
Kimse yanlış yapmadı.
Herkes doğduğu zamanın şartlarıyla elinden gelenin en iyisini yaptı.
Bu bölümde kuşak farkı dediğimiz şeyin gerçekten ne olduğunu, bizi ayıran mı yoksa anlamaya yaklaştıran bir şey mi olduğunu konuşuyoruz.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün sizlere çok tanıdık gelecek bir konuyu konuşacağız arkadaşlar.
Son yıllarda hayatımızda neredeyse her tartışmanın sonunda duyduğumuz bir cümle var.
Özellikle biriyle anlaşamadığımızda, ortak bir noktada buluşamadığımızda hemen ortaya çıkıyor.
İşte bu tamamen kuşak farkından kaynaklı diye.
Öğrenci öğretmen arasında geçen bir konuşmada, evde anne babayla yapılan bir konuşmada ya da işte sosyal medyada böyle birkaç cümlelik bir tartışma ortamında hemen bu cümleyi duyuyoruz.
İşte bu tamamen kuşak farkı diye.
Ve sanki bu cümleyi söyleyince de tüm sorun çözülmüş gibi oluyor.
İşte her şey açıklanmış gibi oluyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Kuşak farkı dediğimiz şey tam olarak ne?
Bizi birbirimizden uzaklaştıran bir etiket mi?
Yoksa aslında birbirimizi anlamak için kullanabileceğimiz bir anahtar mı?
Bugün bu bölümde kuşak farkı deyip geçtiğimiz o cümlenin biraz içine gireceğiz.
Kuşak farkının ne olduğunu konuşacağız arkadaşlar.
İlk olarak kuşak farkı kavramı nasıl ortaya çıkmış?
Tanımı ne? Ona bir bakalım.
Türk Dil Kurumu felsefe terimleri sözlüğü, kuşak kavramını aşağı yukarı benzer yıllarda doğmuş olup, aynı çağın koşullarına sahip olan, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, yazgıları
yaşamış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişiler topluluğu olarak tanımlıyor.
Tarih felsefesi ve kültür tarihinde ise kuşak kavramı yeni bir anlayışta ve yeni bir yaşama duygusunda, yeni biçimlerde birleşen, eskiden belirgin çizgilerle ayrılan
bireyler topluluğu olarak da ifade ediliyor.
Aslında bu iki tanımı bir araya getirdiğimizde şunu söyleyebiliriz arkadaşlar.
Kuşak dediğimiz şey aynı dönemlerde yaşayan, aynı koşullardan etkilenen ve bu yüzden hayata benzer yerlerden bakan insan grupları da diyebiliriz.
Şimdi gelin bu akademik tanımı biraz kenara bırakıp hayatın içinden devam edelim.
İlk olarak X kuşağından başlamak istiyorum.
Bizim zamanımızda şöyleydi cümlesini en çok kullanan kuşak.
Yüzünüzde beliren ifadeyi tahmin edebiliyorum şu anda ama durun hemen göz devirmeyin.
Çünkü X kuşağı denince aklımıza gelen o cümlelerin, o tavırların, uyaranların aslında pek çok geçmişi var, nedeni var.
Gelin biraz geriye gidelim.
X kuşağı 1965 ile 1980 yılları arasında doğmuş olanları kapsıyor.
Belirsizliklerle, ekonomik krizlerle, darbe girişimi, siyasal ve politik sorunların pek çok olduğu bir dönemle büyümüş bir kuşak.
Bu nedenle de X kuşağı ebeveynleri çoğunlukla otoriter, duygularını göstermeyen, garantici ve güçlü olmayı, çalışkan olmayı isteyen bir yapıda.
Çünkü X kuşağı çocukluğunda şunu öğrendi.
Sürekli sorumluluk aldığı, sürekli çalışması gerektiği öğretildi.
Ona sadık olması gerektiği öğretildi.
Ama duygusal ifadeler hiç öğretilmedi.
Bir de onların çocukluğunda internet yoktu.
İşte Google'a soralım, ChatGDP'ye soralım diye bir şey yoktu.
