
Boş boş oturmak... Kulağa tembellik gibi geliyor, değil mi? Oysa hiçbir şey yapmamak, bazen en çok ihtiyacımız olan şey olabilir. Bu bölümde “hiçbir şey yapmama” baskısının nereden geldiğini, üretkenlik çağında neden durmanın bu kadar zor olduğunu ve Hollandalıların niksen felsefesini konuşuyoruz.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bir süredir buralarda yoktum arkadaşlar.
Mikrofonun başına geçip kaydı başlatınca bir farklı hissettim kendimi.
Ama burayı da özlemişim.
Onu da fark ettim. Bu aralar hiçbir şey yapmak istemiyorum.
İçimden üretmek gelmiyor.
Hatta bazen içimden konuşmak bile gelmiyor.
Bir de bu ruh halimden dolayı kendimi yetersiz hissetmeye başladım.
Suçlu hissetmeye başladım.
Bugün de boş geçti, zaman kaybettim, işte bir şey üretseydim iyi olurdu.
Ama sonra düşündüm, belki tam da bu halimi paylaşmalıyım sizlerle dedim.
Çünkü sadece üretken, enerjik, yaratıcı halimizle görünmek zorunda değiliz.
Ve eminim sizin de böyle dönemleriniz olmuştur.
O yüzden bugün sizlerle hiçbir şey yapmamak üzerine konuşmak istedim arkadaşlar.
Sonra şöyle de bir düşünce geldi aklıma.
En son ne zaman hiçbir şey düşünmeden hiçbir şey yapmadım durdum diye bir düşündüm.
Bu soruya cevap veremedim.
Çünkü öyle bir eylemsizlik durumum olmamış.
İzin günlerimde bile hep bir şeyleri bitirmeye bir şeyler yapmaya uğraşmışım.
Sonra dedim ki ben bir süre hiçbir şey yapmayacağım.
Ve bu durumdan dolayı da kendimi suçlu hissetmeyeceğim.
Durunca şunu fark ettim arkadaşlar.
O kadar çok şeyi otomatik yapıyormuşum ki.
Sabah uyan, işler, telefonlar, sosyal medya.
Hatta tatildeyken bile bir liste var aklımda.
İşte şurayı da temizleyeyim, şu kitap yerim kaldı, şu arkadaşımla görüşeyim.
Hiçbir zaman tamamen durmamışım.
Hatta rahatlamaya çalışırken bile daha stresli olmuşum.
Aslında hiçbir zaman tamamen kendimle kalmamışım.
Onu fark ettim. Hiçbir şey yapmamak bir başarısızlık değil aslında ama bize öyle öğretildi.
Bir şey üretmiyorsak, boş duruyorsak, sanki yokmuşuz gibi, ne kadar meşgulsek o kadar değerliymişiz gibi bir algı.
Oysa ben bu sessizlikle bir şey fark ettim.
Hayat sadece yaptıklarımızdan ibaret değil.
Hayat bazen hiçbir şey yapmadan akan zamanın içinde de var.
Bu sürekli bir şeyler yapma hali bizi hem zihnen, Hem bedenen yoruyor ve kendimizle iletişim kurmayı unutuyoruz.
O yüzden bana göre hiçbir şey yapmamak bazen sadece boş zaman değil bir tür kendinle karşılaşma da aslında.
Çünkü o sessizlikte zihninin o hep susturduğun, o hep meşgul ederek bastırdığın tarafları başlıyor konuşmaya.
Aslında yorgunum, aslında bir süredir mutsuzum.
Bu koşturmanın içinde neyi kaçırıyorum, gerçekten yaşamak istediğim hayat bu mu gibi sorularla karşılaşıyorsunuz o sessizlikte.
Size içimi dökmek için bu bölümü hazırlarken şöyle bir kavramla karşılaştım arkadaşlar.
Bazı kaynaklarda Danimarka, bazı kaynaklarda Hollanda'ya ait olarak geçen Nixon felsefesi, Hollandalıların hiçbir şey yapmama sanatına verdikleri isim.
Flemenkçe diline özgü bir kelime olan nixen, insanın içinden geldiği haliyle eylemsiz kalmayı tercih etmesi anlamına geliyor.
Nixen, meşguliyetin ve devamlı bir şeyler yapma zorunluluğunun kenara bırakıldığı bir durum.
Sadece anın tadının çıkarıldığı ve planlamanın yapılmadığı bu yaşam tarzı insanlara mutluluk ve dengeli yaşam vaat ediyor.
Nixon kavramı Hollanda'dan çıkmış olsa da aslında evrensel bir ihtiyaca cevap veriyor.
Sürekli meşgul olma hali bir dur diyebilmek için önemli bir felsefe.
