
Mevlana'nın Gölgesindeki Işık: Şems Tebrizi'nin Gizemli Hayatı
6 Mart 2024 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde sizlere Mevlana’yı derinden etkileyen derviş Şems-i Tebrizi'yi anlatıyorum olarak düşündüm.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayalperest'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Herkese merhabalar, ben Melis.
Bugün sizlere Şemsi Tebrizi'yi anlatıyorum.
Girişte söylediğim söz de onun en sevdiğim, en çok hoşuma giden sözlerinden bir tanesi.
Neden bugün sizlere Şemsi Tebrizi'yi anlatıyorum?
Çünkü onun belki de en önemli eseri diyebileceğimiz Mevlana'yı herkes biliyor.
Ancak Şemsi Tebrizi'yi yeteri kadar kimse bilmiyor.
Ben de bu nedenle bugün sizlere onu anlatmak istedim.
Şemsi Tebrizi'nin hayatı hakkında yeteri kadar bil...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Tebriz şehrinde doğduğu rivayet edilmektedir.
Bu nedenle de kendisine Tebrizli Şems ya da Şems-i Tebrizi denmektedir.
Şems de güneş anlamına geliyor bu arada.
Yaşıtlarına göre farklı bir çocuk olduğu, 7 yaşında Kur'an'ı ezberlediği de Şems ile ilgili anlatılan rivayetler arasında benim en çok dikkatimi çeken ve bana çok farklı gelen
bir şey söyleyeceğim. Açıkçası biraz...
Ürkütücü de geldi şimdiki söyleyeceğim şey.
Şems-i Tevrizi ölüm döşeğinde olan kim varsa mutlaka onun yanına gider ve ölmeden önce ölümü seyretmek için o kişileri seyredermiş.
Ve bazen de mahallelerindeki caminin gazirhanesindeki tabutun içinde sabahlarmış.
Bu şekilde bir rivayet var.
Bana hem çok farklı hem de çok ürkütücü geldi bu durum.
Ölen kişileri seyretmek bilmiyorum.
Ürkütücü geldi bana. Şems-i Tevrizi'nin ününü duy...
Yani uçan Şemsettin'de denilmektedir.
Şems-i Tebrizi hal ve hareketleri, konuşmaları, görüntüsü ve kıyafetiyle klasik dervişlerden biraz daha farklı bir derviş.
Böyle sakin karakterde birisi değil, aksine daha böyle coşkun karakterde birisi olduğu kaynaklarda anlatılıyor.
Kılık kıyafete, mala mülki hiç önem vermeyen, ahbaplıktan ve şöhretlikten hiç hoşlanmayan birisiymiş.
Kıyafetinin yalnızca siyah keçeden bir derviş kıyafeti olduğu, saçı ve sakalının...
uzun olduğu anlatılan rivayetler arasında Şemsi Tebrizi'nin karakteriyle ilgili en net ve her yerde geçen tek doğru bilgi bana göre bu galiba.
Araştırdığı bütün kaynakların hepsinde aynı şey geçiyor Şemsi'nin karakteriyle ilgili.
Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, lafını hiç esirgemeyen, öfkeli ve büyüklük taslayanlara böyle mağrur davranan, sivri dilli birisi olduğu anlatılıyor.
Araştırdığı bütün kaynakların hepsinde onunla ilgili bu söyleniyor.
Bununla ilgili de hatta kendisinin şöyle bir sözü var.
Ne zamanki iyiliğim kötülük olarak algılandı anladım ki doğru yoldayım diyor.
Şems-i Tebrizi sürekli arayış içinde olan bir derviş.
Aradığını bulabilmek için diyar diyar dolaşmış.
Hatta bazı kaynaklarda Çin'e Hindistan'a bile gittiği rivayet ediliyor.
Hac ibadetini gerçekleştirmek için gittiği Mekke'de aradığı dostu bulabilmek için dua ediyor.
Ve sonrasında kendisine rüyasında aradığı dostu Rum diyarında bulacağı bildiriliyor.
İkinci rivayette Rum diyarına gidip Celaleddin'i Rumi'yi yetiştirmesi bildiriliyor.
Artık bunlardan hangisi doğru bilinmez.
Ancak Şems bu rüyanın üzerine Konya'ya doğru yola çıkıyor.
Konya'ya gelebilmek için günlerce yolculuk yapıyor Şems-i Tebrizi.
Konya yolculuğu sırasında da efsaneştirilen şöyle bir hikaye var.
