insana günaydın demek, iyi akşamlar demek, teşekkür etmek, yanlış olan bir şeyi yapmayı reddetmek ki bence kişiye içsel huzur verir.
Yaşlılara nezaket göstermek, korksanız bile fırsatlara evet demek.
En azından denedim dersiniz.
İçinizde kalmaz. Sevdiklerinize veya ailenize tatlı ısmarlamak, kahve ısmarlamak, açık havada kısa bir yürüyüş yapmak, havaların soğuduğu bu günlerde sokakta yaşayan hayvan dostlarımıza yemek
vermek. Yani mama alamıyorsanız bile böyle camınızın köşesine bir parça bir ekmek kırıntısı bile verseniz bir tane hayvanın karnının doymasına sebep olursunuz.
Bu listeyi uzatmak bizim elimizde.
Bu listeye başka şeyler yazmak bizim elimizde.
Bunları yapmak bizleri pişman.
etmez arkadaşlar. Sonuç olarak pişman olmadan önce pişman olun.
Hepimiz yalnızca bir kez dünyaya geldik ve hayat sandığımızdan daha kısa.
Kendimizi günlük koşturmacalara kaptırıyoruz ve aslında neyin önemli olduğunu unutuyoruz.
Farkındalığımızı geliştirmek için hep tavsiyeler verdim size ama şimdi işe nereden başlayacağımızı söyleyeceğim.
Podcast'e hazırlarken benim en çok etkilendiğim yer oldu.
Elinizde bir kağıt ve kalem alarak gözlerinizi kapatın ve bu şekilde birkaç dakika kalın.
Şunu düşünün yaşamak için sadece son bir saatiniz kaldı.
Bunu yaparken geçmiş ve geleceği bir kenara bırakın.
Sadece o ana odaklanın.
Unutmayın. Sadece son bir saatiniz var.
Veda ederken pişmanlıklarınızı düşünün.
Ne yapmak, ne söylemek, neyi değiştirmek isterdiniz?
O son bir saatte bile aklınızda olan neyse kağıda tüm açıklığıyla yazın bunları.
İşte sizin kendinizi iyileştirme konusunda.
harekete geçeceğiniz ilk konu o kağıda yazdığınız son bir saatte bile aklınıza gelen olay, kişi, her neyse hayat yolculuğunuzda ilk çözmeniz gereken sorun
o. Podcast'imi George Louis Borges'ın çok sevdiğim Anlar isimli şiiriyle bitirmek istiyorum.
Bir ara dolabıma asmıştım hatta bu şiiri göreyim diye.
Çok güzel bir şiir, çok severim.
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya...
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz sırt üstü yatardım.
Neşeli olurdum.
İlkinde olmadığım kadar çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağ tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya.
ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer yalnızca mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Yaşam budur zaten.
Anlar. Sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varırdım.
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'imdeyim, biliyorum, ölüyorum.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Umarım keyifli bir bölüm olmuştur.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Beni dinlediğiniz platformlardan da takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Mevlana'nın çok sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum.
Sevdiklerinize... Gül verin.
Gül veremiyorsanız gülü verin.
Hoşçakalın. Mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