Hollanda biliyorsunuz ki yaşam kalitesi yüksek ülkelerden birisi ve bunu sadece sistemleriyle değil kültürel yaklaşımlarıyla da sağlıyorlar.
Nixon işte bu yaklaşımın küçük ama derin bir parçası arkadaşlar.
Bir araştırmaya göre bazı şirketler çalışanlarını daha verimli kılmak için ilginç bir yol deniyor.
Hiçbir şey yapmama molaları diye.
Günde 10 dakika boyunca bir şey üretmek, planlamak, konuşmak ya da yazmak yok.
Sadece durmak var, pencereye bakmak serbest, tavana bakmak serbest, sessizce oturmak serbest.
Ve ilginçtir ki bu molaların ardından çalışanların odaklanma becerilerinin arttığı, yaratıcılıklarının yükseldiği ve stres seviyelerinin düştüğü gözlemlenmiş.
Çünkü zihnin tıpkı beden gibi bir yavaşlamaya ihtiyacı var ama biz çoğu zaman buna fırsat vermiyoruz.
Niksen felsefesini okurken bizim ülkemizde yaygınlaşsa nasıl olurdu acaba diye düşündüm.
Sanırım biraz yadırgarız.
Çünkü bizim kültürümüzde çalışkan olmanın, hep bir işle meşgul olmanın gerekliliğiyle ilgili bir algı var.
Boş durma, zamanını boşa harcama, hiçbir şey yapmadan oturulur mu, boş boş oturuyorsun gibi cümlelerle büyüdük bizler.
Sanki dinlenmek bir suçmuş gibi, sanki sadece üretince, çalışınca, yorulunca kıymetli oluyoruz.
Ama işte bu bakış açısı bizi zamanla kendimizden uzaklaştırıyor.
Sonrasında zihinsel yorgunluk, tükenmişlik sendromu, artan stres ve kaygı bozuklukları kendini gösteriyor.
Hepsi bu durmaksızın yapma, yetişme, üretme halinin bir sonucu bana göre.
Yani bizim ülkemizde de gelişmesi için önce bizler kendimize hiçbir şey yapmadan var olma hakkını tanımalıyız.
Kendimizi suçlamadan, telaşa kapılmadan, üretmediğimizde de değerli olduğumuzu hatırlamalıyız.
Acaba sokakta bir bankta oturup sadece gökyüzünü izleyen birini görsek ne hissederiz?
İşte ne yapıyor bu, bir işi yok mu diye geçirir miyiz içimizden?
Belki de bu düşünce kalıplarını dönüştürmeye öncelikle biz kendimizden yani buradan başlamalıyız.
Madem ki bu işe önce kendimizden başlayacaksak kendimizi suçlu hissetmeden durmak ve dinlenmek için önce kendinize böyle bir zaman dilimi oluşturun ve
eğer dinlenirken suçluluk hissediyorsanız önce duyduğunuz suçluluğun sebebini bulun arkadaşlar.
İnsanlar sizi boş dururken görse ne olur?
İşinizden bağımsız olduğunuzda siz kimsiniz?
Bu soruları sorarak neden dinlenemediğinizi, bir şey yapmadan duramadığınızı bulabilirsiniz.
Bugün belki de hep birlikte durmanın anlamını yeniden ve farklı biçimde düşündük.
Belki de durmak sadece zaman kaybı değil, bir yeniden başlama biçimi.
Yavaşlamak, dış dünyanın hızından biraz olsun uzaklaşmak, kendimize yaklaşmanın tek yolu olabilir.
Bize sürekli koş, üret, çalış denilen bir dünyada sadece var olmanın ne kadar kıymetli olduğunu unutuyoruz.
Çünkü gerçekten baktığımızda hayat sadece hedeflerden ve yapılacaklar listesinden ibaret değil.
En son ne zaman hiçbir şey yapmadan sadece durdunuz?
Bunu yaparken kendinizi nasıl hissettiniz?
Hiçbir şey yapmadığınızda o boşlukta ne ile karşılaştınız?
Sessiz kalabildiniz mi yoksa hemen bir şeylerle meşgul olmak mı istediniz?
Ve en önemlisi üretmediğinizde görünür olmadığınızda da kendinizi değerli hissedebiliyor musunuz?
Bu soruların cevabı hemen gelmeyebilir aklınıza.
Gelin kendinize bir iyilik yapın arkadaşlar ve günlük koşturmacanıza bir mola verip arada durun.
Hiçbir şey yapmadan oturun.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Instagram üzerinden benim de duygularınızı paylaşabilirsiniz.
Ayrıca dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip etmeyi unutmayın.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
