
Bu bölümde sizlere Kurtuluş Savaşında mücadele eden kadın kahramanlarımızı anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayalperest'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Herkese merhabalar ben Melis.
Bugün sizlere Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve milli mücadelede canını dişine takarak savaşan, evini, yurdunu, çocuklarını bırakıp cephelere koşan kadın kahramanlarımızı
anlatmak için geçtim mikrofonun başına.
Hepsi de birbirinden kıymetli, cesaretleri takdire şayan güçlü kadınlarımız.
Bunlardan ilki olan kara patma ile başlamak istiyorum.
Aranızda beni daha önce dinleyenler varsa kara patmadan atın.
Türk Podcast'imde de bahsetmiştim.
Ama orada kısa bahsetmiştim.
Burada biraz daha detaylı anlatacağım.
Dünya tarihine geçen Tek kadın üsteymenimiz Kara Fatma'dır.
KPSS çalışanlar not alın bu bilgiyi bakın sınavda çıkar hatırlarsınız benim.
Üsteymenliğe de Mustafa Kemal Atatürk tarafından atanmıştır.
Savaş döneminde eşiyle birlikte cepheden cepheye koşmuştur.
Cephedeyken de aşçılık, hasta bakıcılık, hemşirelik gibi işleri de yapmıştır.
Asıl adı Fatma Seher Erdin'dir.
Cesareti ve gözü kara oluşundan dolayı Mustafa Kemal Atatürk tarafından tarafından kendisine Kara Fatma denmiştir Fatma Hanım Sarıkkamış'ta eşini şehit verdikten sonra memleketi
olan Erzurum'a geri döner.
1919 yılında Sivas Kongresi'nin yapılacağı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Sivas'a geleceğini öğrenince hemen kendisiyle görüşmek için Erzurum'dan Sivas'a
doğru yolculuğa çıkar.
Rivayetlere göre de bu yolculuğu Kaan'ı ve at arabalarıyla yaptığı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün geleceği yere Ondan 3 gün önce gelerek 3 gün boyunca onu beklediği geçiyor kaynaklarda.
Fatma Hanım Sivas'ta bir şekilde Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ile görüşür ve kendisinden İstiklal Savaşı'nda fiilen görev almak istediğini ve bunun için de yetki
belgesi almak istediğini söyler.
Mustafa Kemal Atatürk Fatma Hanım'ın bu isteği karşısında çok şaşırır.
Ancak onun şu başarısını öğrenince de ona istediği yetkiyi vermiştir.
Fatma Hanım daha önce Birinci Dünya Savaşı ilk başladığında köylerine işgalciler geliyor.
Ve yakın akrabaları diğer köylülerle de birlikte küçük bir savunma çetesi kuruyor.
Ve bu çete başarılı oluyor.
Hatta sonrasında da orduya dahil oluyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk Fatma Hanım'ın bu hikayesini öğrenince 700 erkek ve 43 kadından oluşan müfrezenin başına Fatma Hanım'ı geçiriyor ve ona istediği de tüm yetkileri veriyor.
Bakın 700 erkek ve 43 kadından olan müfrezeyi teslim ediyor kendisine.
Batı cephesinde İzmir'in Yunan işgalinden kurtuluşunda da önemli rol oynuyor Fatma Hanım'ın bu müfrezesi.
Esir düşüyor ancak oradan kaçarak tekrar ordusunun başına geçiyor.
Fatma Seher Hanım Çavuş rütbesiyle başladığı askerliği üst temel rütbesiyle tamamlıyor ve emekli oluyor.
Kendisine bağlanan emekli maaşını da kabul etmeyip Kızılay'a bağışlıyor.
Bir diğer kadın kahramanımız da Kılavuz Hatice.
Kılavuz Hatice Hanım'ın hayatıyla ilgili çok fazla bilgi yok maalesef arkadaşlar.
Bir rivayete göre Kara Fatma lakaplı Fatma Seher Hanım'ın kardeşi olduğu yazıyor.
Ancak orada da şöyle bir durum var.
Fatma Hanım Erzurumlu'ydu.
Hatice Hanım ise...
Adana ve çevresinde bulunduğu bilgisi yer alıyor kaynaklarda.
Hani bu bilgi doğru mudur bilinmez.
Ancak Hatice Hanım'ın hikayesi de şu şekilde.
Hatice Hanım Adana ve yöresinde bazı kaynaklarda da sadece pozantı olarak geçiyor.