Birini aramak için, biriyle konuşabilmek için gerçekten onun evde olmasını beklemek gerekiyordu.
Bize ne kadar uzak ve zor geliyor değil mi?
O yüzden X kuşağı için sabır, bir şeyleri beklemek bir kriz değil.
Onların hayatının olağan akışı.
İş hayatında aynı yerde uzun süre çalışmak, Garanti maaş, risk almamak birer korku değil aksine başarı göstergesiydi X kuşağı için.
Bu nedenle istifa etmeyi düşünüyorum dediğinizde ya da iş değiştirmek istediğinde size bir felaketmiş gibi tepki gösteriyorlar.
Bazen fazla temkinliler, fazla kontrolcüler bu nedenle de çok da yorabiliyorlar.
Peki X kuşağının diğer genel özellikleri neymiş bir de ona bakalım.
X kuşağı üyeleri değişen dünya koşullarına yetişebilmek için büyük bir çaba harcıyorlarmış.
Ancak bu çaba ve bu yarış bu kuşaktakiler üzerinde yetişememe, çağa ayak uyduramama gibi bir izlenim yarattığı için kendilerini dışlanmış da hissediyorlarmış.
Soğukkanlı ve kriz yönetiminde problem çözme becerileri gelişmiş bir kuşakmış arkadaşlar.
Büyüdükleri yıllara ve karşılaştıkları olaylara bakarsak bunun gelişmesi de çok normal tabii.
Risk almayı sevmeyen garantici bir kuşakmış.
Manevi değerlere, gelenek göreneklere, aileye ve dine önem veren bir kuşakmış.
İlginç bulduğum bir bilgiyi paylaşacağım şimdi sizinle arkadaşlar.
Kadınlar erkeklere göre daha eğitimliymiş o yıllarda, o dönem içinde.
Ama aynı zamanda da kendi kendine yetmeyi erkenden öğrenen, kimseye yük olmamayı kural sayan duygularını içine atıp yoluna da bakan bir kuşakmış.
Şimdi X kuşağını biraz tanıdık.
Peki onların çalışkan olun, garanti iş bulun, sabredin diye büyüttüğü çocuklar olan Y kuşağını tanıyalım arkadaşlar.
Y kuşağı dediğimiz kuşak yaklaşık olarak 1981 ve 1996 yılları arasında doğanları kapsıyor.
Ben de Y kuşağına dahilim.
X kuşağının tam ortasında kalmış bir kuşak Y kuşağı.
Bir yanı analog dünyada bir yanı dijital dünyada.
Ama bence Y kuşağının en önemli özelliği sokaklarda oynayan çocuklar olması.
Onlar sokakta oynayarak büyüdüler.
Yani biz. Akşam ezanına kadar dışarıda kaldılar, topu oynadılar, saklambaç oynadılar, ip atladılar, yakar topu oynadılar.
Düştüler, dizleri kanadı ama kimse onlar için panik olmadı.
Bir şey olmaz hadi kalk denildi, üstü başı silindi ve oyuna devam edildi.
Oyun bitince eve dönüldü, eller sabunla yıkandı, salçalı ekmek yerken de uyuyup kalındı.
Ben daha çok yoğurtla ekmek yerdim arkadaşlar, halen de bir yoğurt delisiyim.
En sevdiğim oyun Saklambaç'tı.
Bir de Yedikule'ydi. Yakartop'ta çok başarısızdım.
Hemen vururlardı beni.
O yüzden yakartop oyununda çok istenmezdim.
Biraz dışlanırdım. Y kuşağı için çocukluk ekransız, filtresiz ve gözetimsizdi.
Anne baba her an nerede olduğunu bilmiyordu ama bir mahalle teyzeleri vardı.
Hani komşu teyzeler ağı vardı.
Birbirini kollayan insanlar vardı.
Onlar sayesinde de haber alıyorlardı.
Ama sonra o sokaklar yavaş yavaş boşaldı arkadaşlar.
Televizyonlar çoğaldı, bilgisayar evlere girdi, internet geldi.