Yolculuk sırasında bir handa sabahlamak istiyor Şems.
Ancak uğradığı bütün hanların dolu olduğunu görüyor.
Bunun için de bir camide sabahlamaya karar veriyor.
Yaz namazını cemaatle kılıp herkes dağıldıktan sonra caminin bir köşesine geçip uzanıyor Şems.
Ve bir süre sonra da yanına cami görevlisi geliyor ve burada kalıyor.
alamayacağını çıkmasını söylüyor Şems'e.
Şems de bunun üzerine işte benim kimseye zararım dokunmaz.
Uzaktan geliyorum.
Hanlarda yer kalmamış.
Başka gidecek yerim yok.
Burada sabahlayayım bana izin ver diyor.
Ancak cami görevlisi de Şems'e kızarak onu camiden çıkartıyor.
Bunun üzerine Şems cübbesini eşyaları topluyor ve camiden çıkıyor.
Fakat çıkarken cami görevlisine öfkeli bir şekilde bakıyor.
Bunun ardından Şems'i tebriziye bağıran cami görevlisi Aniden boğuluyormuş gibi oluyor ve imdat boğuluyorum diye bağırmaya başlıyor.
Sesi işiten imam koşarak görevlinin yanına geliyor.
Görevli zar zor gitmekte olan Şems'i göstererek bu olayı anlatıyor.
Bunun üzerine imam koşarak Şems'in yanına geliyor ve efendim o cahildir terbiyesizlik etmiş ne olur affedin diyor.
Ancak Şems onun işi benden çıktı yapabileceğim bir şey yok.
Yalnız imanla ölmesi için ona dua edebilirim.
diyor ve yoluna devam ediyor.
Konya yolculuğuyla ilgili de bu şekilde bir hikaye var.
Çok ilginç, çok farklı bir durum değil mi?
Yani insan üstü güçleri var gibi.
Gibi de değil de var yani.
Bu şekilde hikayeler anlatılıyor kendisiyle ilgili.
Benim de böyle bir gücüm olsaydı keşke ya.
Böyle hoşuma gitmeyen birisi bir şey dediğinde ya da ne bileyim beni en çok sinirlendiren şey şudur.
Birine bir şeyi bir kez söylediğimde onun anlamasını beklerim.
Anlamayanlara muhtemelen böyle bakardım galiba.
Uzun bir yolculuğun sonunda Şems Konya'ya geliyor.
Şekerciler hanında kalmaya başlıyor.
Bir gün hanın önünde oturup etrafı seyrederken at üzerinde ve çevresinde böyle kalabalık olmuş birinin geldiğini görüyor.
Ve oradakilere bu gelen kişinin kim olduğunu soruyor.
Onlar da bu gelen kişinin...
Mevlana Celaleddin Rumi olduğunu söylüyorlar.
Bunun üzerine Şems aradığı dostu bulduğundan emin olmak için Mevlana'ya doğru ilerliyor ve atını durduruyor.
Mevlana Celaleddin Rumi de bunun üzerine buyurunuz bir arzunuz mu var deyince Şems bir sualim var diyor ve şu meşhur soru soruyor.
Hazreti Muhammed mi daha büyük yoksa Bayezid Bestami mi daha büyük diye soruyor.
Bunun üzerine Mevlana bu ne biçim soru.
böyle tabi ki Hazreti Muhammed daha büyüktür şeklinde cevap veriyor ve sonra da Şems asıl istediği soruyu soruyor peki Hazreti Muhammed daha büyükse neden seni bilmem gerektiği
gibi bilemedim dedi de Bayezid Bistami zafer benimdir itibarım ne büyüktür çünkü sadece haklı Mevlana bu soru üzerine dikkatlice
düşünüyor ve şu cevabı veriyor.
Hazreti Muhammed hala Tanrı'yı arıyordu ve bildikleri ona yeterli gelmiyordu.
Ancak Beyazit Bistami Tanrı'nın içinde kaybolmuştu ve bildiğini sandı cevabını veriyor.
Bu cevap Şems'in istediği cevap oluyor ve aradığı dostu sonunda bulduğunu fark ediyor Şems.
İşte Şems ile Mevlana'nın ilk karşılaşması bu şekilde gerçekleşiyor.
Selçuklu Üniversitesi Mevlana Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof.
Dr. Ali Temizel bu buluşma için iki denizin buluşması anlamına gelen Meracel...
Bahreyn denildiğini söylüyor.