Bu bilgiyi de vermiş olayım yanlış olmasın.
Hatice Hanım Adana ve yöresinde cephede savaşan askerleri gizli yollardan Yemek taşıyan, erzak taşıyan bir kadınmış.
Hatta Anadolu'da kestirme yolda denir ya o yollardan askerleri gizli bir şekilde yiyecek taşıyormuş.
Ve bu Adana çevresindeki o bölgedeki dağları çok iyi biliyormuş.
8 Mayıs 1920'de milli kuvvetler Pozantı'da saldırıya geçer ve o bölgedeki Fransızlar da kritik bir duruma düşer.
Bu sırada Fransız askerler Hatice Hanım'la karşılaşırlar.
Hatice Hanım Kendisine ufak bir ücret verilirse gizli yollardan ve kısa sürede Türklerin olduğu yere onları götüreceğini söyler.
Fransız askerler de bunu yutar.
Bir gece yarısı yola çıkarlar.
Hatice Hanım Fransız askerlere kılavuzluk ederek onları yanlış yollardan Kurtboğazı olarak adlandırılan bir yere getirir.
Burada biraz durmak istiyorum.
Bu yer bazı kaynaklarda Kurtboğazı.
Bazı kaynaklarda da karboğazı olarak geçiyor.
Bu bilgiyi de vermiş olayım.
Kurtboğazı olarak geçen bölge dağın yamacında boğaz olarak geçen...
Küçük ve dar bir bölgeymiş.
Ve burada 44 tane Kuvayi Milliye yani Türk askeri bulunuyormuş.
Bizim askerimiz 44 kişi.
Hatice Hanım'ın getirdiği Fransızlar tam 650 kişi olarak geçiyor kaynaklarda.
Ve o darboğazda askerlerimiz Fransızları çapraz ateşe alıyorlar.
Ve bölgeyi bilmeyen Fransızlar da sıkışıp kalıyorlar.
Ve ciddi bir başarı elde ediliyor burada.
Ve bu olayda Fransızlardan 23 subay esir alınmış.
2 top arabası.
8 makineli tüfek, 1000 tane kadar silah, 13 kadana ve 90 tane katır da ele geçirilmiş.
Bakın bu çok önemli bir olay ve kilit bir operasyon olmuş gerçekten.
Bu olayın Toros dağlarındaki düşmanların ilerlemesini önlediği ve...
temizlenmesi yani düşmanların temizlenmesine büyük katkısı olduğu geçiyor kaynaklarda.
Ve hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk kez diplomatik olarak muhatap kabul ediyor Hatice Hanım'ı.
Hani herhangi bir işte okumuş ne bileyim böyle komutan, milletvekili gibi bir asker değil ya hani normal vatandaşlardan birisi ama ona rağmen bu başarısından dolayı ilk kez diplomatik olarak
muhatap kabul ediliyor Hatice Hanım Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde.
İşte kahraman Türk kadınının zekası ve cesareti bu olayın üzerine Mustafa Kemal Atatürk Hatice Hanım'a telgraf gönderiyor ve teşekkür ediyor.
Bu olaydan sonra da Hatice Hanım Kılavuz Hatice olarak anılıyor.
Bir diğer kahramanımız da Çete Ayşe.
Ayşe Hanım 1894'te Aydın'ın Efeler ilçesine bağlı İmamköy'de dünyaya gelmiş.
Kendi köyünden Mustafa isimli biriyle evlenir ve bu evlilikten...
iki tane kız çocuğu olur.
1915'de eşi Çanakkale'de şehit olur.
1919'da Yunanlıların Aydın'ı işgal etmesi üzerine savunmaya katılmak için iki çocuğunu komşusuna emanet eder ve Yörük Ali Efe grubuna katılır.
Bakın iki çocuğunu komşusuna bırakarak savaşmaya gidiyor.
Yani geri dönmeyi hiç düşünmüyor.
Geri dönebilecek miyim demiyor.
İçlerindeki vatan sevgisini görüyor musunuz?
Köydeki diğer kadınlar da ondan etkileniyor ve onlar da katılıyor bu Yörük Ali Efe grubuna ve 23 yaşında silahlanıyor.
Yunan ordusunun karşısına çıkıyor Ayşe Hanım.
Aydın'ın Yunanlılardan temizlenmesi konusunda önemli bir rol oynuyor girdiği savaşlarda ve o bölgede düşmandan tamamen temizleniyor.