Ve Y kuşağı bir anda şunu yaşadı, şöyle bir değişime uğradı.
Özgür bir çocukluktan kontrollü bir gençliğe geçti.
Belki de bu yüzden Y kuşağı hem özgürlüğüne çok düşkün hem de kontrol kaybına karşı çok hassas.
Çünkü onlar kendi başına oynayıp Sorun çözmeyi öğrendiler ama büyürken sürekli dikkat et uyarıları da aldılar.
Hem cesur olmayı hem temkinli olmayı aynı anda öğrendiler.
Bakalım Y kuşağının diğer özellikleri nelermiş arkadaşlar?
Y kuşağı toplumsal ve çevresel sorunlara duyarlı bir nesilmiş.
Farklı kültürlere karşı açık görüşlü ve seyahat etmeyi severlermiş.
Eğitim düzeyleri ve planlama becerileri yüksekmiş.
Yaratıcı ve hayal kurmayı severlermiş.
Sokakta oynayan bir nesil olmasının bunda katkısı çok fazla var bence.
Sosyal medyayı da aktif kullanıyorlarmış.
Aile yaşantısına önem veren bir kuşakmış.
Televizyonla en çok vakit geçiren nesilmiş.
Düşünen, sorgulayan, çok yönlü yapıya sahip bir nesilmiş.
Baskı ve kısıtlamaktan hoşlanmazlarmış.
Böyle söyleyince Y kuşağının dönemi çok iyi gibi görünüyor ama teknolojinin getirdiği bazı yenilikler Y kuşağında birçok kısıtlamaları da beraberinde getirmiş aslında arkadaşlar.
Çünkü tam bu dönemde teknolojiyle birlikte kontrol kavramı da hayatlarına giriyor.
Hani X kuşağında cep telefonu yoktu.
İşte birinden haber alabilmek için o kişinin eve gelmesi gerekiyordu.
Ama Y kuşağında cep telefonları ortaya çıktığı için hani telefonla arayıp işte neredesin, geç kaldın gibi sorular çoğaldı.
Bu da Y kuşağında şu çelişkiyi de oluşturdu.
Bir yandan bağımsızlık ihtiyacı, bir yandan da onaylanma ve güven arayışı.
Y kuşağı bu yüzden kendi kararlarını kendi almak isteyen bir kuşak ama yanlış yapmaktan da aşırı korkuyor.
Özgür olmayı çok fazla isteyen ama güvende de kalmak isteyen bir kuşakmış.
Sokakta oynarken düştüklerinde acıyla baş etmeyi öğrendiler.
Bu da onlara bir miktar duygusal dayanıklılık da kazandırdı.
Ama aynı zamanda işte çok çalışırsan her şey olur mesajıyla büyüdükleri için de başarısızlık karşısında kendilerini kolayca suçlayan bir yapı da geliştirmişler.
Yani psikolojide buna içselleştirilmiş başarısızlık deniyormuş.
Eğer Y kuşağı başarısız olduğu bir konu karşısında sorun sistemde değil ben yetersizim düşüncesine sahip oluyormuş.
Bir de Y kuşağının çok tanıdık gelen bir duygusu, bir problemi de var arkadaşlar.
Tükenmişlik. Bu da tesadüf değil.
Çünkü hem kendini gerçekleştirme ihtiyacı da hem de hayatta kalma zorunluluğunu aynı anda taşımak zihinlerini çok fazla yoruyor.
Özetle Y kuşağı ne tamamen özgür büyüdü ne de tamamen korunarak büyüdü.
Bu yüzden bugün karar verirken zorlanıyor.
Kendini sürekli sorguluyor.
Geç mi kaldım duygusunu çok sık yaşıyor.
Hatta şöyle de diyebilirim.
30-40 yaşında olmasına rağmen 25 yaşında gibi görünen ama 60 yaşında hisseden kahveyle ayakta duran bir kuşağız bana göre.
Anlattıklarımın neredeyse hepsini birebir yaşıyorum arkadaşlar.