Hatta Konya'da da bu isimde bir anıtın da olduğunu söylüyor.
Bu arada rivayetlere göre Mevlana ile Şems'in arasında bazı kaynaklarda 20 yaş bazı kaynaklarda da 30 yaş fark olduğu söyleniyor.
Şems'in Mevlana'dan daha büyük olduğunu söylüyor.
Mevlana'nın çocukken babası ile birlikte Şam'a gittiğinde Şems'in onunla ilk olarak Şam'da karşılaştığı Şam'da gördüğü ancak o zaman Mevlana Çocuk olduğu ve aralarında bir şey
geçmediği de kaynaklarda anlatılıyor.
Yani aslında ilk buluşmaları, ilk karşılaşmaları Mevlana çocukken Şam'da gerçekleşiyor.
Fakat o zaman aralarındaki bu kadim dostluk yok.
Asıl kadim dostluk üzerine buluşmaları bu biraz önce söylediğim Maceral Bahreyn olarak geçen zamanda gerçekleşiyor.
Şemsi Tebrizi sonunda yıllarca aradığı kadim dostunu bulmuştu.
Mevlana çevresindeki herkes tarafından çok sevilen saygın bir din adamıydı.
Öğrencilere dersler veriyor, halka vaaz veriyordu, kitap okuyordu.
fıkıh ve ilim konularında da oldukça bilgiliydi.
Fakat buna rağmen Mevlana'nın da içsel bir boşluğu vardı.
Bu noktada Şems'in Mevlana'nın hayatına girişi de onun içsel hayatı için oldukça etkili oldu.
Mevlana'nın meşhur sözü vardır ya bu Mesnevi'de geçen ve kendi hayatını özetlediği hamdım, piştim, yandım dediği söz.
Mevlana'nın bu sözü de Şems için söylediği onunla ilgili anlatılan rivayetler arasında.
Mevlana Şems'e evini açar, gece gündüz yanından hiç ayrılmaz ve zevkle sohbet ederler, namaz kılarlar, birlikte zikir ederler.
Şems bildiği her şeyi ona öğretir.
Rivayetlere göre bazı kaynaklarda bu birlikte geçen sürenin 16 ay, bazı kaynaklarda ise 2 yıl olarak geçtiği söyleniyor.
Yani bu kadar süre birlikte oldukları söyleniyor ancak bunlardan hangisi doğru bilinmez.
Mevlana'nın sürekli kitap okumasıyla ilgili de efsaneştirilen şöyle bir hikaye var.
Bir gün Mevlana elinde kitapları ile dergahın bahçesinde oturan Şems'in yanına gelir.
Şems Mevlana'ya yıllarca okudun o kitapları eline ne geçti diye sorar.
Mevlana da bunun üzerine tebessüm eder.
Bunun üzerine Şems Mevlana'nın elindeki kitapları alır ve dergahın bahçesindeki süs havuzunun içine atar.
Suyun rengine mürekkepler karışır.
Sayfalar dağılır.
Babasının yazdığı kitabı da suya atınca Mevlana bu duruma çok üzülür.
Gözleri dolar. Bunun üzerine Şems...
Havuzdan kitapları tek tek çıkarır ve kitaplarda hiçbir şey olmamıştır.
Kupkurudur hatta üzerlerinde tozları bile durmaktadır.
Bunun üzerine Şems Mevlana'ya şu efsane sözü söyler.
Muradın aşkı bellemekse aşk ilmi medresede öğrenilmez.
Aşkı kağıtlar bildirmez der ve kitaplarını kaldırmasını söyler Mevlana'ya.
Çok topik geliyor değil mi?
Böyle çok farklı geliyor. Havuzda kitaplar atılıyor.
Sonra o kitaplar kuru bir şekilde çıkıyor.
Şems-i Tebrizi'nin Mevlana ile sohbetleri devam ederken Mevlana eskisi kadar öğrencilerine zaman ayırmıyordu ve halkla bir araya gelip halka vaaz vermiyordu.
Bunun üzerine Mevlana'daki bu değişimi kabul edemeyenler, Mevlana'nın eskisi kadar kendileriyle bir araya gelmemesine üzülen bu durumu kıskandılar.
Bazı kimseler Şems hakkında uygun olmayan sözler söylemeye başlıyorlar.
Hatta öyle ki bir süre sonra iş çığırından çıkıyor.
İşte Şems'in Mevlana'ya büyü yaptığını söyleyenler, Şems'in sapık olduğunu söyleyenler.