Mustafa Kemal Atatürk'ün de önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine kırmızı şeritli istiklal madalyası verilmiş.
Hatta bu madalya Aydın'da istasyon meydanında bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisi tarafından takdim edilmiş Ayşe Hanım'a.
Şöyle bir bilgi vermek istiyorum.
Kırmızı şeritli istiklal madalyası askerlere verilen bir madalyayken Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği üzerine bazı sivillere de verilmiş.
Bir diğer kadın kahramanımız da Gördesli Makbule.
Makbule Hanım 1902 yılında Manisa'nın Gördes ilçesinde dünyaya gelmiş.
Ailesinin küçük bir çiftliği ve tarım arazileri varmış.
Makbule Hanım çiftlikte küçük yaşlarda ata binmeyi ve silah kullanmayı öğrenmiş.
19 yaşında Ustrumcalı Halil Efe ile evlenmiş ve 2 ay sonra da eşiyle birlikte Kuvayi Milliye Birliklerine katılmış ve dağlara çıkmış.
Onun hikayesi de burada başlıyor.
3 yıl boyunca dağlarda mücadele vermiş.
Yunanlıların İzmir'i işgal etmesi üzerine de eşiyle birlikte Batı Anadolu bölgesine gelirler ve orada mücadeleye devam ederler.
Makbule Hanım'la ilgili kaynaklarda şu bilgiler yer alıyor.
Çok güçlü olduğu, telaşsız ve panik davranmayan biri olduğu, çok iyi at kullandığı ve silah arkadaşlarına her zaman cesaret verdiği bilgileri var.
3 yıl boyunca dağlarda yaşıyor ve bu zorluklara rağmen savaşıyor.
Akisar ve Sungurlu bölgelerinde Yunanlılar tarafından bir gün baskına uğruyorlar ve silah arkadaşları bu baskını karşılık veremeyeceklerini söyleyerek geri çekilmek istiyor.
Silah arkadaşlarını cesaretlendirmek için eline tüfeğini alıyor Makbule Hanım ve hızlıca öne atılıyor.
Ve maalesef tek kurşunla...
Başından vurularak 17 Mart 1922 tarihinde ve 22 yaşında şehit ediliyor.
Sıradan hikaye değil bunlar arkadaşlar.
Hepsi yaşanmış gerçek hikayeler.
Topraklarımız çok zor şartlarda kazanılmış ve gerçekten onlara çok şey borçluyuz.
Bir diğer kadın kahramanımız da Şerife Bacı.
Benim en çok içimi ürperten kişilerden birisi.
Daha doğrusu hikayesiyle içimi ürperten bir kişi oldu.
Hikayesine gerçekten çok üzüldüm.
Kendisiyle ilgili maalesef sınırlı bilgiler var.
Ama hikayesi şu şekilde Şerife Bacı'nın.
1900 yılında Kastamonu Seydiler'de doğmuş Şerife Bacı.
Milli mücadeleye cepheye silah taşımak için Kaan'ı kollarına katılmış.
Bırakacak kimsesi olmadığı için de yeni doğmuş bebeğini yanına almış ve Kaan'ılarla Kastamonu'dan Ankara'ya cephane taşırmış.
Bazı kaynaklarda 1921 Şubat, bazı kaynaklarda da 1921 Aralık ayı olarak geçiyor.
Soğuk bir kış günü Kaan'ısıyla birlikte Kastamonu kışlasına yaklaştığı sırada güçsüz kalıyor ve yere düşüyor Şerife bacı.
Bebeğini top gülle...
arasına yerleştiriyor.
Hem bebeğinin hem de cephaneliklerin üzerine bir yorgan örtüyor.
21 yaşında olan Şerife bacının Kaan'a arabasına yaslanmış bir şekilde naaşı bulunuyor maalesef ve donarak şehit oluyor.
Ancak mucizevi bir şekilde de bebeğine hiçbir şey olmamış.
Kendisinin naaşını bulduklarında bebeği hayattaymış ve uzun sürede yaşamış.
Biraz içimizi karartıcı hikayeler anlatıyorum.
Ancak bunları Bilmemiz gerekiyor arkadaşlar.
Bilmeliyiz ki bu hikayelerden ders alıp Türk kadınının zekasından, gücünden, cesaretinden biz de ilham alalım.
Hem vatanımıza sahip çıkalım hem de kadınlarımızın gücünün her şeye yetebildiğini gösterelim.