Düşüncelerimin özeti gibi oldu gerçekten.
Bu yüzden de Y kuşağı biraz uzun sürdü.
Şimdi Y kuşağının bu yorgunluğundan, bu içsel çatışmalarından bir sonraki kuşağa geçelim.
Çünkü sıradaki Z kuşağı, Y kuşağının bu yorgunluğunu izleyerek büyüyen bir kuşaktı.
Onlar anne babalarının ya da abilerinin, ablalarının çok çalıştım ama yine de olmadı dediğini şahit olan bir kuşak.
Z kuşağı dediğimiz kuşak bazı kaynaklara göre 1997 sonrası doğanları, bazı kaynaklara göre de 1999 ve 2010 yılları arası doğanları kapsıyor.
Teknolojinin içine doğmuş bir kuşak.
Bu nedenle dijital kuşak da diyebiliriz onlara.
Ve bu kuşak için dünya daha hızlı, daha görünür ve çok daha fazla uyarıcı şeyler var.
Bu yüzden Z kuşağını anlamak için sadece yaşlarına değil doğdukları dünyanın hızına da bakmak gerekiyor.
Şimdi gelin bu hızın içinde büyüyen Z kuşağına biraz daha yakından bakalım arkadaşlar.
Z kuşağı için teknoloji bir araç değil, tamamen bir yaşam alanı arkadaşlar.
Onlar teknolojiye sonradan adapte olmadı, teknolojinin adeta içine doğdu.
Bu yüzden dijital dünya onlar için ayrı bir alan değil, hayatın doğal bir uzantısı, hatta hayatlarının kendisi belki de.
Bilgiye ulaşmak çok hızlı, iletişim çok kolay.
Aynı anda birden fazla şeyle ilgilenebiliyorlar.
Video izlerken mesaj atabiliyor, müzik dinlerken ders çalışabiliyor.
Bu durum hızlı öğrenme ve çoklu dikkat becerisini kazandırıyor, geliştiriyor.
Ama tabii bunun da bir bedeli var.
Psikolojide buna yüzeysel dikkat, derin odaklanma çalışması deniliyormuş.
Yani çok şeye kısa süreli odaklanabilmek.
Tek bir şeye uzun süre odaklanabilmeyi zorlaştırmak.
Z kuşağı bu yüzden sabırsız gibi algılanıyor, çabuk sıkılıyor gibi görünüyor, dayanamıyor deniyor hatta onlar için.
Ama belki de mesele dayanıklılık değil uyaran fazlalığı.
Çünkü böyle bir ortamda büyüdüler.
Onların dünyasında durmak, yavaş hareket etmek çok zor.
Bildirimler var, karşılaştırmalar var, sürekli yeni çıkan uygulamalar var, sürekli daha iyisi var.
Bu da Z kuşağında yüksek kaygıyı beraberinde getiriyor arkadaşlar.
Gelecek kaygısı Z kuşağında çok daha erken başlıyormuş.
Yeterli miyim? Geride mi kalıyorum?
Yanlış bir şey mi yapıyorum?
Üstelik bütün bunlar çok görünür bir dünyada yaşanıyor.
Başarı da herkesin önünde, başarısızlık da herkesin önünde.
Kendi dönemimden örnek vereyim.
Benim dönemimde okul bittiğinde notlarımızı sadece karne günü görürdük.
Hani özellikle de böyle işte 80'lerde, 84'lerde falan kaldıysak o zaman beşli not sistemi vardı.
İşte 4 mü düşecek, 5 mi düşecek diye.
Ama şimdi internet sayesinde veliler bile notları, karneyi görebiliyorlar.
Yani bunun heyecanı da kalmıyor.
Ben benim dönemimdeki gibi olmasını daha çok tercih ederdim.
Mesela o heyecanın kalmasını daha çok tercih ederdim.
Bu yüzden Z kuşağı için başarı da başarısızlık da herkesin gözü önünde.
Z kuşağının bir de şöyle bir farkı var arkadaşlar.
Kaygıyı yok saymak istemiyorlar.