Dedikodular günden güne artıyor ve Şems'i Tevriz'i bir anda çekip gidiyor.
Mevlana Şems'in gidişine çok üzülüyor.
Kendisini hücresine kapatıyor ve kimseyle görüşmek istemiyor bunun üzerine.
Aranızda belki bilenler vardır Mevlana'nın o meşhur etme şiiri.
Bu şiiri Şemsi Tebrizi'nin gidişinin ardından yazdığı rivayet ediliyor.
Hatta Yılmaz Erdoğan da çok güzel seslendiriyor bu şiiri.
Ondan da mutlaka dinleyin derim.
Ancak ben bilmeyenler için de kısacık bir bölüm söyleyeceğim size.
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme.
Şems-i Tebrizi'nin gidişine başlangıçta halk çok seviniyor.
İşte Mevlana'nın tekrar kendileriyle eskisi gibi olduğunu düşünüyorlar.
Ancak bir süre sonra Mevlana kendini tamamen hücresine kapattıkları için de bu yaptıklarına pişman oluyorlar.
Şems-i Tebrizi'nin Şam'da olduğu haberi geliyor ve Mevlana'nın büyük oğlu Sultan Beled Şam'a gidiyor ve Şems-i Tebrizi'yi tekrar getiriyor.
Anlatılanlara göre Şems-i Tebrizi'nin gelişiyle Mevlana ile tekrar eskisi gibi sohbetleri başlıyor.
Hatta Mevlana Şems tekrar gitmesin bir ailesi olursa kalır gitmez diyerek dergahında büyüyen ve manevi kızı olarak adlandırdığı kim?
Kimya Hatun ile Şems-i Tebrizi'yi evlendiriyor.
Fakat bu evlilikte kısa sürüyor.
Çünkü evlilikten kısa bir süre sonra Kimya Hatun hastalanıyor ve vefat ediyor.
Şems-i Tebrizi Mevlana'yı Evliyalık makamlarına çıkarmak için maddi, manevi tüm ilimlerini, sırlarını Mevlana'ya aktarıyor ve günleri bu şekilde
geçiyordu. Ancak rivayete göre bir gün dergaha birisi gelir ve Şems-i Tebrizi'yi dışarıya çağırır ve o günün akşamından sonra Şems bir anda ortadan kaybolur
ve kendisinden haber alınamaz.
O gün akşamında Şems-i Tebrizi'nin ardından dışarıya çıktıklarında yerde kan izlerini gördükleri rivayet ediliyor.
Mevlana'nın ve dergahtaki diğer kişilerin.
Bazı kaynaklarda bu durum Şems'in öldürülmesi olarak açıklanıyor.
Öldürülüp bir kuyuya atıldığını Mevlana'nın da bunu rüyasında görüp cesedi bulup dergahın bahçesine gömdüğü rivayet ediliyor.
Ancak bazı kaynaklarda da tekrar ortadan kaybolduğu rivayet ediliyor.
Nide'de Pakistan'da ve Konya'da Şems'e ait olduğu söylenen mezarlar var.
Ancak bunlardan hangisi doğrudur bilinmez tabii.
Şems Tebrizi'nin tekrar ortadan kaybolmasıyla ilgili anlatılan şöyle bir efsane hikaye de var.
Bir gün Mevlana'ya birisi gelerek Şems'i gördüğünü söylüyor.
Ve bunun üzerine de Mevlana ona üzerinde olan her şeyi ve feracesini bağışlıyor.
Mevlana'nın hizmetinde bulunan kişi de Bu şahsın yalan söylediğini ve sahtekar birisi olduğunu söylüyor.
Bunun üzerine Mevlana da bu feracayı onun söylemiş olduğu yalana bağışlıyorum.
Şayet doğruyu söyleseydi ona canımı bile verirdim diyor.
Mevlana Şems'in gidişiyle ondan aldığı ledün ilminden sonra dünyalık bilgilerden, dünya işlerinden tamamen elini eteğini çekmiş ve Tanrı
'nın ebedi aşkına, manevi aşka sarılmıştır.
Ledün ilmi ne? Kısaca ondan bahsedeyim.
Ledün ilmi Tanrı katından, melek veya peygamber aracılığı olmadan Tanrı'nın dilediği kuluna verdiği bir ilimdir.
Bu ilme sahip kişilerin duyu organlarının algı alanı dışında kalan hususları da bildiği söylenir.
Biraz metafizik gibi bir kavram ledün ilmi.