Bir diğer kadın kahramanımız da Nezahat Onbaşı.
Nezahat Onbaşı'nın hikayesini kız çocuklarına bir şey yapamaz diyenler için anlatıyorum.
Onlara gelsin. Biraz böyle televizyon programında yakınlarına selam gönderen kişiler gibi oldum.
Ancak Nezahat Hanım'la ilgili yani bu hikayeyle ilgili içimden bunu söylemek geçiyor.
Yani kız çocuklarını yetersiz görenler bu hikayeyi bir dinlesinler.
Nezahat Hanım'la ilgili de sınırlı bilgiler var.
Ancak hikayesi şu şekilde.
annesini veremden kaybetmiş Nezahat Hanım.
Babası Çanakkale cephesi 7.
alay komutanı Hafız Halit Bey'dir.
Eşinin ölümü üzerine çocuğu bırakacak kimse bulamayan Halit Bey 8 yaşındaki kızını yanına alarak Çanakkale cephesine getirir.
Düşünün 8 yaşında Çanakkale cephesine geliyor.
Cephede talimatlara uyarak oradaki askerlerden at binmeyi ve silah kullanmayı öğreniyor.
12 yaşına geldiğinde Babasıyla birlikte cephede düşmanla çarpışıyor ve kendisine onbaşı rütbesi veriliyor.
Bakın 12 yaşında babasıyla birlikte cephede savaşıyor ve onbaşı rütbesi alıyor.
12 yaşında bir kız çocuğundan bahsediyoruz.
Kız çocuğu bir şey yapamaz diyorlar ya.
Biz kadınlar kız çocukları isterlerse her şeyi yaparlar.
Birinci ve ikinci İnönü savaşlarında ve Sakarya Muharebesinde bil fiil savaşıyor ve başarılar elde ediyor Nezahat Hanım.
Cephedeyken de Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Çerkez Ethem ile tanışıyor.
İsmet İnönü tarafından kendisine de kurmay ünvanı veriliyor.
Son kadın kahramanlarımızdan birisi de Tayyar Rahime.
Rahime Hatun 1890 yılında Osmaniye'ye bağlı Kayalı Köyü'nde dünyaya gelmiş.
Yaşadığı bölgenin Düşman işgaline uğramasıyla milli kuvvetlere katılıyor Rahime Hatun.
Fransızların bölgeyi işgal etmesiyle kendi müfrezesiyle savaşa katılır.
Başlıca görevi cephe gerisinde durup keşif ve kundakçılık yapmaktır.
Bakın kundakçılık yapmış.
Osmaniye yakınlarında düşmanın cephane ikmali yaptığı bir demir yolu tünelini keşfeder ve bu demir yolu tünelini patlatarak düşmanın cephane ikmalini sekteye uğratır.
Kara ve güldüğü zaman bile yüzünde ciddi bir ifade olduğu kaynaklarda anlatılıyor.
Rahime hatunla ilgili o derece yani böyle gözü kara birisiymiş.
Düşman siperlerinde şehit düşen Türk askerlerini siperinden çıkarak korkmadan...
kendi bölgelerine taşırmış.
Bu nedenle de kendisine uçan anlamına gelen Tayyar lakabı verilmiş.
Fransızlara yapılan bir baskın sırasında tereddüt eden askerlere yerlerde sürünmeye utanmıyor musunuz diyerek arkadaşlarını hücuma teşvik eder ve onları teşvik etmek için
ilk olarak öne kendisi atılır ve bu sırada da Ve daha anlatılmayan, bilinmeyen, cepheye sırtında mermi taşıyan, şehit olan nice kadın
kahramanlarımız var.
Anadolu kadınının fedakarlığı, vatan sevgisi, cesareti kelimelere sığmaz.
Podcast'imi ufaktan toparlıyorum artık arkadaşlar.
Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün çok önemli sözlerinden biriyle de podcast'imi sonlandırıyorum.
Kadınlarını geride bırakan toplumlar geride kalmaya...
mahkumdur diyor atamız gelişin geliştirin okuyun okutturun Toplumun saçma sapan dayatmalarına boyun eğmeyin ve içinizdeki gücünüzü keşfedin.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Umarım keyif aldığınız ve sevdiğiniz bir bölüm olmuştur.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Ayrıca beni dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip ederseniz de yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Paylaşımlarımı görmek için de instagramdan takip edebilirsiniz.
Adresim aşağıda yazıyor.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
üzere. Kendinize iyi bakın.
Hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