Ruh sağlığını konuşuyorlar, psikoloji konuşuyorlar, sınır koymayı biliyorlar, hayır demeyi, tükenmeden önce durmayı deniyorlar.
Bu yüzden bazen mesafeli, bazen kopuk, bazen de duyarsız gibi algılanabiliyorlar arkadaşlar.
Ama belki de ilk defa bir kuşak kendini ifade ederek güçlü olmayı değil de kendini koruyarak var olmayı seçiyor.
Bakın bu çok önemli bir şey.
Z kuşağının şöyle bir özelliği daha var arkadaşlar.
Ebeveynleri çoğunlukla X kuşağından oluşuyor.
Bununla birlikte de yeni bir kavramla karşılaşıyoruz.
O da helikopter ebeveynlik.
Helikopter ebeveynlik çocuklarıyla aşırı derecede ilgili olan Çocuk odaklı yaşayan, çocuğu için planlar yapan, çocuklarına fazlaca yardım eden, onlar yerine
program yapan, yöneten ve müdahale eden, mükemmelliyetçi anne babalardan oluşan bir kavram arkadaşlar.
Helikopter ebeveynlerin özellikleri arasında çocuklarıyla ve onun yaşadığı her problemde aşırı derecede ilgilenme.
Sorunları çözebilecek olmasına rağmen çocuğuna bırakmadan tüm sorunları çözme, çocuğunun okul hayatıyla ve okul başarısıyla çok fazla ilgilenme, çocuğun hayatını
planlama, yönetme, katılacağı etkinlikler, giyeceği kıyafetler, kurslar, çocuğu adına karar verme, hedef belirleme gibi tutumları fazlaca varmış helikopter ebeveynlerde.
Bu durum aslında iyi bir durum gibi görünse de zamanla çocuğun üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu ortaya çıkmış arkadaşlar.
Helikopter ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarının ileriki dönemlerinde diğer çocuklara oranla daha çok duygusal sorun yaşadığı saptanmış.
Ayrıca helikopter ebeveynlerin çocuklarının sosyal alanları incelendiğinde bu çocukların karar vermede zorlandığı, bireyselleşemediği, gelişen bağlanma sorunları olduğu
ortaya çıkmış. Bu tutumla yetiştirilmiş çocuklar yaşıtlarına göre daha fazla depresyon, daha fazla öfke, ansiyete ve psikomatik sorunlar yaşamaktaymış.
Bunun yanı sıra bu çocuklar ebeveyninden ayrılamama, Ve böylece bağlanma sorunları, hayatları ile ilgili durumlarda karar verememe ve seçim yapamama gibi sorunlarla
da karşılaşıyorlarmış.
Ebeveynlerin bu tutumlarına baktığımızda aslında çocukların böyle kaygı yaşamasına da şaşırmamak lazım.
Çünkü ben çevremde de gözlüyorum.
Baktığınız zaman gerçekten çocuğun hiçbir şey yapılmasına izin vermiyor.
Anne ya da işte baba her şeyi o kadar planlamış ki.
Çocuğun hangi saatte ne yapacağı ya da neyi yapmayacağı planlanmış bir durumda.
Dolayısıyla çocuk aslında robot gibi gelişiyor ve bazı özellikleri de bu nedenle gelişemiyor.
Tamam hani ilgilenilmesi çok güzel ama o aradaki dengeyi de korumak lazım bence.
Belki de bugün... Bu konuştuğumuz şey kuşaklar arasındaki farklardan çok kuşakların birbirine neden bu kadar zor geldiğiydi.
İşte X kuşağı hayatta kalmayı öğrendi, Y kuşağı denge kurmaya çalıştı, Z kuşağı ise kendini korumayı öğreniyor.
Kimse yanlış yapmıyor aslında.
Hani başlangıçta dedik ya işte kuşak farkı, kuşak çatışması diye.
Aslında kimse yanlış yapmıyor.
Herkes doğduğu zamanın şartlarıyla elinden gelenin en iyisini yaptı.
O kadarını öğrenebildi.
O kadarını yapabildi.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