Ayrıca Şems'in kimya, şifacılık, astroloji gibi bilimleri de bildiği de anlatılan rivayetler arasında.
Şems'i tebrizi olmasaydı Mevlana o zaman da tabii ki önemli bir İslam alimi olacaktı ki ondan önce de zaten tanınan, sevilen, saygın birisiydi.
Ancak Şems'in ona öğrettiği dersler, öğrettiği bilgilerle Mevlana'nın maneviyatın derinliklerini keşfetti ve gönül dünyası değişti Mevlana'nın.
Her şeyden vazgeçip...
Dünyanın gelmiş geçmiş en mükemmel şiiri olarak kabul edilen Mesnevi'yi yazdı.
Mesnevi biliyorsunuz ki çok kıymetli bir eser.
Dünya çapında çeşitli dillere çevrilmiş çok önemli tasavvuf eserlerinden bir tanesi.
Şems Mevlana'yı Mevlana yaptı ve bu sayede de Mesnevi gibi bir eser ortaya çıktı.
Ayrıca şiirlerinin toplandığı Divan-ı Kebir de bana göre çok özel eserlerden birisi Mesnevi'den hariç.
Tuhaf giyimli, garip hareketleri olan, evi barkı olmayan, meczup görünümlü yabancı Şems Mevlana'yı Mevlana yaptı ve gitti.
Kendisiyle ilgili çok az bilgiler olan Şems Mevlana gibi bir eser bıraktı bizlere.
Öğrencisi mi desek ya da kadim dostu mu desek Mevlana'nın ünü dünyaya taştı.
Türbesi insanlarla dolup taşmakta, eserleri çeşitli dillere çevrilmekte.
Ancak Şems'in mezarı bile bilinmemekte.
İşte böyle bir dervişti Şems.
Rivayetlere göre bazı kaynaklarda Mevlana'nın oğlu Sultan Veled'in kayda aldığı, bazı kaynaklarda da dergahtaki diğer dervişlerin kayda aldığı belirtilen Şems-i Tebrizi'nin kırk
kuralı ya da kırk öğüdü olarak geçen bir yazı var.
Tamamını burada okumam mümkün değil ama mutlaka o kırk öğüdü okuyun derim.
İçinde çok güzel bilgiler var.
Bu bölüm için size bir yer seçtim.
Onu söyleyeceğim şimdi size.
Bu 40 öğüdün içinden ben bu bölüm için 19.
öğüdü seçtim.
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgiyi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladığımı sevin.
Yakında gül yollayacak demektir diyor.
Bu durum aslında şu anda günümüzde de çok gündemde olan bir konu.
Hani kişinin önce kendini sevmesi, kişinin önce kendine saygı göstermesi.
Ama bakın 12. 13.
yüzyıllardan bahsettik yani aradan yüzyıllar geçmiş ama o dönemde bile kişinin önce kendini sevmesi ne kadar önemliymiş.
Konu ne olursa olsun olay sizden başlıyor arkadaşlar.
Efsaneleştirilen ve çok hoşuma giden birkaç sözünü de sizinle paylaşmak istedim.
Ey insan! Kaf dağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün.
Unutma, üzdüğün kadar üzülürsün diyor.
Ve bu söz benim çok hoşuma gidiyor.
Üzdüğün kadar üzülürsün kısmı.
Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca.
Dağı taşı bile taşır.
İnsan aşık olup inanınca diyor.
Bu sözü de benim çok hoşuma gitti.
Podcastimi toparlarken son olarak da sevdiğim şu sözünü söylemek istiyorum.
Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım diye sormak için hiçbir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıp atıp tekrarıysa yazık.
Bakın burası çok önemliydi ve beni çok etkiledi.
Tek bir gün bile öncekinin tıp atıp tekrarıysa yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli diyor Şemsi Tebrizi.
Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Dünya çapında çok önemli olan Mevlana'nın hocasını anlattım bugün size.
Mevlana'yı hepimiz tanıyoruz ancak Şemsi yeteri kadar kimse tanımıyor.
Bu nedenle de öncelikle onu anlatmak istedim.
İlerleyen bölümlerde belki Mevlana'yı da anlatırım.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Umarım keyif aldığınız ve sevdiğiniz bir bölüm olmuştur.
Ayrıca dinlediğiniz platformlar üzerinden takip edip bildirimlerinizi açarsanız da yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Paylaşımlarımı görmek için de Instagram'dan takip edebilirsiniz.
Adresim aşağıda yazıyor.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
